Zaman: 14 Tem 2014, 16:26
   
Text Size

karia ölü gömme gelenekleri

Antik Mezarda Neler Bulunur ? Bulunan Defineler Samsun'da Bulunan Defineler Amisos Definesi 279 Adet Gümüş Sikke Definesi Bulundu
         
Antik Çağlarda Ölü Gömme Gelenekleri ve Cenaze Defni
Forum kuralları
Sitemize Mesaj Yazmadan Önce Kuralları Oku, Kurallara Aykırı Davranmak Sizleri Siteden Uzaklaştırmaya, Mesajlarınızın Silinmesine Neden Olacağı Gibi , Sitemizden ve Bizlerin Bilgisinden Faydalanmak Kurallara Uymak Şarttır...
1- Mesaj Yazmadan Önce Forum Kurallarını Okumak İçin Buraya Tıkla
2- Resim Nasıl Çekilir ? Buraya Tıkla
3- Foruma Resim Nasıl Eklenir ? Buraya Tıkla

karia ölü gömme gelenekleri

Yeni mesajgönderen weringam » 19 Eki 2011, 05:25

 

 

T.C.
ANKARA ÜNVERSTES.
SOSYAL BLMLER ENSTTÜSÜ
ANTROPOLOJ.
(PALEOANTROPOLOJ)
ANABLM DALI
KARA BÖLGES.
ÖLÜ GÖMME ADETLER.


Yüksek Lisans Tezi

Seda KARAÖZ ARIHAN

Ankara-2007



T.C.
ANKARA ÜNVERSTES.
SOSYAL BLMLER ENSTTÜSÜ
ANTROPOLOJ.
(PALEOANTROPOLOJ)
ANABLM DALI

KARA BÖLGES.
ÖLÜ GÖMME ADETLER.


Yüksek Lisans Tezi

Seda KARAÖZ ARIHAN

Tez Danısmanı

Prof. Dr. Erksin Güleç

Ankara-2007


ÇNDEKLER

ÇNDEKLER i-iv
ÖNSÖZ 1
GRŞ
3

1. BÖLÜM :ANTK YUNAN VE ROMA’DA ÖLÜ GÖMME ADETLER.
6

1.1 Antik Yunan’da Ölü Gömme Adetleri 6

1.1.1 Geometrik Dönem 13

1.1.1.1 Kremasyon, nhumasyon 14

1.1.1.2 Mezarlıklar 16

1.1.1.3 Mezar Sunuları 22

1.1.2 Arkaik Dönem 26

1.1.2.1 Kremasyon, nhumasyon 27

1.1.2.2 Mezarlıklar 29

1.1.2.3 Mezar Sunuları 30

1.1.3 Klasik Dönem 31

1.1.3.1 Kremasyon, nhumasyon 31

1.1.3.2 Mezarlıklar 33

1.1.3.3 Mezar Sunuları 37

1.1.3.4 Cenaze adetleri 40

1.1.4 Hellenistik Dönem 45

1.1.4.1 Kremasyon, nhumasyon 46

1.1.4.2 Mezar Sunuları 47


1.2 Antik Roma’da Ölü Gömme Adetleri 48

1.2.1 Kremasyon, nhumasyon, Mumyalama 50

1.2.2 Mezarlıklar ve Mezarlık Bahçeleri 56

1.2.3 Mezar Sunuları 61

2. BÖLÜM: KARA BÖLGES.
GENEL BLGLER 62

2.1 Karia Bölgesi Cografi Sınırları 62

2.2 Karia Bölgesinin Cografi Yapısı 63

2.3 Karia Bölgesi Halkı 65

2.4 Karia Bölgesinin Kısa Tarihçesi 67

3. BÖLÜM : KONU, AMAÇ, MATERYAL – METOT 72

3.1 Konu 72

3.2 Amaç 72

3.3 Materyal-Metot 73

4. BÖLÜM:KARA BÖLGES.
KENTLERNDE ÖLÜ GÖMME ADETLER.
74

4.1 ALABANDA 74

4.2 ALNDA 76

4.2.1 Kuzey Nekropolü 77

4.2.2 Kuzeydogu Nekropolü 85

4.2.3 Güney Nekropolü 86

4.3 APHRODSAS 87

4.4 BARGYLA 91

4.5 BÖRÜKÇÜ MEVK.
94

4.6 DATÇA-BURGAZ 124


4.7 EUROMOS 129

4.8 HALKARNASSOS 132

4.9 HYDA.
142

4.10 IASOS 147

4.10.1 Prehistorik Dönem Nekropolü 148

4.10.2 Geometrik Dönem Nekropolü 149

4.10.3 Hellenistik Dönem Nekropolü 150

4.10.4 Roma Mausoleumu 151

4.10.5 Saat Kulesi Olarak Bilinen Anıtsal Mezar 152

4.10.6 Oda Mezarlı Nekropolis 153

4.11 DYMA 156

4.12 KAUNOS 160

4.12.1 Kayaya Oygu Mezarlar 161

4.12.2 Niş
Mezarlar 163

4.12.3 Anıt Mezarlar 165

4.12.4 Sandık Mezarlar 167

4.13 KNDOS 170

4.14 LABRANDA 176

4.15 LAGNA 180

4.16 LATMOS HERAKLEA 185

4.17 MYLASA 192

4.17.1 Gümüskesen Mezar Anıtı 192

4.17.2 Hellenistik Dönem Oda Mezarları 195

4.17.3 Tapınak Cepheli Mezar 197


4.17.4 Diger Nekropol Alanları
199

4.18 MYNDOS
200

4.19 NYSA
203

4.20 PEDASA
205

4.21 STRATONKEA
209

4.22
TELMSOS 219
TARTISMA 220
SONUÇ 226
ÖZET 229
SUMMARY 230
KAYNAKLAR 231
TABLOLAR DZN 242
PLANLAR DZN.
242
HARTALAR DZN.
242
RESMLER DZN.
243
EK 1 ANTK YUNAN VE ROMA’DA ÖLÜME DAR SÖZLER 246
EK 2 ÖLÜ GÖMME LE LGL.
TERMLER SÖZLÜGÜ 249


ÖNSÖZ

“Karia Bölgesi Ölü Gömme Adetleri” konulu bu tez çalısmasında Karia
Bölgesi’nde görülen ölü gömme inanıslarına iliskin bir sentez yapılmaya
çalısılmıstır. Bu amaçla Karia Bölgesinde yer alan antik kentlerin nekropol alanları
incelenmis, bu alanlara iliskin mezar yapıları ve ölü gömme adetleri arasındaki
benzerlikler ve farklılıklar ele alınmıstır. Bu kapsamda mezar yapıları, buluntuları ve
iskelet kalıntıları degerlendirilmistir.

Ölü Gömme Adetleri açısından Karia bölgesini seçmemizin nedeni Ankara
Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümündeki ögrenciligim sırasında üç yıl Karia
bölgesinde bulunan Stratonikeia kenti nekropol kazısında çalısmış
olmam ve daha
sonra antropoloji bölümünde arastırma görevlisi oldugum zaman yine Karia
bölgesinde yer alan Börükçü Mevkii kazılarında bulunmam ve bununla birlikte
antropoloji ve arkeoloji arasında bağ
kurabilmeyi istememdir. ki iç içe disiplin
arasında, bu amaçla yapılacak çalısmalar için en uygun çalısma alanlarından biri de
nekropol alanlarıdır. Özellikle Karia Bölgesinde geçmiş
yıllarda çalısmam beni bu
bölgeyi seçmemde etkileyen nedenlerden biridir. Ölü gömme adetleri konusunda
Antik Atina ve Roma kentlerine iliskin bir çok yayın varken Anadolu için bu
konunun arastırılması sınırlı kalmaktadır.

Tüm bu etmenler göz önüne alınarak “Karia Bölgesi Ölü Gömme Adetleri”
konulu tez çalısmasının yapılmasına karar verilmistir.


Tez konumun belirlenmesinde ve tez çalısmam boyunca her türlü destegini
benden esirgemeyen degerli hocam Prof. Dr. Erksin GÜLEÇ’e, antropolojik ve
arkeolojik verileri bir araya getirmemde bana çalısma alanı saglayan Lagina Kazı
Baskanı Prof. Dr. Ahmet TIRPAN’a, Doç. Dr. Bilal SÖGÜT’e ve tüm Lagina kazı
ekibine, tezimdeki çesitli teknik konularda yardımlarını gördügüm Yrd. Doç. Dr.
Cesur PEHLEVAN’a, tezimin yazım asamasında görüsleriyle tezime katkıda
bulunan Yrd. Doç. Dr. smail ÖZER’e, olumlu bir çalısma ortamı içinde maddi ve
manevi desteklerini benden esirgemeyen iş
arkadaslarıma, kütüphanesinden
yararlanmamı saglayan ve degerli yorumlarını aldıgım gazeteci yazar Özgen
ACAR’a, Aras.Gör. Ayça Özcan’a ve tüm çalısmalarım boyunca maddi ve manevi
desteklerini esirgemeyen aileme ve esime tesekkürü bir borç bilirim.

SEDA KARAÖZ ARIHAN
2007



GRŞ


Dogum, yasam ve ölüm üçgeninde geçen serüvenin hepimiz birer parçasıyız.
Bu düzende, geçmisten günümüze gelen bir süreçte, giden için aglanmıs, gelen için
sevinilmistir. Ölüm insanlar için sevdiklerinden ayrılmak ve onu bilmedigi bir yere
göndermek anlamına gelmistir. Öleni gittigi yerde rahat ettirmek ya da geri dönerek
yasayanlara rahatsızlık vermesine engel olmak amacıyla çesitli ritüeller
gelistirilmistir.

Öleni anmak için bir mezar yaparak ona ulasabilecekleri bir yer yapma
düsüncesi ortaya konmuş
ve zaman içinde mezar kavramı ve çesitleri kültürlere ve
dönemlere göre farklılıklar göstermistir. Bu mezarlar toplumların sosyal ve kültürel
yapılarını ve ölüme bakış
açılarını incelemekte bizlere degerli ipuçları sunarlar. En
basit anlamda bir çukur açarak bedeni topraga gömmekle baslayan süreç, içinde
anıtsal nitelikteki mezarların da oldugu pek çok farklı tipte mezarın ortaya çıkmasını
saglamıstır.

Yerlesik hayata geçen insan çevresindeki araziyi kullanırken mezarların
yerlesim yeri içine gömü anlamına gelen-intramural-gömülerden planlı sehirlerin
gelismesiyle birlikte yerini –ekstramural-gömülere bırakmıstır (Özgüç 1948: 49)
Antik Yunan ve Roma’da ölülere hem saygı duyulmuş
hem de ölümün yasayanlar
üzerindeki kirletici etkisinden (miasma) korkulmustur. Bu nedenler ölülerin kentlerin
dısına gömülmesinde kentlesme gibi diger faktörler kadar olmasa da etkili olmuş
ve
yerlesim dısına gömü kanunlarla belirlenen katı bir uygulama haline getirilmistir. Bu
süreçte “Nekropolis”ler dogmustur.


Ölüler kenti anlamına gelen “Nekropolis” teriminin arkasında bir çok duygu
yatmaktadır. Nekropolis antik sehirlerin sadece yer bildiren bir teriminden öte ölülere
ayrılmıssehirler anlamına gelmektedir. Burada farklı bir düzeyde ve mitolojik
dünyayla da desteklenen farklı bir tür hayat biçimi devam etmektedir. Antik Yunan
ve Roma dönemlerinde Nekropolisler oldukça önemlidirler ve bu nedenle genellikle
kutsal sayılan yolların yakınlarında yer almıslardır.

Geçmisini arayan insan, geçmiş
kültürlerin üretmiş
oldugu eserlere bakarak
onları anlamaya, dolayısıyla dünü anlayarak bugüne ısık tutmaya çalısmaktadır. Bu
çalısmaların bir bölümü de ölü gömme inanıslarına dair yapılan arastırmalar
olusturmaktadır. Bunu yaparken mezar lahitlerinden, mezardaki buluntulara kadar
her türlü materyal konuyla ilgili çalısan bilim adamlarının ilgi alanına girmistir. Aynı
zamanda insan, kendini kendinde aramıstır. Geçmisinin insana ait maddi kalıntılarını
yani iskeletlerini inceleyerek ölü gömme adetlerine ve gömülen ölüye ait gizin bir
kısmını da kendinde bulmaya çalısmıstır. Kimi zaman agır sartlar altında çalısan bir
kölenin bedenindeki yorgunluk belirtilerini, salgın hastalıkların izini, kimi zaman da
bir gladyatörün son dövüsündeki o öldürücü darbeyi elimizde kalan son kanıt olan
iskelette incelemistir.

Tüm bunların ısıgında arastırma konumuz olan Antik Yunan ve Roma
dönemi “Karia bölgesi ölü gömme adetleri” eldeki antropolojik ve arkeolojik veriler
ısıgında incelenmistir.


Bu tezdeki asıl amacımız, arkeolojik veriler ile antropolojik verilerin birlikte
degerlendirmesini saglamaktı. Ancak Karia Bölgesinde yapılan nekropol kazılarının
azlıgı ve sistemli bir nekropol kazısının birkaç kent dısında tam olarak yapılmaması,
ulasmak istedigimiz hedefin sınırlı kalmasına neden olmustur. Bunun yanı sıra
kurtarma kazıları sayesinde ortaya çıkan mezarların da bir çogunun mezar
soyguncularına ve doga kosullarına yenik düsmesi degerli verilerin kaybolmasına
neden oldugu için çalısmalarımızı daha da zorlastırmıstır.

Geçmiş
zamanlarda yapılan çalısmalarda ise, bir nekropol alanı çalısılırken
bir çok disiplinin bir arada çalısması gerekliligi çogu zaman göz ardı edildiginden,
mezar içerisinden çıkan buluntuların, mezarın mimarisinin ve mezarın asıl sahibi
olan iskeletlerin bir arada bütüncül bir yaklasımla ele alınmamasına sebep olmus, bu
da ölü gömme inanıslarının yeterli derinlikte ortaya konmasını güçlestirmistir. Bir
nekropol alanı incelenirken, iskeletlere iliskin verilerin yas, cinsiyet, yatırılış
pozisyonu, saglık durumları ve bunun gibi birçok kriterlerin de degerlendirilmesi,
mezar ve buluntularla olan iliskiyi daha anlamlı kılacaktır.

Son yıllarda yapılan çalısmalarda ise bu bütüncül yaklasıma daha fazla yer
verilmesi, yapılan yeni çalısmalarda bilgilerin daha verimli biçimde ortaya
konmasını saglayamaya imkan tanımaktadır. Bu tez ile ortaya koymaya çalıstıgımız
bilgi birikimi bölgede gelecek dönemde yapılacak benzer disiplinler arası çalısmalar
için de bir ön çalısma niteligi tasımaktadır.


1. BÖLÜM: ANTK YUNAN VE ROMA’DA ÖLÜ GÖMME ADETLER.
1.1 Antik Yunan’da Ölü Gömme Adetleri
Yunan ve Roma dünyasının ölüye ve ölü gömme adetlerine olan bakısı
hakkında bilgi edinebilmek için arkeoloji ve antropoloji biliminin yanı sıra dönemin
yazar, sair ve filozoflarının eserlerindeki ölüm ve iliskili konulardaki yazılarının da
dikkate alınması gereklidir. Kalıntılar ile ilgili bulgular bize antik Yunan ve
Romalıların ölüm hakkındaki düsünce ve yaklasımlarından çok ölüye “ne
yaptıkları”nı gösterir. Yine de konuya eldeki mevcut bütün bilimsel disiplinlerin
verileriyle bütüncül bir biçimde yaklasmak yerinde olacaktır.

Eldeki verinin eksikliginin yanı sıra M.Ö. 5.yy’da gözlenen ve mezar
sunularının sergilendikten sonra cenaze oyunlarında ödül olarak verilmesi gibi
uygulamalar geçmisin arastırılması isini zorlastırmaktadır. Bunun yanı sıra, yıllar
içinde ölü gömme ile ilgili adetlerin de hızlı degisimler göstermesi tüm dönemler için
genel bir resmin çizilmesinde engeller çıkartmaktadır.

Konu ile ilgili kaynakların kısıtlılıgı bizi eldeki verilere dayanarak
genellemeler yapmaya itmekte, bu ise kesin bir bilginin ortaya konmasını
zorlastırmaktadır. Bu durum arastırmacıları Yunan dünyasını Kerameikos’tan, Roma
dünyasını ise Ostia ve Vatikan tepesinden anlamaya çalısmaya zorlamaktadır.
(Morris, 1996: 52-53). Yunan ölü gömme adetleri ile ilgili pek çok eserde, büyük
kısım Atina ve Attika’nın ölü gömme adetlerine ayrılmıstır. Bunun nedenleri, tüm


dönemler arasında Attik mezarlıkların en iyi bilinen ve en çok yayınlanmış
Yunan
mezarlıkları olması, tüm vazo gösterimlerinin Atina’dan olması ve yazın eserlerinin
baskın biçimde Atina'lı olmasıdır. Ancak sadece bu eserler dikkate alındıgında
Yunan çesitliligi kısırlastırılmış
olmaktadır. Antik Yunan döneminin ölü gömme
adetleri kapsamında düsünüldügünde Ege’nin her iki kıyısına birden odaklanmak
konuyla ilgili daha dogru sonuçlara ulasılmasına imkan tanıyacaktır. Yunanistan ve
Roma’daki merkezlerin çokça arastırılmış
olması genele iliskin çıkarımlar
yapılmasına imkan vermistir. Ancak diger Yunan ve Roma kentlerinin ayrıntılı
arastırılmasıyla bu genellemelerin degismesi mümkün olabilecektir (Kurtz -
Boardman, 1971: 18).

Yunan ölü gömme adetleri Yunanistan çevresindeki dünyadan da etkilenmiş
ve bunlarla birlikte evrimlesmistir. Arkaik Dönemin ilerleyen zamanlarında Klasik
Dönem Yunan mezar mimarisi, Anadolu ya da daha dogudaki ev-mezar tiplerinden,
dev boyutlu tümülüslerden ve kayaya oyma mezar tiplerinden etkilenmistir. Ancak
bu etkilesim tüm cografya için karsılıklı olmuş
ve tüm komsular gelisen Yunan
adetlerinden de ilhamlar almıslardır. (Kurtz -Boardman, 1971: 18). Ancak gömü
biçimleri Anadolu ve Yunanistan için farklılıklar göstermektedir. Örnegin erken
dönem Anadoluda kremasyon yapıldıgı bilinmezken Yunanistan için bu durum
geçerli degildir. Anadolu’da ölüler tam olarak gömülmüstür (Tahsin, 1948: 73 ).

Genel olarak ölümün farklı bir hayat formuna dogru geçilen yavaş
ve zor bir
dönüsüm oldugunu düsünme egilimi vardır. Bazı kültürlerde gözlenen, ölünün geç
gömülmesi ya da gömüldükten sonra belli zamanlarda dısarı çıkarılması hep bu


dönüsümü saglamak için yapılan adetlerdir. Antik Yunan’daki Prothesis (ölünün
sergilenmesi) de böyle bir amaca hizmet etmistir. Ama aynı zamanda Prothesis’le
birlikte Platon’un da belirttigi gibi ölümün gerçekten ispat edilmesi ve ailenin yas
tutması gibi amaçlar da böylece yerine gelmekteydi. Dokuzuncu gün ritüeli ve yasın
son günü de yine ölen kisinin öbür dünyaya geçisindeki asamalardı. Ölüm sürecinin
kemiklerin üzerindeki et bozulana kadar tamamlanmadıgı yönünde bir inanç da
bulunmaktadır. Kremasyon bu süreci hızlandırmakta ve sarkofaj (lahit) ismi de
muhtemelen bu mantık ile “et yiyen” anlamına gelmektedir. Genel olarak ölünün
kalıntıları özel bir ihtimama konu olmamıs, yeni bir gömü yapılacagı zaman bir
kenara toplanmıslardır. Ancak kahramanlar ya da bazı önemli kisiler gibi kisilerin
kemikleri özel ilgi görmüslerdir (Kurtz -Boardman, 1971: 19).

Eldeki kanıtlara bakarak insanların diger insan ya da hayvan bedenlerinde
reenkarnasyon yolu ile tekrar geldiklerine dair bir inancın Antik Yunan’da yaygın
olmadıgı, ancak Klasik Dönem’in farklı dini yorumları olan Orfeus’çular ve
Pisagor’cular tarafından bu inanısların yayılmaya çalısıldıgını söylemek yanlış
olmayacaktır. Bu ve diger filozofların konu ile ilgili fikirleri genel kabul görmemiş
ve cenaze sanatları üzerinde de belirgin bir etkide bulunmamıstır. Ancak dönemin
genel inançlarına uygun düsüncelere üretenlerin fikirleri daha çok taraftar
toplamıstır. Bunlardan biri olan Hesiodos’a göre insanlar hiçbir sorunun olmadıgı,
ölümün bilinmedigi bir Altın Çag’da yasarken Prometheus’un atesi çalmasına
karsılık ölümü yasamaları ve öldükten sonra da yeraltındaki gölgeler içinde
hayatlarına devam etmeleri Tanrılar tarafından bir ceza olarak verilmistir (Davies,
1999: 127).


Ölüm ve iliskili konular günlük hayat için büyük önem tasıdıgından sadece
filozoflar degil meslek itibariyle hayat ve ölümle yakından iliskili olan hekimler de
konuya dahil olmuslardır. Ölüm Antik Yunan’da kutsal sayılan insan hayatının sona
ermesi olarak degerlendirilmiş
ve ölen kisinin bedeni de gerekli saygıyı görmüstür.
Bir kisinin ötenazi istegi dahi etik bir sorun olarak algılanmış
ve bir hekimin bu
konuda yardımcı olması “Hipokrat Yeminiyle” yasaklanmıstır (Hooff, 2004: 977).

Klasik Dönem ile birlikte Yunan ölü gömme adetleri yasayanları da memnun
edecek biçimde gelistirilmistir. Bu adetler ve iliskili eserlerde insanların hüznü,
adakları ve hatta umutlarının ifadesinde geniş
imkanlar yaratılmıstır. Tüm yönleri ile
ele alındıgında Yunan hayat tarzının ve onun bir parçası olan ölü gömme adetlerinin
insanlıgı yüksek derecede etkiledigi söylenebilir (Kurtz -Boardman, 1971: 18).

Yunan dünyası için oldukça erken bir dönemi anlatan ve Miken çagı olarak
bilinen dönem, arastırmacılara Yunan ölü gömme adetleri için genel bir giriş
bilgisi
saglamaktadır. Bu döneme ait anıt mezarlar ve bunların buluntuları farklı yayınlarda
tarif edilmistir. Bu dönem için Homeros’un liada’sında, Troya Savasında ölen
Patroklos’un cenaze ayini gibi çok tanınmış
olaylar da yer almaktadır (Mylonas,
1948: 57). Miken döneminde Bronz Çagı Yunanına ait gözlenen kremasyon, basit
inhumasyon mezarları, basitçe açılmış
çukurlara gömme ve mezar isaretlerinin
kullanımı daha sonraki dönemlerde de gözlenmistir (Kurtz ve Boardman, 1971: 21).


Bronz Çagı’ndan Klasik Yunan Dönemi’ne kadar cenaze fikri ve
uygulamaları çok büyük degisiklik göstermemistir. Miken kaseleri üzerindeki agıt
tutan kadın gösterimleri gibi bazı geleneksel uygulamalar stil ve kavram yönünden
M.Ö. 6.yy Attika agıt tutan kadın gösterimleriyle çok küçük farklılıklar
tasımaktadırlar. Prothesis sahnesi ve ölüyü yıkama gelenekleri de benzerlikler
gösterir. Miken döneminde ve sonraki dönemlerde ölüye yapılan mezar sunularının
anlamını bugün dogru olarak çözmemiz kolay degildir. Mezara sunu olarak silah,
yiyecek, içecek ve bunları koymak için kaplar bırakmanın amacı sadece ölünün
bunları öbür dünyada kullanması veya ölünün hayaletinden korkmak olmayabilir
çünkü pek çok kap üretim hatası ve sorunlar tasımaktadır. Bunun yanı sıra ölüye
kaplar içinde yapılan içecek ve yağ
sunularının miktarları da kapların altından açılan
deliklerle azaltılmıstır. Bir anlamda ölünün kandırılması ve masraftan kaçınma gibi
bir durum yaratılmakla birlikte olayın bugünün bakış
açıları ile tam olarak
anlasılamadıgı anlamlar içermesi de mümkün olabilir (Vermeule, 1984 : 49).


Resim 1: Miken Dönemine ait Yas Tutanları Gösteren Figürler Kassl Lahti


Antik dönemden günümüze kalan sadece ölü gömme ile ilgili mezarlar ve
anıtlar degil aynı zamanda yazarlar tarafından yazılan eserlerin betimlemeleridir.
Tarihçiler, oratoryo yazanlar, cografyacılar, tragedyacılar ve komedi yazarları
sehirlerindeki yolların kenarlarında gördükleri anıtları eserlerine aktarmıslardır.
Anıtlar ile ilgili detaylı bilgi ve referans sistemi bu eserlerde yer bulamamıstır çünkü
herkes bu eserleri bilmektedir ve böyle bir gereksinim duyulmamıstır. Günümüzde
bu eserler ile ilgili gelistirilen daha detaylı terminolojiler yetersiz kaynaklara
dayandıkları için kesinlikten uzaktır (Kurtz -Boardman, 1971: 142).

