Ana Sayfa Antik Sikkeler Antik Eserler Antik Kentler Hitit Kentleri Arkeoloji Sanat Tarihi Forum
Arkeoloji Konuları   Arkeoloji,  Gizem Kütleri,  Antropoloji,  Arkeobotanik,  Arkeometri,  Archeology,  Mystrey Cults
 

Arkeoloji ; "Eski kültür ve uygarlıkları, onlardan kalan maddi kalıntıları açısından inceleyen; yer ve zamanını saptamakla uğraşan bir bilimdir".

Antik Gizemler

İlkin, sayfamızda yer alan resme bir göz atın ve size neler çağrıştırdığını düşünün. sonra da, hiçbir önyargıya kapılmadan, ejiptoloji uzmanlarının bu resimde yer alan kabartmanın içerdiği figürlere ilişkin açıklamalarını okuyun. Oxford Üniversitesi Ashmoleum Müzesi uzmanlarından Dr. John Harris, Yukarı Mısır'ın ünlü kenti Dendera'daki Hathor tapınağında bulunan bu kabartma için şunları söylüyor: 

"Resimde gördüğünüz büyük objeler, 'yılantaşı' olarak bilinen dini anlama sahip taşlardır, üzerlerindeki yılan resimleri de bunu vurguluyor. Bu nesneler, bir tür tapınak bekçileridir. aynı obeliskler ya da sütunlar gibi. Burada yer alan tasvir, Horus'un 'iki ülkenin birleştiricisi' unvanına gönderme yapmaktadır ve buna ilişkin destekleyici verileri yanlardaki hiyerogliflerde de bulabilirsiniz. Bu objelere destek olarak kullanılan diğer nesneler, 'djed sütunları' denen ve istikrarın simgesi olan yapılardır. Dendera kentinde, sanatla ve yılanlarla ilişkili mitolojik bir kişilik olan Harsomsus'a bağlanan güçlü bir 'yılan kültü' vardır. Dolayısıyla bu kabartmayı yapan sanatçının hem Harsomsus hem de Horus ile ilgili mitolojik verileri bildiğini söyleyebiliriz." 

gizem antikEvet, Dendera'nın gizemli dehlizlerinden birinde yer alan bu kabartma resimle ilgili ortodoks ejiptolojinin, son derece kendinden emin bir biçimde yaptığı açıklama böyle. Şimdi içimiz rahat edebilir mi? Resimdeki "muhafız"ların birer "yılantaşı" tuttuklarını; bu yılanların Mısır'da ve Dendera'da bilinen çok eski bir "yılan kültü" ile ilişkili olduğunu; Yukarı ve Aşağı Mısır'ın hakimi, Osiris'in oğlu Horus'un ışığıyla bu yılantaşlarının tapınağın koruyucusu olarak betimlendiklerini bilmek, bütün soru işaretlerini gideriyor mu? Ejiptolojinin "net bulgu" olarak ortaya sürdüğü neredeyse her şeyde olduğu gibi, burada da yanıtımız evet olamıyor. Bir başka ortodoks uzmanı dinleyelim: 

"Ne olabilir ki? Elbette o geniş ve yayvan objeler birer yılantaşı. Üzerlerindeki yılan figürü de bunu açıkça söylüyor. Muhafızın eline yakın olan yerdeki bağlantı noktası da, yine Mısır'ın dini-mitolojik kültlerinde önem taşıyan lotus çiçeğinin taç kısmı. Destek objeleri, djed sütunları ve bu sütunları yılantaşlarına bağlayanlar da, kültün simgesi olan yılanlar. Ne bulmayı umuyorsunuz burada?" 

Bazen algıyla olgu birbirini tutmayabiliyor işte. Ejiptologların "olgu" diye önümüze sürdükleri dini ve mitolojik verilere (aslında "varsayım"lara) dayalı bu açıklama, resme baktığımızda algıladıklarımızın bir hayli uzağında kalıyor. Şimdi bir daha gözlerimizi Dendera'daki bu ilginç kabartmaya çevirelim ve bu kez, elektrik mühendislerinin söylediklerini dinleyelim: 

"Eğer bu resmin binlerce yıl öncesinin Mısır'ından olduğunu bilmesem, bir jeneratöre ya da kondansatöre bağlı güçlü ampuller yardımıyla meydanı aydınlatan iki muhafızın resmedildiğini düşünürdüm. Şaşılacak şey, bu resim hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde, yapan ressamın ampullerden ve elektrikten haberdar olduğunu gösteriyor." Ivan Troeng, İsveçli bir bilim adamı ve ejiptolojiye ilişkin bilgisi yok denecek kadar az. Resmi gördüğünde düşünmeden bir tek şey söylüyor: "Bunu tartışacak bir şey yok, bu yüksek gerilim izolatörlerine bağlı büyük elektrik ampullerini gösteriyor." 

