Elazığ (Harput), Paleolitik
Çağdan (yontma taş) itibaren
çeşitli toplulukların yerleştiği
bir alan olmuştur.
Elazığ,
eski çağlardan bu yana bir çok
toplumun yerleştiği, farklı
kültürlerin geliştiği bir yer
olmuştur. Özellikle yöredeki
höyüklerde yapılan arkeolojik
kazılarda elde edilen kalıntı ve
buluntuların çeşitliliği,
köklü
bir tarihe ve kültür varlığına
sahip olduğunu göstermektedir.
Elazığ yöresindeki ilk
arkeolojik araştırmalara 1945
yılında başlanmış ve belirli
aralıklarla sürdürülmüştür.
Geniş çaplı arkeolojik araştırma
ve kazılara Keban Baraj Gölü
altında kalacak olan yerleşim
alanlarının kurtarılması
amacıyla 1960’larda
başlanmıştır. Doğu Anadolu’nun
kültür tarihini aydınlatan Ağın,
Kalaycık, Aşvan, Boytepe,
Fatmalı-Kalecik, Kaşpınar,
Haraba, Han İbrahim Şah,
Korucutepe, Norşuntepe, Tepecik,
Tülintepe, Körtepe, Değirmentepe
kazıları yöredeki ilk yerleşimin
Paleolitik Çağda başladığını
göstermiştir. Ayrıca yöre tarihi
ile ilgili ilk yazılı bilgiler
de Hitit ve Asur tabletlerinden
öğrenilmiştir. O yıllarda Harput
önemli bir yerleşim merkezi
idi.
M.Ö. XIX. yüzyılda bulunan
Asurlular’a ait çivi yazılı
tabletlerde rastlanılan Karpata
isminin eski Elazığ olan Harput
ile bağlantılı olduğu
sanılmaktadır. M.Ö.XIII.yüzyıla
tarihlendirilen Hitit dilindeki
çivi yazılı bir tablette Harput,
Harputtaş olarak adlandırılmış
ve Harputtaş, Harziuna ülkesinin
dört şehrinden birisi olarak
gösterilmiştir. Prof.Bossert,
Hitit tabletlerinde ismi geçen
Harputtaş’ın bugünkü Harput’un
olduğunu ileri sürmüştür.
M.Ö.IX. ve VIII. yüzyıl Hitit
kitabelerinde de Harput’un ismi
Harputtavanas olarak
geçmektedir. M.Ö.900-650
yıllarında Urartular Harput’a
Supanı adını vermişlerdir. Os
manlı
Döneminde bu kente Mezra ismi
verilmiş, Sultan Abdülaziz
zamanında yapılan imar
çalışmalarından sonra Sultan
Abdülaziz’in yaptırmış olduğu
yeni binalardan ötürü Mamuretul
Aziz (Sultan Aziz’in mamur
ettiği yer) ismi yakıştırılmış,
sonradan bu isim halk arasında
Elaziz’e, ardından da Elazığ’a
dönüşmüştür.
Elazığ-Harput yöresinde XX.yüzyılın
ikinci yarısında başlayan,
İstanbul Üniversitesinin yaptığı
kazılarda yörenin ilk halkının
Hurriler olduğu açıklık
kazanmıştır. Burada ele geçen
tabletlerden öğrenildiğine göre,
Hurriler Güneydoğu Anadolu’nun
büyük bir bölümüne yayılmış,
M.Ö.II bin yılının sonlarında
kuvvetlenerek ırkdaşları Subar
Beyleri’ni de egemenlikleri
altına alarak, sınırlarını
genişletmişlerdir. Hurriler den
sonra bölge Hititlerin
hakimiyeti altına geçmiştir.
Urartuların bölgeye egemen
oldukları M.Ö.IX. yüzyıla
tarihlendirilen kitabelerden
Palu, Kömürhan ve Bağın’da da
aynı döneme tarihlenen eserlerle
karşılaşılmıştır. Bunlardan
günümüze ulaşan Harput Kalesinin
de Urartular zamanında yapıldığı
anlaşılmaktadır. M.Ö.VII.
yüzyıllar da bölgeye Medler
hakim olmuş, onları Persler
izlemiş ve yöre Pers
Satraplarınca yönetilmiştir.
Büyük İskender’in Anadolu’ya
egemen olmasından sonra
İskender’e yenik düşen Pers
ordusu bölgeden çekilmiş ve
hakimiyet tamamen Helenlere
geçmiştir. Bununla beraber
Perslerle olan mücadele hiçbir
zaman sona ermemiş, çatışmalar
daha sonraki dönemlerde
Romalılara kadar da uzanmıştır.
Bizans döneminde ise Fırat’ın
batısı Bizans, doğusu Sasaniler,
hakimiyetine girmiştir.
M.S.I.-III.yüzyıllarda
Harput’a hakim olan Romalılar
,madencilikte ileri olup yörede
maden işletmeleri kurmuşlardır.
Sasaniler’le Bizanslılar
arasında zaman zaman el
değiştiren Harput , VII.yüzyılın
ortalarında Bizanslıların
egemenliğine, daha sonra da
H.z.Ömer zamanında Arapların
hakimiyetine girmiştir.
X.yüzyılda ikinci defa Harput’u
ele geçiren Bizanslılar burada
bir vilayet teşkilatı
kurmuşlardır. Harput ve çevresi
1071 yılında kazanılan Malazgirt
savaşından sonra 1085 yılında
Türklerin eline geçmiştir.
Yöredeki İlk Türk egemenliği
Çubukoğulları ile başlamış,
Harput’a Türkmen boyları
yerleştirilmiş ve kent
onarılmıştır. Artukoğulları
Harput’ta 1113-1234 yıllarında
hakimiyet kurmuşlardır.
Artuklular döneminde Harput bir
bilim, kültür, sanat ve ticaret
merkezi haline gelmiştir.
Anadolu Selçuklu hükümdarı
Alaaddin Keykubat ,Artukluların
egemenliğine son vererek
Harput’a egemen olmuştur.
Selçuklular zayıfladıktan sonra
Harput’a, Moğol akınları
başlamış ve Artuklu ve Selçuklu
kültür birikimlerini de önemli
ölçüde tahrip etmişlerdir.
İlhanlılardan sonra Harput’a
1339 yıllarında başlayıp 1465
yılına kadar sürecek olan
Dulkadiroğulları dönemi
başlamıştır. Harput ve yöresi
2465’te Akkoyunluların eline
geçmiş, bu dönemde Harput’ta
sikke basılmış, kültür, sanat ve
bilim alanında büyük gelişim
göstermiş, çok sayıda din adamı
,bilim adamı ve sanatkar
yetişmiştir. Harput 1507 yılında
Safaviler’in eline geçmiş, Yavuz
Sultan Selim tarafından 1515’te
Osmanlı Devleti topraklarına
katılmıştır.