Antik Yunan ve Roma’nın cenaze adetleri ile ilgili bilgileri arkeolojik veriler
ve ilgili dönemlere ait edebi metinlerle desteklendigi kadarıyla incelemek
mümkündür. Arkaik ve Klasik Dönemlerde Yunan dünyasında cenaze adetleri çok
önem verilen ve muhafazakar biçimde sürdürülen uygulamalardır. Ölüye duyulan
saygı büyük olmakla birlikte ölünün kirletici miasma’sından kendini arındırmak da
bir zorunluluktu. Yas tutma süresi ölünün yakınları için uyulması gereken kuralları
içeren bir süreydi ve ancak bitiminde bu kisiler normal sosyal hayatlarına
dönebilirdi.

Arkeolojik kanıtların aksine edebi eserlerdeki bilgiler beklenildigi ölçüde
aydınlatıcı olamamaktadır. Dönemin yazılı eser sahipleri, örnegin tarihçileri herkesin
bildigi adetleri eserlerine çokça dahil etmemekte, dahil ettigi durumlarda ise dolaylı
anlatımlarla ve nadiren detaya girerek konuyu aktarmaktadırlar. Komedi yazarları
daha güvenilir olmakla birlikte en geniş
bilgiyi verenler oratorya yazarlardır. Bu
sanatçıların yanı sıra antik yazarlar da cenaze adetleri ile ilgili düzenlemeler


konularında bilgiler aktarmıslardır: Cicero ve kinci Kitabı Kanunlar, Plutarch’ın
Solon’un Hayatı ve Pseudo-Demosthenes’in Makartatos’a hitabesi. Bunlara ek
olarak Platon’un Kanunlar kitabında cenaze islemlerini tarif eden tanımlamalar da
vardır (Kurtz -Boardman, 1971: 142).

Antik Yunanda gömülmeye büyük önem verilmekteydi. Ancak çok büyük
suçlar islemiş
olanlara gömülmeden bırakılma cezası verilirdi. Usulüne uygun
biçimde gömülmek ölen ve kalanların sosyal statüsü açısından önemli bir ritüeldi
(Kurtz -Boardman, 1971: 143). Ancak farklı toplumlarda gömülmeye yaklasım
büyük degisiklikler gösterebilir. Bu durum Bali toplumu gibi bir toplumda
görülebilir. Bu toplumda sosyal sınıfın en üstündeki bireyler yer altına gömmeden
dısarıda bırakılırken en düsük seviyedeki insanların cesetleri basit toprak çukurlara
gömülürdü (Morris, 1989: 93).

Savasta ölenlerin ülkelerine geri getirilmeleri ve kendi ülkelerinde
gömülmeleri de Yunan toplumlarında bu konuya verilen önemi göstermektedir.
Gömülmenin önemi kadar bu islemleri yapan kisilerin de kimler oldukları önem
tasımaktadır. Bu konuda sorumluluk en yakın aile bireylerine düsmekte ve normal
kosullarda ölünün yakını olmayan kisinin cenaze ile ilgilenmesine izin
verilmemektedir. Ancak eger ölenin yakını bulunmuyorsa ya da yakınları cenaze
masraflarını karsılayamayacak durumda ise sorumluluk yakın arkadaslara
düsmektedir. Cenaze isleri daha çok erkek çocuga – özellikle de ölen kisi babası isedüsmektedir.
Klasik Dönem’e ait pek çok yazılı metinde cenaze masraflarının çok
büyük oldugu ve Plato bu masraflarda kısıtlamaya gittiginde bu dönemde yüksek


sınıfa ait kisilerin 5 mina kadarlık büyük bir harcamayı cenaze masrafları için
ayırdıkları bilinmektedir. Bu dönemdeki mezar içi süslemelerin ve sunuların azlıgı
düsünülürse önemli ölçüdeki masrafın cenazenin gömülmesi ve sonrasındaki
adetlerin yerine getirilmesinde kullanıldıgı sonucu çıkartılabilir (Kurtz -Boardman,
1971: 143).

1.1.1 Geometrik Dönem
Geometrik Dönem Atina’sında kent merkezindeki temel yerlesimi kırsal
alandaki merkezlerle birlestiren yol agı sistemi gelistirilmistir. Kentin bilinen
kapılarının yanında mezarlar gelenegi sonraki Klasik ve Helenistik Dönemlerde de
takip edilen bir gelenek halini almıstır (Kurtz -Boardman, 1971: 49).

Daha önceki dönemlerle karsılastırılınca Geometrik Dönem’e ait pek çok
kazıda özellikle Geç Geometrik Dönemde gözlenen mezar çesitliligi ve
kompleksligin giderek artısının bu dönemde gözlenen sosyal yapıdaki organizasyon
zenginligindeki artısla iliskili oldugu da iddia edilmektedir. (Morris, 1989: 139).

Bu döneme ait mezarlar sadece kültürel ve sosyal yapıyı degil aynı zamanda
etnik dagılımları da arastırmakta yardımcı olmaktadırlar. Örnek olarak Sicilya’daki
antik dönemlere ait mezarlık alanlarında yapılan çalısmalarda yerel halka ait
mezarlar ile Yunan kolonilerine ait mezarlar kolaylıkla ayırt edilebilmekte ve
böylece Sicilya’daki etnik dagılım hakkında bilgi edinme imkanımız olabilmektedir
(Shepherd 2005: 115).


1.1.1.1 Kremasyon-nhumasyon
Attika’da inhumasyon Protogeometrik Dönemin sonlarına dogru tekrar
canlanmaya basladıgında bu eski Sub-Miken mezar tipi de yeni formları ile birlikte
ortaya çıkmaya baslamıstır. Kalın dilimli plakalar halinde çevrelenmiş
ve üzerleri
örtülmüş
çukur biçimindeki Geometrik Dönem mezarları Sub-Miken’e benzemekte
ama yapılarının daha basit ve yapı malzemelerinin daha farklı oldugu
gözlenmektedir. Yapı malzemesi olarak pek çok durumda sist, kireçtasının yerini
almaktadır.

Mezarın ve gömünün yönü ile ilgili katı bir tarz yoktur ama genel olarak
mezar içinde bedenin pozisyonu sabittir: kollar iki yanda olmak üzere boylu boyunca
uzatılmış
beden görülmektedir. Bedenin belli bir formu almak üzere sıkıstırıldıgı
gömüler yaygın degildir. Çifte gömüler nadirdir ve bu durumda gömülenler
genellikle anne ve çocuktur. “Çifte gömü”lerin büyük çogunlugu ise mezarların
yeniden kullanımına örnek teskil etmektedirler (Kurtz -Boardman, 1971: 54).

Çocukların mezarları eriskinlere benzemektedir ancak genellikle daha az
özenli ve daha az masraflıdır. Genç çocuklar ana mezarlıklarda çocuklar için özel
ayrılan yerlere veya yerlesim alanı içinde gömülürlerdi. Çocuklar için açılan mezar
çukurları oldukça basit olmakla beraber çevresi ve üzeri taslarla örtülü mezarlar da
sıkça gözlenmektedir. Çok küçük çocuklar ve bebekler çömleklere pithos, hydria,
amfora ve testilere gömülürlerdi. Bu malzemelerin üstleri süslenmiş
olabilecegi gibi
gayet sade olanları da bulunmaktadır. Bunların agızları pismiş
toprak materyal,
küçük bir çömlek parçası veya taş
bir levha ile kapatılırdı. Eger materyalin agzı


bedenin içinden geçmesi için çok küçük ise materyalde bir bölüm açılır ve beden
içine yerlestirildikten sonra malzeme tekrar tek parça haline getirilmekteydi.
Çocukların pismiş
toprak malzeme içindeki gömüleri bazen eriskinlerin mezarlarının
içine konmustur. Bu durum muhtemelen yer kazanmak için yapılmış
ama öncelikli
gömüyü bozmamak için büyük dikkat sarf edilmistir. Çocuk gömüleri genellikle
nerede yer var ise oraya konulmuş
ve yeterli yer oldugu durumda eriskinlerin
mezarları içine yerlestirilmemislerdir (Kurtz -Boardman, 1971: 55).

Kremasyon ile ilgili deneysel arkeoloji çalısmalarında Kremasyon yapılan bir
insan iskeletinin ancak %40-60’ının geriye kalıntı bıraktıgı tespit edilmistir.
Kremasyona tabii tutulmuş
bir insanın kemikleri yanmamış
olanlara göre yas, boy,
cinsiyet, saglık, yaralanmalar, yüz özellikleri ve patoloji konularında çok daha az
bilgi saglamaktadır. Diger taraftan kremasyonun olumlu tarafı kremasyon
yapılmadıgı durumlarda kemigin günümüze ulasmasına imkan tanımayacak kadar
asidik topraklarda kemigin varlıgını sürdürebilmesini saglar. Kemikteki küçülme
miktarı ve renk degisikligi kremasyon için kullanılan atesin sıcaklıgı ve süresi
hakkında da fikir vermektedir (Pearson, 1999: 7) .

Attika’da Protogeometrik Dönem’in bitisine dogru kremasyon azalma
göstermistir. Geometrik Dönemde, Arkaik ve Klasik Dönemlerde de Attika’nın
insanları hem kremasyon hem de inhumasyon yapmıslardır. Farklı mezarlarda farklı
metotlar baskındır ve gömme biçimi kisi ya da aile tercihiyle uyumlu gibi
gözükmektedir. Mezar tipleri çesitlenmekle birlikte genellikle daha önceki
dönemlere benzerlik göstermektedir. Protogeometrik Dönemde de gözlendigi üzere


en yaygın kremasyon mezar tipi, küllerin urne içinde ayrı bir oyuga yerlestirildigi
çukur mezar tipidir. Bazı vazolar ya da isaret için kullanılan diger materyaller (taş
gibi) bu tür mezarların üzerine konulan malzemelerdi.

En yaygın kremasyon urneleri pismiş
topraktan olanlardı -boyundan ve
omuzdan tutulan amforalar-. Geometrik Dönemin basında görülen ve bel kısmından
tutulan amforalar dönem ilerledikçe yerini omuzdan tutulan amforalara bırakmıstır.
Protogeometrik dönemde kadınların külleri belden ya da omuzdan tutulan amforaya
konurken, erkeklerinki boyundan tutulan amforalara konulmustur. Geometrik
Dönemde silahlar genellikle boyundan tutulan amforalar ile bagdastırılırken, bazı
mücevher tipleri omuzdan tutulan amforalar ile iliskilendirilmistir. Normal
durumlarda bronzdan yapılan metal kazanlar kül urnesi olarak da kullanılmıstır
(Kurtz -Boardman, 1971: 53).

1.1.1.2 Mezarlıklar
Ölüden ve ölümden korkma pek çok toplumda mevcut olan ve önlemler
alınan bir konudur. Özellikle ölünün bedeni ve zaman içinde çürümesinin de yarattıgı
durum bu korkunun tam merkezinde yer almaktadır. Ölü ve ölüme karsı duyulan
korkunun kontrol altına alınmasına dair önlemler arasında nekropollerin sehir
merkezlerinden uzak alanlara konması ve mezar anıtlarının çıkış
yönlerinin evlerin
oldugu tarafa bakmaması sayılabilir.

Pek çok toplumda ölünün nereye konulacagı önemli bir konudur ve o
toplumun ölüm ve ölüye bakısı ile yakından iliskilidir. Bazı toplumların inancında
ölen kisi ölüler dünyasına gitmekle bu dünyada fiziksel olarak sadece bir mezar ve


içindeki kalıntılarını bırakmakta iken bazı toplumlarda ölülerin toplumun üyeleri
olarak varlıklarını sürdürmeye devam ettigine inanılmıstır. Ölünün nereye
konuldugunun incelenmesi o toplumun ataları, çevresi ve bu çevredeki hayatına dair
inanıslarıyla ilgili bilgi veren en belirgin etkinliktir (Pearson, 1999: 12). Yunan ve
Roma dünyasında genel olarak gözlenen kent dısına gömme adeti tüm antik
cografyalar için geçerli bir uygulama degildir. Attika’ya oldukça yakında yer alan
Sparta’da ölülerin bazı dönemler kent merkezlerinin içinde gömülmesi buna bir
örnek teskil etmektedir (Garland, 1985 : 42).

Attika’daki Geometrik Dönem mezarlık planlarının belirlenmesi aynı
alanların gömü için sürekli kullanımı sonucunda zorlasmaktadır. Bu duruma
Kerameikos mükemmel bir örnektir. Ancak uzun dönem kullanılmamış
mezarlıklar
mezarlık planlamasının ortaya konulmasında daha iyi sonuçlar vermektedirler.
Mezarlar birbirlerinin yanında kabaca paralel sıralar halinde yerlesmistir. Mezarlıgın
yönü pek çok faktöre göre degisebilmektedir ve gerek arazi gerekse mezarlıgın
üzerine yerlestigi yolun konumları bireysel mezarları ve aile mezarlarını
konumlanma açısından etkilemektedir. Bu aile mezarlarının bazılarının üstleri bir
çatı olusturacak biçimde örtülmüstür.

Mezarlar üzerinde pek çok mezarlık isaretçi tipi kullanılmıstır. Ancak
odundan yapılanlar gibi dayanıksız olanlar günümüze ulasmayı basaramamıstır. En
belirgin olanı mezarın üzerine dikey olarak yerlestirilen bir taş
levhadır. Bir diger
mezar isaretçisi pismiş
toprak vazodur. Geometrik dönemde bunlardan bazıları
anıtsal bir forma sahiptir. Atina’da M.Ö. 800’lerde dev boyutlu vazolar yapılmaya


baslanmıstır. saretçi vazolar ile ilgili kayıtlar oldukça yetersizdir çünkü tarihsel
süreç içinde korunabilirlikleri çok kısıtlıdır (Kurtz -Boardman, 1971: 50). Bu anıtsal
vazoların üretimi oldukça pahalıdır. Daha sonraki Klasik Dönemde gözlenen yakın
boyutlardaki pithosların fiyatları ile karsılastırıldıgında üretimi büyük bir isgücü ve
yetenek gerektiren bu vazoların pahalı olmaları ve isaretçi olarak da yaygın
olmamaları beklendik bir durum yaratmaktadır (Morris, 1989: 151) .

Büyük vazoları mezarın üzerinde sabitlemek için vazonun taban bölümünün
bir kısmının mezarın içine gömülmesi gibi farklı çözümler üretilmistir. Bir diger
metot, toprak içine gömülü vaziyetteki bir tahtadan düzenegin üzerine vazonun
monte edilmesidir. Vazoların hazırlanısı ve süslenisinde ölünün cinsiyeti amforalarda
oldugu gibi farklılık göstermektedir. Vazoların üzerindeki figürlerin ölünün cinsiyeti
hakkında bilgi vermekle birlikte bu her zaman mümkün olmayabilir. Savaş
ve
denizcilik figürleri kraterlerin üzerinde yer almakta ancak bunlar amforalarda
gözlenmemektedir. Bu durum ölünün erkek olduguna isaret etmektedir (Kurtz -
Boardman, 1971: 58).

Vazolar üzerinde bulunan prothesis (ölünün sergilenmesi) ve ekphora
(ölünün mezarlıga götürülüsü) da ölünün cinsiyeti hakkında bazen fikir verici olabilir
ama ölü figür halinde çizildigi ve asırı biçimde geometrik hale getirildiginden
cinsiyeti genellikle tespit edilemez hale gelmistir. Bazen ölüyü tasıyanlar ya da diger
agıt yakanların anatomik detayları verilse de bu detaylar ölü için nadiren
verilmektedir (Kurtz -Boardman, 1971: 58).


Resim 2: Geometrik Dönem Prothesis Sahnesini Gösteren Eserler

Geometrik vazo boyaması dahilindeki prothesis’de ölü yüksekçe bir platform
üzerinde gösterilir. Bacakları bir arada ya da ayrık olarak tasvir edilir. ki gösterim
arasında bir cinsiyet ayrımı yapabilmek yine mümkün degildir çünkü figürler ayrım
gözetmeksizin yogun biçimde boyanmıslardır. Dikdörtgen bir alan üzerinde gözlenen
figürün altı ve çevresi agıt yakanlarla doludur. Prothesis ölünün bedeni olan
soma’nın sergilenmesi islemidir. Yatagın üzerine stroma adı verilen bir örtü seriliyor
ve bu kalın örtünün üzerine endyma ya da pharos adı verilen bir yün kefene baş
açıkta kalacak biçimde yerlestiriliyordu. Daha sonra ise üzerine epiblema adı verilen
bir örtü konuluyordu. Cenaze islemlerinde genel olarak beyaz renk kullanılmıstır
(Malay, 1996: 148).


Normalde prothesis sahnesi basittir ve detaylar minimumda tutulmustur.
Temel iki agıt figürü gözlenir: her iki elini de yukarı kaldırmış
olanlar ve sadece bir
tanesini yukarı kaldırmış
olanlar. ki elini kaldırmış
olanlar kadın, tek elini kaldırmış
olanlar erkek olarak bilinmektedir. Daha sonra bazı gösterimlerde bu tek elini
kaldırmış
olanların silahları olmaları nedeniyle erkek oldukları savı güçlenmistir.
Erkekler agıt yakarken ayakta durmakta, kadınlar ise ya ayakta durmakta ya
dizlerinin üzerinde durmakta ya da tabure üzerinde oturmaktadırlar. Geometrik
Dönem vazo resimleri ve daha sonraki gösterimler ve bunlara ek olarak yazın
kayıtları kadınların cesedin gömülme islemine hazırlamada, prothesis’e katılmada ve
matemin yerine getirilmesinde temel rolü üstlendiklerini ortaya koymaktadır (Kurtz -
Boardman, 1971: 59).


Resim 3: Prothesis sahnesi . M.Ö. 750 Atina – Dipylon Amphorası

Prothesis’de gösterilen figürler içinde küçük olanları her zaman çocuklara
isaret etmemektedir. Prothesis’de kadın ve erkeklerin yanı sıra çocuklar da
gösterilmiş
ve çocuklar annelerinin yanında veya onların ellerini tutarken ya da
dizlerinin üzerinde otururken resmedilmislerdir (Garland, 1985 : 23). Prothesis
figürleri amfora üzerinde çok yaygınken, kraterlerde daha az yer almış
ve testiler
üzerinde hemen hiç resmedilmemistir. Prothesis antik dönemin pek çok tragedya


yazarı tarafından da canlı bir biçimde aktarılmıstır (College, 1999: 45). Bir diger
cenaze gösterimi olan ekphora geometrik vazolarda yaygın degildir. Geometrik
dönemden 52 prothesis vazosu günümüze ulasmısken ekphora için bu sayı sadece
üçtür (Garland, 1985 : 32).

Ekphora sonraki Arkaik ve Klasik periodlardaki görsel sanatlarda da yaygın
degildir. Her ne kadar bilinen, gösterildigi eser sayısı az ise de prothesis’de
gözlemlemiş
oldugumuz sahnelerin detayları bakımından benzerlik tasımaktadır.
Ölünün üzerinde durdugu platform bir at arabası üzerinde durmakta ve silahları olan
erkekler ekibe önderlik ederken kadınlar arkadan takip etmektedirler (Kurtz -
Boardman, 1971: 61).


Resim 4: Ekphora Sahnesini Dipylon Kraterinin Ayrıntısı


Prothesis ve ekphora’nın bizim için bir diger önemi, gösterimlerin sadece
kahramanları veya mitleri degil Yunanların günlük hayatlarının bir parçası olan ölü
gömme adetleri ile ilgili görsel ve açıklayıcı verileri de bize sunmuş
olmalarıdır.
Dönemin akademik egitmenleri ve tiyatro yazarları da ekphora için tarifler ve eş
anlamı içeren durumları tarif etmisleridir. (College, 1999: 49).


Resim 5 : Ekphorayı gösteren heykel grubu M.Ö. 600-650 Vari, Yunanistan

1.1.1.3 Mezar Sunuları
Mezar sunuları ölüyü öteki dünyadaki hayatında mutlu ettirmek ve aynı
zamanda ölünün yasayanlara musallat olmasını önlemek amaçlarını da tasımaktadır.
En yaygın mezar sunuları kıyafet ve iliskili malzemeler, besinler, içecekler ve
bunların konuldugu kaplardır. Mezar sunuları aynı zamanda ölünün hayattaki
özelliklerini belirten materyallerden de seçilebilirdi (Pearson, 1999: 7) .


Vazolardaki sahneler ölü gömme islemi ile ilgili genel bir resmi sunmaktadır.
Ancak detaylar için mezarların içerdiklerine bakılması yerinde olacaktır. Mücevherat
ve diger süslemeler standart sunular degildir. Her ne kadar döneminde farklı kisilerin
farklı kıyafetler ile, örnegin askerlerin koyu kırmızı ya da mor askeri kıyafetlerle
gömüldükleri sadece kayıtlardan bilinse de (College, 1999: 23) kıyafetler mezarda
kalıntı bırakmadıgı için, sadece gömülme kıyafetlerine eklenen zenginlikle ilgili
buluntular elimize geçmektedir. Bronz Çag’dan beri ilk kez olarak Attik mezarlarda
yüksek kalitede altın mücevherat bulunmustur. Bunlar arasında en yaygın olanı ve en
iyi anlasılmış
olanı yaklasık 30 cm uzunlugunda, bir veya her iki ucunda birer delik
bulunan dar ve yassı ince altın yapraklardır (Kurtz -Boardman, 1971: 62).

Attik altın yapraklar süsleme açısından farklılık gösterir ama temel detaylar
benzerdir: Orientalizan hayvan frizeleri ve daha sonrasında vazolarda görüldügüne
benzer Geometrik figürler. Bu bantlar erkek, kadın ve çocuk mezarlarında,
inhumasyon ve kremasyonlarda bulunmustur. Ancak çok zengin biçimde süslenmiş
mezarlar yaygın degildir. Kremasyon gömülerinde bir urnenin ya da urnenin dısında
bir kasenin içine ve inhumasyon mezarlarında ise kaselerin içine yerlestirilmislerdir.
Ne için kullanıldıklarına dair sorunun cevabı bozulmamış
inhümasyon mezarlarında
bulunuş
pozisyonlarına bakılarak söylenebilmektedir. Basın yanında bulunmuş
ve
hemen her zaman basın ön tarafına basa geçirilmiş
halde bulunmustur. Attik
gömülerde ise daha çok kola özellikle de kolun üst kısımlarına veya bilege geçirilmiş
halde bulunmustur.


Buluntular arasında igneler ve fibulalar da mevcuttur. Bunların hem
inhümasyonda hem de yanmış
halde kremasyonda bulundukları için ölünün her iki
eylem sırasında da kıyafetli oldugunu ortaya koymaktadır. Fibulalar bazen mezara
koymadan önce bir zincir olusturacak biçimde birbirlerine tutturulmustur (Kurtz -
Boardman, 1971: 62).

Geometrik Dönem mezarlarında bulunmuş
olan silahlar arasında mızrak
uçları, kılıçlar ve bıçaklar bulunmaktadır. Mızrak uçları ölünün yanında yatar
biçimde ya da kremasyon kalıntıları arasında bir kap içinde ya da sunuların
konuldugu kısımda bulunmustur. Demir kılıçlar inhümasyon yapılmış
ölünün
yanında ve kremasyonlarda urnenin karsısında yerlestirilmiş
halde bulunmustur.
Küçük kamalar ya da küçük bıçaklar pek çok mezarda bulunmustur ve bu mezarların
hepsinin erkek mezarı oldugu anlamına da gelmemektedir. Bazı küçük ve narin
bıçaklar süslenme malzemeleri arasında degerlendirilmislerdir ve silah degillerdir.
Bazı küçük bıçaklar çocukların dahi mezarlarında bulunabilmektedir (Kurtz -
Boardman, 1971: 63).

Atina’da yapılmış
kazı çalısmaları sonucunda Geometrik Dönem’e geçerken
ve Geometrik Dönemin sonuna dogru mezar sunularında metal objelerden vazolara
dogru gözlenen artısın ifadede sembolizmin agırlık kazandıgına dair fikir verdigi
iddia edilmektedir (Morris, 1989: 141). Diger buluntular arasında gerçeginin benzeri
biçimde yapılmış
pismiş
toprak ayakkabılar, tahıl koyma kapları, pismiş
topraktan
yapılma degisik objeler bulunmaktadır.


Bazen mezarların kendileri ölü gömme adetleri ile ilgili bilgiler
saglamaktadır. Yiyecek ve içecekler, sunu olarak vazo, mücevher, silahlar ve diger
objeler ölüye hediye olarak sunulmustur. Bazılarının nasıl, neden ve kim tarafından
yapıldıgını anlamak mümkün olmamaktadır ancak bazıları da bu konularda gerekli
bilgileri tasımaktadırlar. Mezarın içindeki gömülme alanları da çok farklı biçimlerde
olduklarından bunların aynı amaç için yapıldıkları fikri çok tutulmamaktadır.
Bazıları dikdörtgen, bazıları dairesel ya da dış
yapı itibariyle düzensiz sekilli. Bunlar
sıg, derin, küçük veya büyük olabilmekteydiler (Kurtz -Boardman, 1971: 64).

Yakılmış
olan sunuların içerikleri de çesitlilik gösterir: yanmış
toprak, küller,
asmadan yapılmış
baglama ipleri ve hayvan kemikleri gibi. Gömülerdeki yanmış
birikintiler kremasyon mezarları ile iliskilendirilmistir. Bunlar genellikle aynı
zamanda kremasyon yeri olarak kullanılmaları için oldukça küçüktürler.

