Arkeoloji ;
"Eski kültür ve uygarlıkları, onlardan kalan maddi
kalıntıları açısından inceleyen; yer ve zamanını saptamakla
uğraşan bir bilimdir".
Arkeoloji Nedir?
Arkeoloji bir bilim dalı olarak, XIX. yüzyıldan beri kendi içinde
tarihsel gelişim ve değişim
geçirerek, diğer bilim dalları arasında
yerini almıştır. Eski toplumların bütün yapıp etmeleri (beslenme
tarzları, ürettikleri ürünler, savaşları...) maddi kalıntıları, maddi
kalıntılara bağlı olarak ilişkileri... vb. arkeolojinin konusunu
oluşturur. Bu yüzden arkeolojinin uğraştığı, ele aldığı bütün sorular
ve sorunlara "arkeolojik metin" diyebiliriz. Eski Yunanca’nın ‘‘Arkhaios’’
(= eski ) ve ‘’Logos’’ (=bilim) kelimelerinden türetilmiş olan
arkeoloji kelime olarak (Osmanlıca ‘’ Atikiyat’’) ‘’Eskinin Bilimi’’
anlamına gelirse de diğer bütün bilim dallarının kaynağı ‘’anası ‘’
durumundadır.
O halde öncelikle arkeolojik bir metnin yorumlanmasının ne olup
olmadığı ve arkeolojik yorumlamanın niteliğini incelememiz
gerekmektedir. Arkeologun arkeolojik metinle arasındaki tarihsel
uçurumun varlığı, yorumu kaçınılmaz bir hale getirir. Ama hemen
belirtmemiz gerekir ki; yorum sadece tamamlanmamış parçaları
tamamlamak için yapılan bir uygulama değildir. Yorum; arkeolojik metni
anlamlandıran, metnin konuşmasına kulak veren ve ona katılan bir
uygulamadır. Öte yandan en betimleyici, işlevsel açıklamalar bile
belirli bir zihinsel işlemden (çeviri, analoji, düzenleme,
sınıflama...) geçtiğinden dolayı yorumlamanın kaçınılmaz olduğu
söylenebilir. Yorumlamada bizim "görme ve algılama" biçimimiz,
yargılarımız önemli rol oynar. Böylelikle yorumlamanın epistemolojik
yönüne değinmiş oluruz. Yorumun kendine ait işleyişi ve yasası vardır.
Bir arkeolojik metne uygulanırken de bunlar işlemeye devam eder.
Örneğin; bir çanak-çömlek parçası bulduğumuzda bunun öküzlere takılıp
toprağı eşmekte kullanıldığını söyleyemeyiz.( Bu konuda daha fazla
bilgi için bkz. ECO, U., 1996, Yorum-Aşırı Yorum, Can Yay., İst.)
Arkeolojik yorumlamayı eşsüremli ve artsüremli yorumlama olarak
inceleyebiliriz. Eşsüremli yorumlama; içine betimlemeyi-açıklamayı da
alarak arkeolojik buluntu öğelerin kendi içinde gelişimsel, değişimsel
ve ilişkisel düzeylerini yorumlama uygulamasıdır. Artsüremli
yorumlama ise; arkeolojik bir metnin yöntembilimsel-kuramsal olarak
diğer bilim dallarının yardımıyla yorumlamaya girişme çabasıdır. Bugün
jeomorfolojiden antropolojiye kadar birçok bilim dalları arkeolojiye
yardım etmekte. Tüm bu bilim dallarının yardımından elde edilmeye
çalışılan amaçsa, arkeologun arkeolojik bir metni daha sağlam
verilerle yorumlamaya girişmesi olabilir.
Yoruma bir katkı sağlayabileceğini düşündüğümüz dilin tanıklığına
değinelim: Ferdinand de Saussure, dilin, insanbilime, tarihöncesi
bilimine pek de aydınlatıcı bilgiler sağladığına inanmaz: "...Dil
ortaklığına bakarak kan birliği bulunduğu sonucuna varılabileceği, bir
dil ailesinin insanbilimsel bir aileye denk düştüğünü sanmak yanılgı
olur..."
