Arkeoloji ;
"Eski kültür ve uygarlıkları, onlardan kalan maddi
kalıntıları açısından inceleyen; yer ve zamanını saptamakla
uğraşan bir bilimdir".
KARBON 14 METODU ve SORU İŞARETLERİ
Dr. Ö. Said Gönüllü
İkinci Dünya Savaşı’nı tâkip
eden yıllarda (1949) Amerikalı kimyacı Willard Libby kendisine Nobel ödülü
kazandıran bir buluş yaptı. Bu, tarih öncesi zamanla ilgili çalışmalarda dönüm
noktası teşkil eden, fakat esas olarak Dünya’nın yaşı konusundaki bilgileri
alt–üst eden bir gelişmeydi. Libby’nin keşfi, bugün “Karbon 14” (veya
radyokarbon) tekniği olarak ünlenmiş olan, organik kalıntıların yaşını belirleme
metoduydu. Arkeologlar 1950’lerde bu yeni metodu kullanarak ilk tarih öncesi
yerleşimlere mutlak yaşlar verdiler. Rusya ve Afrika’daki Neolitik yerlerin yaşı
50 bin yıl civarında belirlenirken, Filistin’deki Eriha şehrinin 11 bin yıl önce
kurulmuş ilk insan yerleşimi olduğu ortaya kondu. Hâlen arkeologlar,
paleontologlar ve paleoantrepologlar 50 bin yıldan daha genç olan organik
malzemelerin (kemik, diş, odun kömürü vs) yaşını belirlemek için karbon 14
tekniğine başvuruyorlar. Peki ama karbon 14 ile yapılan yaş tayinleri ne kadar
güvenilirdir? Bu ve diğer yaş tayin metodları bize geçmişle ilgili ne ölçüde
sıhhatli bilgi vermektedir?
Karbon 14 metodu
Prensip basittir. Uzaydan gelen
kozmik tanecikler yukarı atmosferde bulunan karbondioksit (CO2) gazı
moleküllerinden bazılarıyla karşılaşırlar ve bunlardaki yaygın, olağan ve
kararlı (radyoaktif olmayan) karbon 12 atomlarını sürekli olarak bombardıman
ederler. Karbon 12 atomu yapısına iki nötron alarak radyoaktif özellikteki
karbon 14 hâline gelir. Bu sonuncusu hemen bozulmaya (desintegration) başlar ve
belli bir süre sonra azot 14 gazına dönüşür. Bu arada karbon 14 ve karbon 12
önce CO2 yoluyla bitkiler (fotosentez), ardından da hayvanlar tarafından asimile
edilir ve beslenme zincirine girer. Herhangi bir bitki veya hayvan için, karbon
14 atomunun dünya üstünde tabiî olarak bulunan yaygın ve olağan karbondan
(karbon 12) farkı yoktur; canlı her iki atomu da sürekli olarak bünyesine alır
ve bunların birbirlerine nisbeti bellidir. Bitki ve hayvan öldüğünde dışarıdan
karbon alışı durur. O anda organizmada ölünceye kadar almış olduğu karbon 12 ve
radyoaktif karbon 14 bulunmaktadır. Organizmadaki karbon 12 miktarı sabit
kalırken, radyoaktif karbon 14 bozulmaya devam ettiğinden karbon 12’ye göre
oranı azalır. Yaş tayini için alınan örnekteki karbon 14 miktarını belirlemek
için, bir gram karbonda dakikadaki bozulma sayısını hesaplamak gerekir. Karbon
14’ün yarı ömrü 5.700 yıl olarak kabul edildiğinden (yani karbon 14 atomlarının
yarısının bozulması için 5.700 yıl geçmesi gerektiğinden) analiz edilen
organizmanın ölüm tarihi buradan bulunur. Radyokarbon nisbeten nâdir bulunur;
bir bitki veya hayvanın yapısındaki toplam karbon miktarının sadece çok küçük
bir kesri radyokarbondur. Yaş tayini için kullanışlı olan bu küçücük kesrin
önemi Libby’nin iddiasına göre şuydu: radyokarbonun olağan karbona oranı
dünyadaki bütün canlılar için daima aynıydı ve bu kolayca ölçülebilen birşeydi.