Geometrik Dönemdeki pek çok mezarda bulunan hayvan kemikleri ölülere
hayvanların sunulduguna dair bir adete isaret etmektedir. Bazı mezarlarda bir
hayvanın bütün iskeleti bulunmakta, bu bir köpek ya da küçük bir domuz
olabilmektedir. Bunlar muhtemelen ev hayvanı olabilirler. skelet analizleri bunların,
kuslar, tavsanlar, keçiler, kuzular, domuzlar ve muhtemelen sıgırlar (mezara bütün
halinde konması sart degildir) olduklarını ortaya koymustur. Hayvan kemikleri bazen
mezarların içine saçılmış
ama çogunlukla mezarın bir kösesine dikkatli biçimde
yerlestirilmiş
ve bir kabın içinde ayaklarının altına ya da gerisine yerlestirilmistir
(Kurtz -Boardman, 1971: 64). Bu sunuların ne amaçla yapıldıgını tam olarak
kestirmek mümkün degil ise de mezarlardaki at veya köpek gömüleri ölü insanın


mezara ve öbür dünyaya yolculugunda eslik etme anlamı tasıyabilirler (Vermeule,
1984 : 61). Yer altı dünyasındaki rehber fonksiyonlarının yanı sıra köpeklerin arınma
ile ilgili de islevleri olduguna dair çesitli görüsler mevcuttur (Day, 1984: 22).

Muhtemelen bunların yanı sıra diger besin sunuları da yapılmış
ancak bunlar
nadiren geriye kalıntı bırakmıstır: az miktarda yanık incir, üzüm ve zeytin çekirdegi
ve yumurta kabugu. Yanmamış
ve bütün halindeki vazolar çogunlukla kapaklıdır ve
muhtemelen bunlar da besin içermislerdir (Kurtz -Boardman, 1971: 66). çecek
sunuları hayvan sunularından daha sık gerçeklestirilmistir. Bunlar mezar
kalıntılarından görülebilmektedir.

1.1.2 Arkaik Dönem
Arkaik Dönemde cenaze sanatları ve mimarisi gelisim göstermistir.
Günümüze ulasmış
olan anıtlar zamanının en iyi sanatçılarının yüksek kalitedeki
çalısmalarıdır. Ancak M.Ö. 6.yy’ın bitiminden önce bu gösteriş
azalmaya
baslamıstır. Daha sonraki anıtlar sayıca daha az ve kalite olarak da daha alt
düzeydedir. Dogal nedenler, yer sıkıntısı, politik, sosyal ve ekonomik kosullar bu
gelisimi etkilemiş
olabilecegi düsünülmektedir. Her ne kadar yeterli detay ve
kronoloji sunmamakla birlikte Cicero “De Legibus” adlı eserinde bu konu ile ilgili
cenaze mevzuatındaki düzenlemelerden bahsetmektedir (Kurtz -Boardman, 1971:
68).


Resim 6: M.Ö. 520-510 yıllarına ait Prothesis Sahnesini Gösteren Levha

1.1.2.1 Kremasyon – nhumasyon
Eriskinlerin inhumasyonu, kremasyonlarla karsılastırınca sayıca daha azdır
ancak mezarların büyüklügü ve süslemelerine bakıldıgında bu gömü seklinin
seçilmesinin nedeni her zaman ekonomik sebepler degildir. En basit inhumasyon
mezarı toprak veya kayada açılmış
bir oyuga yapılandır. Boyutlar ölünün uzunluguna
baglıydı. Pek çok oyuk ya da çukur sadece toprak ile kapatılmıstır. Bazı mezarların
ise üstleri çesitli malzemelerle örtülmüstür. Tahta tabutlar bazı mezarlarda bulunmuş
ama üstlerinde metal malzemeler bulunan tahta tabutlar nadir bulunmustur.


Eriskinlerin pithoslara gömülmesi bu dönemde de devam etse de nadir bir
gömü biçimidir. Bunlar dısarıda bırakıldıgında ve hacmi küçültülerek gömülen
çocuklar da dahil edilmediginde, mezardaki bedenlerin mezar içinde düzgün biçimde
sırt üstü yatırılmasının yaygın bir uygulama oldugu görülebilir. Mezarların yönü
degisiklik gösterse de özellikle gömünün yapıldıgı yerin bakısına ve mezarlıgın
üzerinde oldugu yolun gidiş
rotasına baglı olarak seçilmistir. nhumasyon
mezarlarında sunular normalde gömü çukurunun içine yerlestirilse de bazı sunular
mezarın dısında özel çukurlar içine konulmustur.

Çocukların inhumasyonu çok sayıda bulunmustur. Bu da antik dönem için
yüksek olan çocuk ölüm oranını göstermektedir. Çocuklar eriskinlerin yanına, ya da
bir alanda bir arada gömülmüslerdir (Kurtz -Boardman, 1971: 72).

Arkaik Dönemde belirgin bir kremasyon mezar tipi Attika’da gelismistir. Bu
uygulamada kremasyon artık mezardan baska bir yerde degil mezarın içinde
gerçeklestirilmektedir. Bu tip kremasyon mezarları inhumasyon mezarlarından biraz
daha geniş
olmaktadır. Atesin mezar içinde yanması ve bedeni yeterince yakabilmesi
için baca sistemleri gelistirilmiş
ve reçineli odunlar mezarların içine yerlestirilmistir.
Bu kremasyon mezarlarında yanıcı materyalin bıraktıgı bir kül tabakasının üzerinde
daha açık renkli – hatta beyaz bir kül tabakası bulunmakta, bu da bedenin bıraktıgı
kalıntı tabakası olmaktadır. Beden bu mezarlarda öylesine yanmaktadır ki bedenin
yatış
pozisyonunu belirlemek çogu zaman olanaksızdır. Bu birincil kremasyon
mezarlarında sunular da bulunabilmekte ancak kül tabakası genellikle sunuları


içermemektedir. kincil kremasyonlar çok sayıda degildir. Çogunlugu Geç
Geometrige aittir.

Bebeklerin ve çocukların kremasyonu gözlenmekte ancak bir gelenek olarak
varlıgı düsünülmemektedir. Bazı kremasyon mezarları soruya imkan vermeksizin
çocuklara aittir ve bu mezarlarda küçük kemikler bulunmustur ancak bazı
digerlerinde geriye sadece sunulardan kalıntılar kalmıstır ve mezarın sahibi hakkında
yeterli veriye imkan tanımaz (Kurtz -Boardman, 1971: 73).

1.1.2.2 Mezarlıklar
Arkaik Dönem, sanatta Orientalizan bir stilin eklenmeye basladıgı bir
dönemdir. Daha önceki dönemlere göre daha fazla kalıntının gözlendigi bu dönem
özellikle zenginligin arttıgı bir periyottur. Bu dönemin önemli özelliklerinden bir
tanesi özellikle Atina’da eriskinlerin sehir merkezleri içine gömülme yasagıdır.
Ancak bu yasak genellikle çocuklar için uygulanmamış
ve çocuklar evlerin
çevrelerinde de gömülmüslerdir (Kurtz ve Boardman, 1971: 68). Mezarlıklar temelde
kentin ölülerinin gömüldügü yer olmakla birlikte bunun yanı sıra aileler için,
özellikle de aile mezarlıklarında kendi soylarını takip edebilecekleri ve övünç
duyabilecekleri bir prestij mekanı niteligi de tasımıstır (Morris, 1989: 47).

Mezarlıkların önemli ögelerinin basında mezar tasları gelmektedir. Arkaik
Attika’dan bilinen iki temel mezar tası bulunmaktadır. Üzerinde süslemeleri bulunan
dar bir taş
blok (stel) ve yuvarlak biçimli heykeller. Ancak bu heykellerin büyük bir
kısmı kırılmıs, yeniden kullanılmış
veya baska bir yapıda kullanılmak üzere daha


sonradan devsirilmistir. Zaman içinde bu steller malzeme ve süsleme bakımından da
evrim geçirmislerdir. Üzerinde yazı ve süsleme bulunan stellerin en erken bilinenleri
kireçtasından yapılmıstır. Sporcular, savasçılar, erkekler ve köpekleri en yaygın
gösterimlerdir. Yalnız baslarına kadınlar nadiren gösterime konu olmustur (Kurtz -
Boardman, 1971: 85).

Attik mezar taslarında yazılar normalde çok kısadır ve sadece önemli
detayları verir: ölünün adını, onun için yas tutanı, onun anısına bu mezarı – anıtı
yaptıranın adını. Klasik Dönemde de çok yaygın görülen “kadın ve çocugu”, “kadın
ve ev halkı” gibi gösterimler Arkaik Dönemde yapılmaya baslanmıstır (Kurtz -
Boardman, 1971: 86).

1.1.2.3 Mezar Sunuları
Arkaik dönemde mezarların içleri genellikle süslenmeden bırakılmakta ya da
çok mütevazı biçimde süslenmekteydi. Ancak mezarların topragın üzerinde kalan
kısımlarına büyük harcama yapılmakta ve çok ince isçilige sahip heykeltıraslık
örneklerini içeren gösterisli mezarlar yapılmaktaydı. Bu döneme ait sunular bir kase,
bir kap ya da bir yagsisesinden öteye geçmemektedir. Silahlar, mücevherat ve diger
metal objeler bilinmemektedir. Sunuların özel bir alana yerlestirilmesi Arkaik
gömülerin bir özelligidir. Bu sunulara ait gömüler mezarlardan ayrı yerlerde ya da
yakın çevresine yapılmıstır. Bunların da içerigi hemen tümüyle pismiş
topraktan
yapılan kapkacaktan olusmakta ve hayvan kemikleri ile birlikte diger besin
kalıntılarını içermektedir (Kurtz -Boardman, 1971: 77).


1.1.3 Klasik Dönem
1.1.3.1 Kremasyon -nhumasyon
Klasik dönemde insanlar kremasyon ve inhumasyon uygulamasını
sürdürmüstür. Uygulanan metot kisisel ve ailesel bir tercih gibi gözükmektedir.
Tercih edilen adetlerde ya da sunularda belirgin bir farklılık görülmemekte ve bir
metodun digerine tercihi zaman ve yere göre birbirlerinin yerine geçecek biçimde
degisim gösterebilmektedir.

En basit inhumasyon mezarı topraga kazılan bir çukurdur. Bazılarının mezar
içleri, duvar kısımlarına gelecek biçimde küçük çakıl tasları ile dösenmisken diger
pek çogunda buna rastlanmaz. Bazı mezarlarda tabut ya da üste konan koruma lahdi
gibi kalıntılar bulunmustur. Bulunabildigi durumlarda sunular mezarın içine ya da
çevresine konmakta ve genellikle yüksek kalitede olmamaktadır. Çukur mezarlar
genellikle tek kisiye aittir. Ancak büyük çaplı toplu gömülmeler bazı sıra dısı
olayların sonucunda meydana gelmektedir. (örnegin, Pelloponez Savası sırasındaki
büyük salgın hastalık ) (Kurtz -Boardman, 1971: 97).

Mezar tipleri arasında üzeri blok tasla kaplı ya da lahit mezarlar da
bulunmustur. Her ikisi de kireçtası ya da mermerden yapılmıstır. Eriskinler için
yapılan lahitler tek taslı veya kompozittir. Çocuklar da taş
lahit içine ama daha sık
olarak da lahitlerin daha küçük ve ucuz versiyonları olan kil teknelere
gömülmüslerdir. Bunlar biri digerinin üzerine kapanarak küçük bir bedeni içine


alacak lahitlerdir. Bunların içlerindeki sunular özellikle önemlidir çünkü mühürlü
olan içerikleri sunuların tipleri ve hatta konuluş
biçimleri ile ilgili de detaylı bilgiler
vermektedir.

Birincil kremasyon mezarları Arkaik dönemden de alıstıgımız üzere Klasik
Dönemde de degismeden devam etmistir. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta bu
dönemde bu uygulamanın basitlestirilmesidir. Bu nedenle ateş
için konulan bacalar
daha nadir görülmektedir. kincil kremasyonlar daha önceki döneme göre daha
yaygındır ve kül urnesi tipinde daha büyük bir çesitlilik görülmektedir (Kurtz -
Boardman, 1971: 98).

Klasik Dönemde, Arkaikte de oldugu gibi bebeklerin kremasyonu kabul
edilen ama kısıtlı biçimde yapılan bir uygulamaydı. Çocukların yanmış
kemikleri
bazı yanma kalıntıları içinde bulunmakla birlikte büyük çogunlukla ileri derecede
yanmış
ve artık alanda bir iskelet oldugunu tespit edemeyecek kadar dagılmıstır. Bu
nedenle küçük yakılma kalıntılarının bebek kremasyonuna mı yoksa yanmış
sunu
kalıntılarına ait olup olmadıgını anlamak çok zor olmaktadır. Atina agorasında
Klasik ve Helenistik döneme ait yakılma kalıntıları baslangıçta bebek kremasyonu
sanılmış
ama detaylı kemik incelemeleri baslangıçtaki bu fikri çürütmüstür (Kurtz -
Boardman, 1971: 99).

nhumasyon ve kremasyon mezarlarının yanı sıra içi boş
mezarlar da
bulunmustur. Cenotaphlar en yaygın olarak hayatlarını uzak yerlerde kaybetmiş
veya
bir deniz kazası gibi kemiklerin bile geriye kalmadıgı olaylar sonrasında yakınları

tarafından yapılmıstır. Bunlar da diger mezarlar gibi saygı ve gerekli islemleri
görmüslerdir (Kurtz -Boardman, 1971: 100).


Resim 7: Atik siyah Figürlü Olpe Prothesis Sahnesi -College Museum

1.1.3.2 Mezarlıklar
Tümülüsler ve Anıt Mezarlar

Klasik Dönemin yuvarlak toprak tümülüsleri Arkaik örneklerine benzerdir.
Bazıları büyük ve birden çok mezarı içine alırken bazıları da tek bir mezarı içerecek
boyutlara sahiptir. Az sayıda tümülüs birden çok nesil için kullanılmıstır. Bunların
aynı aile için kullanıldıkları tahmin edilmektedir. Arkaik dönemdeki dikdörtgen
biçimli tümülüs ve anıt mezarlar da Klasik Dönemde varlıgını sürdürmüş
ve M.Ö.
besinci yüzyılın sonuna dogru bu mezar tipinin daha büyük biçimleri olan
peribolos’lar ortaya çıkmaya baslamıstır. Sonraki yüzyılda popülaritesi ve


büyüklükleri giderek artan bu mezarlar ile ilgili kısıtlayıcı çesitli mevzuatların
çıkartıldıgı da tarihsel kayıtlardan bilinmektedir (Kurtz -Boardman, 1971: 105).

Mezar Tasları ve saretçileri

Mezar isaretçisi olarak kullanılmış
olan malzemeler mezar sunuları ile
karsılastırıldıgından bir hediyeden çok isaret ve statü sembolü olarak islev
görmüslerdir. (Morris, 1989: 47). Bu mezar isaretçileri arasında çok güzel ve
etkileyici örnekler yer almaktadır. Figürler içeren rölyeflere sahip mezar taslarının
yapılmasına belli dönemlerde kısıtlamalar getirilmistir. Bu kısıtlama muhtemelen
Cicero’nun Kanunlar eserinde bahsettigi düzenleme ile iliskilidir. Atina’da M.Ö.
6.yy sonlarından M.Ö. 5.yy’ın üçüncü çeyregine kadar süren bu durum tüm
Yunanistan bagımsız olana kadar kutsal binalar yapılmaması kararı ile iliskili
olabilecegi gibi bu durumdan tamamıyla bagımsız da olabilir.

Cicero’ya göre cenazeler ile ilgili kanuni düzenlemeler Atina’da en azından
üç kez gerçeklesmistir: (1) Solon zamanında, (2) bundan bir süre sonra ve (3)
Phaleron’lu Demetrios yönetimi döneminde. Bu düzenlemelerde mezarların
boyutları, bir mezar için çalısacak isçi ve gün basına isçi sayısı, bunun yanı sıra bir
süsleme biçimi olan opus tectorium ve mezar üzerine yerlestirilen hermai gibi
yapıların özelliklerine ait maddeler düzenlemeye tabii tutulmustur (Kurtz -
Boardman, 1971: 121).


Mezar Anıtlarının Tekrar Kullanımı ve Üretimi

Mezarlıklardaki mezar tasları pek çok zaman üzerlerindeki yazılar silinmek
ve yenileri yazılmak suretiyle yeniden kullanılmıstır. Bunun yanı sıra mezar
taslarının cenaze dısı baska amaçlarla kullanımı da söz konusudur. Bunun için
özellikle steller uygun biçimleri ve büyüklükleri nedeniyle tercih edilmislerdir (Kurtz
-Boardman, 1971: 136).

Attik mezartasları Arkaik Dönemde oldugu gibi daha sonraki Klasik
Dönemde de çokça taklit edilmistir. Bazı begenilen formlar orijinaline baglı
kalınarak kopyalanırken bazılarında ise biçim ve konuda kaymalar olmustur (Kurtz -
Boardman, 1971: 137).

Mezar Taslarındaki konografi

Attik mezar rölyefleri ikonografi ve teknikte bir muhafazakarlık sergiler. Bu
özellikle seküler olmayan sanatın karakteristik bir özelligidir. Tek parça taslı mezar
tasları taş
ocagından çıkartıldıktan sonra taş
atölyesine getirtilmiş
ve burada
müsterilerin eldeki stoktan taş
seçmeleri beklenmistir. Tasların üzerlerindeki insan ve
diger figürlerin kompozisyonu aynı stok figürlerin farklı durumlarda farklı
aranjmanlar ile kullanıldıgını ortaya koymaktadır. Hatta sonrasında daha “kisisel
özellikler”in örnegin bir sakalın eklenmesi, müsterinin taş
için seçim yapabilecegi bir
desen ve figür kitabından seçim yapmış
oldugunu düsündürmektedir. Muhtemelen
rölyeflerin büyük bir çogunlugu bu biçimde istenerek yapılamamaktaydı. Ancak
ekonomik durumunun elvermesi ve heykeltırasın da yeni seyler yapmak için hevesli


olması gibi bir kombinasyon gerekmistir. “Genç Salamisli” böyle bir girisimin eseri
oldugu düsünülmektedir.

M.Ö. 4.yy boyunca mezar rölyeflerine olan istek arttıkça heykeltıraslar
zamandan kazanmak için rölyefin daha az görünün kısımları olan basın tepesi ya da
sandalyenin ayagı gibi kısımları yarım bırakmaktaydılar. Yarım bırakılmış
parçalar
içeren 4.yy eserleri oldukça yaygındır (Kurtz -Boardman, 1971: 137).

Attika’daki mezarlıklar sadece Atina’daki Kerameikos’da oldugu gibi mezar
rölyefleri degil aynı zamanda hatıra anıtlarını da içermektedir. Yunanlar dış
mekanlardaki heykellerinde gerek insan gerekse hayvan figürlerinde ideal formları
tercih etmislerdir. Özellikle Attik mezar heykellerinin, vazolarının ve rölyeflerinin en
basarılı oldugu dönem olan M.Ö. 420 – 320 yılları arasında mermer aslan
heykellerine yönelinmistir. Güney Batı Anadolu’da oldugu gibi Yunanistan’da da
anılan dönemlerde heykel sanatçıları aslanları gözleriyle görebilmisler ve yaptıkları
örnekleri gördükleri aslanlara benzetmeye çalısmıslardır. Attik mezarları koruyan
diger hayvanlar arasında büyük bogalar, çok iri av köpekleri, panter ve leoparlar,
çesitli boyutlarda zürafalar hatta kediler bile bulunmaktadır. Amaçları her ne olursa
olsun Attik mezarlık hayvanları Yunan ve Roma sanatı ile birebir paralellik
göstermez. Anadolu’daki aslanlar Yunanistan’dakilerle ideal ölçüler ve soylu duruş
bakımından karsılastırılınca aynı basarıyı gösterebildikleri söylenemez. Genellikle
Anadolu’daki aslan gösterimleri yakın dogudakilere daha çok benzerlik gösterir.
Helenistik ve Roma hayvan heykelleri çok sayıdadır ancak ilham aldıkları M.Ö.4.yy


eserlerinin kopyaları ya da taklitlerinden öteye geçememislerdir (Vermeule, 1972:
59).

1.1.3.3 Mezar Sunuları
Sunular ölünün yanında yatırılmakta ve bazen özel bir sıraya göre
yerlestirilmektedirler. Antik dönemdeki mezar sunuları konusunda bilgi
alabildigimiz yazılı kaynakların basında Aristophanes ve Isaios gelmektedir
(College, 1999: 84).

Beklendigi üzere kaplar, kaseler, siseler ve diger benzeri objeler bu
dönemlerde mezarlarda gözlenmektedir. Bu malzemelerdeki en yaygın süsleme
biçimi siyah boyadır. Ev esyası tarzındaki esyaların yanı sıra kırmızı figürlü vazolara
da rastlanmıstır (Kurtz -Boardman, 1971: 101).

Bu dönemde kaplar içindeki besin sunuları arasında bilinen bir cins ballı kek
olan Melitoutta, Lysistrate tarafından bizlere aktarılmaktadır. Bu kekler lekythos’lar
üzerinde de gösterilmistir. çecek sunuları da Minos zamanlarından beri devam ettigi
üzere bu dönemde de gerçeklestirilmistir. (Garland, 1985 : 115).

Vazoların dısında en yaygın sunu ölü kisinin kullandıgıesyalardır: striglisler,
aynalar ve oyuncaklar. Mücevherat çok yaygın bulunmamakta, metal süs esyaları –
bronz ve altın-ise daha çok yüzük, küpe, çiçek ve bitki bantları ve çelenkler olarak
gözükmektedir. Ölü için yerlestirilen çelenk Aristophanes tarafından “yasamla


sonuna degin mücadele eden ölüye verilen bir ödül” olarak degerlendirilmistir
(Malay, 1996: 148).

Klasik mezarlarda bulunan pismiş
toprak figürler iyi bilinen tiplere sahiptir:
“oturmuş
kadın figürleri” ve “kolsuz büstler”, “oturan ve kucagında bebegini tutan
kadınlar” (özellikle de çocukların mezarlarından) ve oyuncaklar, küçük koyunlar ve
hayvan figürleri (Kurtz -Boardman, 1971: 100).

Dönem dönem mezarlara yapılan sunu miktarları azalma ve artıslar göstermiş
ve Plutarch’a göre Solon, mezara sunu götüren kadınların belirli ölçüleri asmaması
konusunda düzenlemeler getirmistir. (College, 1999: 65).

M.Ö. 487-480 tarihleri civarında Atina’da mezar yeri belirlemede kullanılan
mezar steli dikilmesi devrin yöneticisi Solon tarafından yasaklanmıstır. Mermerin
daha kısıtlı kullanılmasına yönelik olan bu düzenleme yaklasık 60 yıl sürmüş
ve bu
yasak süresince Atina vatandasları ve sanatkarları mezar stellerine bir alternatif
bulmak durumunda kalmıslardır. Bir çözüm olarak mezar yerini belirlemek için
kullanılan ve rengi nedeniyle beyaz lekythos olarak isimlendirilen kap türü ortaya
çıkmıstır. Özellikle mezar stellerinin yasak oldugu bu dönemde beyaz lekythos’lar
yogun olarak kullanılmıstır (Malay, 1996: 148). Beyaz tabanlı lekythos’lar klasik
gömüler içinde en karakteristik olanlardır. Yağ
yaygın olarak kullanıldıgından –
banyoda, palaistra’da, besinin hazırlanması ve tüketimi sırasında ve cenaze
merasimlerinde-yağ
içeren kaplar da farklı biçimler ve sekillerde üretilmiş
ve
degisik formlarda süslenmistir. Ancak dönemin sonuna dogru bu lekythos’lar


yerlerini giderek iğ
biçimli unguentarium’lara bırakmıslardır (Garland, 1985 : 26).
Genelde kahramanları gösteren kamusal prothesis gösterimleri yerine Arkaik
dönemden Klasik Döneme geçisin dönüm noktası olan Pers Savaslarından sonra
insanları daha fazla öne çıkartan beyaz tabanlı lekythoslar görülmeye baslanmıstır.
Daha önceki erkek baskın prothesislerinin yerine Atina kadınlarını ön plana çıkartan
beyaz lekythoslar toplumsal degisimler konusunda da bilgi saglamaktadır (Shapiro,
1991: 630). Beyaz lekythoslar üzerindeki betimlemelerde ölüyü ölümsüz gösterme
(athanatos), ölünün yakınlarına yer verme ve yasaklanan mezar stelinin boyalı
gösterimini betimleme yaygındır (Malay, 1996: 148).