Farklı toplumların aynı dili konuştukları, farklı dillerin aynı toplum
içinde konuşulduğu tarihsel bir olgu olarak gözlemlenebilir. Ayrıca
dilin türsel özelliği olan morfo-sentaksına bakarak, toplumun
nesneleri düzenleyiş biçimini ve sıralayışını öğrenemeyiz. Latince,
Grekçe gibi belirli bir söz dizim kuralı olmayan dilleri konuşan
toplumların, nesneleri gelişigüzel düzenlediğini, nesnelerin
gelişimsel ve değişimsel durumlarının bu yönde ilerlediğini
söyleyemeyiz. Dil söz konusu olduğunda paradoks gibi görünen durumlar
ortaya çıkar. Mircea Eliede eski toplumlarda Üretim araç ve
gereçlerinin kullanımını kısaca nesnelere ilişkin tutumun "mitler"
aracılığıyla yani dil sayesinde aktarıldığını söyler. aynı biçimde
Vladimir Propp folklorun gerçeklikten kaynaklandığını ve bir "gerçek"
olduğunu belirtir. Dil belirli bir yoruma ulaştığında nesnelere
ilişkin tutum ve davranışın aktarıcısı olur. Gerçekten de bugünkü
tüketim mantığımızın, nesnelere bakış açımızı değiştirmediğini
söylemek saçma olurdu. Tüm bunlardan çıkan sonuç; arkeolojik bir
metnin çok bilinmeyenli denklem gibi olduğu, konuya nasıl bakarsak
bakalım bazı öğelerin karanlıkta kaldığını söyleyebiliriz. Zaten
arkeoloji bu karanlık noktaları aydınlatmak için kazmıyor mu?
Hans
George Gadamer'in hayatı boyunca cevap aradığı "Bir metni anlamak ne
demektir?" sorusunu, biz "Bir arkeolojik metni anlamak ne demektir?"
şeklinde tekrar sorabiliriz. Soruya başladığımız yer, arkeolojinin
toprağa ilk çapa vurduğu yerle aynı. (12. de Saussure, F., Genel
Dilbilim Dersleri, (çev. Berke Vardar.), Birey Toplum Yay., İstanbul,
s. 245.)

ARKEOLOG
NEDİR?
MESLEK TANIMI:İnsanın
dünya üzerinde görülmesinden Ortaçağa kadar geçen süreç içinde insana
ilişkin her türlü kalıntı ve buluntuyu, doğal çevre ile insan
arasındaki ilişkileri, yüzey, sualtı araştırmaları ve kazılarla ortaya
çıkaran, inceleyen, değerlendiren ve koruyan kişidir.

GÖREVLERİ:
- Eski çağlardan
günümüze kalmış toprak veya su altındaki eserleri gün ışığına
çıkarmak için kazılar yapar,
- Kazılardan elde edilen eserleri temizler,
- Parça eserlerin yapıştırılmasını (konservasyon), bakım-onarım ve
restorasyonunu yapar, eserlerin kaydını tutar, korunmasını sağlar
ve halkın bilgisine sunar,
- Kültür Bakanlığında çalışması durumunda; kazılarda gözlemci
olarak görevlendirilebilir,
- Korunması gereken kültür ve tabiat varlıklarını saptar ve
kaydını tutar, bunlara yönelik koruma ve restorasyonlar konusunda
kararlar çıkarılmasını sağlar,
Çevresindeki antik kentlerin (ören yerlerinin) belirli aralıklarla
denetimini yapar. Ayrıca müzelerde çalışanlar kolleksiyoncuların
denetimini de yapar.

KULLANILAN ALET ve MAKİNALAR:
- Spatula (ucu
sivri küçük mala), kazma, kürek, el arabası, keski, su terazisi,
fırça, süpürge, fotoğraf makinesi, metre, ölçüm, çizim
araç-gereçleri, kimyasal maddeler, sondaj aletleri.
MESLEĞİN GEREKTİRDİĞİ ÖZELLİKLER
Arkeolog olmak
isteyenlerin;
- Tarih ve kültür konularına meraklı ve bu alanlarda başarılı,
- Açık havada çalışma yapmaktan hoşlanan,
- İyi bir gözlemci ve araştırıcı,
- Bedence sağlam,
- Normalin üstünde genel yeteneğe ve özellikle sözel düşünme ve
neden-sonuç ilişkisini ortaya çıkarabilme gücüne sahip,kimseler
olmaları gerekir.