Dendera'daki bu resimler, yıllardan beri ortodoks ejiptoloji çevreleriyle "amatörler" olarak nitelenen araştırmacılar arasında tartışılıyor. Bu tartışmaların yer yer çok sertleştiğini de söyleyebiliriz. Elimizde, iki garip açıklama var. Birincisi, "işi bilen"lerin, yani Eski Mısır kültürüne vakıf olduğu düşünülen bilim adamlarının, algılarla açıkça çelişen ve bu algıları deforme eden "dini-mitolojik" açıklamaları. Diğeriyse, Eski Mısır'ı ejiptologlar kadar iyi bilmediği varsayılan araştırmacıların, belleğimizdeki tarih yapılanmasına açıktan açığa ters düşen "elektrik lambası" yorumu. Hangisine yakın olmalıyız? 

İki boyutlu çizimler çoğu kez aldatıcı olabilir. Sanatçının yansıtamadığı perspektif nedeniyle, bazı şeyleri yanılsamalar içinde algılayabiliriz. Bu nedenle, ejiptologların açıklamalrından başlayalım işe, çünkü en azından, kabartmanın bulunduğu bölgeye ilişkin bilgileri, elbette çok fazla. Araştırdıkları ve bir bilim disiplini haline getirdikleri Eski Mısır'ı iyi tanıyorlar ve bize "makul" görünebilecek bir destek noktası sunuyorlar: Horus simgesiyle bağdaştırılmış, yaygın bir yılan kültü ve bu kültün güç simgesi olan "yılantaşı". Bunun yanı sıra, bir de "lotus çiçeği"nin Mısır'da içerdiği anlam var. Belki "bilimin sesi"ne kulak vermekte yarar olabilir. 

Eski Mısır'ın betimleme alışkanlıklarıyla ilgili olarak bizzat ejiptologların bize öğrettiği bir olgu var: Simgesel anlatımlar, "serbest üslup" benzeri bir lükse sahip değiller. Her simgenin ve bunları içeren sahnenin, "usulünce" yapılması gerekiyor. Bundan daha net olan bir "ilke"den daha söz etmekte yarar olabilir: Eski Mısır'ın sanatçıları, verilmek istenen mesajı olabildiğince az bir alan kullanarak net bir biçimde sergilemeyi yeğlerler. Anlaşılmazlıklardan, "muallak" imgelerden dikkatle uzak dururlar. Oysa burada, Dendera'daki bu ilginç kabartmada, bilinen bu ilkelerin yerle bir edildiğini görüyoruz - eğer ejiptologların haklı olduğunu varsayarsak tabii. Birincisi, Mısır'ın en güçlü "birleştirici simge"lerinden biri olan Horus'un resimdeki büyüklüğü. Osiris ve İsis'in oğlu, Mısır yönetsel kültündeki en güçlü tanrısal kişiliklerden biri olan Horus, hiçbir Mısır kabartmasında "sıradan" insanlardan, hele muhafızlardan daha küçük çizilmez. Elimizdeki resimdeyse, "yılantaşı" olduğu varsayılan objeleri taşıyan insanlar, Horus'a göre abartılı biçimde daha iri. Bu durumda bu iki "görevli"nin yarı tanrısal niteliğe sahip varlıklar olduğunu mu varsaymalıyız? Ama Mısır kültüne "Neterler" olarak geçen bu ilahi varlıklar bile Horus'un yalnızca "izleyicileri"dir ve elbette ondan daha küçüktür. Böyle bir orantı hatasına Mısır'da rastlayamazsınız. Hele bu denli birincil değere sahip bir tapınakta. 

Diğer yandan, resimde en sağda görülen, elinde kesici bir cisim taşımakta olan "Maymun tanrı", bütün figürlerin en büyüğüdür; yani "muhafız"lardan bile büyük. Maymun'un Eski Mısır'da bilgelik tanrısı Thoth ile simgelendiğini biliyoruz. Bu, ülkedeki belli bir değişimin de vurgulanmasıdır ayrıca. Mısır'ın kurucu, yaratıcı, koruyucu tanrısı, büyük Ptah, yaklaşık İ.Ö 2000 dolaylarında yerini ve yetkisini Thoth'a bırakmış görünür. Söz konusu resimdeki Thoth figürünün duruşu ve bütün o semboller arasındaki yeri, bazı görüşlere göre belli bir "tehlike"ye işaret etmektedir. Biraz daha ileri götürürsek, sanki Thoth, muhafız-rahiplerin elindeki "yılantaşı" denen cisimlerin içerdiği potansiyel tehlikeye de dikkat çekmektedir. O yılantaşları ki, resimde Horus'tan bile büyük çizilmişlerdir. 