Resim 8: Beyaz Lekythos Üzerinde Prothesis Sahnesi M.Ö. 450 -Metropolistan Museum


Beyaz tabanlı lekythoslar en sık olarak M.Ö. 425-400’lerde görülmektedir.
Bu dönem Atina’da kremasyonun en tepe noktasında uygulandıgı bir zaman dilimine
karsılık gelmektedir. Ancak sadece zamanların çakısmasına bakarak lekythosların
kremasyonda kullanıldıgı gibi bir çıkarımda bulunmak dogru olmayacaktır.
Lekythosların farklı formlarının kremasyon ve inhumasyon için ayrı kullanıldıkları
da düsünülmektedir (Morris, 1996: 111)

1.1.3.4. Cenaze Adetleri
Prothesis
Ölen kisinin bedenini gömülmek için hazırlamak ailedeki kadınların
göreviydi. Demosten’e göre ancak 60 yasın üzerinde ya da ölüme çok yaklasmış
olan
ve ölü ile çok yakın akraba olan kadınlar bu görevde yer alabilirdi. Yine bu kadınlar
tarafından ölünün gözleri kapatılır ve çenesi ince bir bezle baglanırdı (othonai).
Sonraki yıkanma isleminde ölü suyla yıkanırdı. Eger ölünün vücudunda yara ve kan
var ise yakılma ya da gömülme isleminden önce bu yara ve kanların temizlenmesi
sarttı (Malay, 1996: 148). Suyla yıkanmış
olan beden yağ
ile sıvanır, giydirilir ve
çiçeklerle, kurdeleler ve mücevherlerle süslenirdi (Kurtz ve Boardman, 1971: 144).
Platon’un Phaedo adlı eserinde Sokrates baldıran otundan yapılmış
olan zehri içerek
kendisine verilen cezanın infaz edilmesinden önce yıkanmış
ve böylece ölümünden
sonra kadınları yapmak zorunda oldukları bir isten kurtardıgını ifade etmistir.
(College, 1999: 17).


Prothesis ölünün evinde ve ölümden bir gün sonra gerçeklestirilirdi.
Prothesis’in gerçeklestirildigi ev ile ekphora’nın baslaması arasındaki fark belirgin
olarak ayrılmıstır. Prothesis normalde bir gün sürerdi; Platon bunun ölümün kesin
olarak gerçeklestigini dogrulayacak kadar uzun olmasını tavsiye etmistir. Her ne
kadar Yunan demokrasisi çesitli esitlikler saglasa da aristokratların kendilerine ait
bazı soyluluk ayrıcalıkları vardı. Prothesis’in süresi de bunlardan birisidir.
Aristokratların prothesis’i halka göre daha uzun sürebilirdi (Malay, 1996: 148).
Prothesisin tek amacı tabii ki sadece ölümü teyit etmek degil aynı zamanda ölünün
yakınları ve sevenleri için ölene karsı son saygılarını göstermek fırsatı da yaratılmış
olmaktaydı. Vazolardaki prothesis gösterimleri oldukça tekdüze bir biçimde
yapılmıstır (Kurtz -Boardman, 1971: 144).


Resim 9: Prothesis Sahnesini Gösteren Vazo Resmi


Üçüncü Gün

Üçüncü gün ile ilgili yazılı bilgileri antik yazarlardan ve M.S. 2.yy
yazarlarından Pollux’tan edinmekteyiz (College, 1999: 103). Üçüncü günde, ölen
kisi gündogumundan önce mezarına dogru götürülür ve kanuna uygun biçimde bu
islem yan yollardan sessiz bir biçimde gerçeklestirilir. Ekphora sabahın erken
saatlerine kısıtlanmış
ve bu sırada agıtların da ev dısında yapılmasına izin
verilmemistir. Bu toplu halde yapılan bir halk korteji degil aile bireylerinin içinde
oldugu mütevazı bir etkinliktir (Kurtz ve Boardman, 1971: 145). Yasaya göre
Prothesis’in ertesi günü sabahı güneş
dogmadan önce yapılan ekphora’nın gece
yapılması bir utanç olarak görülüyordu. Ekphora süresince hiçbir tanrının adı
anılmıyordu (Malay, 1996: 148).

Cenaze korteji mezarlıga ulastıgında, beden büyük bir seremoni
yapılmaksızın topraga indirilirdi. Solon mezarda öküz kurban edilmesini
yasaklamıstır. Ancak Cicero gibi bazı yazarların bildirdigi üzere farklı zaman
dilimlerinde gömülme sırasında çesitli sunuların yapıldıgı bilinmektedir. Buna örnek
olarak Yunan yazılı metinlerinde mezarda içecek sunularından bahsedilir (choai).
Gömülme günü adetleri – la trita – olarak kayıtlara geçmistir. La trita’nın ölünün
gömülmesinden üç gün sonra yapılan bir adet olarak algılanması bazı metinlerde
geçmiş
ise de bu dogru degildir. La trita ve ölünün gömülmesi aynı günü ifade eden
kavramlardır (Kurtz -Boardman, 1971: 145). Bu durumu destekler bir baska ifade
Platon’dan gelmektedir. Platon M.Ö. 4.yy’daki Kanunlar adlı eserinde ekphora’nın
üçüncü günde yapılmasını ve cesedin mezara üçüncü günde götürülmesi adetinin
sürdürülmesini tavsiye etmistir (College, 1999: 151).


Gömme olayından sonra yas tutanlar hemen ölünün evine dönerler. Bu ev,
kapısında duran bir kap ile isaretlenmistir ve bu isaret evi etkilemiş
olan miasma
konusunda ziyaretçilere uyarıda bulunmaktadır. çinde su bulunan bu kap ile ziyarete
gelenler kendilerini arındırmaktadırlar. Ancak Yunanlar için ölü bedeninin kendisi
kirletici olmayıp ölü de kendisinden korkulan bir tabu ölçeginde
degerlendirilmemistir (Garland, 1985 : 39).

Dokuzuncu Gün

Gömülmeden sonraki dokuzuncu günde, aile ve arkadaslar tekrar bir araya
gelirler ve ta enata adındaki cenaze adetini yerine getirmek için mezarda
toplanırlardı. Mahkeme kayıtlarında bahsedilmiş
olmasının dısında bu adet ile ilgili
detaylı bilgiler bulunmamaktadır (Kurtz -Boardman, 1971: 147). Ancak
Aischines’in “Kresiphon’a Agıt” adlı eserinde dokuzuncu gün ile ilgili detaylı
bilgiler mevcuttur (College, 1999: 106).

Yasın Sona Erdirilmesi

Yasın bitisi ayrı bir seremoni ile belirtilmektedir. Her ne kadar daha sonraki
kaynaklarda otuzuncu gün töreninin yasın sonu oldugu belirtilse de Arkaik ve Klasik
dönemlerde belirgin bir süre verilmemistir. Aile bu sürenin sonunda toplum içindeki
normal hayatlarına ve gündelik islerine – ta nomizomena-geri dönmektedirler (Kurtz
ve Boardman, 1971: 147). Bu süreç sonunda evin önündeki su kaldırılmakta, kapının
önüne ya da üzerine konan sedir, defne dalları gibi yas evini isaret eden materyaller
sökülmektedir (College, 1999: 39).


Yıldönümleri

Yasın sona ermesi aile bireylerinin aralarından ayrılana görevlerinin sona
erdigi anlamına gelmemektedir. Klasik yazılı metinlerden ögrendigimiz kadarıyla
yıldönümlerine ait törenler ve anmalar la trita ve la enata’dan çok daha önemlidir.
Yıldönümü anma törenleri ile ilgili pek çok terim karsımıza çıkmaktadır. Ama ne
yazık ki haklarında çok az bilgi sahibi olunan adetlerin isimleri su sekildedir:
Genesia, Nemesia, Nekysia, Epitaphia, Allatheades, Horaia, Apophrades, Miarai,
Hemerai, Anthesteria, Eniausia ve son olarak kath’eniauton. Ancak yine de Klasik
kaynaklardan edindigimiz bilgiler ısıgında bu anma törenleri sırasında mezarların
ziyaret edildigi, çiçek sunularının yapıldıgı, saygının bir göstergesi olan kurdele ve
çelenklerin hazırlandıgı bilinmektedir (Kurtz -Boardman, 1971: 147).

Yıldönümleri cenaze yemeklerinin de gerçeklestirildigi etkinliklerdir. Bu
etkinliklere kimlerin katılabilecegi yine dönemin gelenekleri tarafından
belirlenmistir. Klasik Dönem Yunan günlük hayatında kadınların cenaze ve diger
kurban yemeklerinde yer almaları ve kurban etinden yiyip yiyememelerini
düzenleyen sosyal kurallar oldugu pek çok yazar tarafından tartısılmaktadır. Birçok
yazar dul ya da evlenmemiş
kadınların klasik Yunan döneminde bu tür faaliyetlerden
uzak tutuldugunu iddia ederken digerleri böyle katı kısıtlamaların toplumun tümünde
yasanıp yasanmadıgına dair yeterli verinin varlıgı konusunda süpheyle
yaklasmaktadırlar (Osborne, 1993: 392).


Cenaze Törenlerinde Su

Ölümle iliskili olan miasma hem insanları hem de tanrıları etkilemekteydi ve
kesinlikle bir arınmayı gerektirmekteydi. Yunanlar için su temel elementlerden bir
tanesiydi. Özellikle deniz suyu, kirlerden daha uzak oldugu için arınmada tercih
edilen bir suydu. Cenaze törenlerinde arındırıcı sular hem ölü hem de yasayanlar için
önemliydi. Bu uygulama ile ilgili ilk yazılı belge Aritophanes’in Ekklesiazusai adlı
eserinde geçmektedir. (College, 1999: 37).

Sadece cenazeye katılmak bile daha sonrasında yıkanmayı gerektiriyordu.
Hesiodos’daki “cenaze dönüslerinde çocuk yapayım deme” ifadesi bu durumu gayet
iyi açıklamaktadır. Ölünün evi kirlenmiş
kabul edildiginden evdekilerin arınması için
kullanılacak su dahi baska bir evden getirtiliyor ve içine bir defne dalı konuyordu
(Malay, 1996: 148).

1.1.4 Hellenistik Dönem
Yunan ölü gömme adetleri yaklasık 1000 yıllık bir süreci kapsar. Ancak bu
periyodun ancak son iki yüzyılında Yunanistan bir “dünya gücü” olmuş
ve Yunan
hayat tarzı Akdeniz kıyılarının ötesine de etkide bulunmaya baslamıstır. Çok kısa bir
süre sonra ortaya çıkan Roma ise bu dünyayı hem genisletmiş
hem de Yunan
dünyasının üzerine her anlamda katkılar koyarak gelistirmistir. III. Aleksandros’dan
dört yüzyıl önce Yunan kültürü ticaret ve kolonizasyon yolu ile Akdeniz kıyılarına
ve iç denizlere yayılmış
ama etki gücü açısından sınırlı kalmıstır. Bu nedenlerle
kapsadıgı alan ve hakimiyet açısından Yunanistan’ın gücünü ve Akdeniz ülkelerinin
erken tarihi üzerindeki etkisini gereginden fazla büyütmemek yerinde olacaktır.


Yunan adetlerinin dünyaya hızlı ve etkin biçimde yayıldıgı Helenistik Dönem
mezarları ile ilgili bilgiler daha önceki dönemlere göre daha azdır. Bunun
nedenlerinden bir tanesi daha önceki dönemlere ait mezarların bu döneme göre çok
daha zengin sunular ve içeriklere sahip olmasıdır (Kurtz ve Boardman, 1971: 162).
Aynı zamanda demografik veriler de saglayan mezarlık arastırmaları eriskin ve
çocuk gömülerinin önceki dönemlerle paralellik gösterdigini ve bu grafiksel iliskinin
Hellenistik Dönemde de çok fazla degismedigini ortaya koymustur (Morris, 1989:
93).

1.1.4.1 Kremasyon – nhumasyon
nhumasyon ve kremasyon Helenistik Dönemde uygulanmıstır ancak
inhumasyon daha yaygındır. Birincil kremasyonlar Klasik Dönemden farklılık
göstermez. kincil kremasyonlar ise kül urnelerinin biçimleri ile farklılık gösterir. Bu
dönemde bazı yeni kil biçimleri ortaya çıkmıstır. Bazı mezarlarda altın yaprak
kalıntıları yakılmanın izlerini tasımaktadır ama büyük çogunlugu yakılmadan
kalmıstır. Muhtemelen bu altın alınlıklar prothesis boyunca ölünün basını süslemiş
ama kremasyondan önce atesten uzaklastırılmıstır. Bu anlamda da alınlıgın ölüyü
hazırlama sürecinde bir rolü oldugu düsünülebilir. (College, 1999: 27).
nhumasyon mezarlarında daha önceki dönemlerden bilinen biçimler devam
ettirilmistir. Pek çok mezarda bulunan çivi ve tahta kalıntıları mezarlarda ölünün
tabut ile birlikte gömüldügünü düsündürmektedir. Çocuklar kilden yapılma tekneler
içine gömülmüş
ve nadiren de olsa eriskinler de bu biçimde gömülmüslerdir.
Bebekler ve küçük çocuklar farklı tiplerdeki pismiş
toprak vazolara gömülürken bu

amaçla kullanılan amforalar yaygın olarak bulunmustur. Çocuklar için kremasyon
gömüleri de yapılmıstır (Kurtz -Boardman, 1971: 164).

1.1.4.2 Mezar Sunuları
Helenistik mezarlar genel olarak çok zengin süslemelere ve sunulara sahip
degildir. En karakteristik olanı tek düze biçimli ve oldukça mütevazı yagsisesi ve
göz damlası sisesi olarak da bilinen unguentarium’dur. Klasik dönemin lekythoi’si
gibi iğ
biçimli unguentarium da sekil ve süsleme stili açısından varyasyon göstermez.
Geç Helenistik dönemde bu siseler oldukça uzun ve ince biçimde yapılmaya
baslanmıstır. Diger pismiş
toprak vazolar Helenistik mezarlarda sık olarak
gözlenmez. Altın mücevherat bu dönemde bulunur ve bu da muhtemelen altının bu
zaman diliminde daha erisilebilir oldugunu gösterir. Bu dönemde altıntan yapraklar
ve bunlar için yapılmış
altın çelenkler gözlenebilir. Bu sunular daha sonraki Roma
döneminde de gözlenmiş
ve hem kremasyon hem de inhumasyon mezarlarında
bunlara rastlamak mümkün olmustur. Bunların özellikle mezar için mi yapıldıkları
yoksa hayatta iken festivallerde giyilmek üzere yapılıp ölüm ile birlikte mezar
sunusu haline gelip gelmedigi bilinmemektedir (Kurtz -Boardman, 1971: 165).


1.2 ANTK ROMA’DA ÖLÜ GÖMME ADETLER.
Antik mezarlıkların bize gösterdigi kadarıyla ölüler sehri esitlikçi bir yer
degildir. Ölümün arkeolojik ve antropolojik incelemesi bizlere ölülere yaklasımın
statü gösterimleri ile yakından iliskili oldugunu bizlere göstermektedir. Bir Roma
mezarlıgı anıtsal mousoleumlar, cenotaphia (bahçeli mezarlar) ya da resmi devlet
mezarları, columbarialar’daki (urneler için nisleri olan mezarlar) gösterisli gömüleri
ve kentin alt tabakaları için toplu gömülerin yapılacagı katacompları içermektedir.

Roma döneminde de ölüm, basit bir olay olarak algılanmamıs, cenaze
törenlerine ve adetlerine büyük önem verilmistir. Ünlü Romalıların ölümlerinde
uygun bir cenaze töreni yapılmıs, ölü maskeleri ve cenaze nutukları gibi çesitli
uygulamalar ile ölüye verilen deger gösterilmeye çalısılmıstır.

Köleler ve suçlular dahil Romalıların tümü gömülme hakkına sahiptiler.
Mitolojiye göre Styx ırmagında ruhları Hades’e götüren kayıkçı Charon bile
gömülmemiş
bir kisinin ruhunu tasımayı reddediyordu. Roma’da gömülmeden
bırakılan kisiler çok agır suçlar islemiş
olanlardı. Bu tür suçlardan bir tanesi kendini
asarak intihar edenlerdi. Ancak bu tür bir uygulama ile cezalandırılan suçlar zaman
içinde de degisiklik göstermiş
ve örnek olarak kendini asarak intihar etmek girisimi
Tiberius zamanında eger uygun bir gerekçe var ise tam tersi bir muamele görmüş
ve
onurlandırılmıstır. Gömülmeme dısında bir baska cezalandırma ise cesedin
tanınamayacak hale getirilmesidir. M.Ö. 87 yılında Cinna ve Marius’un terör esen
dönemlerinde öldürülen senatörler vahsi hayvanlara ve köpeklere parçalattırılarak
kimliklerinin tespiti imkansız hale getirilmistir. Roma’ya karsı ayaklanan gladyatör


Spartaküs ve arkadaslarının kilometrelerce boyunca yol kenarlarındaki çarmıha
gerilmiş
cesetlerinin çürüyene kadar çarmıhlarda bırakılması bu tür sıra dısı
uygulamalara en bilinen örneklerden birisidir.


Resim 10: Charon’nun ölüyü Hades’e götürüsünü gösteren çizim

Romalıların kremasyon, inhumasyon ve ölü gömme islemlerinin sehir dısında
yapılmasını ifade eden ‘hominem mortuum in urbe ne sepelito neve urito’ gibi
ifadelerle ortaya konulmustur. Kent dısına gömmenin hijyenik nedenlerden çok
dönemdeki inançların etkisiyle oldugu düsünülmektedir.

Yunanlar gibi Romalılar da ölü ve yasayan arasındaki sınırların oldukça
geçirgen olduguna inanmıslardır. Onlara göre Hades’e gitmiş
olan bir ruh bir amaçla
(örnegin intikam için) dünyaya gelebiliyordu. Ruhların çesitli vesilelerle huzura
erdirilmeleri önemliydi çünkü Romalılar ölünün gittigine ama aralarından
ayrılmadıklarına inanmaktaydılar. (Kyle, 2001: 34).


Romalıların, ölüm ve sonrası ile ilgili inançları hakkında bilgiler almak için
dönemin heykel, resim, mozaik, rölyefleri ile yazılı eserleri gibi pek çok veri
bulunmaktadır. Roma dünyasının pek çok kültür ile kaynasması ve daha sonrasında
Hıristiyanlık dininin imparatorlukça kabulü ile inanç alanında büyük bir degisim
yasaması ölü gömme adetlerinin de degisimler geçirmesine neden olmustur.

mparatorlugun bünyesinde yasayan topluluklarda çok dogal ve bazen de baskın bir
metot olarak tercih edilen kremasyonun yerine öncelikle Roma ve talya’da olmak
üzere inhumasyonun tüm imparatorlukta baskın ölü gömme adeti hale gelmesi bu
duruma en iyi örneklerden bir tanesidir. Ancak inhumasyonun baskın hale gelisinin
tek nedenini de inanç ile açıklamak da kesin dogru kabul edilemez.
Romalılar ölümden sonra bir hayatın olduguna ve kisinin bu hayatın daha
soluk bir benzeri olan gölgeler içinde ölen kisinin hayatını sürdürdügüne
inanmıslardır. Ölüm ve ölen kisi Roma uygarlıgının her döneminde saygı görmüş
ve
ölüye gerekli saygıyı göstermek için çesitli törenler yerine getirilmistir. Ancak antik
dönemde büyük büyük bir cografya kaplayan Roma uygarlıgının her yöresinde aynı
adetlerin sıkı sıkıya uygulandıgını düsünmek dogru olmayacaktır (Tonybee, 1971:
39).

1.2.1 Kremasyon, nhumasyon ve Mumyalama
Cicero ve Plinus’a göre inhumasyon Roma’daki temel ölü gömme biçimidir.
Ancak 12 Tablet Kanuna göre her iki adetin de M.Ö. 5.yy’da yan yana uygulandıgı


bilinmektedir. Lucretius’a göre Geç Cumhuriyet Dönemi’nden üç farklı ölü gömme
metodu bilinmekteydi: bunlar kremasyon, inhumasyon ve mumyalama.

Kremasyon M.S.1.yy’a kadar etkisini sürdürmüstür. Ancak Hadrian ile
birlikte Roma dünyasında patlama gösteren lahit isleme sanatıyla birlikte
inhumasyon dereceli bir biçimde kremasyonun yerini almaya baslamış
ve M.S.
2.yy’da baskın hale gelmiş
ve 3.yy’ın ortalarında tüm eyaletlerde bu süregelen
rekabeti kesin olarak kazanmıstır.

Kremasyonun terk edilmesini Hıristiyanlıgın etkisiyle bagdastırmak dogru
olmaz. Çünkü kremasyondan inhumasyona dönüsümün yasandıgı zaman
Hıristiyanlıgın bu tür bir etkide bulunması için çok erkendir. ster yakılmış
ister
bütün beden halinde gömülmüş
olsun ölülerin gömüldükten sonra da farklı bir
biçimde hayat sürdükleri inancı bu dönemde de hakimdi. Mezar sunuları ile
mezarlarda görülen bazı delikler ve borular yasayanlarla ölülerin aynı yemegi
paylasmaları adetiyle birlestirince mezar içinde aktif bir ölüm sonrası hayatın
varlıgına dair olan Roma inancını desteklemektedir.

Ölmüş
bedenin onurlandırılmasını bir yolu olan mumyalamadır. Bu bilinen
bir ölü gömme yöntemidir. Lucretius’un aktardıgı kadarıyla bu adet Geç Cumhuriyet
Dönemi’ne aittir. Ancak çok yaygın olarak uygulanmamıstır. Bu tür mumyalanmış
cesetlerin Roma uygarlıgının Mısır gelenekleri ile tanıstıktan ve gerekli bilgi ve
deneyimleri edindikten sonraki dönemlerde uygulandıgı düsünülmektedir. Ancak bu


egzotik ve aynı zamanda pahalı olan yöntemin Roma’da hiçbir zaman çok fazla
yaygınlık kazanmadıgını söylemek dogru olacaktır (Tonybee, 1971: 39).

Ölen kisi için yerine getirilmesi gereken adetleri tanımlayan Funus terimi
ölen kisinin kim olduguna baglı olarak farklılıklar gösterir. Ölen kisi fakir ya da
zengin ama halktan bir kisi ise Funus translaticum, asker ise Funus militare, devlet
hizmetinde bulunmuş
ise Funus publicum ve mparator ve ailesinden bir kisi ise
Funus imperatorum’dan bahsedilirdi. Funus’un tipi aynı zamanda Devlet kanunları
ile belirtilmiş
olan cenaze islemlerini kimin karsılayacagını da belirtirdi. Tüm Roma
cenaze uygulamaları iki temel vurgu üzerine kurulmustur: birincisi, ölüm kirlilik
getirir ve ölüyle ilgilenenlerin arındırılması sarttır; ikincisi, bir cesedi gömülmeden
bırakmak ayrılmış
ruh için son derece kötü bir durum yaratır. Ölmüş
bedenin üzerini
toprakla örtmek bir ölü için yapılması gerekenin en alt limitini gösterir.

Funus translaticus: Ölüm kaçınılmaz oldugunda ölmek üzere olan kisinin
yakınları yatagının etrafına toplanır ve en yakın akrabası ona son bir öpücük verirdi.
Bu öpücügün son nefes ile birlikte bedeni terk eden ruhu yakalayacagına inanılırdı.
Aynı akraba ölen kisinin gözlerini kapatır (oculos premere) ve diger tüm yakınları da
onun adını söyler (conclamare) ve onun için kremasyon ya da inhumasyon ile
sonlanacak süreç boyunca devam edecek agıtları yakmaya baslarlardı. Bir sonraki
asama bedeni yataktan almak ve yere koymak (deponere), onu yıkamak ve
yaglamaktı. Daha sonra bedene bir kıyafet giydirilir, basına bir çelenk takılır ve
Charon’un teknesinde gerekli ödemeyi yapabilmesi için ölünün agzına bir metal para
konurdu. En son olarak da beden bir yatagın üzerine konur ve aile sonraki islemlere


geçerdi (Tonybee, 1971: 43). Agza yerlestirilen bu paraların bronz oldugu ancak
bazılarının altın yapraklar ile kaplanmış
oldukları tespit edilmistir. Paralar dogrudan
agzın içine konmayıp mezarın içine de yerlestirilebilmekteydi. Hellenistik dönemden
önce para uygulamasının gözlenmemesi bu adetin oldukça geç ortaya çıktıgını teyit
etmektedir. (Garland, 1985 : 23).

Funus militare: Savaş
alanında öldürülmüş
olan askerler toplu halde gömülür
ya da kremasyon yapılırdı. Cenaze masrafları hizmet ettigi sıradaki asker arkadasları
tarafından ödenirdi. Bir general öldügünde onu onurlandırmak için kremasyon
atesinin etrafında askeri yürüyüş
yapılır ya da onun anısına bir cenotaph yapılırdı.

Funus publicum: Devlet adına çalısmış
olan bir kisinin cenazesinde funus
indictivum’da oldugu gibi tüm vatandaslar davet edilir ve masraflar devlet hazinesi
tarafından ödenirdi (Tonybee, 1971: 55).

Funus imperatorum: Tarihsel kayıtlar içerisinde pek çok Roma mparatoru
için yapılmış
olan funus imperatorum’lar bulunmaktadır. Örnek olarak,
öldürülmesinden sonra Julius Sezar’ın bedeni Forum’a tasınmış
ve onun adına
Markus Antonius uzun bir konusma yapmıstır. Halka açılan naası büyük ilgi ve
tezahürat görmüs, kadınlar kremasyonu sırasında takılarını ve diger mücevherlerini
atese atmıslardır. Kremasyondan sonra ise Sezar’ın azat edilmiş
kölesi kemiklerini ve
küllerini toplamış
ve aile mezarlıgına gömmüslerdir (Tonybee, 1971: 57).