ÇALIŞMA
ORTAMI ve KOŞULLARI:
Arkeologlar
görevlerine göre değişik ortamlarda çalışırlar. Araştırma yapan
arkeologlar, çoğunlukla okuyarak, yazarak görev yaparlar, yaz
aylarında kazı çalışmalarını açık havada yürütürler. Müzelerde
çalışanlar için çalışma ortamı temiz ve sessizdir. Bir kazıda ilginç
bir parçanın bulunması ve ait olduğu dönemin belirlenmesi uzun ve
zahmetli bir çaba sonucunda gerçekleşir ve bu durum kişiye büyük bir
mutluluk verir. Arkeologlar, eski çağ tarihçisi, heykeltıraş, mimar,
topoğraf, teknik ressam, fotoğrafçı, epigraf (yazıt okuyan kişi) gibi
meslek elemanlarıyla sürekli iletişim halinde çalışırlar.
 
ÇALIŞMA
ALANLARI ve İŞ BULMA OLANAKLARI:
Arkeologların çalıştıkları kuruluşlar; üniversiteler (öğretim
görevlisi veya araştırmacı olarak), Müzeler ve Anıtlar Genel
Müdürlüğü'ne bağlı çeşitli müzeler, kültür ve tabiat varlıklarını
koruma kurulları, özel müzeler, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Maden
Tetkik Arama Enstitüsüdür.
MESLEK
EĞİTİMİNİN VERİLDİĞİ YERLER:
Ülkemizde halen Akdeniz, Anadolu, Atatürk, Dicle, Mersin, Çanakkale
Onsekiz Mart, Selçuk ve Trakya Üniversitelerinde sadece Klasik
Arkeoloji Anabilim dalında; Hacettepe Üniversitesinde Protohistorya ve
Önasya Arkeolojisi Anabilim dalında; Ege Üniversitesinde Klasik
Arkeoloji, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim dallarında;
Ankara ve İstanbul Üniversitesinde de her üç anabilim dalında (Klasik
Arkeoloji, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi) eğitim verilmektedir.
Bilkent Üniversitesinde ise Arkeoloji ve Sanat Tarihi olarak iki bölüm
birleştirilmiştir. İlgili bölümlere liseden sonra Öğrenci Seçme ve
Yerleştirme Sınavı (ÖSYS) ve "Türkçe-Sosyal (TS)" puanı ile
girilebilir.
EĞİTİMİN
SÜRESİ ve İÇERİĞİ:
Mesleğin eğitim
süresi 4 yıldır.Arkeoloji alanında eğitim veren anabilim dallarının
birinci sınıfında, temel kavramlar ve terimler öğretilmektedir.
Arkeoloji alanında eğitim veren bu anabilim dallarının birinci
sınıfında temel kavramlar ve terimler öğretildikten sonra diğer
sınıflarda her anabilim dalı kendi konusu çerçevesinde insanlığın
sosyo-kültürel yapısını ve kültür ortam ilişkilerini işler. Klasik
arkeolojide Yunanca ve Latince öğretilmektedir. Dönem özelliklerinin
incelendiği heykel, seramik, mimari, tarihi coğrafya vb. dersler
verilmektedir.
MESLEKTE
İLERLEME:
- Lisans eğitimini
tamamlayan kişiler üniversitelerde görev almak isterlerse araştırma
görevlisi sınavında başarılı olmaları gerekir. Bu şekilde göreve
başlayan kişiler doktora derecesi aldıktan ve gerekli çalışmaları
tamamladıktan sonra yardımcı doçent, doçent ve profesör olarak
meslekte ilerleyebilirler.
- Meslek elemanları
belli bir alanda uzmanlaşabilirler. Bunlar; eski tunç çağı eserleri,
konservatör (yarım eserlerin yapıştırılması), sikke (numismat), arkaik
dönem heykeltıraşlığı, helenistik çağ mimarisi, seramik, vb.
alanlardır.Benzer Meslekler: Sanat tarihçisi, tarihçi.
BURS, KREDİ
ve ÜCRET DURUMU:
- Öğrenciler
üniversitelerin veya müzelerin yaz aylarında yapmış olduğu kazılara
katılırlarsa asgari ücret seviyesinde ücret alabilirler.