Şimdi, belki de Yukarı Mısır dini-mitolojik birikimi içinde ejiptologların sözünü ettiği "yılan kültü"nü ve bununla bağdaştırdıkları "yılantaşı"nı sorgulamanın zamanı gelmiştir diyebiliriz. Gerçekten de yılanın bir simge ve mitolojik varlık olarak (çoğu Antik uygarlıkta olduğu gibi) Mısır'da da güçlü biçimde vurgulandığını söyleyebiliriz. yılanın bir unsur olarak içinde barındığı ve hatta ilk sıralardaki unsur olarak belirdiği yerel kültlere de sık sık rastlarız; bunların bazıları da gerçekten Yukarı Mısır'da, Dendera'nın da içinde bulunduğu Abydos, Edfu, Esna gibi birkaç kentte yaşamışlardır. Ne var ki, ejiptologların "yılantaşı" olarak yorumladıkları simgesel totemin elimizdeki resimde olduğu gibi resmedildiği başka bir tek örnek yoktur koca Mısır'da. Dahası, "yılantaşı"nın bu denli ön plana alınıp bir betimlemenin merkezine oturmasını sağlayacak denli birincil bir unsur olduğunu gösterecek herhangi bir belgeye de rastlayamazsınız. Her nedense, ejiptologların ağız birliği içinde "yılan kültünün simgesi, yılantaşı" olarak açıkladıkları figürler, Dendera'daki Hathor tapınağının bodrumundaki bu kabartma dışında başka hiçbir yerde böylesi bir betimlemeyle karşımıza çıkmazlar. O halde başka örneği olmayan bir resmi nasıl oluyor da bu denli kendilerinden emin biçimde "yılantaşı" olarak yorumlayabiliyorlar? Yanıt basit: Çünkü ellerinde, ortodoks görüşle örtüşen başka bir yanıt yok. 

Söz konusu şekillerin içindeki yılan figürünün yerleşim biçimi, yalnızca "mitolojik" bir veriyi mi açıklıyor acaba? Antik Çağ uygarlıklarına biraz aşina olan biri, bundan dört bin yıl öncesine dek din ve bilim kavramlarının birbirinden ayrışmamış olduğunu bilir. Bir tek "bilgelik" vardır ortada: Evreni açıklamak için geliştirilmiş gözlem ve bilgi birikimine dayalı bir bilgelik. Bunun yürütücülerine yakıştırılan "rahip" nitelemesi, bulguları elde eden hıristiyan kültürünün bakış açısı doğrultusunda seçilmiş bir sözcüktür - yoksa bugün bizim kullandığımız biçimiyle "dünyevi olmayan işlerin adamı" anlamında bir rahip fonksiyonuna hiçbir antik kültürde rastlamazsınız. Aynı biçimde, "din" kavramı da bugün bizim algıladığımız biçimiyle varolmamış; yani "bilgi" ile "inanç" benzeri bir karşıtlık çok uzun süre eski toplumlarda varolmamıştır. Ancak bugün dünyaya egemen olan semavi dinlerin 2500 yıl içinde oluşturduğu bakış açısıyla "inanç" denen dayanaksız, deneysiz, gözlemsiz bir "kabullenme" sistemi egemen olmuştur insanların belleklerinde. 4000 yıl öncesinin Mısır'ında ve Mezopotamya'sındaysa "bilgelik" vardır; yalnızca edinmek için çabalayanların sahip olabileceği bir bilgelik. 

Bu durumda, elimizdeki resme dini imgeler yakıştırılmasını yalnızca tektanrılı dinlerin pagan kültürlere yönelik küçümseyici bakış açısının bir sonucu olarak değerlendirebiliriz. Bilim adamı bile olsalar, ondokuzuncu yüzyılın sonunda ejiptolojiyi oluşturanlar hıristiyandı ve kendi dinlerinden çok daha önce varolmuş bir uygarlığın sahip olacağı bilgelik onlar için "ilkel" ve "pagan" olmaktan kurtulamazdı hiçbir biçimde. Bu yaklaşım, Gaston Maspero, W. Flinders Petrie gibi öncü ejiptologlarca geliştirilen ve bugün Mark Lehner - Zahi Hawass ikilisinin elinde somutlaşan ortodoks ejiptolojiye yüz yılı aşkın bir süredir egemen olmuştur. Söz konusu ekol, ancak "mitolojik" ve "pagan" unsurlarla açıklar Eski Mısır'da bulduğu betimlemeleri. Dendera kabartmalarındaki hiyerogliflerin şekildeki unsurlara yönelik "mitolojik" göndermelerinin, o dönem bilgelerinin genel bir tavrı olduğunu görmezden gelmeyi yeğler. Mezopotamya dahil, İ.Ö 3. ve 4. bine ilişkin neredeyse bütün betimlemelere eşlik eden hiyeroglifler, işi bir "bilmece" haline sokmak ve mitolojik çağrışımlı soyut metinler havası yaratmak için yazılmışlardır. Nedeni basittir: O bilgeliğe sahip olmayı hakeden, bilmece ve çağrışımları çözecek yetenektedir. Diğerleri, yani "sıradan halk" ise, bunlara "tanrısal metinler" olarak bakıp tapınmakla yetinecektir. 

