Tabaka İçermeyen Yerleşme
Yerlerinin Kazısı
Tek bir dönemde yerleşilmemiş ve
ıssızlıktan sonra üzerine bir daha bir başkası
kurulmamış ören yerleri üst üste tabaklara
içermezler. Anadolu da ki Ephesos, Priene,
Perge, Aspendos vb. pek çok klasik kent
buradadır. Burada toprakla örtülmüş bir kent
dokusu söz konusudur. Ve arkeologun dikkati de
tümüyle bu doku üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu
türde yerleşme yerleri aşağıda göreceğimiz üst
üste görebileceğimiz tabakalar içeren
höyüklerden pek çok yönleri farklıdırlar. Ve bu
yüzden de farklı kazı tekniklerine gereksinimi
vardır.
Boyutlar birbirinden nedenli
farklı olsa da tek döneme ilişkin köy, kasaba,
kent gibi yerleşme birimlerinin kazılarında
karşılaşan sorunlar ve amaçlar hemen hemen
aynıdır. Burada amaç yalnızca bir yerleşme
yerinin ne zaman kurulduğu ve ne zaman
boşaltıldığını saptanmasından çok onun zamanı
içindeki gelişmeleriyle birlikte tam bir plan
elde etmek sosyal ve ekonomik yaşamıyla
olabildiğince bilgi sağlamak olmalıdır.
Tabakalı olanlara kıyasla görece
olarak daha kolay kazılabilecek bu gibi ören
yerlerinde stratigrafiyle ilgili birimlere gerek
yoktur. Burada kızıl yapay plan kare yöntemine
göre değil. Kazı alanlarının keyfi seçimi
ilkesine uygun olarak ta ve açık alanların
sistemine göre gerçekleşir. Burada kent dokusunu
oluşturan önemli bir caddenin ya da hamam veya
tiyatro binasının açılması ön plana alınmalıdır.
Böylelikle arkeologun esas ilgi alanı yapay
stratigrafik birimlerinden çok bizzat yapılar
üzerinde toplanmalıdır.
O halde bu tür yapıların nasıl
kazılar yapılacağı konusunda durmak gerekir. En
kolaylıkla kazılabilecek yapı türü düzgün dik
planlı sağlam duvarlı ve uzun süre kullanılmamış
alanlardır. Bu türdeki yapılara daha çok roma
imp’luğu ve sonrası rastlanır. Böyle bir kazıda
kolaylık yapılar dizisiniz karmaşık olmasından
zaman zaman planın ucunda kestirebilir olmasında
yapının sağlam bulunuşundan ve onu örten toprak
tabakasının da fazla kalın olmayışından
kaynaklanmaktadır. İlk kazı deneyiminin böyle
bir yapının kazılışı sırasında gerçekleşmesi
daha iyi olabilir. Çünkü böyle bir kazıda kolay
bir biçimde öğrenilebilir.
Bir yapı kalıntısının da daha iyi
olarak kazılabilmesi için öncelikle inşa
evlerini bilmekte yara vardır. Bilindiği üzere
hangi döneme ait olursa olsun bir yapının inşası
ilk olarak toprağa temel çukurların açılmasıyla
başlamıştır. Temel çukurları genellikle
kullanılan zeminde daha derindedir. Ve duvarlar
bu çukurla yontulmaktadır. Yüksekliğiyle
orantılı olarak azalıp çoğalabilir. Ancak normal
bir Anadolu evinde kullanılmamıştır. Kerpiç
duvar kalınlığı ortalama olarak 0.60 m.yi
aşamaz.
Farklı temel çukurları olmakla
birlikte genel olarak ister taş isterse kerpiç
olsun duvarın çukur içinde yani toprak altında
kalan kısmının işçiliği daha özensizdir. Bu
özellikten yola çıkılarak bir yapının kazısı
sırasında tabanların bulunmasında güçlük
çekiliyorsa sorun temellerdeki kaba duvar
işçiliğine bakılarak ta çözümlenebilir.
Temellerin üstüne yükselen duvarlarda çağlara ve
bölgeler göre çeşitli inşa yöntemleri
kullanılmış olabilir. En sık rastlanan duvar
türleri tümüyle taştan, kerpiçten veya tuğladan
yapılmış olanlardır. Taş ve kerpiç beraber
kullanıldığında taş malzemeden yalnızca temel
örgüsünden yararlanılmıştır. Kimi zaman taş,
ağaç ya da kerpiç beraberce kullanıldığı gibi
Anadolu’nun özellikle kuzey kesimlerinde tümüyle
ahşaptan ya da sazdan yapılmış olanlarda
bulunmuş olabilir. En güzel örneklerini samsun
yakınlarındaki ikiz tepe höyüğünde
görebildiğimiz bu sonucu türde çoğu kez
inşaatlar arasında temel çukurların açılmasına
bile gerek duyulmamış. Yapılar dikmeler üzerinde
oturtturulmuştur. Bu gibi yapılarda duvarlar
toprağa çakılan ahşap kazılar arasının ince
dalarıyla kamışla örtülmesi ve bu kamış
iskeletin içten ve dıştan çamur sularla
kaplanmasıyla oluşmuştur. Arkeolojide bu duvar
inşa tekniği pisé, wattle-and-daub ve çit-çamur
gibi değişik şekillerde adlandırılır. Kısa
ömürlü olan bu türde ağaç yapılarda ahşap
genellikle çürüyüp yok olmakla birlikte,
toprakta bıraktığı yuva izleri ve koyu rengiyle
fark edilebilmektedir.
Duvarların gerek iç gerekse dış
yüzleri çoğu kez sıvalı ve hatta badanalıdır.
Kazılar sırasında sağlam kalmış duvarlar
üzerinde sıvalar in situ durumunda ele
geçirilebilmiş olabilir. Neolitik çağda orta
çağlara değin karşılaşabilecek bu durumlarda
duvar resimlerine fazla bir gerekli kurtarma ve
konservasyon çalışmaları ve restoratörlere
bırakılmalıdır. Çünkü bu türde öğelerin
temizlik, konservasyon ve taşınması tümüyle ayrı
bir uzmanlık konusudur.
