Frigler
Anadolu Uygarlıkları içinde en ilginç
olanlarından biri ve Yunan Uygarlığını en çok etkileyeni Frigler’dir
diyebiliriz.
Frigler Anadolu’da Eskişehir, Kütahya,
Afyonkarahisar arasında kalan bölgede yaşamışlardır. Bu bölgelerde Yunan
toplulukları ile karşılaşan Frigler Yunanlılar tarafından bu coğrafyanın yerli
halkı olarak görülmüşlerdir.
Aslında Yunan Uygarlığı Anadolu’dan aldığı
her etkileşimi Frigler’e bağlamıştır, çünkü Yunanlılara göre en eski halk
Frigler’dir. Herodotos bunu şöyle anlatır:
"Mısırlılar, Psammetikos zamanından önce,
kendilerini dünyanın ilk insanları sayıyorlardı. Ama gün gelip de Psammetikos
krallığı ele alınca ve ilk insanların kimler
olduğu merakına düşünce, işte o
günden sonra diyorum, kendilerini gene bütün öbürlerinin en eskisi saymakla
birlikte, Phrygia’lıların kendilerinden de eski oldukları kanısına geldiler. Psammetikos, soruşturmalarına rağmen, dünyaya gelen ilk insanların kimler
olduğunu öğrenemeyince şu çareye başvurdu: Bir çobana, rastgele iki tane yeni
doğmuş çocuk verdi, bunlar ağıla konacak ve şöyle büyütülecekti; çoban, belli
saatte keçileri alıp yanlarına götürecek, süt içirip iyice doyuracak, sonra da
kendi işlerine bakacaktı. Psammetikos’un böyle yapmasının nedeni, çocukların
viyaklamalar çağını aştıktan sonra ağızlarından çıkacak ilk sözü yakalamaktı;
gerçekten de öyle oldu. Üzerinden iki yıl geçince, bir gün çoban, kapıyı açıp
içeri girdi, önünde diz üstü oturan iki çocuk, ellerini uzatarak, «Bekos» diye
bağırdılar. Çoban bu sözü ilk duyduğunda bir şey demedi, ama daha sonra da her
gelişinde aynı sözü işitince efendisine haber verdi ve isteği üzerine çocukları
kendi görsün diye aldı ona götürdü. Psammetikos kendi kulağı ile de duyduktan
sonra, herhangi bir şeye bekos adını vermiş olan insanların kimler olduklarını
aramaya koyuldu; araya taraya Phrygia’lıların ekmeğe bekos dediklerini öğrendi.
Böylece ve bu ipucuna tutunarak Mısırlılar Phrygia’lıların kendilerinden daha
eski olduklarını itiraf ettiler.” (II,2)
Zaten eski Yunan’a ait ezoterik öykülerde,
çok eski zamanlarda geçtiğinin belirtilmesi için kahraman efsanevi Frig kralı
Midas olmaktadır. Böylece Midas öyküleri eski masallar gibi kulaktan kulağa
yayılmıştır.
Frig kültürü Yunan ve Roma uygarlığı içinde
yaşamaya devam etmiştir.
Friglerin yaşadığı bölge İS beşinci yüzyıla
kadar da Roma kaynakarında Phrygia olarak anılmıştır.
FRIGLER’İN
TARİHİ
Akurgal’a göre Frigler "MÖ 1190 sıralarında
Anadolu’ya gelen Balkan kökenli boylardan biridir. Ancak siyasal topluluk olarak
MÖ 750’den sonra ortaya çıkmıştır. [...] Hint-Avrupa kökenli oldukları hale kısa
bir sürede Anadolulaşmışlar, ve bir yandan Hellen öbür yandan Geç Hitit etkileri
altında kalmış olmakla birlikte özgün ve Anadolulu bir kültür oluşturmuşlardır.
Umar’a göre ise "Frigler, bir çok kanıta
göre, Hitit İmparatorluğunu yıkan Trak sürüleriyle hısımlığı olan bir halktı."