Dendera'daki bu ilginç resim, açık ve net biçimde (ve ejiptologların yorumlarının aksine) son derece güçlü ve büyük bir enerji kaynağının kulanılmasını betimler. Bu, Horus'u bile varedebilecek ya da yok edebilecek denli güçlü bir enerjidir ve bilmeyenlerin elinde çok büyük bir tehlikeyi içerebilir: Bu nedenle Thoth ya da maymun tanrı figürü uyarıcı bir konumda yerleştirilmiştir. "Yılantaşı" olduğu ileri sürülen cisimler, belki bugün bildiğimiz ampulün bile ilerisinde olabilecek bir aygıtı resmetmektedirler, çünkü bunlar Horus'tan da iridirler ve ancak Tevrat'taki "Nefilim"leri akla getiren devasa adamlarca taşınmaktadırlar. Lotus çiçeği taçları, objelere yerleşim biçimleriyle bugün bildiğimiz "duy"ların figüratif yorumlanmasından başka bir şey değildir. Onları Horus'a ve djed sütununa bağlayan büyük yılanlarsa, elbette ancak büyük akımları taşımaya elverişli yüksek gerilim kabloları olabilir. Belki noktayı koymadan önce "djed sütunu" üzerine bir iki söz söylemek yararlı olabilir: Mısır'da simgesel olarak çok sık rastlanan bu şekil, ejiptologlarca "fallik" bir simge olarak ele alınmış ve Osiris'le ilişkilendirilmiştir. Oysa djed sütununu birçok betimlemede, Mısır kültünde "yaşam ve güç" simgesi olan "Ankh" işaretiyle de iç içe görürüz. Ankh, bir çeşit haçtır ve üst bölümü bir disk biçimindedir. Eski Mısır'da tanrısal güce sahip bütün figürlerin elinde resmedilmiştir. Aynı zamanda, bu sesi vermek üzere hiyeroglif alfabeye de girmiş, ancak başlı başına bir "piktograf" olarak da kullanılmıştır "yaşam" simgesi olarak. Djed sütunu da birçok yazıtta "j", "c" ya da "z" sesini vermeye yönelik bir harf olduğu kadar, başlı başına "güç" anlamı veren bir piktograf biçiminde de yer almıştır. Bu durumda onu bir tür "jeneratör" olarak düşünmek, acaba "yılantaşı" yaklaşımından daha hayalci bir bakış açısı mıdır? 

Eski Mısır, içinde binlerce gizi barındırıyor. Verilere doğrudan erişme ve bunları değerlendirme, saklama yetkisine sahip küçük bir azınlıksa, o gizlerin ortalığa saçılmamasına yeminli gibi. Dendera'daki resmin sürekli olarak geçiştirilmesi, bu politikanın küçük bir ayrıntısı yalnızca. 2000 yılına girdik ama Büyük Piramit'teki Gantenbrink Kapısı hala açılmadı. Açılmadı mı dersiniz? Hawass ve Lehner bu işi çoktan halledip, elde ettiği verileri yalnızca "hakeden" azınlığa saklamış olmasın
 

TUTANKAMON'UN GiZEMi VE LANETİ

gizem laneti

TUTANKHAMON

Mezarındaki inanılmaz zenginlik bulundğu halde Tutankhamon (MÖ: 1361-1352) hala hakkında en az bilgi bulunan firavundur.Tahta çıkma hakkını,ünlü kral Akhenaton (MÖ.1379-1362) ile kraliçe Nefertiti’nin kızı Prenses Ankhesenpaaten’le evlenerek elde etmişti. Tutankhamon’un ebeveyninin kimler olduğu konusunda ,bazı uzmanlar bu firavunun ,”Akhennaton’un Nefertiti dışında bir kadından olan oğlu” tezini ileri sürüyorlar.Bazı uzmanlara göre de Tutankhamon,Akhenaton’un babası III: Amenofis’in (MÖ.1417-1379) birinci karısı Tiy’den doğmuşut.Kesin olan ,Tutankhamon’un III.Amenofis ve Akhenaton’şa akraba ve soylu olduğudur.Dokuz yaşında tahta çıkan ve adı 12 yaşına kadar “tutankhaten” olan Tutankhamon(Güneş tanrısı Amon’un yaşayan temsilcisi) krallar arası savaşlarını en yoğun olduğu dönemde doğmuştu.Kralların fethettikleri toprakların genişlediği ve komşu ülkelerden de altının ülkeye aktığı bu dönemde Mısır,dünyanın en zengin ülkesiydi Firavun vaktini,daha çok yönetimin bulunduğu Memphis’le geçiriyordu ama Mısır’ın başkenti Teb şehriydi.tutankhamon’un tahta çıktığı sırada Mısır’ın bütün tapınakları bakımsızlıktan kırılıyordu.