Yapıların inşasında bir başka
aşamayı tabanlar oluşturur. Bunlar ahşaptan,
sıkıştırılmış çamur ya da kireç harca, taştan ya
da tuğladan levhalara ve hatta mozaiğe değin
farklı türlerde olabilirler. Bu sert ve düzgün
taban kaplaması çoğu kez temel çukurlarının
kazılması sırasında çıkan toprağın yayıldığı bir
birikinti üzerine serilmiştir. Bir yapı kullanım
dönemi süresince çeşitli onarım ve
değişikliklere sahne olur. En sık yapılan
onarımlarda biriyse taban yenileme işidir. Çünkü
sıkıştırılmış çamurdan tabanlar, kullanım
nedeniyle, belli sürelerde özelliğini yitirmekte
ve kullanılma durma girmektedir. Normal bir
konutta taban yenileme işi, ortalama olarak her
20-25 yılda bir yapılmaktadır. Kazı sırasında bu
türde tabanlar üst üste bulunurlar ve gerek
renkleri ve gerekse pürüzsüz sert yüzeyleriyle
birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebilirler.
Yenilenen taban sayısı, doğal olarak yapının
kullanım sürmesiyle ilgilidir. Bu yüzden de
dikkatli bir biçimde saptanmaları gerekmektedir.
En kolaylıkla saptanabilecek ve
fakat kazılması özel bir dikkat gerektiren taban
türü mozaik tabanlardır. Daha çok geç Helenistik
ve roma çağlarına ait olan bu türde tabanlar
tessera denen çeşitli renklerde küçük taşların
ahenkli bir biçimde yan yana yapıştırılması
suretiyle oluşturulmuştur. Bu türde tabanın
temizlenmesi ve korunması özel bir dikkat ve
deneyim gerektirir. Mozaik tabanlar üzerinde
yapılacak her hangi bir müdahalenin kesinlikle
bu konunun uzmanı restoratörlerce
gerçekleştirilmesi gerekir.
Yapıların en üst bölümünü çatı
oluşturur. Duvarlar üzerinde oturan bu örtü saz
ve ahşap gibi çürüyen maddelerden, toprak ve
kiremitte değin değişen türlerde olabilir.
Bunlardan ilk iki gruba girenlerin kazı
sırasında belirlenebilmeleri oldukça güçtür.
Çünkü günümüzde çoğu kez bu gibi çürüyen
malzemelere ait hiçbir iz kalmamıştır. Ancak
ender durumlarda bu izler karbonlaşmış durumdan
saptanabilirler. Buna karşılık çatı örtüsü
olarak kullanılan kiremitler, günümüze
bozulmadan kalabilmeleri yönünden kolaylıkla
tanınabilmektedir. Ancak Anadolu da bu türde
çatı örtüsü ancak M.Ö. yüzyıllardan sonra
yaygınlaşmıştır.
Yukarıda sıralanan inşaat düzeni
ve evleri geneldir. Her dönem yapıları için
geçerlidir. Kazı yöntemi ise kazılacak alandaki
yapıların inşaat tarzlarına ve kullanılan
malzemeye göre değiştirilebilir. Bir yapının
kazısında en belli başlı amaçlar planın
çıkarılması işlerin belirlenmesi ve son olarak
ta kronolojisinin saptanmasıdır.
Tek evereli binaların kazısında,
önceden de belirttiği üzere temizlenip
incelenerek birimler daha çok mekânları bizzat
kendilerinin olmalıdır. Üst üste tabakalar
içeren yani verilerin karmaşık olduğu kazı
alanlarında kullanılan yapay stratifikasyon
birimlerine burada gereksim yoktur. Böyle
yerlerde ilk iş mekânların sınırlarının
belirlenmiştir. Ancak yinede kazı öncesi,
özellikle geniş ören yerlerinde, topografik
çalışmalarla birlikte tüm alanın karoj,grid yada
plan kare gibi adlarla tanınan bir referans
sistemi içine yapılması ve sondajların belirli
bir düzen dahilinde uygulanmasında, büyük
fayda görülecektir. Ören yerinin yayıldığı
alanın genişliğine göre, bu referans plan
karelerinin boyutları100 x 100 Metreden başlayıp
10x10 metreye kadar küçülebilir. Bu sistem üst
üste tabakalar içeren kazı alanları üzerine
döşenen daha küçük boyutlu karojdan farklıdır.
Ve her ikisinin birlikte kullanıldığı
durumlarda, karışıklık olmaması açısından,
farkla isimler taşımalıdır.
Tarımsal etkinliklerle
bozulmamış, düz ve üzerinde kalın bitki örtüsü
yetişmeyen sahalardaki yapıla toprak üzerindeki
izlerini asırlarca koruyabileler, ancak tepe
eteklerinde ya da bitki örtüsünün yoğun olduğu
yerlerde genelde yüzeyden gözükmeyebilir. Bu
gibi yerlerde kazıya başlamadan önce havadan
balon, helikopter yada uçakla çekilebilinecek
fotoğraflar ile jeofizik çalışmaları toprak
altındaki mimari konusunda yararlı bilgiler
sağalabilmektedir. Bir hastanın röntgen
çekilişini andıran bu tür ön çalışmalar yaklaşık
bir plan verirler. Kesin sonuçlar ancak kazıyla
elde edilebilir. Yapı yada yapılar dizisi
hakkında bilgi toplanması kazının daha iyi
programlanabilmesi açısından son derecede
yararlı ve önemlidir. Son yıllarda bu konuda
özellikle jeofizik özdirenç çalışmaları gayet
başarılı sonuçlar vermektedir.
Kazı başlamadan önce çalışma
programı ayrıntılı bir şekilde yapılmış ve
amaçları belirlenmiş olmalıdır. Çünkü kazı
arkeologun amacına göre geliştirilebilir.