Radyokarbon oluşur oluşmaz
bozulmaya başlar. Atmosferde bir miktar radyokarbon oluştuğunda, bu miktarın
yarısı 5.700 yıl kadar sonra bozulmuş olur (ve azot gazına dönüşür). Geri kalan
miktarın yarısı da daha sonraki 5.700 yılda bozulur ve ölçülemeyecek kadar küçük
bir kalıntı kalıncaya kadar bu böyle devam eder. Bir ağaç, ölümünden 5.700 yıl
sonra, canlıyken bünyesinde bulunan radyokarbon / olağan karbon oranının sadece
yarısını ihtiva eder. 11.400 yıl (veya iki yarı–ömür) sonra, tabiattaki oranın
sadece dörtte birini içerir. Yaklaşık beş yarı–ömür, veya kabaca 30 bin yıl
sonra ise, çok zor ölçülen bir kalıntı kalır, bu yüzden radyokarbon testi sadece
30 bin yıldan daha genç kalıntıların yaş tayininde sağlıklı şekilde
kullanılabilir.
Radyokarbon testi, bir zamanlar
canlı olan varlıkların kalıntıları üstünde çalışır; meselâ binlerce yıl öncesine
ait bir mezardaki kemikler veya ağaçtan yapılmış direkler gibi. Böyle organik
bir maddenin yaşını tayin etmek için kalan radyokarbon miktarını saymak, buradan
da canlının ne zaman radyokarbon almayı durdurduğu –yani ne zaman öldüğü–
sonucunu çıkarmak gerekmektedir.
Testin değeri, bir papirüs
parçasının veya seyrek karşılaşılan bir kafatasının ne kadar zaman öncesine ait
olduğunu öğrenmek gerektiğinde ortaya çıkmaktadır. Netice itibariyle bu teknik
yeryüzünde radyokarbonun (karbon 14) yaygın, olağan ve kararlı karbona (karbon
12) oranını, ve daha da önemlisi bu oranın zaman içinde sabit kalıp kalmadığını
doğrulukla bilmeye dayanmaktadır. Yani testin sağlıklı işlemesi için
yeryüzündeki radyokarbon / olağan karbon oranı, teste konu olan varlık hem
hayatta iken, hem de öldükten sonra aynı kalmış olmalıdır, ve metodun ilk
geliştirildiği günden beri de aynı kabul edilmiştir (son gelişmeler ışığında
böyle bir ön kabulün doğru olmadığı anlaşılmıştır). Arkeologlar mezarını
buldukları bir insanının yaşını belirlemek istediklerinde, eğer bu insan
hayattayken yeryüzünde daha fazla karbon 14 mevcut idiyse, kemiklerden elde
edilen yaş hatalı olacak, o insan gerçek yaşından daha genç gözükecektir. Eğer
yaşarken yeryüzünde daha az radyokarbon mevcut idiyse bu durumda daha yaşlı
gözükecektir.
Libby ve ekibi 1940’larda bu
tekniği geliştirirken, Dünya’daki karbon 14 miktarının insanın yeryüzündeki
varoluş zamanı boyunca değişmediğine inanıyorlardı; çünkü bu varoluş zamanı,
Dünya’nın 4,6 milyar yıl olarak kabul edilen yaşı yanında çok küçük kalıyordu.
Libby de radyokarbon oranını “denge değeri” ifadesiyle sabit kabul ediyordu.
Dünya oluştuktan ve bir
atmosfere sahip olduktan sonra, karbon 14’ün inşa edileceği 30 bin yıllık bir
geçiş periyodu olacaktı. Bu periyodun sonunda, kozmik radyasyon etkisiyle
meydana gelen karbon 14 miktarı sıfıra doğru bozulan karbon 14 miktarıyla
dengelenecekti. Libby’nin terminolojisiyle, 30 bin yıl sonunda yeryüzündeki
radyokarbon rezervuarı sabit duruma ulaşmış olacaktı.
Problemler başlıyor
Üniformitaryen jeolojiye
(jeolojik zamanlar boyunca tabiattaki şartların değişmediğini kabul eden görüşe)
göre, Dünya, rezervuarın dolması için gereken 30 bin yıldan binlerce defa daha
yaşlı olduğundan, radyokarbon miktarı milyarlarca yıl önce dengeyi yakalamış ve
insanın yaratıldığı günden bugüne kadar da bu sabit değeri korumuş olmalıdır.