-Şartları uyan öğrenciler Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu'nun
sağlamış olduğu kredi ve yurt hizmetlerinden yararlanabilmektedirler.
Çeşitli kurum ve kuruluşlarca başarılı öğrencilere karşılıksız veya
mecburi hizmet karşılığı verilen burs olanağı da vardır.
-Eğitim sonrası teknik hizmetler sınıfında göreve başlarlarsa asgari
ücretin 3-3,5 katı dolayında maaş almaktadırlar.www.arkeolog.org.tr (
internet sayfasından yararlanılarak hazırlanmıştır)
YÜZEY ARAŞTIRMASI
Arama
bir arkeologun ilk işidir.Yeraltında bulunan eski kültür kalıntılarını
çıkarmada titiz bir çalışma yapmak gerekir. Arkeolojik yerleşmelerin
bulunması, belgelenmesi ve bunların herhangi bir kazı işlemine
başvurulmadan bilimsel yöntemlerle incelenmesi, toprak üstündeki
kalıntılarının elde edilip yorumlanmasına ‘’yüzey araştırması’’ denir.
Henüz bilinmeyen arkeolojik yerler, açık arazide yürüyerek yada araba
ile dolaşılarak bulunur. Amaçlı olarak yapılan bu araştırma,
arkeolojik yüzey araştırmasının gerekli bir bölümüdür ve çalışmanın
ilk basamağını oluşturur.
Esi
kayıtların ve yer adlarının incelenmesi, çoktandır unutulmuş yerlerin
yeniden bulunmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle eski ve yeni
yerlerin bir haritaya işlenmesi de arkeolojik araştırmanın gerekli bir
parçasıdır. Buda gerek arkeolojik merkezlerin normal topografik
haritalara işlenmesinde, gerekse belirli dönemlere özgü haritaların
hazırlanmasında çok yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Özellikle
insan elinden çıkan nesnelerin dağılımını gösteren haritalar
arkeolojik araştırmalarda birer anahtar niteliğindedir.
Hava
fotoğrafçılığının gelişmesi de yüzey araştırmasında önceleri yalnızca
araziye bağımlı olan arkeologa büyük bir kolaylık sağlamıştır. Hava
fotoğrafçılığının arkeolojik araştırmalarda kullanılması, I. Dünya
Savaşı sırasında askeri keşiflerin bir yan ürünü olarak başlamıştır.
II. Dünya Savaşında savaşan ülkelerin fotoğrafla haber alma
bölümlerinde daha çok arkeologların görev yaptığı izlenir.
Bugün
havadan çekilen fotoğraflarla her yıl yeni yeni arkeolojik yerleşme
yerleri saptanmaktadır. Bunların bir bölümü, sabahın erken saatlerinde
yada akşam üstü, yani özel ışık koşullarında daha iyi seçilebilen
yıkıntıların toprak üstünde daha iyi yer aldığı yerleşmelerdir. Ancak
büyük bir bölümü, yürüyerek yada araçla giderken gözle asla
seçilemeyecek yerler olup; sadece fotoğrafta toprak renginin yada
bitki yoğunluğunun değişmesi ile kendilerini belli eder.
Arkeolojik merkezleri saptama çalışması saptama çalışması olağan yüzey
araştırmaları ve havadan yapılan tarama ve fotoğraflama yöntemlerinden
başka yollarla da yürütülür. Çok basit bir yöntem toprağın
dövülmesidir. Böylelikle alttaki yapılar ve dip topraktaki
eşitsizlikler sese dayanarak bulunur. Dip sondalarıyla duvar ve
hendeklerin izini yakalama olanağı da vardır. Örneğin 1957’de Monte
Abbatone (İtalya) mezarlığındaki bir Etrüsk Mezarında denenen ‘’Nistri
Periskobu’’ zamanla büyük gelişme göstermiştir. Bu periskop bir mezar
odasına sokulmakta odanın duvarlarının ve oda içindeki eşyaların
fotoğrafları çekilebilmektedir.
Arkeolojik yüzey araştırmasında uygulanan bir diğer çağdaş yöntem ise,
arazinin elektrik iletkenliğinin ölçülmesine dayanır. Özellikle geniş
ölçekli petrol aramaları için geliştirilen bu yöntem, 1940’ların
sonlarında arkeologlarca kullanılmaya başlamış ve oldukça yararlı
sonuçlar alınmıştır.
