Ruhsatsız sondaj ve kazı yapmak suçlarından
sanıklar Şazi Lâtif, Selahattin'in hükümlülüklerine dair, (Çanakkale Ağır
Ceza Mahkemesi)' nden verilen 23.2.1983 gün ve 99-32 sayılı hüküm,
sanıkların temyizleri üzerine, Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi'nce
incelenerek bozulup yerine geri çevrilmiştir.
İlk hükümde direnmeye ilişkin aynı
mahkemeden verilen 29.12.1983 gün ve 226-307 sayılı son hükmün
Yargıtay'ca
incelenmesi sanıklar tarafından süresinde verilen dilekçe ile istenilmiş,
koşuluda yerine getirilmiş, olduğundan dosya C. Başsavcılığı'nın hükmün
bozulması istemini bildiren 24.7.1984 gün ve 9-1233 sayılı tebliğnamesiyle
Birinci Başkanlığa gönderilmekle; Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği
konuşulup düşünüldü : İzinsiz sondaj ve kazı yapmaktan sanıklar Şazi, Kemal,
Lâtif, ve Selâhattin'in 1710 sayılı Yasa'nın 46, 52 ve TCK. nun 59.
maddeleri uyarınca hükümlülüklerine suçta kullandıkları dedektörün ve elde
edilen eski paraların zoralımına ilişkin karar, Özel Dairece (define arama,
definenin içine gömüldüğü veya saklandığı yerden çıkarılması için elverişli
vasıtalarla birtakım icrai hareketlerde bulunmayı icap ettirmesine,
incelenen olayda sanıkların suç konusu yeri gizli bir maddenin izlerini
tespite yarayan dedektör ile kontrol ettikleri; ancak herhangi bir ize
rastlamadıkları anlaşılmış olup, rastlasalar bile ileride neye tevessül
edecekleri belli olmadığına göre hareketlerinin define arama yönünden icrai
hareketleri sayılamayacağı düşünülmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
yasaya aykırıdır) biçimindeki gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkeme ise : a - Tanıklar,
sanıkların savunmalarına uygun olarak olay gecesi saat 20.00 sularında köyce
eski mezar olarak bilinen yerde ışık yandığını gördüklerini ve durumu
muhtara haber verdiklerini muhtarın gelerek sanıkları elindeki maden arama
makinesi ile birlikte yakaladığını söylemekte ve sanıklarda maden ve para
aradıklarını açıkça ikrar etmektedirler. Maddi olay konusunda ifadeler
arasında çelişki yoktur köyce eski mezar denilen bir yerin eski eser
niteliğinde bulunduğu bilinmektedir ki sanıklar gece karanlıkta gelip ışık
yakarak bu yerde arama yapmışlar, tanık olan köylüler de onların bu
davranışından kuşkulanarak durumu muhtara haber vermişlerdir, ayrıca
ek-58'deki belge bu yerin sit alanı içinde olduğunu ve korumaya alındığını
açıkça belirtmiştir.
b - Maddi olay yukarıda yeniden vurgulandığı
gibi ortaya konulduktan sonra mahkememizle yüksek Dokuzuncu Ceza Dairesi
arasındaki uyuşmazlığın tartışmasına gelelim. Yüksek mahkeme define arama:
"definenin içine gömüldüğü veya saklanıldığı yerden çıkarılması için
elverişli vasıtalarla bir takım icrai hareketlerde bulunmayı icap
ettirmesine..." diyerek icrai hareketleri böylece sınırlamıştır.
Ek - 52 ve 53'deki emanet eşyası
göstermektedir ki sanıklar eski paraları da bu kazı esnasında bulmuşlardır.
Yani Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi'nin belirlediği eylem bile burada
gerçekleşmiş, sanıklar kazıyı yaparak eski paraları ortaya çıkarmışlardır.