Frigler hakkında genel görüş bu yönde
olmakla birlikte kökenleri tartışmalıdır. Ancak bizim de kabul edeceğimiz görüş
Friglerin Trak kökenli oldukları yolundaki görüştür.
Trak kabileleri, bizim bugünkü Trakya’ya
adını vermiş olan kabilelerdir. Bu halkın kökeni de tartışmalıdır.
Erzen’e göre (bkz. Kaynakça)“tarihte
Traklar olarak bilinen halkın memlekete göç suretiyle gelmelerinden çok önce ,
çok daha seyrek de olsa , ülkenin yerli bir halk tarafından iskan edilmiş olduğu
anlaşılmaktadır. En eski halkın ırk durumu hakkında fazla bilgimiz yoktur. Aynı
zamanda eski yerli halkın ülkeye gelen göçmen Traklara karışması hakkında da
bilgilerimiz az ve yetersizdir. Bize kadar gelen belgelere göre Traklar geç
antik devre kadar Kuzey Avrupa ırk tipinin oldukça kuvvetli bir temsilcisidir."
Trakların Kuzey Avrupa ile dil alanında da
ilgileri vardır. Trak dili ve Frig dili Hint-Avrupa dil ailesi içince Satem
grubuna aittirler.
Daha kesin olmamakla birlikte Friglerin
Keltlerle akraba oldukları ve ezoterik mirası ortak paylaştıkları akla
gelmektedir.
Hitit İmparatorluğu yıkılışa geçtiği
yıllarda Anadolu kuzeydoğudan Kafkaslar, batıdan da boğazlar üzerinden gelen
birtakım göçmenlerin etkisine girmeye başlamıştı. Doğudan gelenlere Muşki
deniliyordu ve Elazığ yöresine yerleşmişlerdi. Batıdan gelenler ise Brig adını
taşıyorlardı.nbsp; Yavaş yavaş Orta Anadolu’ya geçen bu boylardan Frigler,
Polatlı yöresine, daha doğrusu başkentleri olacak Gordion’a varmışlardı. Uzun
bir karanlık dönemden sonra, MÖ sekizinci yüzyılda merkezi bir krallık durumuna
gelen Friglerin bu kavimlerin kaynaşmasından oluştuğu düşünülmektedir.
Bunlardan Muşkiler daha MÖ On ikinci
yüzyıldan itibaren Asur belgelerinde yer almışlardır. Hatta efsanevi Midas’a
kaynaklık etmiş olduğu düşünülen Mita adına da Hitit belgelerinde rastlanmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta,
ilk akınlarla Frig Krallığı kurulana kadar geçen süredir. Hitit İmparatorluğu
yıkılırken Anadolu’da ilk varlık gösteren Muşkiler’dir. Ancak Frig devletinin
ortaya çıkması daha çok zaman almıştır.
Sedat Alp, bunu şöyle açıklamaktadır :
(Hitit Çağında Anadolu, bkz Kaynakça)
“ Asurlular Muški ülkesinin kralı Mita’dan
haberdardı. Bunun Frig kralı Midas olduğu uzunca bir zamandan beri kabul
edilmiştir. Bu eşitlikten ilk bakışta Frigya ile yalnız Asur kaynaklarından
tanınan Muški ülkesinin aynı ülke oldukları akla gelse de, ilk kez Ekrem
Akurgal’ın gösterdiği gibi Friglerin maddi kalıntılarına MÖ 8. yüzyıldan önce
Anadolu’da rastlanmadığı ve ve Muški ülkesinin ise daha I. Tiglatpileser
zamanında (tahminen MÖ 1112-1074) yukarı Dicle bölgesinde varlığını gösterdiği
göz önünde tutulursa, Frigler ile Muškilerin aynı kavim olduklarını kabul etmek
zordur. Olsa olsa Asurlular bunu yakıştırmış olabilirler. Asurlularon Friglerden
söz etmemesi dikkat çekicidir. Belki de Friglerin siyasal açıdan Muškililer
üzerinde etkili olmaları, onların Muškililer ile ilgilendirilmelerine neden
olmuştur.“
Bu belirsizliğin nedeni kuşkusuz
Anadolu’nun Hitit İmparatorluğunu da yıkan istilalardan sonra yaşadığı karanlık
çağlardır. Bu devire “karanlık çağlar” adını vermemizin başlıca nedeni ise
elimizde yeterli belge olmayışıdır. Bir başka nedeni ise siyasi birliğin
kurulamamış olmasıdır.