Teorinin bu kısmını test etmek için Libby, radyokarbonun hem oluşma hem de
bozulma oranlarıyla ilgili ölçümler yaptı ve önemli bir çelişki belirledi. Buna
göre, radyokarbon atmosferde bozulup ortadan kalkma hızına göre % 25 daha hızlı
oluşuyordu. Libby, bu sonucu deney hatası olarak kabul etti.
Libby’nin deneyleri 1960’larda,
daha gelişmiş tekniklerle çalışan kimyacılar tarafından da tekrarlandı.
Sözkonusu radyasyon miktarı çok küçük olduğundan (saniyede birkaç atomun
bozulması) ve sonuçları bozabilecek diğer bütün radyasyon kaynaklarını seçip
elemek gerektiğinden, deneyler çok hassas ölçümleri gerektiriyordu. Yeni
deneyler, Libby’nin tesbit ettiği çelişkinin sadece deney hatası olmadığını
gösterdi; bu mevcuttu. Büyük hatalara rağmen, bugünkü tabiî oluşum oranının
tabiî bozulma oranını % 25 kadar aştığını gösteren güçlü belirtiler olduğu,
karbon 14’ün oluşma ve bozulmasındaki dengenin korunmadığı belirlendi.
Bunu, Southern California
Üniversitesi’nden Hans Suess; Journal of Geophysical Research’de ve V.R. Switzer
Science’da yazarak diğer bazı araştırmacılarla birlikte teyid ettiler. Verileri
gözden geçiren Utah Üniversitesi’nden metalürji profesörü Melvin Cook, karbon
14’ün bugünkü oluşum oranının bir dakikada bir gramda 18,4 atom, bozulma
oranının ise bir dakikada bir gramda 13,3 atom olduğu sonucuna ulaştı; yani aynı
zaman aralığında oluşma oranı bozulmadan % 38 kadar fazlaydı. Bu keşif Cook
tarafından şu şekilde izah edildi: “Bu sonucun iki anlamı olabilir: ya, karbon
14’le ilgili olarak atmosfer şu veya bu sebepten dolayı geçici bir inşa
aşamasındadır... veya radyokarbon yaş tayin metodunun temel kabullerinden
herhangi birinde bir yanlışlık vardır.”
Cook, radyokarbon oluşması ve
bozulmasıyla ilgili eldeki en son rakamları aldı ve buradan sıfır radyokarbona
ulaşacak şekilde geriye doğru hesaplamalar yaptı. Aslında bunu yaparken,
radyokarbon tekniğini kullanarak Dünya atmosferinin yaşını hesaplamaya
çalışıyordu. Sonuçta, Dünya atmosferinin yaşı 10.000 yıl civarında çıktı.
Üniformitaryen jeoloji ve Darwinci teori diyetiyle beslenip yetiştirilmiş birisi
için, veya standard bir jeoloji ders kitabını açan lise veya üniversite
öğrencisi için, hayatın Dünya üzerinde 10.000 yıl gibi kısa bir geçmişi
olabileceği fikri, kaçınılmaz olarak mantıksız gözükür. Acaba radyokarbon metodu
yaşı bilinen nesneler için test edilip doğruluğu tamamen gösterildi mi? Acaba bu
teknik, mükemmel sonuçlarla arkeolojide geniş bir kabul gördü mü? Acaba
kullanılan metodda yıllar önce herhangi bir kusur bulunmuş muydu?
Radyokarbon metodu, yaşını
bağımsız olarak, meselâ arkeolojik kaynaklardan bildiğimiz nesneler üzerinde
denenmişti ve etkileyici erken başarılar elde etmişti. Test edilen ilk
eşyalardan biri, Mısır’da bir firavun mezarından çıkarılmış olan ve bağımsız
olarak 3.750 yıl öncesine ait olduğu bilinen ağaç bir kayıktı. Radyokarbon
denemesi 3.441 ile 3.801 yıl arasında bir tarih verdi; bu sadece 51 yıl gibi bir
hata demekti. Fakat bu umut verici başlangıçtan hemen sonra, metod için
zorluklar başladı ve sonraki denemeler anormal yaşlar verdi.