Örneğin bir yerleşme yeri içindeki tek bir
yapının yalnızca planını saptamak ve
kronolojisini öğrenmek isteyen birinin tutumu
ile bunun tam aksine onun tümüyle temizlenmeyi
ve hatta restore etmeyi düşünen bir başkasının
kazı uygulaması farklı olacaktır. Örneğin
bir yapıyı yalnızca palan açısından incelemek
isteyen araştırmacı araştırmalardan çıkan
toprakları u8ygun olmamakla birilikte kazı
alanının kenarına yığarak zaman ve maddi
yönde tasarruf edebilir. Ancak yapı
bütünüyle açılacak yada restore edilecek ise
kazıda çıkan toprak kazı alanının uzağına
ve uygun bir alana taşınmalıdır. Bunun gibi,
tek bir yapıyı kazmayı amaç edinmiş arkeologun
tutumu tüm yerleşme yerini ele almayı planlayan
kişiler oldukça farklı davranış içinde
olacaklardır.
Kazılacak binanın duvarları
ayakta ise çalışmalara, toprak üstü katmanlara
ilişkin ön değerlendireler yapılıp, gerekli
fotoğrafları da çekildikten sonra başlanmalıdır.
Burada yapılacak ilk işlem, kazılmasına karar
verilmiş alanın yüzeyini kaplayan bitki
örtüsünün tümüyle kazınıp temizlenmezi
olmalıdır. Böylece topraktaki özellikler
konusunda daha iyi bir fikir edinme şansı ortaya
çıkabilir. Bundan sonra mekân dört eşit parçaya
bölünüp, kazıya bu parçalardan birbiriyle çapraz
olarak ilişkili ikisinde ve aynı zamanda
başlanmalıdır. Çapraz açma sistemi
oluşturmalıdır. Bu iki açmada kazı odanın ilk
tabanına ulaşılana kadar sürdürülmelidir. Tabana
ulaşıldığında önce dolgunun karakterini gösteren
kesitler incelenip çizimleri yapılmalıdır, Daha
sonra taban temizlenmeden diğer iki çapraz
açmanın kazılmasına başlanmalı ve kazı mekânın
tüp tabanı ortaya çıkana kadar sürdürülmelidir.
Yapıyı örten moloz tabakasının kalın olduğu, bu
yüzden çapraz hücrelerden yapılacak çalışmaların
güçleşeceği durumlarda kesit inceleme amacıyla
bırakılan paylar uygun bir derinlikten sonra
kaldırılabilinir ve derinleştikçe
bırakılabilinir.
Bundan farklı olarak
uygulanabilecek bir başka yöntemse kazı
sırasında mekânın üzerini örten tabakanın
karakterini incelemeye, enine ve boyuna
kesitlere el veren kuşak Halide paylar
bırakmaktır. Birazda molozunun yapısı ve
kalınlığıyla ilgili olmakla birlikte, kalınlığı
daha çok 0.30 m.yi aşmaması gereken bu
kuşakların mekânı her iki yöne doğru kat etmesi
oldukça yararlıdır. Pay bırakılarak yürütülen bu
tür kazıda, ilkinden farklı olarak, mekânın tümü
üzerinde çalışma yapılıp taban düzeyine tüm
odada birden inilir. Tabana ulaşıldıktan sonra
kesitler üzerinde gerekli belgeleme çalışmaları
tamamlanarak bu kuşaklar hızla kaldırılabilir.
Hangi yöntem uygulanırsa
uygulansın, kazı yapılan mekânın tabanı üzerine
ulaşıldığında, ince temizlik ve kayıt işlerine
girişilmeden önce, mekân içten 1 x 1 m.lik
karoyaj içine alınmalıdır. Bu kare ağı ele
geçirilen mimari özellikler, buluntuların kesin
yerlerinin saptanması plana alınmasında büyük
bir doğruluk ve kolaylık sağlayacaktır. Üzerinde
çoğu in situ durumda eserlerin bulunabileceği
orijinal taban, ancak bu ön işlemlerden sonra
tümüyle ortaya çıkarılmalı karşılaşılan mimari
özellikler ile küçük buluntular yerlerinden
kaldırılmadan önce titizlikle kayda
geçirilmelidir. Altta daha erken tabanlar olduğu
anlaşıldığı taktirde üstteki kaldırılıp, aynı
temizlik ve kayıt işlemleri bunlara da
uygulanmalıdır.
Üst üste tabaka içermese bile,
tek bir yapıyı kazarken amaç yalnızca onun
planını ortaya çıkarmak ya da içindeki
buluntuları ele geçirmek olmamalıdır. Yapılacak
ilk ve en önemli iş onun tarihçesini yani
kronolojisini öğrenmek olmalıdır. Daha öncede
belirtildiği üzere bir yapının tarihi ve
başından geçen olaylarla ilişkin izlerse en iyi
şekilde üzerini örten toprak tabakalarının
içinde örülebilir. Bu nedenle binaları örten
monoloz toprağın kazılması son derece dikkat
isteyen bir operasyonu gerektirir. Yalnızca
temizleme ve buluntu ele geçirme amacıyla hızla
yapılacak böyle bir kazıyı, ne denli zengin
buluntular sağlarsa sağlasın tabakanın gereğince
incelenmeden yok olmasına neden olduğu için
arkeolojik açıdan bilimsel bir çalışma olarak
nitelemek güçtür.
Höyük Türü Çok Tabakalı
Yerlerin Kazısı
Daha öncede değinildiği üzere,
insanoğluna ilişkin yerleşmelerin uzun zaman
süresinde üst üste kurulup yıkılmasıyla oluşmuş
yapay yükseltilere, bölgelere göre Höyük, Hüyük
v.s. gibi değişik adlar verilir.