Yönetimdeki karışıkların önü alınamıyor,Suriye’ye düşmanla çarpışmaya giden ordu sürekli yeniliyordu.Tutankhamon “babası” Amon’un Ptah’ın ve diğer tanrıların altın heykellerini yaptırdı,çözülmüş olan rahiplik kurumlarını düzenledi, tapınakların hazinelerine büyük bağışlar yaptı. 
Akhenaton Güneş tanrısı Aton’a bağlı tek tanrılı bir düzen kurdu ve Mısır’lıları diğer tanrıları bırakmaları için zorladı.Başkenti Teb’den,Akhetaton(şimdiki sl-Amarna) ya taşıdı.Firavun Akhenaton’un tersine “Eski Rejim” I canlandırdı ve III: Amenofis zamanında bitirilmemiş olan anıtların tamamlanması işine girişti.Bu işlerin arasında Luxor tapınağı da vardır.Bugün, Tutankhamon’un tahtta kaldığı dokuz yıl boyunca askeri bir harekata katılmadığı düşünülüyor.Sadece keşif için general Horemhem komutasında Filistin’e ve Lübnan’a asker gönderdiği sanılıyor.

gizem Tutankhamon 19 yaşındayken aniden öldüğü için geride vasiyet bırakmamıştır.Kafatasında sol kulağın arkasında tahribat bulunduğu için,ölümünün bir kaza sonrasında olduğu sanılıyor. Ancak, şu anki mısır bilimcilerin ürettiği senaryolara göre Tutankhamon’un generali Horemheb, iktidarı elegeçirmek için Tutankhamon’un kafasının arkasına sert bir cisim ile vurmuş ve ölümüne neden olmuştu.
 

Mezarının yanında bulunan iki küçük tabuttaki ölü doğmuş bebeklerin , Tutankhamon’la çok sevdiği eşi Ankesenamun’un çocukları olduğu sanılıyor.. Bunun yanısıra hayvan mumyaları da bulunmuştur. Tutankhamon’un mezarında bulunan lambada ise gün ışığı ile birşey görülmeyen,ancak zifiri karanlıkta ikisinin burunburuna figürleri bulunmaktadır. Tutankhamon’un ölümünden sonra ,tahta çıkan General Horemheb,Tutankhamon’un tapınaklarını kendisine aldığı gibi ,onun aldığı gibi,onun adını da unutturmak istemiş,ama ,bilinmeyen bir nedenle Tutankhamon’un lahdine dokunmamıştı. 

Kanaatimce ,kendisinin işlediği cinayeti dikkat çekmemek üzere örtbas yöntemlerinden biriydi.İşte bu lahit,1922 yılında Lord Carnarvaon ve Howard Carter adlı iki İngiliz ejiptolog tarafından bulundu.Tam 3000 yıl sonra Horemheb’e ilginç bir oyun oynamış,sonunda yine Tutankhamon üne kavuşmuştu. 

Altta okuyacağınız bölüm ise Tutankhamon’un bir lanet perdesi ile mezarını koruduğu sorusunu sizlere soracaktır: 
TUTANKHAMON’UN LANETİ Eski Mısır Uygarlığı büyük ilgi çeken gizemini sürdürüyor.Kazılar ,arkeoloji araştırmaları sürdükçe ortaya yeni bilgiler çıkıyor.Bulunan her yeni kalıntı, bilinenleri değil, bilinmeyenleri çoğaltıyor sanki. Mısır’a yaşayan en ilginç olaylardan biri de Firavun Tutankhamon’un mezarının açılmasıyla ilgiliydi.Her şey Carnavon Lordu’nun ölümüyle başladı.  İNGİLTERE ‘DE BİR CENAZE TÖRENİ
1923 yılının 30 Nisan günü İngiltere’de Hampshire bölgesinde Beacon Tepesi’nde sade bir cenaze töreni düzenlendi.Törene katılanlar heyecanlıydılar.Çünkü toprağa vermek üzere oldukları Carnarvon Lordu George Edward Stanhope gizemli bir biçimde öldürülmüştü 3000 yıllık lanet… Herkes ,Lord’un Eski Mısır’ın 18. Sülale firavunlarından Tutankhamon’un lanetine uğradığına inanıyordu.Lord,bu firavunun mezarının açılması için para harcamış ve bizzat kazılar katılmıştı.  Carnavon Lordu’nun ölümünü başka ölümler izledi.Tutankhamon’un mezarına girip çıkan ya da bu işe karışan birçok insan anlaşılmaz bir biçimde yaşamını yitiriyordu. Firavun Tutankhamon öleli 3000 yıldan uzun süre geçmişti.Yani 3000 yıl sonrasına uzanan bir lanetten söz ediliyordu… LORD MISIR’A GİDİYOR
Bu esrarengiz “mezar açma” olayını aydınlatabilmek için ,işe Carnarvon Lordu’nun Mısır’a gidişinden başlamak gerekiyor. Parası bol,yapacak işi pek olmayan İngiliz soylusu Carnarvon Lordu dünyayı dolaşıyor,keyfine göre yaşıyorken,1901 yılında Almanya’da Bad Schwalbach kaplıcalarında bulunduğu sırada bir araba kazası geçirdi.Göğsü çok kötü zedelendi.İngiltere’ye döndü.

