Erzincan,
Kemah İlçesinde bulunan Kemah Kalesi, Kemah Boğazına
bakan kayalık bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Bu
kalenin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin
olarak aydınlatılamamıştır.Ulaşımı son derece güç olan
bu kaleyi, çevreye hakim olabilmek için almaya
çalışmışlardır.
Eski dönemlerde bu kaleye “Gayri Kaabil-i Teshir
(alınamaz)” gözü ile bakılmıştır. Kaleye Ani, Brana,
Gamahha ve Berberi Zemin Kalesi isimleri verilmiştir.
Kalede Arşak krallarının ismi geçmesinden ötürü Hititler
zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Ancak bu iddialar da
kesinlik kazanamamıştır. Kemah Kalesinin bugünkü
kalıntıları Orta Çağdan kalmıştır. Yörenin XI.yüzyılda
Selçuklulardan Mengücek Bey tarafından ele geçirilmesi
ile birlikte kale de onların eline geçmiştir.
Bugünkü
durumuyla kale burçları ve duvarları büyük blok
taşlardan yapılmış beş köşeli bir yapıdır. Kale
700.000-800.000 m.lik bir alana yayılmıştır. Bu kadar
geniş bir alan içerisindeki kaleyi keskin uçurumlar
ayrıca doğal bir konuma getirmiştir. Ayrıca Fırat
Nehri’nin kuzey-batısındaki Tanasur Çayı da onları
tamamlamıştır. Kaleyi kuzey ve batıdan çevreleyen dağlık
alan da adeta ikinci bir sur konumundadır. Yavuz Sultan
Selim l515’de burasını ele geçirdikten sonra yeni bir
burç daha kaleye eklenmiştir. Kalenin en ilginç yönü
güneye bakan yönündeki üç katlı demirden yapılmış
kapısıdır. Ayrıca yontma kesme taşlardan yapılmış Kral
Kızı Kulesi de üzerinde durulacak bir eserdir. Kapının
bulunduğu alanda ikinci bir sur bulunmakta olup bunlar
meyilli bir şekilde aşağıya doğru inmektedir. Kalenin
doğusunda Fırat Nehri’ne inen tüneller bulunmaktadır.
Ancak bunlar günümüze harap ve özelliğini yitirmiş
olarak gelebilmişlerdir. İç kalede Osmanlı döneminde bir
mahalle kurulmuş, burada 60 ev yapılmıştır. Buna bir de
mescit eklenmiş, günümüze yalnızca 3 m. yüksekliğinde
minare kalıntısı ile bazı evlerin temel kalıntıları
gelebilmiştir. Kaleyi ikiye ayıran iç surun kalıntıları
dikkati çekmektedir.
XVI. yüzyıl ortalarına kadar stratejik önemini
koruyabilen Kemah Kalesi için Hoca Saadettin Efendi;
“ Kemah Kalesi ki, gök
kubbeye ulaşmış bir ulu sarayı andırır. Kuleleriyse
yıldızlarla başa baştır. Feleklere değen bir dağ üzerine
sağlamca oturmuş olup, yücelikte başı göğe ermiş ve
bağlar, bostanlarla çevrilmiştir. Eteğinden derin bir
dere akar ki, hayal ipiyle bile ol derenin dibine inmek
bir boş hayaldir. Dibi o denli derin ki, uzaklık
tasavvuru bile bunda noksan kalır. Ne hisarının ucuna
akıl merdivenleriyle çıkmak mümkün, ne de eteklerindeki
derenin dibine zannın adımlarıyla inmek düşünülebilir.
Bir iri kayanın düzü tek parça
Hisardan yanıysa daracık bir gemi
İnce uzun bir dev eteklerinde
Daracık sanılır geniş meydanı
Bahçeleri kıyısından hep Fırat Akar
Cenneti andırır, hem cana can katar.” Demektedir.
Yavuz
Sultan Selim, Kemah Kalesi’nin ele geçirdikten sonra,
bununla ilgili olarak oğlu Şehzade Süleyman’a (Kanuni
Sultan Süleyman) yazdığı Cemaziyelevvel ortası 921
(1515)
“Sahibi olduğum saltanat tacının ve memleketimin
kıymetli şehzadesi, yüksek hilafet incisi oğlum Süleyman
Şah: Bu fermanı alınca bilmiş ol ki, bu senenin (Rebiyülaharının
5 i) 19 Mayıs 1515 Cumartesi günü Kemah üzerine yürüdüm.
Her taraftan ejder ağızlı toplarımla gök gürültülü ve
yıldırımlar gibi ateş açarak kale bedenlerini dövdürdüm.