Yükseklikleri kullanılan inşa
malzemesi ve daha çok da tabakalanmayla ilgili
olarak artıp azalabilen bu türde ören yerlerinde
tabakalaşmanın yarattığı sorun ortaktır. Bu
sorun kimi zaman bir hal almış olabilir. Bu
türdeki kazılarda ana amaç tabakalanmanın
saptanması, yani; toprak içindeki tüm duvarlar
ve buluntularının ait oldukları tabaklar ve
birimlerle ilgisinin doğru olarak ortaya
konulmasıdır. Kalın duvarları birkaç m ayakta
kalabilmiş bir Asur sarayı gibi görece daha
kolay kazılabilecek yerlerde bile, bir odanın
içine açılmış ve odanın tabanınkinden daha
sonraki dönemlere ilişkin buluntular veren
çukurlar bulunabilir. Tabakalara daha sonraki
çağlarda çeşitli nedenlerle yapılmış olan her
türlü müdahale, karmaşanın biraz daha artmasına
neden olmuştur.
Üst üste yerleşmelerinin olduğu
tabaka kazılarında en çok rastlanan
özelliklerden biri, çoğu kez yanlışlıkla “çöp
çukuru” denen dairesel çukurlardır. Aslında eski
insanlar çöpleri biriktirmek ve gömmek gibi
hijyenik gibi kaygılar taşımıyorlardı. Bu türde
çukurlar genellikle bu türde çukurlar
genellikle, günümüz Anadolu köylerinde de
görüldüğü üzere tahıl depolama amacıyla
açılmışlardır. Zaman zaman da iç yüzeri özenle
sıvanmıştır. Silo ya da ekin kuyusu
denilebilecek bu çukurlar zamanla mantar,
haşarat ve kemirgenlerce yapılan tahribat v.b
etkenlerle kullanılmaz duruma girerler. Bu
yüzden de doldurmaları gerekir işte böyle bir
depo çukuru özgün işlevini yapamaz duruma
girince onu genellikle etrafındaki çöplerle
doldurma yoluna gidilmiştir. Yani bu türde
çukurlarda ilk amaç depolamadır. Diğer
kullanımlarsa ikincil değerdedir. Ancak hangi
amaçla açılırsa açılsın, bu türdeki çukurlar
tabakaların karışmalarına neden olan en önemli
etkenler arasında sayılabilirler.
Aynen tek evreli yapıların
kazısında olduğu gibi tabakalı yerlerin
kazısında da uygulama arkeologun amacına göre
değişik şekiller alabilir. Bu nedenle burada
kazı öncesinde amacın çok iyi bir biçimde
saptanmış olması gerekir.
Yalnızca tabakalanmayı ortaya
çıkarmayı amaç edinen kazı ilkine kıyasla daha
küçük çaplıdır. Burada arkeolog tabakaları geniş
amaçlarla incelemek ve mimarlık eserlerini tüm
plan incelikleriyle ortaya koymaktan çok
stratigrafik ve kronolojik sorunları çözmeye
doğru yönelir. Bunun yapılacak en uygu iş ise,
höyüğün el verişli bir yamacında tepeden
başlayıp basamaklar halinde eteğe doru inen bir
açmanın açılmasıdır. Basamaklı açma denilen bu
tür çalışmada, kazanılan alanın genişliği 5.00
m.den az olmamalıdır. Ancak höyük etekleri çoğu
kez köylülerce çöplük olarak kullanıldığından
yüzeysel ve dar basamaklı açmalardan fazla bir
yarar sağlaması da olası değildir. Doğal olarak
bu türde açmaların bir yerleşme yerinin ancak
kaba bir tabakalanması konusunda bilgi
sağlayabileceğini de unutmamak gerekir
Bir höyük geniş çapta kazılacaksa
arkeologun yaklaşımı ilkine kıyasla farklı
olacaktır. Öncelikle kazı sisteminin
belirlenmesi gerekmektedir. Birbiri üzerine inşa
edilmiş ve çeşitli yönlere bakan pek çok yapının
söz konusu olduğu höyük türü tabakalı alanlarda,
yukarıda anlatıldığı üzere değişik kazı
sistemleri söz konusudur. Hangi sistem
uygulanacaksa uygulansın kazıya girişilmeden
önce yapılacak ilk iş kazı alanının topografik
planının çıkarılması ve özellikle geniş
alanlarda 20 x 20 m.lik bir referans karoyajının
yapılmasıdır. Daha sonra alan uygulanacak
sisteme göre kazıya hazırlanmalıdır. Plan kare
sisteminin uygulanacağı durumlarda, karenin
genişliğinin belirlenip alanın ahşap kazıklar
çakılarak parselasyonunun yapılması gerekir.
Aynı türde sabit noktalar açık alan kazıları
içinde geçerlidir.
Kazıya başlanmadan önce çıkacak
olan toprağın nereye döküleceği ve kazı alanının
dışına nasıl taşınacağı konularında da kesin
karara bağlanmalıdır. Bu gibi alanlarda kazı
toprağının gelişigüzel şekilde höyük üzerine
dökülmemesine azami dikkat gösterilmeli ve
höyüğün yüzeyi daima temiz tutulmalıdır.
Hangi sistem benimsenirse
benimsensin kazı öncesi yapılacak öncelikli
işlerin başında, yüzeyden bir düzen dahilinde
mümkün olduğunca fazla sayıda malzeme toplamaya
çalışmak olmalıdır. Daha önceden belirlenen plan
karelere göre yapılacak olan bu toplama
sonucunda yüzey buluntularının, ele
geçirildikleri her bir kareye göre ayrı ayrı
değerlendirilmesinden ileriki kazılar için kimi
ipuçları elde edilmesi ile zaman ve parasal
olanakların en hesaplı bir biçimde
kullanılmasını sağlayabilecek bilgiler elde
edilebilmesi olasıdır.
Bundan sonra alanın yüzeyin ot ve
bitkilerden arındırılması ve sonra da temizlenen
yüzeyin bu kez de mimarlık izleri açısından
dikkatle incelenmesi gelmektedir. Eğer kazılacak
alanda arkeolojik anlamda hiçbir iz yoksa yüzey
toprağı aşırı bir dikkate gerek duyulmaksızın
kazma ve kürekle kaldırılmalıdır. Yüzey
toprağının özellikle tarımsal etkinlikler
yüzünden karıştırıldığı ve mimari kalıntıların
yüzeye çok yakın olduğu durumlarda, üstteki
toprak, mimari izler belirli bir biçimde ortaya
çıkana kadar kazınarak temizlenmelidir
Esas arkeolojik kazı yüzey
toprağının kaldırılmasından sonra başlar. Burada
artık büyük kazmalar kazmalar yerine küçük
çapalar ve malalarla çalışılmalıdır.