mumya mezarSoluk almakta güçlük çekiyordu.Bir süre tedavi gördükten sonra iyileşti.Ama özel doktoru ona tedbirli davranmasını tavsiye etti.Özellikle kış mevsimlerini soğuk İngiltere yerine,ılıman ve kuru bir iklimin egemen olduğu ülkelerde geçirmeliydi. O günlerde Mısır,Avrupalılar için çok gözde bir ziyaret yeriydi.Lüks oteller ve tarihsel kalıntılar çok sayıda turisti buraya çekiyordu. Özellikle Krallar Vadisi denilen yerde yapılan kazılara Lord büyük ilgi duydu.  ARKEOLOG CARTER
Carnarvon Lordu Mısır’da kısa sürede eski sağlığına kavuştu.Ama Mısır’dan bir türlü kopamadı.Sanki bir şey onu dürtüyordu. Eski Mısır uygarlığını incelemeye başladı.Yapılan kazıları izlemeye koyuldu ve bir gün bizzat kendisi bu kazıla katıldı. 1907 yılında yine Mısır’dayekn yurttaşlarından arkeolog Harold Carter’la tanıştı ve onu kendisine danışman yaptı. Carter 33 yaşındaydı ve 17 yaşından beri Mısır’daydı.Birçok kazıda bulunmuş,ünlü akeologlara yardımcılık yapmıştı.Tarihi Kalıntılar arkeologlara yardımcılık yapmıştı.Tarihi Kalıntılar Servisi’nde çalışmış ve Krallar Vadisi’ndeki kazıları denetlemişti;ama Mısır yetkilileriyle arasında anlaşmazlık çıkınca görevinden istifa etmişti.  Carnarvon Lordu kendisine rastladığı sırada,manzara ressamlığı yaparak hayatını kazanmaktaydı.O da,nedense bir türlü Mısır’dan ayrılamıyordu. Carnarvon Lordu,’a yılda 400 İngiliz Sterlini ücret ödemeye başladı. Mısır’da mezar demek,hazine demekti.Çünkü eski Mısırlılar ölülerini,öbür dünyaya en değerli hazineleriyle birlikte gömerek uğurlardı.Lord,bulunacak bir hazine ile Carter’İn ödediği parayı kat kar çıkaracağını inanıyordu. Arkeolog Carter, Carnarvon Lordu’nun parasıyla 15 yıl boyunca kazılar yaptı.Birinci Dünya Savaşı sırasında bile araştırmalarını sürdürdü. Bazen çok ilgi,çekici bir mezar bulduğu oluyordu ama,yapılan masrafı karşılayacak bir tarihsel yapıt ya da hazine ortaya çıkmıyordu. 1922’de Lord İngiltere’deyken ,Carter’a bir mektup yazarak,aralarında anlaşmayı iptal etmek istediğini bildirdi. Oysa Carter o sıralarda önemli bir mezarın izi üstündeydi.İngiltere’ye gidip Lord’u kazılarına sürdürülmesine ikna etmeyi başardı. Ekim ayında Mısır’a döndü.Kazıların yapıldığı Luksor bölgesine yerleşti.Kendisine şans getirmesi için bir kanarya satın aldı… 
CARTER MEZARIN İZİNDE  1 Kasım 1922’de o güne kadar hiç kazılmamış bir hektarlık bir üçgende çalışmalara başlayan Carter,4 Kasım’da çökmüş bir merdiven girişi buldu.Bir gün sonra ise,bu girişin olduğunu kesin biçimde anlamıştı. İngiltere’ye telgraf çekmesi üstüne,Lord,kızı Lady Evelyn ile birlikte Mısır’a gelerek bizzat kazılara katılmaya başladı. 26 Kasım’da,yaptıkları kazının bütün molozlarını temizlemişlerdi.Ardından sanki içeriden kilitlenmişçesine kapalı duran bir kapıyı açmayı başardılar.  İçeri ilk giren Carter oldu.Gördükleri karşısında adeta dili tutuldu.Bu çok odalı mezarın giriş odası bile hazinelerle doluydu.  LORD OLAYI THE TİMES’A SATIYOR
Lord ,o sana kadar harcamış olduğu paraları çıkarmak istiyordu.Mezardan ne kadar değerli şeyler çıkarsa çıksın,onlara sahip olması olanaksızdı.Çünkü Mısır hükümeti kazıyı denetliyordu. Lord ,mezarla ilgili bilgileri The Times gazetesine para karşılığı sattı.Böylece İngiliz okurlar,kazı sırasında olan biten herşeyi günü gününe izlemeye başladılar. 
TUTANKHAMON’LA BULUŞMA
Lord, Carter,Lord’un kızı Lady Evelyn ve Carter’ın yardımcısı,Arthur Callender ile birlikte bir gece,mezarın ana bölümüne girmeyi başardılar. Tümü gördüklerinin gerçek olup olmadığından kuşkuya düştüler.Her şey altındandı.Firavun’un mumyasının koskocaman bir altın sandukanın içinde olduğu anlaşılıyordu. Duvarlarda altın çerçeveli resimler vardı.Bunlar da firavunun ailesine aitti.Tanrı Osiris’İ sembolize eden parlak cilalı altın bir mask da duvarda asılıydı. Carter ve Lord ne bulduklarını biliyordu.Bu mezar 18. Sülale krallarından Tutankhamon’undu.Tutankhamon M:Ö 1346-1339 arasında bir tarihte ölmüş,o tarihten bu yana mezar hiç açılmamıştı.Varlığı bile bilinmiyodu.. Carnarvon Lordu bulduklarını bütün dünyaya ilan etti.Kazı sırasında çıkan bütün molozlar temizledikten sonra resmi açılış yapıldı.Gazateciler fotoğraflar çektiler.Olay bütün dünyaya duyuldu. “ÖLÜM GELECEK…”
Kazılar devam ederken ilgi çekici bir şey olmuştu.Bütün vaktini kazı terinde geçiren Carter,kaldığı eve pek uğramıyordu.Oraya nasıl geldiği bilinmeyen bir kobra yılanı evine girmiş ve Carter’ın kafeste yaşayan uğurlu kanaryasını yiyivermişti.Kazılarda çalışan Mısır’lı işçiler inançlı kişilerdi.Bu olayı duyunca çok heyecanlandılar.Bunu bir uğursuzluk belirtisi olarak kabul ettiler.Çünkü kobra yılanı Mısır hükümdarlığının simgesiydi ve Tanrıça Vadeet tarafından korunduğuna inanılan bir hayvandı. İşçiler aralarında olayı şöyle yorumladılar:”Yakında ölüm gelecek…”
TURİSTLER MISIR’A AKIN EDİYOR
Tutankhamon’un mezarı dünyada büyük ilgi gördü.Mısır’daki meraklılar yetmiyormuş gibi,binlerce Avrupalı turist Mısır’a akın etmeye başladı. Mezarın girişine her gün binlerce insan geliyordu.Arkeologlar,bilim adamaları,kaşifler,mezarı ve hazineleri görmek için birbirlerini eziyordu.Bazı serserilerin olay çıkardığı da oluyordu… Firavun Tutankhamon’un 3000 yılında aşkın bir zamandan beri süren “ebedi istirahati” ne son verilmişi.
  LORD İLE CARTER’IN ARASI AÇILIYOR
Carnarvon Lordu’u VE Carter’ın mezarı buldukları anda duydukları anda duydukları sevinç bütünüyle yok olmuştı.İkisi de çok sinirliydiler.Mısır hükümeti olan ilişkileri bozulmuştu.Carter mezarda buluna eşyaları kaydetmek için günlerce çok kötü koşullar altında çalıştı.Bir akşam Carnarvon Lordu ile bir araya geldi ve aralarında çok şiddetli bir kavga çıktı.Lord İngiltere’ye gitti. 