Ölen kisi yüksek bir sınıftan ise bedenin hazırlanması ve sonraki islemler
daha detaylı ve masraflı olurdu. Bu durumda bu iş
için profesyoneller (libitinarii) ve
onların elemanları (pollinctores) görevlendirilirdi. Fakir olanlar kremasyon ya da
inhumasyona ucuz bir platform (sandapila) üzerinde vespilliones tarafından tasınırdı.
Bedenin topraga gömülme islemi ustores tarafından ve mezarın kazılma islemi
fossores tarafından yapılırdı. Dissignatores’ler muhtemelen zengin bir adam veya
kadının cenazesinin idaresinden sorumlu kisilerdi. Çok önemli kisiler tüm
vatandasların bir haberci tarafından çagırıldıgı funus indictivum’a sahip olabilirlerdi.

Cesedin gömülme alanına akrabaları, arkadasları ve diger davet edilen
insanlar tarafından götürülmesi olagan bir uygulamaydı. Bu insanlar genellikle siyah
lugubria giymekteydiler. Geleneksel olarak antik Roma gelenegine göre ölünün
tasınması gece mesaleler esliginde gerçeklestirilir ancak çocuklar ile fakirlerinki
gündüz vakti yapılırdı. yi ailelerin ölüleri çok özenle hazırlanmış
bir platform
(feretrum) ile tasınırdı. Ölüyü tasıyanlardan ölünün omzuna denk gelen kisi ölünün
en yakın akrabası ya da en yakın erkek arkadası ya da onun yeni azat edilmiş
kölesiydi. Sayı fakirlerde görüldügü gibi dört olabilirken sekiz kisiye kadar da
çıkabilirdi.

Tanınmış
kisilerin cenazeleri söz konusu oldugunda törenin bir kısmı
Forumda yapılır ve kendisine olabildigince benzeyen bir portresi yani bir maskı
hazırlanır ve bu maskı akrabaları ve arkadasları cenaze islemleri sürecinde takarlardı.
Cumhuriyet döneminin sonlarına dogru mask geleneginin yanı sıra törende tasınan
büstler de ortaya çıkmıstır. Cenaze ekibi inhumasyon ya da kremasyon alanına


geldiginde özel bir ritüel yapılır ve ölünün bedenin üzerine bir miktar toprak atılırdı.
Kremasyonda ise bir kısmı daha önceden gömülmüş
olanın üzerine yerlestirilirdi. (os
resectum).

nhumasyonlarda fakirler dogrudan topragın içine gömülür ve boylu boyunca
yatırılarak topraga verilirdi. Zenginler iyi biçimde islenmiş
lahitler içine
yerlestirilirdi. Bu lahitler mermer, tas, terrakota, kursun veya tahtadan olabilirdi.
Kursun lahitler tahta ya da taş
olanların üzerine geçirilirdi (Tonybee, 1971: 60).
Bedenin ve üzerine yatırıldıgı düzenegin yakılması ya küllerin gömülecegi
yerde ya da kremasyon için özel olarak ayrılmış
olan alanlarda (ustrina ya da
ustrinum) gerçeklestirilirdi. Atesi saglayacak materyaller (rogus) dikdörtgen bir yıgın
halinde üst üste dizilmiş
olan odun ve tutusmayı saglaması için papirus karısımından
olusurdu. Ölünün gözleri yakılmadan önce açılır ve çevresi pek çok hediye ve kisisel
esyaları ile donatılırdı. Hatta bazen ev hayvanlarının da ruha eslik etmesi için alanda
öldürüldükleri olurdu. Mesale ile baslatılan ateş
söndügünde ve beden ateş
ile
tüketildiginde küller sarap ile ıslatılırdı. Yanmış
kemikler ve kalan küller yakınlar
tarafından toplanır ve altar biçimli mermer kül kapları, tas, terrakota, alabaster, altın,
gümüş
ya da bronz vazolar, urneler gibi faklı kaplar içine konulurdu.

Ölüm ve cenaze ile ilgili yerine getirilmesi gereken pek çok sosyal ve kanuni
düzenleme bulunmaktaydı. Aile tarafından yerine getirilmesi gereken pek çok islem
vardı. Cenazeden döndüklerinde akrabalar ateş
ve su ile arınmayı içeren bir
suffitio’dan geçmek zorundaydılar. Aynı gün ölenin evinde temizlenme seremonileri


(feriae denicales) baslardı. Bunu takiben aynı gün bir cenaze yemegi(silicernium)
düzenlenir ve ölünün onuruna mezarda yenirdi. Gömülmenin dokuzuncu gününde
mezarın basında bir kez daha yemek yenir (cena movendialis), tüm yas sona
erdiginde ise mezarın üzerine libasyon yapılırdı. Yemek sunuları mezarda ölü için
bırakılır ve bazen çevredeki açlar tarafından yenirdi. Ölünün yattıgı yerde herhangi
bir biçimde rahatsız edilmesi cezai islemi gerektirirdi.

Ölen kisi yıl boyunca, akrabaları ve arkadasları tarafından mezarında yenilen
yemekle, yaş
günlerinde ve ölülerin anıldıgı yıllık festivallerde ve bunun gibi çesitli
vesilelerle anılırdı. nhumasyon ya da kremasyon mezarlarında ölünün dogrudan
üzerine dısarıdan yiyecek ve içecek dökülmesini (profusio) saglayacak boru ve
deliklerin varlıgı ise Roma dünyasının pek çok yerinde görülebilen bir durumdu
(Tonybee, 1971: 61).

1.2.2 Mezarlıklar ve Mezarlık Bahçeleri
Romanın kırsal kesimlerinde zengin veya fakir Romalılar birbirinden uzakta
ve çok basitten çok gösterisliye kadar farklı mezarlarda kremasyon ya da
inhumasyon ile gömülmüslerdir. Ancak Roma kentlerinde, ölüler kamuya ait bir
nekropolis içinde gömülmüş
ve bu nekropolisler kentin çevresinde kendilerine yer
bulmuslardır (Tonybee, 1971: 95). Cicero’nun Kanunlar ile ilgili eserinde de
belirttigi üzere Roma kanunları kentin mezarlık bölgesinin, kent surlarının dısında
yer alması konusunda çok katıdır (Hope, 1997: 103).


Ulasım imkanlarının kolay olması nedeniyle yolların yakınında
konumlanmıslardır. Yolların kenarlarına yapılan bu mezarlar ve mezar anıtları yerine
bazı yerlerde çok sistemli ve yaygın bir yol agı bulunan nekropolisler de Roma
dünyasında gözlenmektedir. çerdikleri etkileyici mezar yapıları ve eserler toplulugu
ile pek çok Roma nekropolisi düzenli olarak kullanıldıgı dönemlerde çok göze
çarpıcı mekanlar olmustur. Ancak yine de mezarlıkların tümüyle planlanmış
ve bu
plana sadık kalarak büyüyen yerler oldugunu düsünmek her zaman da dogru
olmayacaktır. Tek bir mezarlık alanında dahi birbirinden çok farklılık gösteren ve
herhangi bir rasyonel kullanımı gözetmeyen genislemeler de sıkça gözlenmektedir.

Roma dünyası ile ilgili pek çok yazılı metinde mezarlık bahçelerinin çiçekler
ve meyve veren bitkiler ile donatılmış
oldugu bildirilmistir. Bu bahçelerde su
kuyuları, havuzlar ve yemek odaları gibi imkanlarla mezarlıgı ziyarete gelenlere hoş
bir ortam sunulmustur. Bu bahçeler Romalıların hem bahçelere olan düskünlügünü
yansıtmış
hem de mezardaki ölünün bahçede gezerken bu deneyimi yasamakta
oldugu inancını ortaya koymustur (Tonybee, 1971: 97).

Mezarlıklarda gözlenen mezar tasları iki grup içerisinde degerlendirilmistir.
Bunlar “mezar rölyefi” ve “mezar steli”dir. Mezar rölyefleri kare ya da dikdörtgen
taslardan yapılırdı ve yüksekliklerine göre daha genistiler. Bunun yanı sıra portre
büstleri ve figür sahneleri içermekteydiler. Mezar steli ise tek baslarına duran ve
çogunlukla genisliklerinden daha uzun olan taslardı. Genellikle iki boyutlu olan bu
taslarda önem ön tarafa verilmistir. Nadiren yuvarlak olanlarda bulunmaktadır.
Ancak yine de mezar rölyefleri ve mezar stelleri arasında yapılan ayrımın yeterli


oldugunu söylemek mümkün degildir. Birbirlerinin karakteristik özelliklerini tasıyan
rölyef ve stelleri de görülebilmektedir (Tonybee, 1971: 245).

Atina mezar taslarına göre biraz daha fazla detay içermekle birlikte Roma
dönemindeki mezar taslarında büyük çogunlukla sadece ölenin ve tası yaptıranın adı
ve öldügü yılki yası yer almaktadır (Morris 1996: 156 ). çerdekileri bilginin çok
fazla bir derinlik tasımaması nedeniyle kendi basına mezar tasları ve mezar
stellerinin yorumlanması Roma dönemi ölü gömme adetlerini detaylı biçimde
anlamamızda yeterli olmayacaktır (Morris, 1996: 201) .

Roma mezar tasları ve ilintili anıtlar Roma mparatorlugu’ndaki demografik
yapıyı aydınlatmak için yeterli olmamakta ancak toplumdaki sosyal statüyü ve sosyal
hareketliligi tespit etmek için bilgi verici olmaktadır. Roma döneminden günümüze
250,000 den fazla yazılı tasın ulastıgı düsünülmektedir. Bu tasların dörtte üçü gibi bir
oranının mezarlar ve ölüm ile ilgili oldugu tahmin edilmektedir. Yazılı tasların
görülme sıklıgı Roma çagının tüm zamanları için aynı degildi. Yazılı taş
sayısı M.S.
1.yy da artmaya baslamıs, ikinci yüzyılda zirve noktasına ulasmış
ve üçüncü
yüzyılda düsüse geçmistir. Bu degisimler kisisel egilimlerden çok sosyal yapı ve
mezar tiplerindeki degisimler ile iliskili olarak bulunmustur.

Mezar taslarından edinebilecegimiz bilgiler arasında ölen kisinin sosyal
statüsü de bulunmaktadır. Roma’da özgür hale getirilen köleler pek çok haklara sahip
olabilmektedirler ancak yine de onları dogustan özgür Roma vatandasları ile ayıran
bazı sosyal sınırlar da bulunmaktadır. Mezar tasları ve rölyefleri de bu sınırlardan bir


tanesidir. Ölen özgürlesmiş
kölelerin mezar anıtları özel biçimler tasımaktaydı ve bu
sayede gerekli sosyal kısıtlama saglanmış
olmaktaydı.

Ancak geniş
bir alana yayılan, kronolojik olarak uzun süre hayatta kalan ve
bünyesinde Gal’liler, Briton’lar, Mısır’lılar ve Yunanlar gibi pek çok ulusu
barındıran Roma mparatorlugu’nda tüm vatandasların Roma adetlerini birebir
benimsedigini ve ölü gömme adetlerini de buna göre düzenledigini düsünmek dogru
olmayacaktır. Kronolojik, bölgesel ve bireysel farklılıklar bu konudaki seçimleri
beklendigi üzere etkilemistir. Ancak en temelde üzerinde Latince yazılar olan bir
mezar tası dikmenin bir Roma adeti oldugunu bilmek pek çok mezar tasını anlamak
için iyi bir baslangıç noktası olacaktır (Hope, 1997: 104).

Ekonomik durumu zayıf olanlar yanmış
kemik ve külleri ucuz toprak kaplara
veya cam siselere ya da en fazla kursun kutulara koyarken, orta ve daha üst
sınıflardan insanlar bu materyallerin daha pahalı formlarını kullanmaktaydılar.
Duvarlardaki nislerdeki columbaria’lara konmak üzere yapılmış
kül sandıklara ya da
cineraria farklı biçimlerde üretilmistir; poligonal, yuvarlak ve dikdörtgen. Bu
cineraria’ların bazıları ev ya da tapınak biçiminde yapılmıstır.

Lahitler, sosyal sınıf farklılıklarının ortaya konması açısından bir belirteç
niteligi tasımaktadır. Ekonomik durumu yeterli olanlar, dısa bakan yüzleri çok çesitli
konu, kisi ve desenlerle süslenmiş
bir lahiti yaptırabilirken, ekonomik durumu iyi
olmayan mezar sahipleri daha sade lahitler yaptırabilmekteydi. Lahitler üzerlerindeki
stil, teknik ve kompozisyon, dizayn ve figür sahneleri ile Roma sanatının degerli bir


yansımasını sunardı. Lahitler zaman içinde her konuda degisim geçirmisler ve
Hıristiyanlıgın serpilip Roma mparatorlugunda etkili hale gelmesi ile de bu
gelisimden hem yararlanmıslar hem de bu sürece katkıda bulunmuslardır. Lahitlerin
Roma dünyasında ticarete konu olan malzemeler oldukları bilinmekte ve Anadolu’da
yapımı tamamlanmış
olanların talya gibi önemli pek çok Roma merkezinde alıcı
buldukları kaydedilmistir (Tonybee, 1971: 246).


Resim 11: Patroklos’un Cenazesini Gösteren Mezar Reliefi M.S 2.yy

Roma Döneminde görülen bu mezar çesitlilige, mezarların süslemesinde
görülen çesitlilik de eklenince mezarlara verilen önemde anlasılmaktadır. Mezar
süslemesinde kullanılan ilginç unsurlardan biriside bogalar, çok iri av köpekleri,
panter ve leoparlar, çesitli boyutlarda zürafalar hatta kediler gibi hayvanların
heykellerinin kullanılmasıdır. Bunları kullanarak mezarlarını hem
güzellestirdiklerine hem de koruduklarına inanmıslardır. Helenistik ve Roma
dönemine ait hayvan heykelleri çok sayıdadır ancak ilham aldıkları M.Ö.4.yy
eserlerinin kopyaları olmaktan da öteye geçememislerdir (Vermeule, 1972: 49-59).


1.2.3 Mezar Sunuları
Mezar sunuları pek çok arkeolojik veri saglayan materyalleri olusturmaktadır.
Bunlar arasında mücevherat ve diger kisisel esyalar, silahlar ve silah parçaları, diger
askeri ekipmanlar, süslenme esyaları, süslenme kutusu, bazıları degerli metallerden
yapılmış
(altın ve gümüs, nadiren bronz) yeme ve içme kapları, pisirme kapları,
kandiller, oyun zarları, çocuk oyuncakları, terra cotta heykeler ve öbür dünyaya ait
tanrılara ait eserler sayılabilir. Tüm bu mezar sunularının amacı kısmen ölüyü
onurlandırmak, kısmen de ölümden sonraki hayatlarında kendilerini evlerinde
hissetmelerini saglamaktı (Tonybee, 1971: 268).

Mezarlarda bulunan ilginç buluntulardan birisi de islenmiş
ya da islenmemiş
astragalus (asık) kemikleridir. Antik Yakın Dogu, Anadolu, Kıbrıs ve Ege’de Bronz
Çagından baslayarak mezarlarda görülmeye baslanmıstır. Bunların islevlerinin ve
önemlerinin ne olduguna dair yeterli veri bulunmamaktadır. Bir görüse göre dini
amaçlarla kullanılmış
ve mezarlara yerlestirilmistir. Ancak yaygın olan diger bir
görüs,asık kemiklerinin bir oyun malzemesi olarak insanların kullandıgı bu esyanın,
ölülere de sunulmuş
olmasıdır. Diger bir düsünce ise hayvanın vücudunun, en içinde
yer alan kısım olan kemiklerin mezarlarda sunulmasının canlının içinde bulunan ruha
erisilmesi olarak düsünülmüstür. Bu amaçla mezara konmasının da özel bir sembolik
ve ritüal önemi oldugunu iddia edilmektedir. Farklı kazı alanlarından elde edilen
asık kemiklerinin üzerinde ‘Nike’ ve ‘Eros’ gibi ifadeler bu materyallerin farklı
tanrılar için sunu olduklarını da düsündürmektedir (Hilmour, 1997: 167) .


2. BÖLÜM-KARA BÖLGES.
GENEL BLGLER
2.1 KARA BÖLGESNN COGRAF.
SINIRLARI
Karia Bölgesi, kuzeyde Maindros Nehri (Büyük Menderes) ile Messogis
(Aydın Dagları), güneyde ndos Nehri, (Dalaman), kuzeydoguda Salbakos Dagı
(Babadag), doguda Kızılhisar-Acıpayam Ovası, batıda ise Ege Denizi ile çevrilidir
(Küçükeren 2005: 14), (Umar 1999:1). Baska bir deyisle bölge bugünkü Aydın linin
güneyini, Denizli linin güneybatısını ve Mugla ilinin Fethiye ilçesi hariç tamamını
içerisine alır (Küçükeren 2005 : 15).

Antik Çagda Karia Bölgesi’nin kuzeyinde onia ve Lydia bölgeleri,
kuzeydogusunda Phyrgia, dogusunda Pisidia bölgesi ve güneydogusunda ise Lykia
bölgesi yer almaktadır (Küçükeren 2005:15 ).


Harita 1: Karia Bölgesi ve Komsu Bölgeler


2.2 KARA BÖLGESNN COGRAF.
YAPISI
Karia cografi olarak oldukça daglık bir bölgedir. Kuzeyde Messogis (Aydın)
dagları, kuzeydogu uçta Phrygia ile sınırı olusturan Salbakos (Babadag) Dagı ve
uçta büyük menderes ovası, Milas Ovası ve Çine çayı vadisi arasında yer alan
Latmos (Besparmak) Dagı; son olarak da Strabon’nun “Milesia’dan doguya dogru
Karia’dan Euromos ve Khalketor yönünde içerilere dogru uzandıgını” bildirdigi
küçük Grion (Kazıklı ve Pasalı) Dagı bölgenin daglarıdır. Oldukça engebeli
görünümüne karsın, dağ
kütleleri arasına girmiş
olan alüvyonlu dar vadiler ile
yüksek platolar bölgenin daha yogun nüfus barındıran köseleridir. Karia’nın en
verimli ovalarının basında, içinde karısık bir nüfusun yasadıgı Maiandros (Menderes)
ovası gelir. Çine Ovası, Karpuzlu Ovası, Mylasa Ovası bölgenin önemli düzlükleri
arasındadır (Sevin 2001 :110).


Harita 2 : Karia Bölgesinin Bugünkü Cografi Yapısı


Karia’dan çıkan üç büyük nehir; Morsynos (Dalandaz Çayı), Harpasos
(Akçay), Marsyas (Çine Çayı), deniz yönünde, yani batıya dogru degil kuzeybatı
yönüne akarak Menderes’e dökülürler. Denize uzanan pek çok yarımada ve kara
içlerine sokulan derin koylarıyla çok girintili bir tablo olusturan Karia kıyıları bir çok
dogal limana sahiptir.

Bölge Jeolojik yapı itibariyle kuzey kısmı, mermer katkılı eski kristalli tastan
(gnays, granite mikalı sist) batı ve güney kenarları yarı kristalli kireçten, güneyi ise
mezozoik-eski tersiyer tortullardan olusmaktadır. Daglık arazi kıyıya sert egimle
inerek, ancak birkaç nehir vadisi ile Ege Denizi’ne açılır (Peschlow-Bindokat ,2005:
17) .

Cografi yapının farklı olması bölgede iklimin de çesitlenmesine sebep
olmustur. Kıyı seridinde ve iç kesimin batı ve kuzeydeki alçak kesimlerinde Akdeniz
iklimi hakimken doguya dogru denizden uzak ve yüksek alanlarda Karasal iklim
hakimdir (Sevin 2001 : 110).


2.3 KARA BÖLGES.
HALKI
Bölge, adını kökenleri henüz tam olarak saptanamayan Karlar’dan almıstır.
Bu ad, M.Ö. II. Bin yılın ikinci yarısına ait Hitit ve Mısır metinlerinde olasılıkla
Karkisa ya da Karakisa; M.Ö. I. Bin yılın Pers kayıtlarında ise Karka olarak
geçmektedir.

Herodotos’un Karialıların anakaraya adalardan geldigini ve eskiden Leleg adı
altında adalarda oturduklarını anlatır. Karialıların Minos uyrugunda oldugunu, Minos
vergi istedigi zaman vergi vermedigini ancak bunun yerine gemilerde çalısacak
adamlar gönderdiklerinden bahseder. Minos’un, bu dönemde Karialılar sayesinde
savaslarda üstünlük kurdugunu ve bir çok ülkeye karsı üstünlük kazandırdıgı için o
zamanlar soyların en ünlüsü oldugunu anlatır.

Herodotos, Yunanlıların üç seyi Karialılardan aldıgını anlatır. Bunlar; savaş
baslıgının üzerine konan sorguç, kalkan üzerine isaretler kazımak, ve kalkanı tutmak
için kulp yapmaktır. Herodotos, Giritlilerin Karialılar için onlar ve Dorların
Karialıları adalardan çıkardıklarını bu nedenle anakaraya göçtüklerini söylediklerini
anlatır. Ancak Karialılar bunu kabul etmezler anakaranın yerlisi olduklarını ve hep
simdiki adlarını tasıdıklarını ifade ederler (Herodot :70 ). Strabon’da benzer sekilde
Karialıların adalardan geldigini onlara daha önceleri Leleg dendigini anlatmaktadır.
Strabon ayrıca Karialıların askerlik islerindeki sevklerinin bir kanıtı olarak kalkan
armalarını ve sorguçlarını gösterir (Strabon XIV II : 27) .


Tüm bu anlatımların ısıgında antik çagda Karialılar ve Lelegler arasındaki
iliskiye özel bir ilgi gösterildigi açıktır. Antik kaynaklarda bazen bunlar iki ayrı halk
olarak, bazen de aynı halkın farklı isimleri olarak bahsedilir (Baldoni vd., 2004: 16) .

Diger bir antik yazar Thukydides ise Karialıları korsanlık yapan adalı bir
kavim olarak görür ve anakaraya Minos tarafından gönderildiklerini ileri sürer
(Thukydides,104).

Karialılar bugün hakkında çok az bilgi sahibi oldugumuz bir dil
kullanmıslardır. Bu nedenle Karia ve Mısır’da1 Karia alfabesi ile yazılmış
yazıtların
açıklanması zordur. Karialılar alfabe yazısı kullanmıslardır, ancak isaretlerin tanımı,
hatta bunların fonetik karsılıkları belirsizdir (Akurgal 1993 : 195), (Baldoni, 2004 :
19), ancak Kaunos’ta bulunan çift dilli yazıt gibi, bulanacagına inandıgımız yeni
veriler sayesinde Karia dili ve Karialılar hakkında daha çok bilgi sahibi olmayı umut
ediyoruz. Roma dönemine dek bölgede konusulan Karca, Karia kıyılarına göç eden

on’lar geldiklerinde Myus, Miletos, Priene gibi kentlerde bu dil konusuluyordu
(Uyguç, 1992: 44).
1 Mısır’da Karialılar paralı asker olarak görev yapmıslardır.


2.4 KARA BÖLGESNN KISA TARHÇES.
Karia bölgesi erken tarihi açısından degerlendirildiginde yeterli düzeyde
bilgiye sahip olmadıgımız bir bölgedir. Bulunan en eski yerlesme izleri gerek
kıyılarda gerekse iç kısımlarda Neolitik Çaga uzanmaktadır. Benzer biçimde Bronz
Çagına ait yerlesimler gözlenmistir. .Ö.2. bin yıla ait olan Minos kolonizasyonu
(asos, Knidos, Miletos) kalıntıları kıyı kesimlerde bulunurken, Miken dönemi ve
Geometrik dönem kalıntıları gerek kıyı gerekse iç kesimlerde gözlenmektedir
(Peschlow-Bindokat, 2005: 21).

Yazılı kaynaklar göz önüne alındıgında .Ö. 1.bin yılından daha öncesine ait
bilgiler bulunmamaktadır. Karia’nın Pers egemenligine geçisi olan .Ö. 546 yılından
itibaren yazılı tarihsel süreçler açısından izlenebilir bir döneme girilmektedir. Bu
dönemi takip eden 5.yy baslarında Karialıların ortak kararlar almak üzere
Labraunda’daki Karios Zeus’unun tapınagında toplandıkları kayıtlara geçmistir
(Baldoni ve ark, 2004: 18-19). Bu mabede sadece Karların girmesine izin verilirken
kardeş
ulus saydıkları Lydialıların da bu mabede girmelerine izin vermekteydiler
(Küçükeren, 2005: 70).

.Ö. 546 yılında Persler Lydia’nın kralı olan Krezüs’ü yendiklerinde Lydia
mparatorlugu da sone ermiş
ve Anadolu Pers egemenligine girmiş
oluyordu. Ancak
Karlar bir federasyon kurarak ayaklanma ve direnme kararı alırlar (Küçükeren, 2005:
70).

Karia 5.yy baslarında Perslere karsı olan ayaklanmada onlar’a katılmıstır.
Perslerin yenilmesi sonucunda büyük bir baskıdan kurtulan Atina yükselise
geçmistir. Perslere karsı kurulmuş
olan bir deniz ittifakı olan Attika -Deniz ittifakına
Karia kentleri de katılmıstır. Her kent kendi ekonomik gücü ölçüsünde bu ittifaka
katılmıstır. .Ö. II. binyılda tüm Ege ve Adalara hakim oldugu tarihsel kaynaklardan
bilinen Karların denizcilik konusundaki basarıları onların gerek bu ittifakta gerekse
çok daha önceki dönemlerde (Minos Kralına vergi yerine savaş
gemisi ve savasçı
vermeleri düsünüldügünde) saygı duyulan bir halk olmalarına neden olmustur.
Herodot’un “Karia soyu o zamanlar soyların en ünlüsü ve kalabalıgıydı” sözlerinden
de anlasılacagı üzere dönemin önemli halklarından olan Karlar savasçı özellikleri ile
dönemin siyasi ve askeri hayatında önemli yerleri vardı (Peschlow-Bindokat, 2005:
21).