Anadolu’da siyasi birlik ancak MÖ sekizinci
yüzyılda kurulabilmiştir.
Bu dönem Asur kayıtlarında da Friglerele
ilgili ifadelere rastlanmaktadır. MÖ 709 yılında II.Sargon’un bir yazıtında
“benden önceki krallara boyun eğmeyen Mita” diye bir ifade vardır.
Asurlarla yapılan barış anlaşmasından sonra
Asur kayıtlarında Muşki kralı Mita’nın adına rastlanmaz, ancak Frigya kralı
Midas Yunan kaynaklarında görülmeye başlar. Bir başka deyişle MÖ yedinci
yüzyıldan itibaren Friglerin Yunan halkları ile olan ilişkileri başlamış olur.
Daha öncede belirttiğimiz gibi Yunan
kaynakları, kısıtlı tarih bilgileri bakımından yeterli olmayabilir, ancak şu an
için en önemli detaylı kaynak oldukları için Frigler ile ilgili bilgilerimizin
bir bölümünü bunlara dayandırmak zorundayız.
Yunan kaynakları Friglerin ilk kralının
Gordios olduğunu ve Friglerin başkenti Gordion’un adını bu kraldan aldığını
söyler. Bugün Polatlı yakınlarında kalıntıları bulunan bu şehrin adının kökeni
daha önceki Anadolu dillerinden gelmesi ve bu ismin sonradan Hellenler
tarafından uydurulmuş olması olasılığı yüksektir. Zaten Gordios ile ilgili Yunan
Arrianos’un anlattıklarından başka da önemli bir kaynak yoktur.nbsp;
Friglerin efsanevi kralları ise Midas’tır.
Midas’ın tek bir kişinin adı mı yoksa hükümdarlara verilen bir ad mı olduğu
belli değildir, ancak Mita adının da hem Asur hem Hitit kaynaklarında varolması
bu isimle en az bir kişinin hükümdarlık yaptığını doğrulamaktadır.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, Midas adı
pek çok efsaneye karışmıştır. Bu efsaneler çok eski dönemleri anlatan Yunannbsp;
efsaneleri olduğu gibi, gerçekten Anadolu kökenli de olabilirler.
Bu dönemde Frigya’nın bölgede gerçekten
büyük bir güç olduğuna kuşku yoktur. Midas’ın efsanede her tuttuğunu altın
yapması her ne kadar ezoterik bir motif olsa da kökenini bu dönemdeki Frigler’in
zenginlikleri için anlatılanlardan almıştır. Midas’ın tahtını Delfoi’deki tapına
adaması da bu tahtı gören Yunanlıları Frigya’nın zenginliği karşısında
şaşırtmıştır.
Bu dönemde Yunan halkları ve Frigya
arasındaki ilişkiler de yoğunlaşmıştır. Yunanların Frigya’yı en eski halk olarak
görmesi de bu dönemde Yunan halklarının Anadolu kültürü ile Frigler vasıtası ile
ilk olarak karşılaşmasından gelmektedir.
Ancak Frgilerin bu parlak günleri fazla
sürmemiş ve Kimmer istilaları altında Frig Devleti tarihe karışmıştır.
Ancak Frigler ve Frig kültürü Anadolu’da
Roma dönemine kadar yaşamış, ve Phrygia diye adlandırılan bu bölgede eski
inançlar yaşamıştır.