1923 Şubat’ında Lord’un sağlık durumu bozuldu.Anlaşılmaz bir biçimde dişleri döküldü.Ateşi bir yükseliyor bir düşüyordu.Mart ayı başında Mısır’a döndü ve bir süre için durumu düzeldi. Ama daha sonra yeniden kötüleşmeye başladı.Ailesi Mısır’a geldi hemen. 26 Mart günü Carnarvon Lordu’nda kan zehirlenmesi olduğu resmen açıklandı.4 Nisan günü Kahire’de Continental Svoy Oteli’de komadaydı.Ertesi sabah saat 2’de tüm hastalığı boyunca yanından ayrılmayan İngiliz hasta bakıcı , Carnarvon Lordu’nun öldüğünü bildirdi. 
Tam o anda oteldeki ışıklar titredi ve söndü.Otelin penceresinden dışarı bakanlar bütün Kahire’de elektrikler kesildiğini gördüler.Kentte elektrik kesintileri çok sık olmakla birlikte Lord’un öldüğü andaki arıza için hiçbir açıklamada bulunulmadı.Aynı saatlerde Lord’un İngiltere’deki şatosunda bulunan İskoçyalı kahya da dehşet içinde irkildi.Lord’un köpeğine titriyor ve uluyordu:biraz sonra da öldü.  antik takı"MEZARA DOKUNANA ÖLÜM…”
Lord’un ölümü bütün dünyada şok etkisi uyandırdı.Gazeteler Firavun Tutankhamon’un mezarında bulunmuş yazılardan söz ediliyorlardı.Eski Mısır yazısıyla yazılmış olan bu yazılardan bir şöyle diyordu: 
“Mezara dokunanlara ölüm gelecektir”
Bazıları da mezarda başka uyarıların bulunduğunu ileri sürdüler.Bunlardan biri şöyle idi: 
“Ölüm,firavunların huzurunu bozanı kanatlarıyla katledecektir” Arkeolog Carter ise Tutankhamon’un mezarında bu türden bir lanetin bulunmadığını söyledi.Onu rahatsız eden bir tek şey vardı.Mezarın altın sandukasının önünde bir lamba bulmuştu.Bu lambanın üstünde şöyle yazıyordu:
“Gizli odaya girilmesini önleyeceğim.Benim görevim ölüyü korumak.”