Ancak Atina’nın güç kaybı sonrasında Perslerin tekrar güçlenmesiyle Karia
yeniden Pers egemenligi altına girmiş
ve bölge kendi basına bir satraplık haline
gelmistir. Büyük skender’in Anadolu seferine kadar süren bu hükümranlık süresince
satraplar Milaslı Hekatomnos ailesinden çıkmış
ve bunlar arasında özel bir yere sahip
olan Mausolos .Ö.377-351 yılları arasında hüküm sürmüstür. Bu satrapın en büyük
özelligi bölgede büyük çapta yapı faaliyetleri baslatması (Mausoleion gibi yapılar bu
dönemde baslanmıstır) ve Pers kralının emri altında olmasına karsın Karia’yı
bagımsız bir egemen gibi yönetmiş
olmasıdır (Peschlow-Bindokat, 2005: 22). Onun
döneminde Mylasa yerine Halikarnassos baskent olmustur. Pek çok küçük merkezi
bir araya getirmiş
ve kurulmuş
olan sehir kendi adıyla anılan anıtsal mezara ev
sahipligi yapmıstır (Baldoni vd, 2004.: 18-19).


Tüm Anadolu’yu etkisi altına alan III. Aleksandros’un (Büyük skender)
seferinde (.Ö.334-332) Karia Helenistik yapının bir parçası olmustur. Helenistik-
Roma döneminde Makedonialılar Stratonikeia’yı kurmuslardır. Roma döneminde ise
Karia’nın idari merkezleri Mylasa ve Alabanda olmustur. Strabon tarafından
aktarılan bu bilgiler Karia tarihi için önemli dönüm noktalarıdır (Baldoni vd, 2004:
18-19).

Pers hükümranlıgının sona erisi anlamına gelen Büyük skender seferinden
sonra da Hekatomnos hanedanlıgı etki gücünü sürdürmüş
ve skender Mausolos’un
kız kardesi olan Ada’yı Karia tahtına getirtmistir (Peschlow-Bindokat, 2005: 21).

skenderin ani ölümü ile birlikte çatısmalara giren generalleri arasındaki
çekismeler sırasında Karia da bu kaderden kendini kurtaramamıstır. .Ö. 3.yyda
Makedon komutan Pleistarkhos, Karia’nın önemli bir bölümüne hakim olmuş
ve
Latmos Herakleia’sını baskent yapmıstır. Sonraki yüzyılda Seleukoslar ve
Ptolemaioslar arasında el degistiren Karia tekrar Seleukosların eline geçmistir
(Peschlow-Bindokat, 2005: 22).
lerleyen dönemlerde III.Antiokhos’un Anadolu’daki birligi saglama çabaları
sonucunda Roma’nın müdahalesi kaçınılmaz olmustur. L. Cornelius Scipio
komutasındaki Roma ordusu Çanakkale Bogazından Anadolu topraklarına ayak
basmıstır. Aynı yıl Sipylos Magnesia’sında Seleukosların Roma’ya karsıagır bir
yenilgi almalarıyla .Ö.188 yılında Apamei barış
antlasması imzalanmıs, Heraleia
Latmos’u da dahil oldugu özgür kentler hariç Karia’nın Rodos’a baglanması da nihai

barısı getirememistir. 20 yıl sonra Karia Rodos’a karsı ayaklanmış
ve sonuçta Roma
tarafından özgür olarak ilan edilmistir (Peschlow-Bindokat, 2005: 24).

Romalıların .Ö. 133 yılında Pergamon krallarının mirasçısı oldukları
iddiasıyla bu krallıgın topraklarında hükümranlık sürme hakkını elde etmeleriyle
Asia Eyaleti kurulmuş
ve Karia da bu eyalete baglanmıstır. Roma Asia Eyaletlerini
bir çok conventus’a bölmüstür. Karia da iki bölgeye ayrılmış
ve Alabanda ve Mylasa
olmak üzere iki merkeze baglanmıstı. Karia imparator Augustus döneminden sonra
ve özellikle de Roma Barısı (Pax Romana) döneminde gerçeklesen gelisme ve refah
zamanlarını yasamış
ve özellikle Aphrodisias Roma mparatorluk Döneminde önemli
bir kent konumuna yükselmistir. Her ne kadar Roma mparatorları Anadolu’da Pax
Romana adıyla bir barış
dönemi yasatmış
olsalar da bu barış
ve huzur ortamı
.Ö.3.yy ortalarında Küçük Asya’yı yagmalayan ve onia’ya kadar inmeyi basaran
Gotlar tarafından bozulmuş
ve pek çok kent kendini korumak için önlemler almıstır.
mparator Diokletian bazı önlemler alarak mparatorlugun çöküse gitmesinin önüne
geçmeye çalısmıstır. Bu önlemler arasında yönetim boyutunda eyaletlerin yeniden
düzenlenmesi vardı. Yönetim merkezi Aphrodisias olmak üzere Karia .S. 305
yılında ayrı bir eyalet yapılmıstır (Peschlow-Bindokat, 2005: 24).


Harita 3: Karia Bölgesi Kentleri


3. BÖLÜM KONU, AMAÇ, MATERYAL METOT
3.1 KONU
Karia Bölgesinde görülen ölü gömme adetleri Geometrik, Klasik, Helenistik
ve Roma Dönemleri esas alınarak incelenecektir. Karia Bölgesi, bugün Denizli ve
Aydın llerinin küçük bir kısmı ile Mugla linin büyük bir bölümünü içine alan bir
bölgedir. Bu bölgede Antik dönemde görülen ölü gömme adetleri mezar tipleri,
iskelet kalıntıları ve diger buluntular incelenerek bir degerlendirme yapılmıstır.

3.2 AMAÇ
Bu tezin amacı Karia Bölgesi’nde görülen ölü gömme geleneklerinin ortaya
konulmasıdır. Karia Bölgesi mezar çesitligi açısından önemli veriler sunmaktadır.
Örgü tekne sanduka mezarlar, oda mezarlar ve yerli kayaya oygu mezarların yanı sıra
tümülüs tarzında mezarlarda bölge içersinde yer almaktadır. Bölge içersinde görülen
bu çesitlilik, aynı bölge içerisinde yer alan kentler arasındaki ölü gömme gelenegine
iliskin farklılıklar ortaya koymaktadır. Bu farklılıklar kentlerin sosyal yapı
farklılıklarından ileri gelebilecegi gibi ekonomik durum ya da cografi kosullar ile de
sekillenebilmektedir. Bu tezdeki amacımız bu çesitliligin arkelojik ve antropolojik
verilerle ortaya konulmasıdır.


3.3 MATERYAL – METOT
Bu tezin konusunu olan “Karia Bölgesi Ölü Gömme Adetleri”ni incelerken
materyalimizi bölgede bulunan kentlerin nekropol alanlarındaki mezarlar ve bunlara
ait iskelet kalıntıları ve diger buluntular olusturmustur.

Bu çalısmada metodumuz geniş
bir literatür çalısması yapılarak bölge
içerisinde yer alan kenterin nekropol alanları incelenmis, mezar tipleri ortaya
çıkarılmıstır. Mezarlar açılırken herhangi bir iskelet ya da buluntuya ait veriler
bildirilmiş
ise bunlar arasında baglantı kurulmustur. Bu bölge içerisinde yer alan bazı
kentlere gidilerek nekropol alanlarının fotografları çekilmistir. Tezin konusuna zemin
hazırlamak ve karsılastırma yapabilmek amacıyla antik dönem Yunan ve Roma ölü
gömme geleneklerine iliskin temel bilgiler de literatür taraması yapılarak
incelenmistir.


4. BÖLÜM : KARA BÖLGES.
KENTLERNDE ÖLÜ GÖMME ADETLER.
4.1 ALABANDA
Aydın li’nin Çine lçesi’ne yaklasık olarak 9 km uzaklıktaki Araphisar
köyünün bulundugu yerde kurulmuş
olan bir kenttir. Strabon’un da belirttigi gibi
önemli bir iç Karia kentidir (Bean, 1987: 215). Kentin ilk kuruluş
tarihi kesin
olarak bilinmiyorsa da son ek olan “nda”, kentin eski bir yerlesim yeri oldugunun
kanıtıdır (Küçükeren, 2005 : 124).

Byzantion'lu Stephanos'un bildirdigine göre sehre bu ismi kral Kar, oglu
Alabandros'un at yarısı kazanması üzerine vermistir. Karia dilinde ala = at ; banda
ise zafer anlamına gelmektedir (Bayburtluoglu,1982:124). Wilhelm Brandenstein’in
yaptıgı baska bir açıklama ise Alabanda’nın kelime kökeninin “Ahırlı” anlamında
kullanıldıgıdır (Umar, 1993 : 43). Alabanda kentine ait kalıntılar arasında tiyatro,
surlar, su kemerine ait bölümler, bouleterion, agora, Apollon Isotimos tapınagının
kalıntıları, dor düzeninde bir tapınaga ait kalıntılar ve surun dısında lahitler
bulunmaktadır (Küçükeren, 2005: 126).

Kentin nekropolisi surun dısında bulunmaktadır (Bayburtluoglu, 1982 :
124). Antik kente ulasan sokagın yanlarına sıralanmış
olan bir çok lahit
görülmektedir. Genelde tek tip olan bu mezarlar, dikdörtgen biçiminde lahitler ve
onların üzerini örten granit bloklardan olusmaktadır. Bu lahitler üzerindeki
yazıtlarda mezar sahiplerinin mesleklerine iliskin ifadeler bulunmaktadır. Bunlar
arasında mimar, okul hocası, hekim, demirci, boyacı, bahçıvan, sülün satıcısı,
fenerci gibi meslekler yer almaktadır (Bean,1987:226),(Küçükeren, 2005: 128).


Alabanda’da lahit seklinde olan mezarlar dısında bir oda mezar da
bulunmustur. Mezarın yapım malzemesi bölge daglarından kesilmiş
olan granit
malzemedir. Duvarların iç yüzeyleri yontulmuş
dış
yüzeyleri kaba bırakılmıs, tek
sıra bloklardan örülmüstür. Küçük bir ön oda ve geniş
bir arka odadan olusan
mezarın yüzü batı yönündedir. Mezarın her iki odasında da yerden yüksekte
bulunan ölü yatakları bulunmaktadır. Büyük odanın arka duvarı boyunca uzanan,
besinci yatagın altı ise digerleri gibi boş
degildir; kalın yekpare bir levha ile
kapatılmıstır. Bu alanın ölü yatagı olmayıp ölüler için bırakılan adaklar için ayrılmış
bir yer oldugu düsünülmüstür. Mezarı 1905’te incelemiş
olan Ethem Bey bu
mezarın bir tümülüs mezarı oldugunu düsünmüstür. Ancak tümülüsü düsündürecek
bir tümsegin bulunmayısı bu görüsü zayıflatır niteliktedir. Mezar zamanla dogal
nedenlerle toprak dolmustur. 1905’deki temizleme esnasında, içinde altından ince
bir alınlık bulunmustur. Ethem Bey iki odayı birbirine baglayan mermer kapının bir
kanadını köyde bir evde gördügünü bildirmesine ragmen bugün bu kapıdan bir iz
bulunmamaktadır (Akarca, 1952: 372) .


Resim 12: Alabanda lahit biçimli mezar


4.2 ALNDA
ç Karia Bölgesinde bulunan Alinda kenti bugünkü Aydın li, Karpuzlu lçesi
sınırları içerisinde yer almaktadır. Kent hakkında ilk bilgiler Hitit mparatoru II.
Mursili (.Ö. 1350 -1320) dönemine kadar gitmektedir. Bu dönemde kent “alanta”
olarak adlandırılmakta oldugu Hitit belgelerinden bilinmektedir. M.Ö. 5. yy’da
kentin adı Atina vergi listelerinde geçmektedir. Karia tarihi açısından önemli bir kent
konumunda olan Alinda bu önemini Karia Prensesi Ada’nın (M.Ö. IV. yy) Alinda’ya
sürgün edilisi ile tasımaktadır.

.Ö. 340 yıllarında Halikarnassos'ta olan Karia yönetimi, iç kargasalar
yasamaya baslamıstır. Bu kargasa zaman içersinde aile içi savasa dönüsmüstür.
Mausolos'un karısı Artemisia'nın ölümünden sonra Karia'nın basına geçen Ada'yı,
kardesi Piksodaros devirmiş
ve onu Alinda'ya sürgün göndermistir. Daha sonraki
dönemlerde, Piksodaros ile yönetimi paylasan Persli Satrap Orontobates de,
Piksodaros'un ölümünden sonra yönetimi Ada’yla paylasmamıstır. Prenses Ada’nın
bu sürgün döneminde Anadolu'ya saldıran Büyük skender, Alinda Kenti'ne saldırmış
ama kusatmasına ragmen almamıstır. Kenti almaktan vazgeçtigi bir anda Ada,
Kentin kapılarını açmış
ve skender’i kente davet etmistir. Aralarında bir antlasma
yapılmış
ve Karia’nın Fethi sonrasında ülkenin yönetiminin Ada’ya verilmesine
karar verilmistir. Kente ait yapı kalıntıları arasında tiyatro, agora, stoa, kent surları,
su kemerleri, iki tapınak kalıntısı ve nekropol alanları sayılabilir (Bean, 1987 : 227) .

Alinda nekropol alanlarını üç alanda toplayabiliriz; Kuzey nekropolü, güney
nekropolü ve kuzeydogu nekropolü. Bu mezarların tamamının soyulmuş
ve kısmen
de tahrip edilmiş
olması ele geçecek olan önemli bilgilerin kaybolmasına sebep
olmustur. Ancak yine de bu degerli mezarlar Karia Bölgesi ölü kültü açısından
önemli bilgiler sunmaktadır.

Kentin kayalık bir arazide kurulması nedeniyle Alinda akropolünün etekleri
nekropol alanları olarak kullanılmıstır. Kuzey nekropolü daha çok anıtsal nitelikli
mezarları ile önem tasımaktadır. Güney nekropolü ise tekne ve lahit mezarlardan
olusan bir alandır. Kuzeydogu nekropolünü ise önemli kılan olasılıkla bir heroon
olan yapıyı içermesidir (Özkaya – San, 1999: 265) .

4.2.1 Kuzey Nekropolü
Bu alanda Anıtsal nitelikli gömütlerin yanı sıra tekne gömüt ve lahit türü
gömütlere de rastlanmaktadır. Bu anıtsal nitelikli olan gömütlerden ilki yüksek bir
podyum üzerinde yer almış
olup dogu batı yönlüdür. Bölge taslarından kesilmiş
üç
sıra halinde iri dikdörtgen taş
bloklarla yükseltilmiş
olan podyum bulunmaktadır.
Mezar lahit biçiminde yapılmış
bir oda seklindedir. Podyumun bitimi ve mezar
odasının üst yapısında benzer akroterimsi çıkıntılar görülmektedir. Mezar odası bir
sıra ince bir sıra kalın blok taslarla örülmüstür. Yapıda görülen ince isçilikler yapıya
daha görkemli bir görünüm kazandırmıstır. Mezara güneybatı kösede yer alan
çöküntüden girilebilmektedir. çeri girildiginde giriş
için bir alan yapılmadıgı
görülmüstür. Bu da mezarın tek bir kullanım için yapıldıgını düsündürmektedir.


Mezarın dısında görülen ince isçiligin mezarın iç kısmında görülmedigi fark
edilmistir ( Özkaya – San, 1999: 266) .

Mezar odasında ana kayaya oyulmuş
üç tekne gömüt yer almaktadır. kisi iki
sıra halinde islenmemiş
kaba taslardan örülmüş
ve diger üçüncü gömütün önünde
sonlandırılmış
bir bölme duvarıyla birbirinden ayrılmıstır. Mezarın çatısı birbirine
benzer sekilde islenmiş
taş
bloklarla örüldügü görülmektedir. Kesin olmamakla
birlikte çatının piramidal sekilde sonlandıgını düsündüren ip uçları bulunmaktadır.

M.Ö. 8 yüzyılın son çeyreginden itibaren örnekleri görülen benzer piramidal
yapılı anıt mezar örnekleri olan Halikarnassos Mousoleumu, Belevi Mezar Anıtı,
Knidos Aslanlı Mezarı örneklerinde oldugu gibi bu yapının da bir heroon olması
muhtemeldir. Yapıya ait girisin bulunmaması tek kisi için kullanıldıgını
düsündürdügünden bu kanıyı güçlendirir niteliktedir. Yapının tarihi iki dönem
içerisinde düsünülebilir; Belevi ve Halikarnassos örneklerine göre geliskin olmayan
özellikleriyle bu tür gömüt yapılanmalarının erken bir örnegini olusturdugu
söylenebilecegi gibi, bunlardan etkilenmiş
ve özünden çok sey kaybetmiş
daha geç
bir yapı olabilecegini önermek de olasıdır. Mezara iliskin diger mimari veriler
degerlendirildiginde Ada dönemi ve öncesi yapılanması oldugu kabul edilen diger
bazı yapılarla benzerlik tasıması yapıyı Halikarnasoss Mausoleum’u gibi büyük
anıtsal yapılardan daha yapıldıgı düsünülmektedir. Dolayısıyla Alinda gömütünün
türünün erken örneklerinden birisi oldugunu; basamaklı podyum dokusu, piramidal
çatısıyla Batı Anadolu’da Pers etkileri dogrultusunda biçimlendirilmiş
mezar


yapılarından esinlendigini bir varsayım olarak ileri sürmek olasıdır ( Özkaya – San,
1999: 267) .

Kuzey nekropolünde yer alan diger anıtsal mezar örnegi ise ilk mezarla aynı
dogrultuda yer alan mezardır. Bu mezar iki katlı yapısı ve düz çatısıyla diger
mezardan ayrılır. Yaklasık kare planlı olan mezar yapısı dogu tarafı ana kayalıga
islenmiş
diger üç yön ise iri taş
bloklarla örülmüstür. Batı tarafında ana kayalıktan
kesilmiş
bir kusatma duvarıyla sınırlandırılan dromos benzeri uzun ve dar yolla
mezara ulasılmaktadır. Anıtsal mezarın birinci ve ikinci katları yassı dikdörtgen taş
bloklarla ayrılmıs, ikisi altta, ikisi üstte olmak üzere toplam dört mezar teknesi
yerlestirilmistir. Birinci katta ana kaya derinligine islenmiş
tekneler dogu – batı
dogrultusunda birbirlerine benzer yerlestirilmis, dar kenarlarda birer taş
blokla
sonlandırılmıstır. (Özkaya-San-Barın, 1998: 304).

kinci katta da iki gömü teknesi yer alır; ancak bu kez kuzey -güney
dogrultusunda yerlestirilmislerdir. Gömü tekneleri, aralarına yerlestirilen bir blokla
birbirinden ayrılmış
ve dar kenarları kaba birer tasla sınırlandırılmıstır. Dogu
tarafında, ana kayalıga denk gelmesi nedeniyle, yine bir blokla sekillendirildigi
gözlenir. kinci katta girise bakan pencere benzeri bir açıklık dikkat çekmektedir
(Özkaya – San, 1999: 268).
Kuzey nekropolünde incelenen üçüncü anıt mezar ise nekropolünün batısında yer
alır. Mezara ana kayalıgaislenmiş
dar bir dromosla ulasılmaktadır. Mezar girisi,
üzeri dikdörtgen bir blokla kapatılmış
ve iki tarafında ana kayalıkta açılmış
yuvalara


oturtulmuş
bloklarla kusatılmış
bir sundurmayla vurgulanmıstır. Mezar, kuzeybatı –
güneydogu dogrultusunda tek bir odadan olusmaktadır. Duvarları dört bir yönde ana
kayaya islenerek olusturulmasına karsın, girisin sol tarafı dikdörtgen bloklarla olası
çökmelere karsı bir duvarla desteklenmistir. Tabanda görülen izler yardımıyla
mezarın iki klineli oldugu saptanmıstır. Klinelerden biri arka duvara digeri ise sol
yan duvara yapılmıstır (Özkaya – San, 1999: 269). Giriste görülen ince isçiligin
mezar içerisinde görülmedigi gözlemlenmistir. Bu özelligin üç anıtsal mezar için de
geçerli oldugu görülmüstür Tasarımları, isçilik ve ayrıntıları nedeniyle bu mezarlar
olasılıkla soylulara yönelik insa edilmiş
olmalıdır (Özkaya-San-Barın, 1998: 304).

1999 yılında yapılan yüzey arastırmaları sonucunda iki adet anıt mezar daha
bulunmustur. Alinda-Tekeler karayolu üzerinde, su kemerinin 700 m. batısındaki
kayalık alanda, dogal kosullar nedeniyle arazi derinligi içersinde kaybolmuş
anıtsal
mezara tavanından, sonradan açılan, bir oyukla girilmektedir. Mezar dromos, ön oda
ve mezar odasından olusmaktadır. Mezar içinin toprak dolu olması ve henüz bir kazı
yapılmamış
olması nedeniyle ayrıntılı bilgi almak olası degildir. Kareye yakın bir
mezar odası bulunan yapıda birisi girisin karsısındaki arka duvar, diger ikisi ise uzun
duvarlar boyunca dogu ve batı tarafta yerlestirilmiş
üç kline yer alır. Girisin
karsısındaki arka duvar kısmında bir niş
bulunmaktadır. sçiligin daha özenli
yapılmasıyla diger üç anıtsal mezardan ayrılır. Gömü odasının lentosu üzerinde girisi
ortalayacak sekilde iki sıra Grekçe yazıt yer alır. Bu yazıt karakteri, yapıda görülen
isçilik özellikle blokların baglantılarında görülen özen Alinda’nın tiyatrosu ve
agorasıyla olan benzerlikler nedeniyle mezarın Hellenistik döneme tarihlenmesine
olanak saglar (Özkaya-San, 2000: 182) .


Plan 1:Alinda Anıtsal Nitelikli Mezar Örnegi (Özkaya:2000)

Kuzey nekropolünde yer alan son anıtsal nitelikli mezar örnegi ise yine doga
kosulları nedeniyle toprak dolmuş
durumdadır. Tek gömü odasından olusan gömüt,
dısarıdan basık semerdam çatılı bir görünüme sahiptir. Kuzey ve kuzeybatı
tarafından iki basamakla ulasılan bir platform bulunmaktadır. Kuzey-güney
dogrultusunda konumlandırılmış
olan mezar girisinin karsı tarafına gelen duvarda
ana kayaya oyulmuş
yarım volütlu ayaklar iki katlı bir klinenin varlıgına isaret
etmektedir. Mezarın dogu duvarındaki yerin lahit seklinde düzenlenmiş
oldugu ve bu
lahdin kapaklı oldugu mezar içersindeki izlerden anlasılmaktadır. Mezar içerisinde
kabartama seklinde yapılmısonik sütun bulunmaktadır. Genel anlamıyla bu mezar
yapısı nitelikli bir isçilik göstermektedir.


Plan 2 : Alinda Anıtsal Mezar (Özkaya:2000)

Kuzey nekropol alanında dikkat çeken bir diger mezar örnegi tek örnegi bulunan
oda mezardır. Akropolün kuzey eteklerinde sur duvarının altındaki bir kayalıgın içine
oyulan mezar kuzeye bakar. Harçla kaynastırılmış
yerel taslarla örülü girise sahip
mezar diger mezarlara göre kaba bir isçilik göstermektedir. Giriş
için kayalıgın dogal
hali kullanılmıstır. Taban dogal haliyle islenmeden bırakılmıs, sağ
tarafı ise harçla
kaynastırılmış
moloz taslarla örülü bir duvarla kapatılmıstır. Üst yapı kubbemsi bir
nitelik göstermektedir. kisi yan birisi arkada olmak üzere üç klineye sahiptir.

Kuzey nekropolünü genel olarak degerlendirdigimizde anıtsal nitelikte olan
mezarların son olarak ele aldıgımız oda mezara göre daha erken tarihte yani Klasik
Dönem yapıları olan sur duvarları ve kulelerle benzerlikler tasımaları sonucunda
Klasik Dönemle iliskilendirilmeleri olası görünmektedir. Oda mezar ise yapım teknigi
bakımından Geç Roma Dönemine tarihlendirilebilir.


Kuzey nekropolünde anıtsal mezarların yanı sıra ana kayaya oygu tekne ve
lahit tipi diger mezar türleri de görülür. Bu çesitli mezar tiplerinin bir arada olması
sosyal, dinsel sınıf farklılıgından ileri gelmiş
oldugu düsünülmüstür. Bu mezarlar
içerisinde kendi alanlarında bütünlük olusturanlarda genelde bir yön birligi olmakla
beraber, bütün olarak degerlendirildiklerinde, bundan söz etmek olası degildir.
Genellikle yapısal olarak birbirlerine benzeyen bu mezar örnekleri bazı küçük detaylar
ile birbirinden ayrılırlar. Semerdam sekilli kapaklarda hem tasıma hem de estetik
amaçlı bazı kabartma ayrıntılar görülür. Bunlar kare, dikdörtgen, baklava dilimi, spiral
veya yarı küresel biçimde olan sekillerdir.