FRIG DİLİ
Frigce Orta Anadolu’dan Kütahya’ya ,
kuzeyde Kastamonu’ya kadar yayılmıştı. Frgice dil olarak daha çok Makedonların
atalarının diline benzemektedir. Yunanca ile benzerlikleri olsa da Makedonların
atalarının dili ile olan benzerlik kadar değildir. Bu dilin kökeni hakkında daha
ortak bir görüş birliğine varılabilmiş değildir. Bu dilin Hint-Avrupa kökenli
olduğunu söyleyenlerin yanında yerli bir dil olduğunu da söyleyenler vardır.
Frig dili İmparatorluğun yıkılmasıyla tarihe gömülmemiş, Roma zamanına dek
dağlık bölgelerde kullanılmıştır. Anadolu’da bir çok yerde rastlanan Frig
yazısı ise daha tam olarak çözülebilmiş değildir.
FRİG İNANÇLARI

Frig inançları içinde en çok tanınmışı
kuşkusuz ana tanrıça kültüdür. Yunanlıların Kybele olarak adlandırdıkları Frig
ana tanrıçası aslında Anadolu’nun en eski tanrıçalarından biri olan Kubaba’dır.
Frigler Anadolu’ya geldiklerinde, kuşkusuz
karanlık çağlar boyunca, buranın yerli kavimleriyle ilşkiye geçmiş ve bu kültü
almışlardır.
Bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde
bulunan bir çok Kybele yontusu da bu kültün yaygınlığı hakkında fikir
vermektedir.
Frig ana tanrıça figürlerinde ana
tanrıçanın başında kulebiçimli bir taç gözükmektedir. Bu onun egemenliğini
simgesi olarak yorumlanmaktadır.
Friglerce Kubile diye de adlandırılan ana
tanrıçanın Frigce bir başka ismi de Agdistis’tir.
Tanrıça’nın en önemli tapınma yerlerinden
biri bugün Sivrihisar’da bulunan Pessinus idi. Burada , büyük olasılıkla, bir
meteor olan , gökten inen tanrıça idolünün bulunduğu yerdi. Çok uzun yıllar ana
tanrıça tapımının merkezi olan bu yer Roma döneminde dahi önemini kaybetmemiş,
Romalılar, Kartaca’ya karşı olan savaşı kazanabilmek için bu taşı MÖ 204 yılında
Roma’ya götürmüşler ve bunu Magna Mater (Ulu ana)nbsp; diye adlandırmışlardır.
Strabon (MÖ 64- MÖ 21) burayı ve buradaki kültü şöyle anlatır:
“ Pessinos dünyanın o kısmındaki en büyük
ticaret merkezi olup, büyük saygı gören Tanrılar Anasına ait tapınak buradadır.
Ona Agdistis derler. Eski devirlerde rahipler aynı zamanda hükümdardı ve
rahipliğin sağladığı nimetleri onlar biçiyorlardı. Fakat şimdi ticaret merkezi
hâlâ ayakta durduğu halde rahiplerin yetkileri çok azalmıştır. Kutsal bölge,
Attaloslar tarafından kutsal bir yere yakışacak şekilde, bir tapınak ve beyaz
mermerlerden portikler ilave edilerek yapılmıştır. Romalılar […] Kybele’nin
kehaneti doğrultusunda oradaki tanrıçanın heykelini almak üzere girişimde
bulunarak tapınağı ünlü kılmışlardır. Kybele’nin ismini Kybeon dağından aldığı
gibi, Dindimenê ülkesi de ismini üst tarafındaki Dindymon dağından almıştır.
Yakınında Sangarios nehri akar; ve bu nehrin üzerinde eski Phrygialılara,
Midas’a, hatta kendi devrinden önce yaşamış olan Gordias’a ve diğerlerine ait
iskân kalıntılarına rastlanır, fakat bu izler kentlere ait olmayıp, büyükçe
köyler niteliğindedir.”
Strabon tabii ki burayı kendi çağının görüş
açısına göre anlatmıştır. Ancak daha sonra burada yapılan kazılar da Kybele
tapınağını ve Roma kalıntılarını açığa çıkartmıştır.