GİZEMLİ ÖLÜMLER: Firavun Tutankhamon’un mezarını ziyaret eden arkeolog ve turistlerden bazıları da kısa bir süre sonra hastalanarak öldüler. Mezarın iç odalarından birinin açılışında bulunan kişilerden biri olan James Henry Breasted,ateşli bir hastalığa yakalandıysa da mezarda çalışmayı sürdürdü.70 yaşında kadar ,yani 12 yıl yaşadı. Amerikalı Milyarder George Jay-Gould,mezarı ziyaret ettiği gün ateşlenerek aniden öldü. Arkeolog Carter’ın yardımcılarından biri olan A.C.Mace,ateş nöbetlerine tutulunca işi bıraktı ve 1928’de öldü.Bir başka yardımcısı Richard Bethell,45 yaşında kan dolaşım yetersizliğinden( !) öldü.  Bütün bu ölümler makul ve doğal nedenlerle açıklanır mı ?Havalanan tozda bakteriler olduğu ileri sürüldüyse de bilim adamı Alfred Lucas,bazı bakteri örneklerini inceledi.Bunlardan bir tanesi dışında,aşağı yukarı tümünün zararsız olduğunu açıkladı. Bir süre ,mezar duvarlarını kaplayan mantarın bir alerjiye neden olduğu sanıldı.Ama bu konuda da bir kanıt getirilemedi.Eski Mısır’lıların çok etkili zehirler ürettikleri biliniyordu.Açılan tüm mezarlarda böyle zehirler arandı.Ama bulunmadı… 


ÖLÜMLERİN ARKASI KESİLMİYOR: 
Firavun Tutankhamon’un mezarına ilgi gösterildikçe ölümler de sürüp gidiyordu.Kahire’de Carnarvon Lordu’na bakan İngiliz hemşire 1926 yılında 28 yaşında doğum yaparken öldü. New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin temsilcisi Herbert Winlock Mısır’a geldi.Firavun Tutankhamon’un mezarı yüzünden öldüğü sanılan insanların bir listesini yaptı. Kahire Üniversitesi’nden Dr.İzzettin Taha,yıllar sonra konuyla bilimsel olarak ilgilendi.
 

 Arkeologların ve müzelerde çalışanların ciğerlerinde mantar hastalıkları olduğunu buldu.Eski mezarlara girmiş olanların da bu hastalıktan ölmüş olabileceğini ileri sürdü.Kısa bir süre sonra Kahire ‘den Süveyş’e giderken,düz yolda kullandığı araba karşı yönden gelen bir arabayla çarpıştı. Yapılan otopside Dr.Taha’nın çarpışmadan saniyeler önce solunum yetersizliğinden öldüğü ortaya çıktı… Tutankhamon’un mezarının kalıntılarını 1972’de Londra’da ve daha sonra da Amerika’da sergilenmesinde de gizemli ölümler meydana geldi.Bunlardan en üzücü olanı,Mısır Eski eserler Bölümü Müdürü Dr.Gamaleddin Mehrez’in ölümü idi.Mehrez,bütün bu gizemli ölümlerin,kuşkusuz kişiyi tedirgin edebileceğini,ama lanete kesinlikle inanılmaması gerektiğini söylemişti. 

”Bakın bana” demişti,”Bütün yaşamım boyunca mezarlar ve mumyalarla uğraştım.Bütün bunların bir rastlantı olduğunun en büyük kanıtıyım” Bu sözlerin üzerinden dört hafta sonra, sergilenecek.eserler Londra yolundayken,52 ,yaşında öldü. 


LANET DEVAM EDİYOR:
Sergilenecek eserleri Londra’da götüren RAF uçağının başteknisyteni Ian Lansdown,bilinmeyen bir nedenle,Tutankhamon’un ölüm maskesinin bulunduğu kutuyu tekmelemişti.İki yıl sonra aynı bacağı garip bir kazada kırıldı.Mürettabattan başka kişiler de beklenmedik şekilde öldüler. Başka bir olay da ,1980’de "Kral Tutankhamon’un laneti “ adlı tv filminin çekimi sırasında ortaya çıktı.
 

 

Mısır’da çekimin birinci günü tahıl yüklü bir araba bilinmedik bir nedenle devrildi ve filmin yıldızı Ian McShane’in bacağının 10 yerden kırılmasına neden oldu.Ian McShane’nin yerini Robin Ellis aldı,ancak başka yıldızlar yapıma katılma teklifini reddettiler. Belki de Tutankhamon’un laneti,bir hileden ibaretti.Belki de halkın inançları böyle bir olayı yaratmıştı.Ya da ,Tutankhamon ,mezarında rahatsız edilmeden bırakılmalıydı. 

 

Çözülmüş Örnek Define İşaretleri   :       Define İşaretleri      :     Tümülüs ve  Mezar Tipleri     :     Yeraltı Kaya Mezarları   :     Eşkıya Belgeleri

 Define İşaretleri, Define,  Definecilik, Antik Eser, Antik Sikke, Antik Paralar, Antik Kentler, Hitit Kentleri, Arkeoloji, Sanat tarihi, Tümülüs Mezar, Yeraltı Kaya Mezarları, Ölü Gömme Gelenekleri, Define Nedir, Lahit Mezar, Osmanlı Tarihi, Osmanlı Paraları, Kültür Varlıkları Koruma Kanunu , Antik Ticaret, Kıymetli Taşlar, 

©    www.definegizemi.com  2010 Her hakkı  saklıdır.