Kaldı ki kurulumuz define arama suçunda icrai hareketlerinin yüksek direnin
belirlediği şekilde olduğu görüşünde de değildir.1710 sayılı Yasanın 52.
maddesi okunduğunda izinsiz define araştıranlar demiş 51. madde de bunu
tamamlayan ve açıklık getiren "ruhsatsız sondaj ve kazı yapanları, eski eser
kaçakçılığı yapan..." diyerek ayrıca bir kural getirmiş ve kazı yapanlar
için (izinsiz) daha ağır ve ayrıca ceza getirmiş ve eski eser kaçakçılığı
yapanlara da aynı ağır cezayı uygulamıştır. Mahkememiz burada sanıklar için
daha ağır ceza belirlemesi gerekirken bir kez yanılgıya düşmüş ve 52.
maddeyi uygulamıştır, Temyiz edenlerin sıfatı ve önceki kazanılmış hakları
göz önüne alınarak bu konuda her hangi bir değişiklik yapılmamıştır.
Kanunun 52. maddeden kanımızca anlaşılan
şudur : İzin almadan define aramak cezalandırılmıştır. Bunun maddi eylemi
dedektörle aramayla başlayıp bulup çıkarmaya kadar sürer ve suça kalkışmada
kanımızca mümkün görülmemektedir. İşte bütün bu nedenlerle mahkememizin
önceki kararı yasaya uygun görülmüştür) biçimindeki gerekçesiyle ilk hükümde
direnmiştir.
307 sayılı son hükmün Yargıtay'ca incelenmesi
sanıklar tarafından süresinde verilen dilekçe ile istenilmiş, koşuluda
yerine getirilmiş, olduğundan dosya C. Başsavcılığı'nın hükmün bozulması
istemini bildiren 24.7.1984 gün ve 9-1233 sayılı tebliğnamesiyle Birinci
Başkanlığa gönderilmekle; Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup
düşünüldü : İzinsiz sondaj ve kazı yapmaktan sanıklar Şazi, Kemal, Lâtif, ve
Selâhattin'in 1710 sayılı Yasa'nın 46, 52 ve TCK. nun 59. maddeleri uyarınca
hükümlülüklerine suçta kullandıkları dedektörün ve elde edilen eski
paraların zoralımına ilişkin karar, Özel Dairece (define arama, definenin
içine gömüldüğü veya saklandığı yerden çıkarılması için elverişli
vasıtalarla birtakım icrai hareketlerde bulunmayı icap ettirmesine,
incelenen olayda sanıkların suç konusu yeri gizli bir maddenin izlerini
tespite yarayan dedektör ile kontrol ettikleri; ancak herhangi bir ize
rastlamadıkları anlaşılmış olup, rastlasalar bile ileride neye tevessül
edecekleri belli olmadığına göre hareketlerinin define arama yönünden icrai
hareketleri sayılamayacağı düşünülmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
yasaya aykırıdır) biçimindeki gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkeme ise : a - Tanıklar,
sanıkların savunmalarına uygun olarak olay gecesi saat 20.00 sularında köyce
eski mezar olarak bilinen yerde ışık yandığını gördüklerini ve durumu
muhtara haber verdiklerini muhtarın gelerek sanıkları elindeki maden arama
makinesi ile birlikte yakaladığını söylemekte ve sanıklarda maden ve para
aradıklarını açıkça ikrar etmektedirler. Maddi olay konusunda ifadeler
arasında çelişki yoktur köyce eski mezar denilen bir yerin eski eser
niteliğinde bulunduğu bilinmektedir ki sanıklar gece karanlıkta gelip ışık
yakarak bu yerde arama yapmışlar, tanık olan köylüler de onların bu
davranışından kuşkulanarak durumu muhtara haber vermişlerdir, ayrıca
ek-58'deki belge bu yerin sit alanı içinde olduğunu ve korumaya alındığını
açıkça belirtmiştir.
b - Maddi olay yukarıda yeniden vurgulandığı
gibi ortaya konulduktan sonra mahkememizle yüksek Dokuzuncu Ceza Dairesi
arasındaki uyuşmazlığın tartışmasına gelelim. Yüksek mahkeme define arama:
"definenin içine gömüldüğü veya saklanıldığı yerden çıkarılması için
elverişli vasıtalarla bir takım icrai hareketlerde bulunmayı icap
ettirmesine..." diyerek icrai hareketleri böylece sınırlamıştır.
Ek - 52 ve 53'deki emanet eşyası
göstermektedir ki sanıklar eski paraları da bu kazı esnasında bulmuşlardır.