Bir
başka teknik, magnetik arama yada jeofiziksel arama yöntemidir. Bu
yöntemle toprağın altındaki nesneler, yarattıkları magnetik sapmalara
göre bulunur. Proton magnetometresi gibi aygıtların kullanıldığı bu
yöntem ilk kez 1957-1958’lerde denenmiştir.Bir Amerikan araştırma
ekibi Sicilya’daki Sybaris’i bu yöntemle keşfetmiştir. Jeofiziksel
araştırma yöntemi Türkiye’dede arkeolojik amaçlarla ilk kez 1968’de,
Keban kazıları sırasında kullanılmıştır.
Toprak üstü arama-yüzey araştırması- çeşitli merkezler üzerinde
uygulanabilen bir yöntemdir. Uygulandığı yerlerden önde gelen
yerlerde; höyük, akropol, düz arazi yerleşimi, kurumuş nehir yatağı,
tümülüs ve nekropol’dür.
ERGİN İZCİLERİN ARKEOLOJİK ÇALIŞMA ALANLARI
1.Kazılar: Ergin izcilerin kazı ekibi içerisinde yer alabilmesi için
öncelikle hangi kazıda çalışacağının belirlenmesi ve ilgili kazı
başkanı ile gerekli görüşmelerin tamamlanmış olması gerekir. Bu
görüşmeler tamamlandıktan sonra Ergin İzciler kazı ekibine dahil
olabilir. Kazı yerinin kültür özelliklerine göre arkeologların
çoğunlukta olduğu bir kazı ekibi kurulur. Kazı başkanı tarafından
oluşturulacak ideal bir kazı ekibinde bulunması gerekli teknik
elemanlar şunlardır:
- Arkeologlar
- Mimar
- Epigraf
- Sanat Tarihçi
- Jeomorfolog
- Bizantolog
- Bakanlıkgörevlisi
Bu
bilimsel ekipten başka teknik hizmetlerle ilgili yardımcılar, mutfak
sorumlusu, şoför,kazı evi bekçisi ve mutemet de kazıda görev alır.
Ergin İzciler ilgi alanları doğrultusunda kazı başkanınca kendilerine
verilecek her türlü görevi yapabilirler.
2. Yüzey Araştırmaları: Ergin İzcilerin ülkemizdeki kültür
envanterinin sağlıklı oluşturulabilmesi adına yapabilecekleri en güzel
hizmet alanlarından biriside budur. Yapılan çevre gezileri esnasında
İzciler örnek olarak verilen formları yanlarında bulundurmalı,
kültürel dokuya duyarlı olabilmeleri için önceden eğitim almalı, ve bu
doğrultuda hazırlanacak formları köyde ise, köy tüzel kişiliklerine,
ilçede ise, kaymakamlıklara, ilde ise, valiliklere bildirmek sureti
ile bu alanda en güzel hizmeti vermiş olacaklardır.
TARİHİ KALINTI ARAŞTIRMA METODLARI
-YÜZEY ARASTIRMASI
: Yeraltında bulunan eski kültür kalıntılarını çıkarmada titiz bir
çalışma yapmak gerekir.Arkeolojik Yerleşmelerin bulunması,belgelenmesi
ve bunların herhangi bir kazı işlemine başvurulmadan bilimsel
yöntemlerle incelenmesi, toprak üstündeki kalıntılarının elde edilip
yorumlanmasına " yüzey araştırması " denir.Henüz bilinmeyen arkeolojik
yerler,açık arazide yürüyerek ya da araba ile dolaşılarak
bulunur.Amaçlı olarak yapılan bu araştırma, yüzey araştırmasının
gerekli bir bölümüdür ve çalışmanın ilk basamağını oluşturur.Toprak
üstü arama-yüzey araştırması- çeşitli merkezler üzerinde uygulanabilen
bir yöntemdir. Bunlar;höyük,akropol, düz arazi yerleşimi, kurumuş
nehir yatağı,Tümülüs ve nekropoldür..
1.HÖYÜK:Arapların "tell"
ya da "tal",Perslerin "tepe" diye adlandırdıkları höyükler,eski
yerleşmelerin yıkılması veya doğal tahribi sonrasında onların
kalıntılarıyla oluşmuş doğal olmayan tepeciklerdir.