Anormal yaşlarla ilgili son
örneklerden birisi şuydu: 1991’de Güney Afrika’da açık arazide bulunan kaya
resimleri Oxford Üniversitesi tarafından analiz edilmiş ve yaklaşık 1.200 yıl
yaşlı olduğu hesaplanmıştı. Bu önemliydi, çünkü bunlar bölgede bulunan ilk açık
arazi resimleriydi. Fakat, bu konuda çıkan haberler Capetown’da oturan bir
bayanın, Joan Ahrens’in dikkatini çekti. Ahrens resimleri tanıdı; bunlar
kendisinin resim dersinde yaptığı ve daha sonra bahçesinden çalınan resimlerdi.
Bu gibi olayların anlamı şuydu ki, yanlışlıklar, yaş tayin tekniklerini bazı dış
metodlarla kontrol etme şansına sahip olduğumuz böyle seyrek durumlarda ortaya
çıkarılabilirdi sadece. Böyle dışarıdan araştırma imkânları mevcut değilse,
karbon tekniğinin verdiği hükmü kabul etmek zorunda kalıyorduk.
Bu anormal keşiflerle ortaya
çıkan durum Introduction to Prehistoric Archaeology adlı eserde şöyle
özetleniyor: “Yıllardan beri, muhtemel hataların...nisbeten küçük etkileri
olabileceği düşünüldü, fakat radyokarbon yaşlarıyla ilgili yakın zamanda yapılan
araştırmalar, karbon 14’ün atmosferdeki tabiî konsantrasyonunun hesaplanan
yaşları belli dönemlerde önemli ölçüde etkileyecek kadar değişmiş olduğunu
gösteriyor. Değişim miktarı teorik olarak tahmin edilemediğinden, karbon 14 ile
gerçek takvim arasında korelasyon yapabilecek mutlak kesinlikte paralel bir yaş
tayin metodu bulmak artık zorunlu olmuştur.”
Ağaçların büyüme halkaları
Radyokarbon yaş tayinini teyid
etmek için başvurulan paralel tayin metodu, California ve Nevada dağlarının
yüksek kesimlerinde yetişen ve Yeryüzü’ndeki en yaşlı canlı varlık olan ilginç
bir ağaç, bristlecone çamı üzerinde test edilmiştir.
Bristlecone çamı, Arizona
Üniversitesi’nden Charles Ferguson tarafından dendrokronoloji (ağaç halkalarıyla
yaş tayini) bilimini geliştirmek için kullanılmıştır. Bu yararlı bir ağaçtır,
çünkü çok uzun yaşamaktadır ve halkalarındaki ardışıklıkların geçmişteki belli
yılları temsil ettiği söylenmektedir. Bu durum, genç bir ağacı daha yaşlı
ağaçlarla (ölmüş ağaçlar da dahil) mukayese etme imkânı vermekte ve sonuçta ağaç
halkası kronolojisi giderek daha geri tarihlere çekilmektedir. Alınan ağaç
örneklerindeki belli diziler incelenerek yapılan yaş tayinleri Ferguson’a
günümüzden 8.200 yıl öncesine uzanan bir ana kronoloji inşa etme imkânı vermiş
ve bu da radyokarbon yaşlarındaki değişimlerin doğruluğunu test etmekte
kullanılmıştır. Hans Suess, üzerine ana kronolojinin bina edildiği bristlecone
çam örneklerinin yaşını bir de radyokarbon yöntemiyle tayin ederek bir sapma
cetveli hazırlamıştır. Bu cetvel teoride radyokarbon metodunun yanlışlıklarını
10.000 yıl öncesine kadar düzeltme imkânı vermektedir. Fakat cetveller için bir
kalibrasyon metodu henüz geliştirilmiş değildir. Yani geçmişten bugüne çok iyi
bildiğimiz sabit bir kriter bulunmamaktadır.
Radyokarbon tekniğinin mucidi
Libby, önemli sapmaların olabileceğini başlangıçta düşünmemişti. “Bu tekniği
geliştirdiğimizde” diyordu Libby, “elimizde en küçük bir delil olmamasına
rağmen, kozmik ışınların sabit kaldığını varsaydık. Fakat şimdi değişim olduğunu
biliyoruz.”