Pessinus ana tanrıça için yapılmakta olan
törenlere sahne olmakta, kendini ana tanrıçaya adayanların merkezi konumunda
bulunmaktaydı. Erkekler burada kendilerini ana tanrıçaya adamak için erkeklik
oraganlarını da kesmekteydiler.
Burada aynı zamanda Attis kültü törenleri
de yapılmaktaydı. Anadolu’nun ana tanrıçası aynı zamanda toprak ana olduğundan
bunu dölleyecek bir tanrıya ihtiyaç vardı. İşte Attis Kybele’yi dölleyen tanrı
idi. Ancak bu tanrı yaz sonunda ölmekte ve böylece de doğa, tanrı ilkbaharda
yeniden doğana dek uykuya yatmaktaydı. Mezopotamya inançlarında da görülen bu
motif, Kybele kültü ile birlikte yaşamış ve Yunan mitolojisine de Adonis
şeklinde geçmiştir. Bu kült aynı zamanda da bazı gizem kültlerine kaynaklık
etmiştir. Bu kültler Anadolu’da Frig devletinin yıkılışından sonra da devam
etmiştir.
Barnett, Attis efsanesinin çok ilginç bir
yönüne dikkat çekmektedir: (Bkz Kaynakça)
“Bir uyarlamaya göre, Agdistis, Pessinus
kralının damadı yakışıklı Attis’e aşık olan, onu ve onun kentini yıkıma götüren,
kendini hadım edip böylece dişi olan iki cinsiyetli bir canavar idi. […] Öykünün
çok kısaltılmış, daha yumuşak bir uyarlaması, gençliğinin ve güzelliğinin
baharında bir yaban domuzu avında öldürülen Attis’e Agdistis’in duyduğu aşkı
anlatmaktadır. Fakat her yıl ilkbaharda, kendi kendini sakatlamayı içine alan
coşkulu yas ritüelinin uygulayan inananların vasıtasıyla, Attis her yıl yeniden
diriltilir ve böylece doğanın ölmüş kuvvetleri canlandırılırdı. Ritüel
esnasında, heyecan öyle yüksek bir noktaya varırdı ki, tanrıçanın en ateşli
inananları kendilerini tanrıça ve Attis’in şerefine hadım ederlerdi […]
Tanrıçanın bu vahşi tapımı – ki onun uğruna yakışıklı aşığı acı çekmiş ve
ölmüştür- erkenden batıya doğru İonia’ya süzülmüş, fakat daha yumuşak ve
gerçekten daha romantik bir biçimde, Anadolu ile bağlantılı çeşitli Hellen
mitoslarında yansımıştır. Bu mitoslarda, bir tanrıçanın aşık olduğu fakat bu
aşkıyla ona talihsizlik getirdiği bir gencin teması ortaya çıkmaktadır.“
Kybele ya da ana tanrıçaya ait kutsal
yerlerin dağlarda ya da kayalıklarda olduğuna inanılmaktaydı. Anadolu’da bu
amaçla yapılmış bir çok sunak yerine rastlanmıştır. Atrıca bu sunaklarda ve
kayalarda Kybele heykelinin konulduğu nişlere de rastlanmaktadır.
Bunlardan en önemlisi kuşkusuz Midas Şehri
(Yazılıkaya) civarındaki sunaklardır. Buralarda kayalara oyulmuş sunaklar ve
özellikle de basamaklarla çıkılan taht biçimindeki oymalar, buraların kült
merkezleri olduğunu göstermektedir. Meşhur Midas anıtı da, içinde yazan “MATEP”
(anne) yazısının gösterdiği gibi ana tanrıça kültünün önemli yerlerinden
biridir.
Anadolu’nun başka yerlerinde de bu tip
sunaklara rastlanmaktadır. Bunların bazılarında ise Frig yazısı da
bulunmaktadır.
Frigler’de Ana Tanrıça tapımı dışında Güneş
tanrısı Sabazios ve Ay tanrısı Men tapımları da vardı. Bunlardan Men’in
özellikle eski Anadolu’nun Ay tanrısı ile ilişkisi olduğu düşünülebilir. Hatta
bu tanrının omuzunda hilal ile gösterimleri de bu görüşü kuvvetlendirmektedir.