İlk çağlarda insanlar henüz yerleşik düzende
yasamadıklarından,çoğunlukla da ağaç kovuklarında ve mağaralarda
barındıklarından höyüklere rastlanmaz.Ancak Neolitik çağdan itibaren
kurulan toprağa bağımlı yerleşmeler,çeşitli felaketlerle yıkılıp yok
olurlar;zamanla bunların düzeni tabii olarak bir toprak katmanıyla
kaplanır.Çoğu zaman da bu yıkıntının üzerine başka bir topluluk gelip
yerleşir;veya yıkılan kentin eski sahipleri şehri tekrar yeni bastan
imar ederler.Hep ayni yere gelip yerleşmesinin nedenleri
arasında,yörenin coğrafi özellikleri,iklim şartları ve toprak
verimliliği ile su durumu başta gelmektedir.
2.AKROPOL:"Akra"
(yüksek), "Polis" (şehir) kelimelerinden türetilmiş akropol, yüksek ve
savunulması kolay tepeler üzerinde kale anlamındadır.Bu kale içinde
yönetici krallığa ait çeşitli sosyal ve dinsel yapılar yer
alır.Akropol Kral’ın korunmasına ayrılmıştır;halk ise akropolün
eteğinde yaşamını sürdürür.
3.DÜZ ARAZI
YERLESMELERI:Düz yerleşmelerdeki asal özellik sur duvarlı
kalelerdir.Özellikle savunma amacıyla sağlam yapılı surlar ve yerleşme
olarak da tepe sırtları seçilmiştir.Akropol krallığı temsil ettiği
için halk daha çok ovadaki tarlaların bulunduğu düz arazide yasardı
4.KURUMUS NEHIR
YATAGI:Yöreye ait seramik ve benzeri tasınmış malzemeyi derleyebilmek,
ayrıca toprak altı tabanlaşma konusunda kısıtlı da olsa bir fikir
sahibi olmaya yönelik,yüzeyde yapılan araştırmaların bir bölümünü
kapsar.
5.TÜMÜLÜS:Bunlar
önemli kişilere,özellikle de kral ve prenslere ait mezar
yapılardır.Gerek Tümülüs,gerekse höyük diş görünüş olarak birer "yapay
tepecikten oluşmuştur.farklılık iç yapıdaki kuruluşlardır.Tümülüslerde
önce mezar odası düz bir alan üzerine inşa edilir.Daha sonra üzeri
kapatılarak dev bir toprak yığınıyla örtülür.Bu yapı tarzıyla hem
mezarın yeri bir tepecikle belirlenmiş olur,hem de mezar odası
soyguncuların dıştan gelecek tehlikelere karsı korunmuş olur.Örnek
olarak,Frigler'in "Midas’ın Mezarı" diye anılan Gordion Büyük
Tümülüs'ü gösterilebilir.Anadolu'da Tümülüslerin en yoğun rastlandığı
yöre ise Lydia’dır.
6.NEKROPOL:Yüzey
araştırmasının yapibilecegi bir diğer saha ise nekropollerdir." Nekro"
(ölüler) ve "Polis" (şehir) kelimelerinden türetilmiş nekropol
mezarlıkları kapsar.Genellikle kent dışında,bazen de ana kapının hemen
yakinin da yer alırlar;Assos ve Termessos'ta olduğu gibi.
-
BULMA : Araştırmacı,yüzeyde yaptığı çalışmalar sonucunda bazı verileri
toplar.Bunların basında seramik eşya,kirik çanak-çömlek
parçaları;küçük buluntularla sikkeler ve süs malzemesi gelir.Seramik
eşya kırıldıktan sonra bir daha kullanılmadığı için,ayrıca hemen her
yerleşimde bol miktarda ele geçmesi dolayısıyla geçmiş kültürlere ait
ipuçları bulmada büyük önem taşır. Arkeologun yüzey araştırması
sonucunda elde edebildiği bulgular değerlendirilir ve sonuçta,ilgili
yerleşimde kazıya gerek olup olmadığına karar verilir.Eğer Araştırılan
sahada seramik bulgu yoksa,bu orada kazı yapılamaz anlamına da
kesinlikle gelmez.Bazen bir sikke,bazen de bir mühür ya da yazıt
parçası bile oranın önemini göstermeye yeterlidir.
|