Yani Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi'nin belirlediği eylem bile burada
gerçekleşmiş, sanıklar kazıyı yaparak eski paraları ortaya çıkarmışlardır.
Kaldı ki kurulumuz define arama suçunda icrai hareketlerinin yüksek direnin
belirlediği şekilde olduğu görüşünde de değildir.1710 sayılı Yasanın 52.
maddesi okunduğunda izinsiz define araştıranlar demiş 51. madde de bunu
tamamlayan ve açıklık getiren "ruhsatsız sondaj ve kazı yapanları, eski eser
kaçakçılığı yapan..." diyerek ayrıca bir kural getirmiş ve kazı yapanlar
için (izinsiz) daha ağır ve ayrıca ceza getirmiş ve eski eser kaçakçılığı
yapanlara da aynı ağır cezayı uygulamıştır. Mahkememiz burada sanıklar için
daha ağır ceza belirlemesi gerekirken bir kez yanılgıya düşmüş ve 52.
maddeyi uygulamıştır, Temyiz edenlerin sıfatı ve önceki kazanılmış hakları
göz önüne alınarak bu konuda her hangi bir değişiklik yapılmamıştır.
Kanunun 52. maddeden kanımızca anlaşılan şudur
: İzin almadan define aramak cezalandırılmıştır. Bunun maddi eylemi
dedektörle aramayla başlayıp bulup çıkarmaya kadar sürer ve suça kalkışmada
kanımızca mümkün görülmemektedir. İşte bütün bu nedenlerle mahkememizin
önceki kararı yasaya uygun görülmüştür) biçimindeki gerekçesiyle ilk hükümde
direnmiştir.
TMK. nun 696. maddesine göre "keşiflerinden
çok zaman evvel gömülmüş veya saklanmış olduğu ve artık maliki bulunmadığı
muhakkak görülen kıymetli şeyler define addolunur. Bu itibarla define arama;
definenin içine gömüldüğü veya saklandığı yerden çıkarılması için elverişli
vasıtalarla bir takım icrai hareketlerde bulunmayı gerektirmektedir.
Olayda, sanıkların suç konusu yeri gizli
bir maddenin izlerini tespite yarayan dedektör ile kontrol ettikleri ancak
herhangi bir ize rastlamadıkları saptanmıştır. Dedektör ile yapılan
kontrolün icrai hareket olarak kabulüne imkân görülmemiştir. Şöyle ki;
olay tarihinde yürürlükteki 1710 sayılı Kanun hükümleri gereğince hazırlanan
ve 14.9.1973 gün ve 14655 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan yönetmeliğin 3,
4 ve 5. maddeleri define aramak isteyenlerin bu yoldaki başvurma usullerini
belirtmiş ve define aranacak yerin bulunduğu mevkiin bildirilmesi, 1/500
ölçeğinde kroki ve fotoğraflarının eklenmesi ve bunlar üzerinde define
aranacak ve kazılacak sahanın 100 m2'yi geçmemek üzere işaretlenmesi
zorunluluğunu da getirmiştir. O halde define aramak isteyenler için ilk
koşul define bulunduğu sanılan yerin sağlıklı, kesin yerini tespit etmektir.
Arama işlemi bu tespitten sonra başlayacak, gömülen veya saklanan kıymetli
şeylerin bu yerlerden çıkarılması için elverişli vasıtalarla icrai
hareketlere girişilecektir. Belirtilen nedenlerle sanıkların sabit olan
eylemleri, varolduğu zan ve tahmin edilen definenin kesin yerini tespit
etmeğe çalışmaktan ibaret, icrai hareket aşamasına varmayan hazırlık
hareketi derecesinde kaldığından ve bu suretle bir definenin yeri tespit
edilse dahi ileride neye tevessül edileceği de belli olmadığından olayda
define arama suçunun unsurları oluşmamıştır.
Bu itibarla sanıklar vekilinin temyiz
isteğinin kabulü ile, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar
verilmelidir.
Sonuç : Açıklanan nedenlerle
tebliğnamedeki istem gibi direnme hükmünün (BOZULMASINA), depo paralarının
geri verilmesine, 18.4.1985 gününde 2/3'ü geçen çoğunlukla karar verildi