Kazıya önce açmanın bir
köşesinden başlanmalı ve tüm yüzey 20–30 cm
derinliğe kadar temizlenmelidir. Her kazıdan
sonra biriken toprak derhal alanın dışına
taşınmalı ve açılan yüzey süpürge ve fırçalarla
mümkün olduğunca temizlenip dikkatle
incelenmelidir.
Daha öncede denildiği gibi
arkeolojik tabakalar farklı özellikler taşıyan
birimlerin yan yana ve üst üste dizilmesi sonucu
oluşmuşlardır. O halde stratigrafik bir kazıda
her birimin ayrı ayrı saptanıp belgelenmesi en
önde gelen görev durumundadır.
Höyüklerin kazısında en önemli
sorun birbirini izleyen ve çoğu kez iç içe
girmiş tabaka ve bunlarla ilgili birimlerin
oluşturduğu karmaşadır. Burada ana ilke,
alttakinin kazısına başlanmadan önce üstteki
incelenmiş tabakanın tümüyle kaldırılmasıdır.
Ancak bu kaldırma işlemi için tüm inceleme ve
kayıt işlerinin yapılmış olması gerekir. Bununla
birlikte, üstte çok önemli bir mimari ya da
vazgeçilemez durumda herhangi bir kalıntı varsa,
kaldırma işlemi uygulanmaz. Böyle hallerde, söz
konusu alandaki daha derin yapı katlarının
incelenmesi gerçekleştirilemez.
Kaldırma işlemi gelişigüzel
değil, belirli bir sıra ve düzen içinde
uygulanmalıdır. Önce çukur, silo veya taş sökme
çukuru gibi tabakayı bozmuş en geç birimler;
sonrada yerleşme birimleri tabanlar ve duvarlar
kaldırılmalıdır. Mimarinin sökümü sırasında
önceki dönemlere ait malzemeyle
karıştırılmamasına özenle dikkat edilmelidir.
Özellikle duvar ve çukur gibi öğelerin
temizlenmesinde sağlam tabakayla çukur arasında
ince bir ayırıcı pay bırakılmalıdır.
Kazılar sırasında ortaya
çıkarılmış olan çukurlar renkleri ve özellikle
de toprağın yumuşaklıklarıyla fark edilirler. Bu
türde özellikler gelişigüzel kazılmamalı bunları
dolduran malzemenin homojen mi olduğu, yoksa
farklı dönemlerde mi kullanıldığı konusunda
kanıt sağlayacağından içlerindeki tabakaların
belirlenmesine çalışılmalıdır. Kazı yöntemleri
boyutların çukurluklarına göre değişir. Bu iş
için ideal yol çukurunun yarısını tabaka tabaka
açmak, diğer yarısını ise kesit çizebilmesi için
bırakmaktır. Eğer çukur bu türde bir kazı için
çok küçükse kazma işlemi adım adım yapılmalıdır;
şöyle ki önce bir yarısı 20-30 cm kadar kazılıp
öteki yarı kesit için bırakılır. Sonrada bu
kaldırılır. Ve yine 20-30 cm.lik yarım bir kısım
kazılır ve bu iş çukur tümüyle kazılana kadar
sürdürülmelidir. Bir çukurun hangi tabakanın
kullanımı sırasında açıldığının belirlenmesi
önemlidir. Bütün tabakaların devamlı olarak
süpürülmesi, özellikle böyle çukurların
başlangıcının saptanmasında son derece
önemlidir. Böylece çukurun ilk beliriş anı doğru
olarak izlenebilir.
Tabaka tabaka kaldırılarak
yapılan bu işlemler ana toprağa kadar aynen
sürer. Ancak özellikle büyük bir höyüğü tümüyle
kazmaya çalışmak uygun bir tutum sayılmaz. Çünkü
bir bölgenin tarihsel ve kültürel gelişimi
konusunda esaslı tabakalara sahip büyük bir
höyük tümüyle kazılacak olursa denetim için
gelecek kuşaklara hiçbir şans tanınmamış olur.
Kazı tekniklerinin her geçen gün geliştiği göz
önünde bulundurulacak olursa, gelecekteki
kazıların günümüzün en yöntemli çalışmalarından
bile daha etkin ve sistematik olacağı
kuşkusuzdur. bu durunda günümüzün kazılarında
bir yıkım tehlikesi ya da tehdidi söz konusu
değilse ideal davranış, gelecekteki çalışmalar
için şimdiden yer ayırmak olmalıdır.
Geniş bir biçimde kazmasa bile,
bir arkeologun, incelediği höyüğün ana toprağına
kadar inen en alttaki tabakaları konusunda bilgi
edinmeye çalışması doğaldır. Bunu niçin
özellikle höyüklerin eteklerinde dik olarak
açılan dar ve derin çukurlara ihtiyaç vardır.
Hatta bazen içi boş çelik borular çekili toprak
örneklerini karotlar halinde alınması yoluyla
daha da derin tabakalar konusunda bazı bilgiler
edinilebilir. Bu amaçla gerçekleştirilen dar ve
derin çukurlara derin sondaj ya da derinlik
sondajı adı verilir.
Bir kazıda sık sık küçük
buluntularla karşılaşılır. Bir buluntu bulunup
açığa çıkarıldığında yapılacak ilk iş, yerinde
oynatmadan durumu kayıtlara geçmektir. Çünkü
buluntu durumu konusundaki bu bilgi eserin
kendisi kadar değerlidir. Bir buluntunun iki
durumu söz konusudur. Bunlardan biri açma
içindeki konumu, diğeri ise olduğu birimle
birli, te stratigrafik konumudur. Bunların
buluntuları bu iki durumu da açık biçimde
belirlemedikçe bir kazının tam ve doğru
analizini yapmak mümkün değildir.