Yakın zamanda tartışmaya yeni
bir zorluk daha girmiş bulunuyor. Dendrokronolojinin dayandığı temel prensip
–her yıl bir ağaç halkası oluşur– sorgulanıyor. Encyclopaedia Britannica’da
Holosen dönemiyle ilgili olarak dendrokronoloji çalışmalarını yazan R. W.
Fairbridge şunları söylüyor: “Ağaç–halkası analizlerinde bazı tuzaklar
keşfedildi. Zaman zaman, çok şiddetli geçen bir mevsimde, büyüme halkası
oluşmayabilir. Bazı enlemlerde, ağaç halkasının büyümesi nem ile, bazılarında
sıcaklıkla doğru orantı göstermektedir. İklim açısından bu iki faktör farklı
bölgelerde genellikle ters orantılı bir ilişki içindedir.” Aynı şekilde, eğer
büyüme baharda başlar, sonra vakitsiz soğuklardan dolayı durur ve tekrar
başlarsa, bir yıl içinde iki halka da gelişebilir ve bu yanıltıcı olur. Sonuçta,
iklim değişiklikleri, düzeltme cetvellerinde bristlecone çam yaşlarıyla ilgili
değişiklik yapmayı gerektirmektedir. Burada anahtar soru, karbon 14’ün oluşma ve
bozulma oranı arasındaki uyuşmazlığın nasıl açıklanacağıdır.
2001 yılında Bahama
adalarındaki bir mağarada 45 bin yıl önce oluşmaya başlamış bir dikit üzerinde
analiz yapan Arizona Üniversitesi’nden Warren Beck ve arkadaşları, karbon 14’ün
atmosferik konsantrasyonunda 45 bin ile 33 bin yıl öncesi arasında çok büyük
değişimler belirlediler ve bunun sebebinin, yeryüzünü anormal derecede yüksek
kozmik ışın akılarıyla radyasyona mâruz bırakmış bir süpernova patlaması
olabileceğini ileri sürdüler.
Problem şuydu: eğer karbon 14
konsantrasyonu önemli ölçüde değiştiyse, bu dönemin fosillerinin yaşlarını tayin
etmek imkânsız hâle gelmektedir. Lyon Radyokarbon Yaş Tayin Merkezi müdürü
Jacques Evin, “atmosferdeki karbon 14 oranının zaman içinde sabit kalmadığı uzun
zamandan beri biliniyor. Dolayısıyla ölçüm yaşları sıklıkla değişiyor” diyor.
Üçbin yıl önce gözlenen en büyük karbon 14 değişimi bu metodun ve dolayısıyla
ağaç halkaları, mercanların büyüme çizgileri ve göl tortullarının çökelme
sınırları gibi kalibrasyon yöntemlerinin kullanılmasını imkânsız hâle getiriyor.
Sonuçta, bilimde bugün “doğru”
olarak bilinen bir bilginin yarın daha sağlıklı ve soğukkanlı değerlendirmelerle
çürütülebileceği gerçeğini bir defa daha görmüş bulunuyoruz. Buna, jeolojik
geçmişte meydana gelmiş ve bir daha tekrar edilmesi mümkün olmayan hâdiseleri
çözmeye çalışırken bilhassa dikkat etmeliyiz. Bilimin sınırları var, fakat
bilimle iştigal edenlerin bunu anlaması da en az onun kadar önemli. Evrim
teorisi ise, Uranyum–Kurşun yaş tayininde olduğu gibi Karbon 14 metodundaki
problemlerden dolayı da, dayanmaya çalıştığı destekleri bir bir kaybediyor.
Böylece, bir teori olmak için gereken şartları sağlamaması bir yana, sadece
ideolojik bir dayatma hüviyeti taşıdığı da giderek daha açık gözüküyor.
Kaynaklar -
-Milton, R. 1997 – Shattering
the Mythes of Darwinism. Park Street Press, Vermont.
- Bourdial, I. 2001 – Une
faille dans le carbone 14. Science & Vie. No: 1007, Août, Paris.
|