Hem lahit mezarlar hem kayaya oygu tekne mezarlar çevrelerindeki kayalıgın
düzlestirilmesiyle bir podyum üzerinde durur görüntüsü verilmeye çalısılmıstır. Ender
olarak bazı örneklerde görülen basamaklarla çıkısın saglanmasına yönelik
uygulamaların anıtsal bir görünüm kazandırma amaçlı yapıldıkları söylenebilir
(Özkaya – San, 1999: 270).

Genelde tekne-gömütlerle baglantılı olarak ortaya çıkan bazı oyukların olasılıkla
stel yuvaları oldukları düsünülmektedir. Üçüz olarak tasarlanmış
bir tekne gömüt türü
bulunmaktadır. Bu mezar grubuna basamaklarla ulasılmaktadır. Bu üçlü gruptan bir
tanesinin daha küçük olması bir aile mezarı oldugunu, küçük olanın da bir çocuga ait
oldugunu düsündürmektedir. Karia tipi olarak da adlandırılan bu tip tekne mezarları iç
Karia bölgesinde görmemiz mümkündür (Özkaya-San-Barın, 1998: 307).


Kuzey nekropolünün batısında anıtsal mezar ve lahitlerden farklı olarak bir diger
tür ise basit bir girise sahip iki yanı yarı islenmiş
bloklarla çevrili ve üstleri uzun taş
bloklarla kaplı halk tipi olarak nitelendirilen mezarlardır. Bunların boyutları birden
fazla gömü için yapıldıgını düsündürmektedir. Bu mezarlarda herhangi bir yön birligi
bulunmamaktadır (Özkaya-San-Barın, 1998: 307).


Plan 3 :Alinda Lahit Mezar Örnegi (Özkaya:2000)


Plan 4 :Alinda Yerli Kayaya Oygu Mezar (Özkaya:2000)


Resim 13:Alinda lahit mezar (Küçükeren :2005)

4.2.2 Kuzeydogu Nekropolü
Akropolün kuzeydogu eteklerinde yer alan anıtsal nitelikteki heroonu ve
çevresindeki lahit örnekleriyle bir bütünlük olusturan alan kuzeydogu nekropolü olarak
adlandırılmıstır. Üst yapısı tamamen yıkılmış
olmakla birlikte kalıntılarının büyük
çogunlugu korunmuş
olan heroona, üzerinde yer aldıgı platformun alt kesiminden
itibaren ana kayaya islenmiş
basamaklar ve düzeltilmiş
tabanlar aracılıgıyla
ulasılmaktadır. Mezar odası yaklasık olarak 7.00 x 6.60 m boyutlarında olup dört
basamaklı bir podyum üzerine oturtulmus, köselerde profilli bir altlık üzerinde
yükselen dikdörtgen plasterlerle desteklenmistir.


Kuzeydogu nekropolünde de tekne mezarlar görülmektedir. Bunlar arasında
kesin bir yön birligi bulunmasa da genellikle dogu-batı dogrultusunda oldukları
görülmektedir. Mezar tekneleri kuzey nekropolündekilerle benzerlikler göstermesine
ragmen mezar kapakları bu alanda daha büyük boyutlu yapılmıslardır. Bu da
mezarları daha dikkat çekici kılmaktadır. Boyutlarının küçük olması ile çocuk mezarı
oldugu düsünülen birkaç kayaya oygu mezarda, oranların küçük olması dısında
digerleriyle bir farklılık olusturmazlar (Özkaya – San, 1999: 270), (Özkaya-San,
2000 :184).


Resim 14: Alinda lahit örnekleri (Küçükeren :2005)

4.2.3 Güney Nekropolü
Alinda akropolünün güney eteklerinde yer alan bu alanda arazinin kayalık olması
yerlesime olanak kılmazken mezar yapımı için uygun bir konumdadır. Tekne mezar ve
lahit mezar örnekleri bulunan güney nekropolündeki bu mezarlarda bazı farklılıklar
dikkat çekmektedir. Aynı kaya üzerine islenmiş
bazı gömütlerin lahit kapakları yalın
ve düz, digerlerinin ise semerdam bir kapakla kapatılması aynı zaman içerisinde farklı
uygulamalara gidildiginin göstergesidir (Özkaya – San, 1999: 270).


4.3 APHRODSAS
Aphrodisias kenti, Aydın ilinin Karacasu ilçesine baglı Geyre köyü
yakınındadır. M.Ö. V. yy'da kurulan kent, Roma mparatorlugu döneminde gelismis,
M.Ö. I. yy. ile M.S. V. yy. arasında, önemli bir sanat, öncelikle de heykelcilik
merkezi haline gelmis, Afrodit tapınagıyla ve Afrodit adına yapılan törenlerle ün
salmıstır. Kente iliskin kalıntılar arasında hamam ve agora, tapınak, stadyum, tiyatro,
Roma-Bizans dönemleri arasında yapılmış
surlar, akropol ve odeon bugün de ayakta
durmaya devam etmektedirler.

Aphrodisias’ın nekropol alanı diger bir çok antik kentte oldugu gibi surların
dısındaki alanda yer almaktadır. Ancak bugün Aphrodisias müzesinin bahçesinde
görülen bir çok lahit kentin dısındaki çesitli bölgelerden getirtilmistir. Kente ait çok
az sayıda lahit bulunmustur (Erim, 2002: 68). Müze bahçesinde görülen lahitlerin
yazıtları incelendiginde içeride yatanın kimligi ve gömüt yagmasına kalkısanlara
verilebilecek cezaların açıklandıgı görülür. Verilen para cezalarının 50.000 dinara
kadar çıktıgı olurmus. Öte yandan, aile yasamı ve sosyal gelenekler konusunda ilginç
ipuçları veren yazıtlarla da karsılasılıyor; bunlardan birinde, gömüt sahibinin esinin,
kocasına baglı kalıp, bir de erkek çocuk dogurmakla yükümlü oldugunu, yoksa
gömülmeye hak kazanamayacagı belirtilmiş
(Bean, 1987 : 275). Lahitler içerisinde
en çok rastlanılanlar çelenkli ve sütunlu lahitlerdir. Çelenkli lahitler bazen kabaca
islenip bitirilmeden kullanılmıstır (Erim, 2002: 68). Dogu nekropolisinde yapılan
çalısmalar sonucunda birçok lahit tespit edilmistir. Ancak bu lahitlerin mezar
soyguncuları tarafından tahrip edildigi gözlenmistir. Ele geçen ve M.S. 3yy’a
tarihlendirilen lahitlerin birinin üzerinde kartal tarafından kaçırılan Ganymedes tasvir


edilmistir (Atıcı 1994 : 102 -104). Kentin taş
ocaklarının üretilen lahitlerin bir çogu
yarı mamul girlandlı lahitlerdir. Bu lahitlerin alt kısımları dısa çıkıntılı bir kaideye
sahiptir. Lahit üzerinde motif girland kullanılmıstır. Aphrodisias lahitlerine özgü bir
durumda orta girland yerine bir levha bulunmasıdır. Girland tasıyıcı olarak Nikeler,
Eroslar ya da baska figürler yontulmustur (Koch, 2001: 235).


Resim 15 : Aphrodisias çevresinden gelen yarı mamul girlandlı lahit örnegi Aphrodisias Müzesi


Resim 16: Aphrodisias çevresinden gelen lahit örnegi Aphrodisias Müzesi


Sütunlu Lahitler içinde yarı mamul üretimin yapıldıgı bilinmektedir. Genel
olarak Aphrodisias’da bulunan sütunlu lahitler ise çesitlilik göstermektedir.
Bunlardan bir çogu Aphrodisias dısında görülmeyen özellikler tasımaktadır. Bu
lahitler beş
bölüme ayrılmış
figürler içermektedir. Aphrodisias lahitleri 1-3
yüzyıllar arasına tarihlendirilmistir (Koch, 2001: 250).


Resim 17 : Aphrodisias çevresinden gelen sütunlu lahit örnegi Aphrodisias Müzesi


Resim 18 : Aphrodisias çevresinden gelen sütunlu lahit örnegi Aphrodisias Müzesi

Üzerinde iki madalyon ile bir insan resmi kazınmış
bir lahdin kitabesinden,
bu mezarın, Glycon’un oglu Adraste Polychronius’a ait oldugu anlasılmıstır.
Kitabede, Adraste ailesinden olmayanların buraya ölü gömmesinin yasaklayan bir


açıklama bulunmaktadır. Açıklamanın devamında yasak olmasına ragmen gömü
yapanların para cezasına çarptırılacagı belirtilmistir. Bu asagıdaki kitabede su
sekilde açıklanmıstır. (Texier, 2002: 277)

“Lahit, cenaze sunagı, mezarlar ve bütün çevre chreophylax kararı ile
dogrulandıgı gibi Ermerotus'un malıdır. Lahitte yukarıda adını andıgım ve Taüs
diye de adlandırılan Elia Antonia Nice gömülüdür. Hiç kimsenin oraya yukarıda
adları mezardan çıkarmaya hakkı yoktur. Yoksa ne karla dinsiz, cenaze hırsızı, kutsal
varlıklara saldıran gibi huylarla anılırsa anılsın, çok saygı gören vergi dairesine iki
bin beş
yüz gümüş
para cezası ödeyecektir. Bunun üçte biri ihbar eden kisiye
verilecektir.”

“Tapınagın altındaki yeraltı mezarına hakkı olanlar: Ermerolus 'un oglu
Aurelius Thesee, Thesee'nin annesi Aureliana Hedenis'tir. Menandre'ın oglu
Stephanophore Hypsicles döneminde bu anlasmanın kopyası chreopylax arsivlerine
teslim edildi”

Aphrodisias’ta Bean’in anlatımına göre odeonun dısı duvarının batısında
önemli bir kisiye ait olabilecek bir mezar bulunmaktadır. Kent içine gömülme
ayrıcalıgını elde etmiş
olan bu kisinin mezarı daire biçimde üç basamaklı bir
platform ve onun üzerinde sekizgen oturma sırasında yer alan, meyve ve çiçek
tasıyan Küpit’lerle süslü bir sunak ve bir lahitten olusmaktadır ( Bean, 1987 : 270 ) .


4.4 BARGYLA
Bargylia, Bodrum Yarımadasının kuzeyinde, Güllük Körfezi’nin güneyinde
eskiden Iasos körfezine açılan fakat bugün dolmuş
olan dar ve derin bir koy’un
(Varvil) olusturdugu küçük bir yarımadadaki tepecik üzerindedir.

Stephanus Byzantinus'un bildirdigi efsaneye göre Bargylia'yi Yunan
mitolojisindeki kahramanlardan Bellerophon kurmustur. Pegasos adındaki meshur
kanatlı atının arkadası Bargylos'u çifte ile öldürmesi üzerine onun hatırası için sehre
Bargylia ismini vermistir.

Bargylia sözcügü, Prof. Bilge Umar’a göre M.Ö. 2000 de Luwi veya M.Ö.
1000’de Karia dilinden gelmiş
“yüksekteki yer” anlamındadır. Byzantion’lu
Stephanos, Bargylia’nın eski isminin “Andanos” oldugunu yazmaktadır. Ancak bu
ismin Hellen dilinde bir anlamı bulunmamaktadır (Umar, 1993 :155).

Kentin adına ilk kez M.Ö. 5. yy’da Attika-Delos Deniz Birligine ödenen vergi
listelerinde rastlanmıstır. Klasik, Helenistik ve Roma Dönemleri’nde yerlesim
görmüş
olan kent Hıristiyanlık devrinde ise piskoposluk merkezi konumdadır.

Bargylia’da bilimsel bir kazı yapılmamıstır. Bu nedenle de kentle ilgili
bilgilerimiz oldukça kısıtlıdır. Günümüze lk Çağ
surlarından bazı parçalar, tapınak
temelleri, kabartmalı bir sunak, tiyatro kalıntıları, küçük bir odeon, stoa kalıntısı,
Roma çagı su kemerleri, Bizans dönemi suru ve nekropole ait bazı parçalar


gelebilmistir. Kentin Artemis Kindyas tapınagına sahip oldugunu ise Strabon’dan
ögreniyoruz.

Bargylia nekropol alanı Roma mparatorluk Dönemi’nin ortalarına
tarihlenmistir. Nekropolis dogu yarımadada, kente giden yol boyunca uzanır
(Rocca,1992: 62). Mezarlar genelde, hafifçe kemerlendirilmiş
kapak taslarıyla örtülü
lahitlerden olusurlar. Mezar odalarına ise seyrek rastlanır (Bean, 1987:98) .

Bargylia’ya ait anıtsal nitelikteki tek mezar bugün odunluk olarak kullanılan
besik tonozlu bir mezardır. Mezarın yapım malzemesi düzensiz sist bloklar ve
bunların birbirine baglanmasında kullanılan ince çakıl, kiremit kırıgı ve kireçten
olusan harçtır. Dörtgen bir oda seklindeki mezarın giriş
kapısı güney–dogu
cephelidir. ç kısmının tamamen pembemsi bir sıva ile kaplı oldugu anlasılan
mezarın yan duvarlarına kemerli küçük nisler yapılmıstır. Zeminden itibaren yaklasık

1.50 m yükseklikte duvarları çevreleyen 0.10-0.15 lik çıkıntı gömü düzeni hakkında
bilgi veren tek ip ucudur. Gömü için, odanın zeminindeki küçük duvarlarla ayrılan
bölmelerin kullanıldıgı düsünülmektedir (Kızıl,1999: 98).
Bargylia mezarını, bu tipteki Karia mezarlarından ayıran en büyük özellik yan
ve karsı duvarların içine oyulmuş
apsis seklindeki küçük kemerli nislerdir. Bunların
adak nisleri oldugu düsünülmektedir.

Bu nisler talya’daki Roma columbariumlarında görülen ve içine kül
kavanozları konulan nislerle de karsılastırmak mümkündür. Karia Bölgesinde ise


Hydisios’taki tonozlu mezarda ön giristen büyük odaya geçisi saglayan girisin üst
tarafında ve büyük odanın arka cephesinde bu sekilde apsisli kemerli nisler
bulunmaktadır (Kızıl,1999: 99) .


Plan 5: Bargylia Tonozlu Mezar (Kızıl :1999 )


Plan 6: Bargylia Tonozlu mezar (Kızıl :1999)


4.5 BÖRÜKÇÜ MEVK.
Mugla li Yatagan lçesi’ne baglı Yesilbagcılar Kasabası’nda bulunan ve
kömür havzası içerisinde yer alan alanda, 2002 yılında yapılan çalısmalarda
Stratonikeia ve Lagina arasında kalan mevkiide, kutsal yol ile birlesen antik yollar
su kuyuları, zeytin yagıislikleri ve önemli bir mezarlık alanı bulunmustur. Lagina’da
çalısan kazı ekibi Güney Ege Linyit sletmeleri (GEL) havzasında olan alanda, bu
isletmenin de destegiyle kurtarma kazılarına baslamıstır (Tırpan-Sögüt, 2004: 372).

Bölgede yapılan çalısmalar, 365 gün çalısılan tek arkeolojik alan olması
açısından da önemlidir. Zamana karsı yapılan bu titiz çalısmada bir çok disiplinin bir
arada çalısması yapılan arastırmayı daha degerli kılmaktadır. Arkeolog, antropolog,
restoratör, mimar, sanat tarihçi, epigraf, gibi farklı bir çok bilim dalından
katılımcının oldugu bu çalısmalar 2003 yılında Zeytin yagıislikleri ve dokuma
atölyeleri gibi alanların yanı sıra nekropol alanında da yogun bir sekilde
sürdürülmüstür. Börükçü Mevkii kazılarına ekip üyesi olarak 2005 yılında katılmış
olmak alan hakkında daha verimli bilgi edinmemi de saglamıstır.

2003 Nekropol alanı ile ilgili iki ayrı çalısma yapılmıstır. Öncelikle 2002
yılında bulunan 7 mezarın temizlik çalısmaları yapılmış
ve çevrelerinde herhangi
baska bir mezar bulunup bulunmadıgı arastırılmıstır. Bu çalısmalar sırasında 1 anıt
(02BM01), 5 örgü tekne (02BM02, 02BM03, 02BM04, 02BM05, 02BM07) ve 1
hipoje (02BM06) olmak üzere toplam 7 mezarın içi ve çevresinin temizlikleri
yapılarak detaylı bir sekilde, çizim ve fotograflarla belgelenmesi yapılmıstır. Ele


geçen buluntular ısıgında mezarların Geç Geometrik, Klasik ve Hellenistik dönemde
kullanım gördügü anlasılmıstır.


Resim 19 : 2002 yılında açılan Anıt Mezar

kinci çalısma alanı ise dekupaj sahası agzındaki alanda var olan mezarlar
arastırılmış
ve bunlar üzerinde çalısılmıstır. kinci alanda toplam 21 adet mezar
incelenmistir. Bu mezarları dört faklı gruba ayırmak dogru olacaktır. Birinci grupta
büyük mermer blokların dik yerlestirilmesi ile olusturulan tekne tipi mezarlar
bulunmaktadır. Bu mezar tipinden iki adet mezar bulunmustur. Her iki mezarda da
tek gömü yapıldıgı belirlenmistir (Tırpan – Sögüt, 2004 : 377).

Resim 20 : 03 BM 01 Numaralı Mezar Resim 21: 03 BM 02 numaralı Mezar

03BM02 numaralı mezar içindeki bulunmuş
olan Stratonikeia sikkesi ve
seramiklere göre bu mezar M.Ö. 2. yüzyılın 2. yarısına ait oldugu tespit edilmistir.
Diger mezarında 02 nolu mezarla benzerliginden dolayı her ikisinin de aynı
dönemden oldugu düsünülmektedir.

kinci grupta küçük ve orta büyüklükte plaka seklindeki kireçtasından
yapılmış
olan örgü tekne biçimindeki mezarlar yer almaktadır. Bu örgü tekne
mezarlar arasında da farklılıklar bulunmaktadır. Bu tip örgü tekne mezarların M.Ö. 7.
yy’dan M.Ö. 3. yy’a kadar kullanım gördügü ele geçen arkeolojik malzemeler
sayesinde bilinmektedir. Ancak bazı mezarlar daha sonraki dönemlerde de kullanım
gördügü anlasılmıstır. 2002 yılında bulunan mezarlar içinde en eski tarihi veren M.Ö.
7. yy’a ait bir mezardır. Bu mezarda tek gömü yapılmıstır( Tırpan – Sögüt, 2004 :
377 ).

Resim 22: 03 BM 09 Numaralı Mezar Resim 23 03 BM 04 Numaralı Mezar

03 BM 04 nolu mezarda erken örneklerden biridir. Örgü tekne biçiminde olan
bu mezarda buluntularına göre M.Ö. 6 yy’a tarihlendirilmektedir. Tek kullanım
görmüş
olan mezarların dısında farklı zamanlarda kullanım görmüş
olan mezarlarda
bulunmustur. Bu örneklerden biri 03 BM 05 numaralı mezardır. Mezar içersinde ele
geçen kafatası sayısında göre en az gömünün yapıldıgı görülmüstür. Mezarın
mimarisi Geometrik Dönem mezarlarına benzemesine karsın ele geçen buluntular
Klasik, Hellenistik ve Roma Dönemine aittir. Bu mezarın diger mezarlardan ayrılan
özelligi mezar içerisinde etrafı taslarla desteklenerek yapılmış
bir libasyon yeri
olmasıdır (Tırpan – Sögüt, 2004: 378).


Resim 24 : 03 BM 05 Numaralı Mezar

Uzun süre kullanım görmüş
olan bir diger mezar ise 03 BM 08 olarak
adlandırılan mezardır. Mezarında tabanında bulunan buluntu, mezar için en eski
tarihi vermektedir. Bu buluntu M.Ö. 392 – 377 yıllarına tarihlenen bir sikkedir.
Diger buluntular ise Hellenistik Döneme aittir.


Resim 25: 03 BM 08 Numaralı Mezar

Bazı mezarlarda iskelet bulunmasına ragmen her hangi bir buluntunun ele
geçmemiş
olması M.Ö. 7-6 yy’larda bazı mezarlara ya mezar hediyesi olmadan
gömü yapıldıgını ya da daha sonraki gömüler sırasında hediyelerin alındıgını
düsündürmüstür.03 BM 10 Numaralı mezarda bir tabak içerisinde çok sayıda asık
kemigi bulunması dikkat çekmektedir. Bu tip örgü tekne mezarlarda mezar hediyesi
olarak pismiş
toprak kaplar, bronz ya da cam gibi farklı malzemelerden yapılmış
olan süs esyaları yer almaktadır.


Resim 26: 03 BM 10 Numaralı Mezar

Diger bir mezar grubunu da urne mezarlar olusturmaktadır. Pismiş
topraktan
olusan bu mezarların 03 BM 06 ve 03 BM 07 numaralı mezarlarında herhangi bir
buluntuya rastlanmazken 03 BM 12 numaralı mezar da M.Ö 5.yy’ın 2. yarısına ait
oldugu tespit edilen Attika yapımı iki lekythos ve bir askos bulunmustur. Bu mezar
örnegi ile Attika atölyelerinde üretilmiş
olan mezar hediyelerinin bu tip mezar
tiplerine de konuldugu anlasılmıstır.

Son grupta çocuk mezarları yer almaktadır. Biri farklı bir alanda diger yedisi
aynı alanda olmak üzere toplam sekiz adet çocuk mezarı açılmıstır. Bu tip mezarlar
toprak zemin üzerine ince plaka tasların dikine yerlestirilmesi ile yapılmıstır.
Mezarın üstünü kapatan da yine ince bir plaka sekilli tastır. Genellikle kuzey güney
yönünde yapılmış
olan mezarlarda tek gömüye rastlanılmıstır. Bir mezarda gömünün
ayak ucuna pismiş
toprak bir kap kondugu, sağ
kolunda bronz bir bilezigin oldugu ve


kafatasının yer iki yanında gümüş
iki küpenin yer alması nedeniyle bir kız çocuguna
ait oldugu düsünülmüstür. Bu mezarların çocuklara ait oldugunu belirleyen temel
etmenler mezarların küçük boyutları ve ele geçen iskelet buluntularıdır. 03 BM 14
numaralı mezarda bir tabak içerisinde 29 adet asık kemigi bulunmustur (Tırpan –
Sögüt, 2004: 379 ) .

Antik dönemde bir oyun aracı olan asık kemikleri, olasılıkla ölümden sonraki
yasama inanan ve bu amaçla mezarlarına hediye bırakılan çocukların bu kemiklerle
oynayacagı düsüncesidir. Böyle bir oyunun antik dönemde sevildigini ele geçen
mermer veya pismiş
topraktan yapılmış
heykellerde ya da fresklerde anlayabiliyoruz


Resim 27: Asık oynayan mermer kız heykeli Hellenistik orijinli Roma Dönemi kopyası
(Pergamon Museum) M S. 2. yy

Resim 28 : Asık kemigi oynayan iki genç kız M.Ö 340-330 British Museum


2003 yılında incelenen bu çocuk mezarları ele geçen buluntulara göre M.Ö. 54
yy’lara tarihlenmektedir. Mezar buluntusu olmayan bazı çocuk mezarları aynı alan,
aynı mezar tipi ve aynı seviyede olmalarından ötürü yine M.Ö . 5-4.yy’lar arasına
tarihlendirilmistir (Tırpan-Sögüt, 2004 : 379) .


Resim 29: 03 BM 20 Numaralı Mezar


Resim 30: 03BM 17 Numaralı Mezar


Bu alanda çocuk mezarlarının toplu halde bulunması ve çocuk mezarı
yapımında kullanılan benzer plaka tasların bir arada bir grup halinde olması salgın
olabilecegi düsüncesini akla getirmektedir.

2002 -2003 Yıllarında Çıkarılan skeletlerin Paleoantropolojik Analizi

2002 ve 2003 yıllarında yapılan kurtarma kazılarından çıkarılan iskeletler
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Antropoloji Bölümü, Enver
Bostancı ve Refakat Çiner Laboratuarı’nda gerçeklestirilen çalısmalar sonucunda
incelenmistir.

2002 yılına ait laboratuara getirilen örnekler öncelikle bebek, çocuk, ve
eriskin bireyler olarak ayrılmıstır. Daha sonra eriskin bireylerin cinsiyet tayini
yapılmıstır. Yapılan incelemeye göre Börükçü popülasyonunun demorafik dagılımı
2002 yılında ele geçen iskeletler için asagıdaki gibidir (Sagır vd, 2003: 28) .

Tablo 1 Börükçü skeletlerinin 2002 Yılına Ait Dagılımı

skeletlerin Dagılımı N %
Bebek 6 11.11
Çocuk 3 5.56
Kadın 11 20.37
Erkek 31 57.40
Bilinmeyen 3 5.56
Toplam 54 100


Bu tabloda da görüldügü gibi toplam birey sayısı göz önüne alındıgında en
yüksek birey sayısı erkeklerde görülmektedir. Ele geçen iskeletler ısında yapılan
çalısmada Börükçü iskeletlerinin genel yaş
ortalaması 30.33 yıl oldugu anlasılmıstır.
Kadınların 46.8, erkeklerin ise 37.43 yıl, eriskin bireylerin genel yaş
ortalaması ise

39.17 yıl olarak hesaplanmıstır (Sagır vd, 2003: 29).
Bireylerin boy uzunluklarının hesaplanmasında kullanılan (Pearson, Trotter-
Greser, Sagır) formüller yardımıyla ortalama boy uzunlukları ortaya çıkarılmıstır.

Tablo 2: Börükçü Bireylerinin Boy Uzunlukları

Pearson Trotter-Gleser Sagır Jit-Singh
KADIN 154.05 157.69 158.85 -
ERKEK 165.66 170.01 169.63 170.09

Visser’in bebek ve çocuklar için uyguladıgı uzun kemiklerden boy ölçüm
formülüne göre de asagıdaki sonuçlar çıkmıstır.