Mezar Kazısı
Günümüzdeki antik çağda,
günümüzdeki gibi cesedi gizleme amacını güden
mezarlar çağlara, bölgelere ve dini inançlara
göre farklılık göstermektedir. Örn; en basit
türde olanlar toprağa açılmış bir çukurdan
ibarettir. Bazen bu çukur taştan levhalarla
kuşatılıp adeta taştan bir sandık
oluşturulmuştu. Bazı bölgelerde büyük aile
mezarları olarak görkemli yer altı odaları inşa
edilmişti. Kimi zaman da ölen kişinin önemini
belirtmek üzere büyük mezar anıtlar yapılmıştı.
Bunlardan en dikkat çekici olanları ise Anadolu
da asırlarca uygulanılmış olan Tümülüs ya kurgan
geleneğidir.
Antik çağlarda ölüler bazen
yerleşme yerinin içinde bazen de dışında özel
mezarlılara gömülmekteydiler. Yerleşme yerinin
içinde yapılan gömülerde cesetler çoğu kez
evlerin içine taban altına ya da yerleşme
yerinin boş yerlerine gelişigüzel bir biçimde
gömerlerdi. Bu nedenle bir yerleşme yerinin
kazısı sırasında sık sık mezarlara
rastlanabilmesi doğaldır. Özellikle höyük
kazıları sırasında, stratigrafi ile ilgili
olarak mezar çukurlarının hangi tabakaya ilişkin
olduğunun belirlenmesi önem taşır. Bunun için
içine mezar çukurunun kazıdığı tabanın
saptanması doğru olur.
Yerleşim alanının dışında yapıla
gömülerde ise cesetler genellikle nekropolis de
denilen mezarlıklara çeşitli şekilde
gömülürlerdi. Bu, çoğu kez normal gömme kimi
zaman da yakarak gömme türlerinde olabilirdi.
Yakılarak gömülmüş ölülerin külleri ve yakma
töreninde geriye kalanlar çoğu kez urne denen
bir çömlek içine konarak saklanırdı.
Mezarlık ve mezar kazılarında
dikkat, doğal olarak, daha çok insan
iskeletleri, mezar ve ölü gömme gelenekleri
üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çok olumsuz bir
ortamda değillerse gerek insan veya gerekse
hayvan kemikleri, bozulmadan 10binlerce yıl
kalabilmektedirler. Bu nedenle uygun şekilde
kazıdıkları ve ortaya çıkarıldıkları taktirde
kemiklerden son derece yararlı bilgiler elde
edilebilir.
Yalnızca kazı deneyimi bulunan
kimselerce yapılması gereken mezar kazıları
büyük bir dikkat gerektirmektedir. Kemikler çok
dayanıklı olmakla birlikte doğru hareket
edilmediği taktirde çok kolaylıkla bozulup
dağılabilirler. Bu nedenle mezar çukuru ve
çevresi tümüyle açılmadan iskeleti açmak doğru
bir davranış değildir. Çünkü üzerinden toprağı
alınmış ve güneş ışınlarıyla nemi uçmuş olan
iskelet çok kolay dağılabilir. İskeletlerin
temizliği sırasında kemikler yerinden
oynatılmamalı ve cesedin yatırılış biçimi ile
gömme tarzının doğru olarak belirlenmesine
çalışılmalıdır. Dikkatli bir çalışma için küçük
spatulalar düşçü aletleri, ince fırçalar, ve
havalı pompalardan faydalanılır.
Mezarların kazısı sırasında önce
cesedin mezara ne şekilde yatırıldığı ve gömü
töreni hakkında bilgi edinilmeye çalışılmalıdır.
Gömü biçiminin daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla
özellikle doğrudan doğruya toprağa açılmış basit
türde mezarlarda çapraz açma sistemi yararlı
sonuçlar verebilir. Mezar, iskelete ulaşılana
kadar daima üstten alta doğru temizlenmelidir.
Bu temizleme işletimine öncelikle gövdenin orta
kesiminden başlanmalı ve sonra da kol ve
bacaklara geçilmelidir. İskeletin en son
açılması gereken kısımları kolaylıkla
dağılabilecek olan, en küçük kemiklerin
bulunduğu el ve ayaklardır. İskelet varsa yanına
bırakılmış mezar armağanları yerinden
oynatılmadan fotoğrafı çekilmelidir.gerek
mezarın gerekse cesedin yatış durumunu gösteren
planlar ve kesitler çizilmelidir. Özellikle
cesetlerin yatış yönlerinin hep aynı olduğu
büyük mezarlıkların kazısında iskeletlerin tek
tek çizimizde çok zahmetlidir. Bu, özelliklede
hızlı bir çalışma temposunun gerektiren kurtarma
kazılarında daha büyük bir sorun olarak ortaya
çıkar. Bu gibi durumlarda önceden hazırlanmış
iskelet çizimlerinde yararlanılır. Belgeleme
işlemi tamamlandıktan sonra mezardan önce ölü
hediyeleri çıkarılmalı, bu sırada içi toprak
dolu olan kap kaçaklar asla gelişi güzel
boşaltılmamalıdır. Bu işlem kazı laboratuarında
toprağın nemi gittikten sonra ince spatulalarla
yapılmalı ve böylelikle kapların içlerine
bırakılmış yiyecek kalıntılarının in situ
durumda saptanmasına özen gösterilmelidir.
İnsan iskeletleri antropolojik
açıdan büyük önem taşırlar. Bu nedenle, ölü
hediyelerinin toplanmasından sonra iskeletinde
uygun bir biçimde ve kemiklere fazla zarar
vermeden toplanarak paketlenmesi yapılmalıdır.