Bu tanrıların Frigler tarafından daha sonradan benimsendiği de düşünülebilir.
Frigler’de bunların dışında da eski Anadolu
inançlarının izlerine rastlamak olasıdır. Eski Anadolu inançlarında geçen hayvan
motiflerine Frigler de de rastlanmaktadır. Pazarlı kazılarında ele geçen boğa ve
arslan mücadelesini anlatan kaplama plakalar da bu konuda çok anlamlıdırlar.
FRİGLER’DE ÖLÜ GÖMME ADETLERİ

Frigler’de başlıca iki farklı ölü gömme
adeti vardır. Soylular ve zenginler için uygulandığı düşünülen bu tür ölü
gömmelerin Frigya’da uzun süre uygulandığı anlaşılmaktadır. Yoksul halkın ise
gömüldüğü ya da yakıldığı düşünülmektedir. Ancak yoksul halka ait mezarlar daha
yeterli sayıda bulunamadığı için bu konuda bir şey söylemek için erkendir.
Ölü gömme adetlerinin biri kaya mezarlarına
gömme idi. Frig döneminden kalma bir çok kaya mezarlarına rastlanmıştır. Midas
şehri yakınlarında ve Frig topraklarının büyük bölümünde kaya mezarlarına
rastlanmıştır. Bazıları anıt-mezar şeklinde olan bu kaya mezarları ne yazık ki
defineciler (hatta Romalıları da katarsak yüzyıllar boyu) ağır tahribata
uğramışlardır.
Frigler’in en tanınmış ölü gömme adetleri
ise tümülüsler yani tepe şeklinde yığma mezarlardır. Gordion’da ve Ankara’da sık
olmak üzere diğer Frig şehirlerinde de rastlanılan tümülüs adetinin Frigler’e
Trakya’dan geldiği düşünülmektedir. Ahşap mezar odasının üzerine toprak yığarak
oluşturulan tümülüslerde çeşitli şekillerde yapılmışlardır.
Tümülüsler hakkında Sevin (bkz. Kaynakça),
şöyle yazmaktadır:
“Frygia tümülüslerindeki mezar odalarının
ahşap konstrüksiyonu ileri bir tekniğin eseridir. Ölüler önceleri yakılmadan
ahşap sedirler üzerinde uzatılmış, MÖ 7. yüzyılın sonlarından itibaren de ,
büyük bir olasılıkla batıdan, Yunanistan üzerinden gelen etkilerle yakılmaya
başlanmıştır. Ahşap mezar odasına ölü ve ölü armağanlarının bırakılmasından ve
ahşap çatının kapatılmasından sonra, odanın üzeri büyük bir yığma tepeyle
örtülürdü. Mezar odasının üzerine yığılan tepenin yapımında bazı kurallara
uyulması zorunluydu; aksi takdirde binlerce ton ağırlığındaki toprak yığınının
ahşap mezar odasının üzerine yapacağı baskıyı önlemek olanaksızdı. […]Mezar
odasının çatısı çatılıp, bunun üzerine taş ve toprak yığıldıktan sonra bir daha
açılması olanaksızdı. Ancak tek tehlike mezar soyguncuları idi. Bu nedenle mezar
odasının yer seçiminde dikkatli olmak gerekiyordu. Toprak yığını altında kalan
mezar odalarının yeri büyük tümülüslerde tam ortada, zirvenin tam altına gelen
bölümdeydi. […] Alçak tümülüslerde, mezar odasının yerini gizleyebilmek esastı
ve bu nedenle mezar odaları merkezden uzak yerlere yerleştirilirdi.”
En meşhur tümülüs kuşkusuz Midas Tümülüsü
ya da diğer adıyla Büyük Tümülüs’tür. Burada yapılan kazılarda bronz ölü
eşyaları, ahşap eserler ve bir çok arkeolojik eser bulunmuştur.