Kale içindekilerin başına kıyamet alametleri gibi ateş
yağınca, muharebe etmekten bile aciz kalarak
sersemlediler. Askerlerim hiç telaşsız hücum ederek kale
burçlarına çıkıp İslam bayrağını diktiler. İkindiye
yakın fetih tamamlanarak kötülerin başı kesildi. Kale
içindeki ehli İslam malum olduğundan, dinsizlerden
temizlendi. Kale beyi ve dizdarlar tayin edildi.”
Yavuz Sultan Selim’in kaleyi ele geçirdikten sonra
buraya koydurduğu kitabe günümüze ulaşamamıştır.Bu
kitabenin Kemah’daki bir evin duvarında bulunduğu ve
köşe taşı olarak kullanıldığı söylenmektedir.
Evliya Çelebi de Kemah Kalesi için şunları yazmıştır:
“Kale
eski kayserlerden biri tarafından yaptırılmıştır. Sonra
Uzun Hasan’ın eline geçmiş ve Timur muhasarasına
uğramışsa da dayanmıştır. Sonra 1.Selim şehzadeliği
sırasında Trabzon’da iken bir yolunu bularak bu kaleyi
fethedip içine asker koymuştur. Sonraları Şah İsmail
isyan ederek bu kaleyi ele geçirmiştir. Sonra Sultan
Selim tahta geçince ilkönce Acem’e savaş açmış,kalabalık
bir askerle Anadolu içinden gelip Kemah kalesini
kuşatmış ve fethetmiştir. Kalenin Yapısı:Beşgen
şeklinde, Şeddadi tarzda yapılmış büyük süslü ve güzel
bir kaledir. Burç ve duvarları büyük taşlarla
yapılmıştır. Erzurum sınırında eşi benzeri yoktur. Ama
Fırat nehrine aşırı havalesi vardır amma ondan zarar
gelmez. Kıbleye bakan bir kapısıyla ondan içeri iki kat
kapısı vardır. Üçü de değerli taşlarla bezenmiş,
dayanıklı demir kapılardır. İlk kapının iç yüzünde sağ
ve solda ikişer tunç top vardır. Boyları 27’şer karış
olup, üç kantar ağırlığında gülle atarlar. Tuhaftır ki,
böyle ağır, acayip, kalkıp inmesi zor topları, bu yalçın
kaya üzerine nasıl çıkarıp da koymuşlar? İçerdeki
padişah katının kapısı üzerinde bir pehlivan gürzü
(eskiden silah olarak kullanılan uzun saplı, büyük demir
topuz) bir ok ve Hz. Ali’nin yayı asılmıştır.
İç
kalede toprak örtülü 600 kadar ev vardır; dar alanda
yapılmış bağsız bahçesiz evlerdir. İçerisinde Kara
Yakupoğlu’nun, İbrahim Çelebi’nin evlerinden başka
bahçeli ev yoktur. Kale içinde kullanılmaz boş arazi
çoktur. Hatta boş olan yerlerde 5 buğday ambarı var. İçi
Selim Han’dan beri pirinç çeltiği ve darıyla doludur.
Gören,bugün harmandan getirilmiş sanır. Kuşatmada asker
bununla idare ederdi. Bu iç kalede 11 mihrap vardır. Üçü
camidir. Kale kapısından sonraki Bey Cami çok büyük ve
eski tarzdadır. Bir kagir minaresi vardır. Bunun
dışındakiler tahta minareli olup diğerleri minaresiz
mescitlerdir. Kalenin kuzeyinde Şehitler kalesi üstünde
büyük küçük 32 adet top vardır. Kapının aşağısından ta
nehre kadar inen kayadan kesme su yolu vardır. Kuşatmada
oradan su alıp susuzluğu giderirler. Aşağıdaki birbirine
yakın üç su sarnıcı vardır. Birisi ab-ı hayat , biri
güherçileli su, diğeri tuzlu sudur. Bu şehrin de
güzelleri dünya güzelleridir.”
Pekeriç Kalesi
Erzincan’ın Tercan ilçesi Çadırkaya
beldesinde bulunan Pekeriç kalesi, yaklaşık
100 m. yüksekliğinde doğal bir kayadan
meydana gelmiştir. Kayaların oyulması ile
odalar, merdivenler ve sarnıçlar
yapılmıştır.
Kaleye ait
surlardan günümüze çok az kalıntı
gelebilmiştir. Ancak günümüze gelebilen
kalıntılar kalenin tarihi konusunda
aydınlatıcı bir bilgi veremediğinden ötürü
tarihleme yapılamamaktadır.