Bunu için ahşap ya da kalın mukavva kutulardan
yararlanabilinir. Öncelikle kutunun üzerine
başta kazı alanının adı, kazını yılı, mezar
numarası, iskelet numarası, varsa gerekli diğer
bilgiler yazılmalıdır. Ayrıca bu türde bilgileri
içeren bir kart da kutun içine konulmalıdır.
Mezar kazıları sırasında fiziki antropologlarla
çalışmak daha uygundur. Çünkü temizlen iskeletin
antropologların toplayıp paketlemesi ileride
gerçekleştirilecek laboratuar çalışmaları için
büyük kolaylık sağlayacaktır.
Yerleşme yerinin dışındaki toprak
üzerinde hiçbir izi olmayan mezarlıkların keşfi
çoğu kez rastlantılara bağlıdır. Ancak böyle
durum saptandığında öncelikle mezarların
yerlerinin belirlenmesi ve tm alanın genişliği
gibi konularda ön bilgiler edilmelidir. Örneğin
bolon ya da fotoğrafları ile jeofizik yöntemler
bu konularda büyük yardımda bulunmaktadır.
Üzeri, kalınlığı 1.50m.yi
geçmeyecek kadar toprakla örtülü mezarlım
alanlarında taş ya da taştan oda mezarlarının
yerlerini belirleyebilmek için mezarlık alanının
sınırlanırın saptamak üzere test çubuklarından
faydalanılır. Bunun için öncelikle 20 mm
kalınlığındaki yuvarlar kesitli demirden,
1.50-1.70 m kadar uzunluğunda darbelere karşı
dirençli ve “T” biçimli çubuklara ihtiyaç
vardır. Sonra taranacak şüpheli alan üzerine 1*1
m.lik plan kare ağı döşenmeli ve doğal olarak
her plan kareye numara verilmelidir. Daha sonra
Test çubukları karelerin köşe noktalarına
çakılarak inebildikleri en son derinlik
saptanmalı ve toprağın sertlik ya da yumuşaklığı
ile ilgili kayıtlar plan üzerine
kaydedilmelidir. Bu türde bir zemin etüdüyle
toprak altındaki taştan yapıların dağılımı
konusunda bir ön bilgi elde edilebilmesi
mümkündür. Yeraltına inşa edilmiş oda biçimli
mezarlar çoğu kez fazla sayıda gömü içeren aile
mezarlarıdır. Burada da tabana düzeyine
ulaşıldığında , mezar da ki iskelet ve
buluntulara hiç dokunmadan, öncelikle odaya
10x10 cm lik karoyaj döşenmesi ve çalışmaları,
buna göre sürdürülmesi gerekir. Bu türde
mezar odalarının içinde bazen eski
iskeletler yenileri geldikçe odanın belli bir
bölümüne yığılır, böyle durumlarda mezara
armağan olarak bırakılan eserlerin hangi
cesede ait olduğunun saptanması mümkün
değildir. Ancak böyle durumlardan da en küçük
kanıtlar bile kayda geçirilmelidir. Her
aşama fotoğraf çekimi yapılmalıdır.
Burada mümkünse önce ölü
hediyeleri bir ön temizlik yapılmadan mezarın
dışına çıkarılmalı sonrada iskeletlerin
toplanması gerçekleştirilmelidir. Bu toplama
sırasında her iskeletin elde geldiğince ayrı
ayrı kaldırılıp paketlenmesine çalışılmalıdır.
İskeletlerin çok karışık olduğu durumlarda
ise , bu özellikle bir iskelete ait kafa
tasa ve çene kemiği ile diş gibi parçaların
beraberce paketlenmesi antropolojik inceleme
sırasında kolaylık sağlar. .
En zor mezar kazısı Tümülüs
yada kurgan denilen yığma toprak tepeli
mezarların kazısıdır. Eski gezginler
tarafında “Anadolu’nun piramitleri” denilen
bu yığma toprak mezar anıtları daha çok
krallar, prensler yada yerel beyler ve
benzeri soylu sınıftaki kimseler ve
yakınları için inşa edilmişlerdir.
Bir tümülüsün kazılması, eskide
uygulanan, yanlıca merkeze doğru açılan basit
bir açma ile gerçekleştirilmeyecek kadar
karışıktır. Çünkü Tümülüslerin içinde çoğu
kez taş yada ahşaptan mezar odaları yada
sandukalar bulunmaktadır. Tümülüsler inşa
edilirken yada gömü sırasında törenlere
ilişkin izlerde bu tepeler altında
görülebilir. Bu nedenle bu tür kazıda hiç
bir bilginin kaybolmamasına dikkat
edilmelidir. Kazı başlanmadan önce mezar
tepesinin topografik planının yapılması
gerekir. Çünkü daha sonra kazılacak olan bu
tepe belki tamamıyla ortada kalkacaktır.
Saha sonra tüm yüzeysel özellikler
dikkatlice incelenmeli ve bir anlam
verilmese bile plana geçirilmelidir. Kazı
öncesi bu konuda daha önce yayınlanmış
önceki raporlar varsa mutlaka okunup bilgi
elde edinilmelidir.
Küçük ve alçak bir Tümülüs
kazılırken izlenecek en iyi yol birbirini
dik kesen dilimler bırakarak tepeyi dört
parçaya bölerek kazmaktır. 1916 dan beri
uygulanan ve çeyrek dilim denilen bu
yöntemle kazı alanı sıra ile kazılabilecek
bir takım parçalara ayrılmıştır. Kazı
birbirine çaprazlama olarak ilişkili
karşılıklı dilimlerde mezara ilişkin
özellikler belirlene kadar sürdürülür, Daha
sonra 0.50 metreden daha geniş olmayacak
paylar bırakılarak öteki karşılıklı iki dilimi
kazısı tamamlanır. Böylece mezar tepesine
ilişkin ve tepe ye her iki yöne doğru
boydan boya kat eden 2 kesit elde edilmiş
ve bu saye den de söz konusu yapay tepenin
özellikleri konusunda ayrıntılı bilgi elde
edilir. Çünkü buradan da amaç kuşkusuz
yalnıza mezarı bulmaya yönelik olmamalardır,
mümkün olduğunca çok belge ve bilgi elde
edilmeye çalışılmalıdır. Mezarın açılışı
sırasında kesit paylarının sorun
oluşturacağı kuşkusuzdur. Ancak gerekli
belgeleme çalışmaları sona erdirildikten
sonra bunlar uygun şekilde kaldırılmalı ve
mezarın kazısına daha sonra başlanılmalıdır.
Anadolu Tümülüs bakımında çok
zengin bir ülkedir ve bu ülkedeki
Tümülüslerin yüksekliği bazen 50 metreyi
aşmaktadır bu tür yüksek Tümülüslerde
çeyrek dilim yöntemini kullanmak imkansızdır.
Buradan mezar tepe önemli bir anıt özelliği
taşıdığında korunmasına özen gösterilmelidir.
Büyük Tümülüslerdeki
sistematik kazılara ilk kez 1955 yılında
Amerikalı arkeolog Rotney S. Young tarafında
Polatlı yakınlarındaki Yassıhöyük Gordion da
başlandı. Phryglerin başkenti Gordion ve yakın
çevresinde, içinde kral ve prenslerin ahşap
mezar odaları bulunan bir çok mezar tepesi
vardır. Young bu büyük anıtları geniş
yarmalarla tahrip edilmelerinin doğru
olmadığını, bunun yanında mezar odalarına
ulaşabilmek için oldukça büyük miktarda
toprak kazılması gerektiğini ve bununda
çok pahalıya mal olduğunu saptayarak yeni
bir sistem geliştirmenin gerekliliğine
inanmış. Yapılacak ilk iş tepelerin altında
gizlenen odanın tam yerini belirlemek
olmalıydı.
Bu sorun su sondajı denilen
yöntemle çözüme kavuşturuldu. Buna göre
Tümülüs tepe basınçlı suyla küçük delikler
açabilmekte ve bu sayede delinen toprak
tabakasının niteliği konusunda bilgiler elde
edilmektedir. Sondaj için tümülüsün yüzeyine
2.50 metre aralıklarla plan kare ağı
döşenmiş ve sondajlar karelerin kesişen
köşelerinde yapılmıştır. Yumuşak toprağın
olduğu kesimde sondaj derinlere doğru
inebiliyor, sert taş tabakasına gelindiğinde
o noktada duruyordu. Ahşap Phyrg mezar
odalarının üzerini taştan adeta koruyucu
bir kavuk içine alınmıştı. Böylece sondaja
ilişkin bütün sonuçlar plan üzerine
işaretlenmekte idi. Young bu yöntemle
Gordion’daki iki mezar anıtını inceledi
bunlardan daha küçüğü 12 metre
yüksekliğinde ve 17 metre çapında idi,
burada 60 adet sondaj gerçekleştirildi,
sonuçta anıtın hemen hemen orta kısmına
yakın bir yerde 18.50x14.00 metre kadar
genişlikte oval bir sahanın taşla kalplı
olduğu anlaşılmıştır.
Bu bilgilere göre yukarıdan
aşağıya doğru açılan bir sondajla mezar
odası rahatlıkla bulunmuştur. Buna göre
Gordion’da ki büyük Tümülüs 53 metre
yüksekliğinde ve 300 metre çapındaydı,
kapladığı alan genişliği 70 bin metrekareyi
buluyordu,alttaki açılacak odanın alanı
yalnızca 150 metrekare idi , burada odanın
yerini belirleyebilmek için birbirinden 5.00
metre aralıklarla 93 adet sondaj
gerçekleştirildi, böylece alttaki, bitimi
yine ovali andıran taş yığının yeri
belirlendi, ancak bu yükseklikteki bir yapıya
tümü ile açık tünellerle girmeye çalışmak
büyük bir yıkıma neden olabilirdi, bu
nedenle teklerde yine açık fakat merkeze
doğru yaklaştıkça kapalı bir tünel sistemi
uygulanmasında uygun bulundu, buna göre açık
kesim 70 metre uzunluğundaydı, ondan sonraki
kapalı tünel için farklı uzmanlık ve araç ve
gerece ihtiyaç vardı. Bu şi
gerçekleştirecek teknisyen ve işçiler
Zonguldak kömür madeninde getirildi, Tünel
2.20 metre yükseklindedir. Genişliği ise
üstte 2.00 metre altta ise 2.50 metre
kadardır. Her 3.00 metrede bir tünel biçimli
kerestelerle destekleniyordu. Açık kesimle
kapalı kesim uzunluğu 135.20 metreyi
bulmuştu,sonuçta çalışmalar ahşap mezar
odasının bulunması ile son buldu.
Aynı yöntemle 1963 yılında
Amerikalı Arkeolog George Hanf Manca Lydia
Krallığın başkenti Sardies’in Bintepeler Kral
mezarlığında, 200 metre çap ve 50 metre kadar
yüksekliğindeki Karnı yarık tepe üzerinde
uygulandı, bu çalışmalarla odaya
rastlanılmadı. Ancak sitem yine başarılıydı.
Şimdi bu iki sistem sonucunda
şu özeti çıkartabiliriz Tümülüs yapılarının
tanınmasında elde edilen bilgiler bakımında
çok önemli bir yol gösterici olmuştur.
Gordion Tümülüsünde yapılan
tünel çalışması başarılı da olsa Tümülüs
tepeye açılan tünel yer seçimi hatalı idi,
Taş koruma tabakasına ulaşılınca taşların
taşınması sıkıntı yaratmış, 153 metreküp
portakal büyüklüğünde taş dışarı taşımak
zorunda kalınmıştır.
Aynı şekilde Bintepelerdeki
Karnıyarık tepeye yapılan tünelin başarısız
olma nedeni ise sıfır zeminde yapılan
tünel, Mezar odasının tepenin göbeğinde
olduğunda sıfır zeminde açılan tünel mezar
odasının altında geçme ihtimali vardır
Bizim önerimiz Yükseklik / 5X2
sonucunda elde edilecek yükseklide tünel
açılımını gerçekleştirmektir.