Tablo 3: Börükçü Bebek ve Çocuklarının Boy Uzunlukları

YAŞ
Boy (cm)
Fetus (8.5 ay) 55.34
0-6 Ay 66.44
1 Yaş
71.85

Patolojik olarak bireyler incelendiginde 5 numaralı mezardan çıkan 30-35
yaslarındaki erkek iskeletinde sol coxada darbe sonucu iltihaplanmayla olustugu
düsünülen bir olusum tespit edilmistir. Aynı mezardan çıkan bir baska erkek bireye


ait iskelette iyilesmiş
bir kırık tespit edilmistir. 40-50 yasları asında olan diger bir
erkek bireyin el parmak kemiklerinde osteoartiritizden kaynaklandıgı düsünülen
kaynasma tespit edilmistir. 2 numaralı mezardan çıkan 20-35 yasları arasındaki bir
erkek bireyin femurlarının alt epifizlerinde ise osteofitlere rastlanmıstır. 2 numaralı
mezardan 40-45 yaslarındaki bir kadın iskeletinde ise parietallerinde osteoporozdan
kaynaklanan çöküntülerin varlıgı görülürken sol parietalinde ise bir travmadan
kaynaklanan 1 cm. çapında çöküntü tespit edilmistir. Bireyin suturlarının açık
olmasının nedeni olarak bu travmanın olabilecegi göz önünde bulundurulmaktadır. 2
numaralı mezardan çıkan 12 yasındaki bir bireyde ise kansızlıktan kaynaklandıgı
düsünülen cribra orbitaliaya rastlanılmıstır. Disler üzerinde yapılan patolojik
çalısmalarda ise diş
çürügü, abse, premortem diş
kaybı, alveol kaybı ve diş
tası gibi
sorunların oldugu ortaya çıkarılmıstır (Sagır vd, 2003: 36).

2003 yılı Börükçü iskeletlerinin Paleoantropolojik incelenmesi sonucunda
2002 yılı iskeletlerinde oldugu gibi öncelikle bebek, çocuk, eriskin olarak
sınıflandırıldıktan sonra cinsiyet ayrımı yapılmıstır. Bu çalısmada toplam 21
mezardan çıkan iskeletler incelenmiş
ve mezarlara göre cinsiyet ayrımı yapılmıstır.

Börükçü bireylerinin genel yaş
ortalamaları degerlendirildiginde 26.50 yıl
oldugu, kadınların yaş
ortalaması 35.9 yıl oldugu, erkeklerin yaş
ortalamasının 34.2
yıl oldugu ve eriskin bireylerin ortalaması ise 35.1 yıl oldugu ortaya çıkmıstır (Güleç
vd., 2004: 168-169) .


Börükçü iskeletlerine iliskin paleopatolojik arastırmaya göre de 1 numaralı
mezarda bulunan bir kadın iskeletinde sağ
ve sol humerusların gövdesinde olasılıkla
rasitizme baglı olarak egriliklerin gelistigi düsünülmüstür. Yine aynı bireyde sol
coxa’da asırı stresten kaynaklanan düzgün bir destek kemik çıkıntısının varlıgı tespit
edilmistir. 4 numaralı mezardan çıkan eriskin erkek bir bireyin sırt omurlarında
ostefit olusumu gözlenmistir. Dislerde yapılan çalısmalarda ise diş
çürügü,
premortem diş
kaybı, alveol kaybı ve diş
tası gibi sorunların oldugu ortaya
çıkarılmıstır (Güleç vd., 2004: 171) .


Tablo 4 Börükçü skeletlerinin Mezarlara Göre Dagılımı

skeletlerin
Dagılımı
Mezar Numaraları
1 3 4 5 6 7 8 9 1
0
1
1
13 14 1
5
17 18 19 20 21 Toplam
Bebek 1 1 1 1 4 (%9.5)
Çocuk 1 2 1 2 1 1 1 10
(%23.8)
Kadın 2 1 4 1 1 1 1 1 2 14
(%33.3)
Erkek 1 4 1 1 2 3 12
%(28.5)
Bilinmeyen 1 1
2
(% 4.76)
Toplam 2 1 2 1
1
2 2 3 2 4 1 1 1 1 1 1 5 1 1 42

Börükçü kazılarının ileriki sezonlarında çıkarılacak olan iskeletlerinde
incelenmesi sonucu Börükçü toplumu hakkında daha geniş
bilgilere ulasılacaktır.

Börükçü Mevkii’nde 2004 yılında yapılan çalısmalarda ise toplam 30 mezar
açılmıstır. Bu mezarlar içerisinde önceki yıllarda açılmış
olan mezarlardan farklı
tipte yeni mezarlar tipleri ortaya çıkarılmıstır. Börükçü de mezarlar yapılırken
arazinin egiminden dolayı teras duvarları olusturulmustur. Bu mezarla her zaman

107



teras duvarlarının arkasında yer almamaktadır. Bazen yer seviyesinin altında yapılan
mezarların üzerinden de geçebilmektedir. Bunların çogu toplu mezarlar için
olusturulmuş
teraslardır. Toplu mezarların dısında ikili üçlü gruplar olusturan küçük
mezar terasları da bulunmaktadır. Birbirine yakın olan mezarlar arasında ortak bir
tören alanı oldugu düsünülmektedir. Bu mezarlar farklı tiplerde olabilmektedir örgü
tekne mezarların yanında pithos mezarlar bulunabilmektedir.

Örnegin 04 BM 19, 04 BM 20 ve 04 BM 21 numaralı mezarlar iki farklı tipte
olmasına ragmen, bir grup olusturmaktadırlar. Pithos mezarlar burada agızları kuzeye
gelecek sekilde yerlestirilmislerdir. Yan yatırılmış
agız ve dip kısımları taslarla
desteklenmistir. Diger mezar ise örgü tekne biçimde yapılmıstır (Tırpan-Sögüt, 2005:
258).


Resim 31: 04 BM 19, 04 BM 20 ve 04 BM 21 numaralı mezarlar


Resim 32: 04 BM 19 Numaralı Mezar


Resim 33: 04 BM 19 Numaralı Çocuk Mezarı


Resim 34: 04 BM 20 Numaralı mezar


2004 yılında yapılan çalısmalarda ele geçen farklı örneklerden biri de 04 BM
03 numaralı mezardır. Toprak içine oyulmuş
yuvarlak bir çukura doldurulmuş
kül
birikintisi seklinde bulunmustur. Kalıntıların olasılıkla bir torba içerisine konmuş
oldugu düsünülmektedir.

Diger yeni bir tip mezar ise oygu tekne mezardır. 04 BM 12 numaralı olarak
adlandırılan bu mezar olasılıkla bir çocuk için yapılmıstır. Mezar sist içine oyularak
sekil verilmistir. Plaka seklinde kapak taslarıyla kapatılmış
ola mezarda bir kotyle ve
bunun içinde bir lydion ele geçirilmistir. Mezar buluntulara göre M.Ö. 6 yüzyıla
tarihlendirilmistir. Bu tip mezarlar çocuklarda kullanıldıgı gibi yetiskinler için de
kullanıldıgı bilinmektedir (Tırpan-Sögüt, 2005: 259) .


Resim 35: 04 BM 12 Numaralı Çocuk Mezarı


Toprak içerisine bir çukur açılarak gömünün düz ve sırt üstü yatırıldıgı mezar
tipi de yaygın olan mezar tiplerinden farklılık göstermektedir. Bu mezarın üstü plaka
taslardan olusmaktadır. Bu mezarı uygu tekne mezardan ayıran özellik ise oygu
teknelerin sert bir sist içerisine yapıldıkları ve bu konumunu korudukları ancak bu
mezar tipi dogrudan toprak zemine yapılmıstır. Derinligi örgü tekne mezarlara göre
daha sığ
yapılmıstır. Mezar da ayak hizasında bulunan iki pismiş
toprak kap ve 5
adet gümüş
sikke mezar sahibinin pek de fakir olmadıgını düsündürmüstür.

Börükçü’de yapılan çalısmalarda bazı mezarlarda ne bir ölü hediyesi ne de bir
iskelet kalıntısı olmayan mezarlara rastlanmıstır. Bu tip mezarların uzaklarda ölen
kisilerin anısına yapılmış
olan mezarlar oldugu düsünülmektedir. Ancak bu savı
dogrulayacak bir kanıtımız henüz yoktur (Tırpan –Sögüt 2005: 259).

Bazı mezarlar çoklu kullanım görmüş
mezarlardır. Örnegin 04 BM 14
numaralı mezar çoklu kullanım görmüş
örgü tekne biçimli bir mezardır. Mezarda
yeni gömü yapılırken digerleri kenara kaydırılmıstır.


Resim 36 : 04 BM 14 Numaralı Mezar


Börükçü’de 2005 yılında yapılan çalısmada toplam 127 mezar açılmıstır. I.
Teras olarak adlandırılan bölge Klasik döneme tarihlenen bir mezar bulunmustur.
Mezarın kapagını yörede bulunan zeytin yagıisliklerinden alınmış
olan pres altlıgı
olusturmaktadır. çindeki buluntulara göre M.Ö. 500 yıllarına ait oldugu anlasılmıstır
içerisinde bir iskelet bulunmustur (Tırpan – Sögüt 2006: 598).


Resim 37: 05 BM 03 Numaralı Mezar

II. teras da ise içerisinde bulunan sikke ve diger buluntulara göre bölgede
sayıca daha az olan Roma Dönemine tarihlen bir mezar bulunmustur. Mezar
buluntularına göre degerlendirildiginde mezar sahibinin belli bir gelir düzeyinin
üstünde oldugu düsünülebilir
III. teras da mezarların bazıları yol kenarında etrafı duvarlarla sınırlandırılmış
alan içerisinde bulunmaktadır. Bu alandaki bazı mezarların yapımında ise dogal kaya

oyuklarının kullanıldıgı görülmüstür. (Tırpan – Sögüt, 2006: 599-601). 05 BM 29
nolu mezar bu nitelikleri tasımaktadır .

Kuzey -güney yönlü olan mezar yerli kayaya oygu mezar seklinde
yapılmıstır. skeletin kafatası kuzeye bakar sekilde yatırılmıstır , eller kalça altında,
sağ
ayak sol ayagın üstüne atılmıssekildedir. skelet yatış
yönü takip edilerek ortaya
çıkarılmıstır. skeletin boyu 1.36m, eni ise 0.39 m dir.

Mezarda diger örneklerden farklı olarak kapak tası yerine çatı kiremiti kapak
olarak kullanılmıstır. skeletin gögüs kısmı üzerinde bir adet bronz sikke ölü hediyesi
olarak konulmustur.


Resim 38 : 05 BM 29 Numaralı Mezar Resim 39: 05 BM 29 Numaralı Mezarda skeletin
Bulunuş
Durumu


Resim 40 : 05 BM 29 Nolu mezar iskeletin ayak ayrıntısı

IV. teras da mezarların yogunluk kazandıgı görülmektedir. Mezarlar
genellikle yol çevresinde yogunlasmıstır. Bu terastaki Klasik döneme ait olan
mezarların bazı duvarları sökülerek yol düzenlemesi yapılmıstır. Bu sekilde tahribe
ugrayan mezarların buluntularına ise dokunulmamıstır. Burada da yine mezarlar tekli
ve çoklu gruplar halinde yerlestirilmistir. Çok az bir kısmı basit bir duvarla
çevrelenmistir. V. Teras kendi içerisinde farklı döneme ait duvarlarla ayrı ayrı
teraslandırılmıstır. Burada yogun bir mezarlık alanı ile karsılasılmıstır. Bu alanda
Arkaik, Klasik, Hellenistik Döneme ait mezarlar bulunmustur. Buluntulara göre bu
alanın uzun bir zaman mezarlık alanı olarak kullanıldıgı görülmüstür. Bu alanda ki
mezar tipleri ise Örgü tekne, oygu tekne, oygu – örgü tekne, plaka tekne, kaya
oyuklarına açılan ve çömlek tipinde mezarlar seklinde yapılmıslardır. VI. Teras
alanında kutsal alan, yapı kalıntıları ve çok sayıda mezarın yer aldıgı bir alandır. Bu
alanda yapılan arastırmalar sonucunda üç yetiskin birey haricindeki mezarların
tamamı çocuk mezarıdır. Mezarların tamamına yakını M.Ö 5. ve M.Ö. 4 yüzyıllara

ait mezarlardır. VII. Teras da ise hipoje tipi mezarlar yer almaktadır (Tırpan – Sögüt
2006: 603).

2005 yılı kazı sezonunda, 11.07.2005-25.08.2005 tarihleri arasında katılmış
oldugum kazı çalısmalarında toplam 36 mezarın açılması çalısmasında bulundum.
Alanın bazı bölgelerde kireçli bir yapıya sahip olması nedeni ile bazı iskeletlerin
korunma durumunun etkilendigi görülmüstür. Dönem içerisinde açılan yerli kayaya
oygu dromoslu iki oda mezarda çoklu gömü yapıldıgı tespit edilmistir. 05 BM 22
nolu mezarın içersinde ölü gömme adeti verebilecek bütünlükte bir iskelet
bulunamamıstır. Bunun sebebi yanında yer alan 05 BM 23 nolu mezarda oldugu gibi
su baskını sebebiyle iskeletlerin dagılmış
olmasıdır. Suyun mezardan çıkısı sırasında
bir çok iskelet özellikle yuvarlaklıgı nedeniyle kapı önüne yuvarlanmış
olan
kafataslarından bir çogu (7 birey) kapı girisinin önünde üst üste bulunmustur.
Kafatası dısında diger bazı kemiklerde aynı alan da ele geçirilmistir. Diger birçok
kemik ise gezinti alanda bulunmustur. Sadece 3 bireye ait kafatası güney kline
üzerinde bulunmustur. En az bir bireyde de kremasyon yapıldıgı tespit edilmistir.

Ancak iskeletlerin dagınık bir durumda bulunmasından ötürü bunlara iliskin
bir yatırılış
pozisyonu saptanamamıstır. Mezar odasının girisi batı yönündedir. Her
üç kline üzerinde ise mezar hediyeleri için açılan nisler bulunmaktadır. Ancak bu
nislerde herhangi bir ölü hediyesine rastlanmamıstır. Mezarın içerisinde yer alan
buluntulara göre Hellenistik ve Roma Dönemleri’nde kullanım gördügü
düsünülmüstür.


Resim 41: 05 BM 22 Numaralı mezarda kapı girisine yıgılmış
olan iskelet kalıntıları


Resim 42: 05 BM 22 numaralı mezarda iskeletlerin bulunuş
durumu


Resim 43: 05 BM 22 Numaralı mezarda bulunan kremasyona iliskin izler


05 BM 23 numaralı mezarda yerli kayaya oygu dromoslu bir oda mezar olan
bu alanda yapılan çalısmada bu mezar çoklu gömü için kullanılmış
oldugu
görülmüstür. Üç klinesi bulunmaktadır. Klineler üzerinde olmasını bekledigimiz
iskeletler yasanan su baskını nedeniyle gezinti alanının kapı kısmına yakın kısmında
bulunmustur. Ele geçen kemikler içerisinde yanmış
olan kemiklere de rastlanılması
sonucunda bu mezarın hem normal gömü hem de kremasyon gömü içinde
kullanılmış
oldugu anlasılmaktadır. Buluntuların Hellenistik döneme tarihlenmesi
sonucunda mezarın bu dönemde en azında Hellenistik Dönem boyunca kullanıldıgını
düsündürmüstür. Ele geçen kafatası parçalarından anlasıldıgı kadarıyla en az 3 gömü
için kullanılmış
oldugunu kesinlesmektedir. Ancak kremasyona ait kemiklerinde
bulunması bu sayının daha fazla oldugunu düsündürmektedir.


Resim 44: 05 BM 23 Numarlalı Mezar

05 BM 24 nolu mezar plaka tasla çevrelenmiş
bebek mezarıdır. Mezarda az
sayıda kemik parçası bulunmustur. Kuzey güney yönlü olan mezarın kuzey güney
yönde dıstan dısa 0.57m. içten içe 0.50m. uzunlukta, 0.30m.genisliginde oldugu
tespit edilmistir. Mezarın yakınlarında küller ve bu küller içerisinde yanmış
hayvan
kemikleri bulunması bir cenaze töreni yapıldıgını düsündürmüstür. Ayrıca bu alanda


bulunan bir kabın olması da bu törenle iliskili görünmektedir. Benzer sekilde 05 BM
25 numaralı mezarda bir bebege ait olmalıdır. Aynı sekilde plaka taslarla
çevrelenmiş
olan bu mezarda doğ
yönünde kafatası parçaları bulunmustur. Bunun
dısında az sayıda kemige rastlanmıstır.


Resim 45: 05 BM 25 Numaralı mezar

Kuzey -güney yönlü örgü tekne biçiminde yapılmış
olan 05 BM 27 nolu
mezar iskelet kalıntısı bakımından zengin olmasa da buluntuları açısından
çesitlilik göstermektedir. Çok sayıda bronz boncuk, bronz fibula, bronz bileklik,
cam boncuk bulunması mezarın bir kadına ait oldugu düsünülmüstür. Ancak ele
geçen kemik parçalarının laboratuar kosullarında incelenmesi sonrasında tam bir
cinsiyet ayırımı yapılabilecektir.


Resim 46 : 05 BM 27 Numaralı Mezar

05 BM 31 numaralı mezar kuzey –güney dogrultulu örgü tekne biçiminde
yapılmış
olan bir mezardır. Bu mezarda ele geçen gömü sayısı yaptıgımız
incelemelere göre dörttür. Bu gömülerden biri bir kadına digeri bir erkege ait oldugu
yapılan ilk incelemeler sonrasında anlasılmıstır. Son gömü yapılırken bir önceki
gömülerin kenara itildigi görülmüstür. Son gömü güney – kuzey dogrultusunda
uzanmaktadır. skeletin kafatası güneyde yer almakta ve doguya bakmaktadır.
Gömünün kolları yanlardan uzatılarak elleri kalça altında bırakılmıstır. Mezar ele
geçen buluntulara bakılarak Klasik Dönem’e tarihlenmektedir.


Resim 47 ve Resim 48 : 05 BM 31 nolu mezara ait son gömü olan iskelet

05 BM 34 nolu mezar kuzeybatı-güneydogu dogrultusunda uzanmaktadır.
Mezarın uzun kenarları örgü seklinde yapılmısken kısa kenarlar plaka taslarla
kapatılmıstır. üzerinden geçen duvar hem mezarı hem iskeletlerin dizden asagı
kısımlarının tahrip olmasına neden olmustur. Mezarda iki iskelet bulunmustur.
Yan yana konulmuş
olan gömülerden biri digerinin biraz yukarısında yer
almaktadır. Gömünün tek seferde ya da birbirine çok yakın bir zamanda yapıldıgı
iskeletlerin aynı seviyede ve yan yana olması dolayısıyla düsünülmüstür.
Mezardan her hangi bir buluntu ele geçmemiş
olması, mezarın üzerinden duvar
geçirildigi soyulmuş
olabilecegini düsündürmüstür.


Resim 49: 05 BM 34 Numaralı mezardaki iki gömü Resim 50: 05 BM 34 Numaralı mezar

05 BM 40 nolu mezar ise kuzeydogu-güneybatı yönlü olup örgü tekne
biçiminde yapılmıstır. Mezar içerisinde dört adet kafatası bulunmustur. Buna göre
gömü sayısı dört olarak tespit edilmistir. Ele geçen kafataslarının kuzey kısmında
bulunması yatırılış
yönünün kuzey –güney dogrultusunda oldugunu göstermistir.
Börükçü’de bulunan bir diger mezar tipi de pithos mezarlardır. Bu gruptan bir örnek
Börükçü Mevkii’nin dogu yamacında bulunmustur.05 BM 43 numaralı mezar
kuzeydogu – güneybatı dogrultuludur. Agız kısmı güneybatı yönüne bakmaktadır.
Agız kısmı bir plaka taş
ile kapatılmıstır. çinde bir bebege ait olan kemikler
bulunmustur.


Resim 51: 05 BM 43 Numaralı mezar

05 BM 44 numaralı mezarda yapısal özellikler ile farklılık tasımaktadır. Yerli
kayaya oygu olan mezarın üstü pismiş
topraktan yapılmış
kapak ile
kapatılmıstır.mezar içerisinde kuzey güney dogrultuda sırtüstü yatırılmış
iskelete
rastlanmıstır. skeletin kafatası dogu yöndedir. skelet iyi korunmuş
durumda
degildir.


Resim 52 : 05 BM 44 Numaralı mezar Resim 53: 05 BM 44 Numaralı mezar


2005 yılı içerisinde çalısmış
oldugum son mezar olan 05 BM 58 nolu mezar
yerli kayaya oyularak yapılmış
bir mezardır. Kuzey – güney yönlü olan mezar
içerisinde bulunan yanık tabakası mezarın kremasyon gömü için kullanılmış
oldugunu göstermektedir.


Resim 54: 05 BM 58 Numaralı Kremasyon yapılmış
mezar


4.6 DATÇA-BURGAZ
Burgaz örenyeri Datça lçe Merkezi’nin 2 km. kuzeydogusunda yer
almaktadır. lk kez G. Bean ve J.M. Cook tarafından bilim dünyasına tanıtılan
Burgaz örenyerinin, "Eski Knidos kenti" oldugu düsünülmektedir. Eski Knidos,
bugün Dalacak Burnu denilen yerde Burgaz mevkiinde Dorlar tarafından
kurulmustu. Eski Knidos-Burgaz, Dorların kurdugu diger 6 kentin (Halikarnassos,
Kos, Ialisos, Kamiros ve Lindos) merkeziydi. Burgaz öreni deniz seviyesinden 12 m
kadar yükselen küçük bir yarımadanın üzerinde bulunmaktadır ( Bean, 1987 : 160) .

Örenyeri, deniz kıyısı boyunca uzanmaktadır ve Hellenistik Çağ
öncesi
buluntu veren önemli bir merkezdir. Kent sur duvarı ile çevrelenmistir. Bu alanın
güney batısında sığ
sularda kule ve deniz surları kalıntıları görülmektedir. M.Ö. IV.
yüzyıla tarihlenen iki limanın kalıntıları bu günde deniz kenarında görülebilmektedir.

Kazı çalısmaları ile Burgaz yerlesiminin geometrik dönemden itibaren var
oldugu M.Ö. IV. yüzyılda kısmen terk edildigi, ancak deniz kenarında depolama ve
liman yükleme; daha iç kısımlarda ise tarıma baglı bir yasamın ve nekropol
kullanımının sürdügü anlasılmıstır. Kentin yer degistirmesi o dönemde önem
kazanan deniz ticaretiyle açıklanmaktadır Çömlek parçaları ve diger kalıntılardan
Tekir’e (Knidos) tasındıktan sonrada eski kent yerlesim alanının da tümüyle terk
edilmedigi anlasılmaktadır. Bunu destekleyen bir diger nokta da yarımadan en
verimli topraklarının bulundugu tarım için uygun alanın burası olmasıdır ( Bean
1987: 175 ) .


Datça – Burgaz’da 1994 yılında yapılan çalısmada Roma dönemine ait bir
oda mezar açılmıstır. Ele geçen buluntulara göre mezar, M.S. 1. yy’ın ikinci
yarısından 2. yy’ın ikinci yarısına kadar olan 100 yıllık bir süre kullanım görmüstür.

Mezar odası 2.88 X 1.50 boyutlarındadır. Tavanı üç büyük bloktan olusmakta
ve kapı girisinin karsısında iki niş
bulunmaktadır (Sevim 1995:2 ). Yapılan
çalısmalarda skeletlerin gömü pozisyonu ve kemiklerin karısmış
olması, bir önceki
gömü geriye itilerek bir sonrakinin gömüldügü ve en yeni gömünün kapıya yakın
oldugu görülmüstür (Güleç 1996:3).

1994 yılında ncelenmek üzere Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya
Fakültesi, Paleoantropoloji laboratuarına getirilmiş
olan iskeletler temizlikleri
yapılmıs, birey sayıları yaş
ve cinsiyet belirlemeleri yapılmıstır. skeletlerin
biyometrik ölçüleri alınarak bilgisayarda ölçü ve endisleri hesaplanmıstır. Bu
ölçümler sonrasında kadınlar ile erkekler boy uzunlugu açısından Roma Dönemi
toplumları ile kıyaslandıgında uzun erkek ve kısa kadın bireylerin olması dikkat
çekici görülmüstür( Sevim, 1995 :2). Yapılan arastırmalar sonucunda mezarda 14
kadın, 14 erkek, 4 çocuk olmak üzere 32 birey bulundugu tespit edilmistir (Sevim,
1995: 3).


Tablo 5: Datça skeletlerinin Yaş
ve Cinsiyete Göre Dagılımı (Sevim 1995)

14 Kadın ( % 43.75) 14 Erkek (% 43.75) 4 Çocuk (% 12.5)
5 Genç (% 42.85)
6 Eriskin (% 42.85)
3 Yaslı (% 21.42)
2 Genç (% 14.29)
8 Eriskin (% 57.14)
4 Yaslı (% 28.57)
1 Birey 6 yasında
2 Birey 9-10 Yasında
1 Birey 14 Yasında

Bu mezardan çıkan iskeletlerin Paleopatolojik açıdan incelemesi yapılmış
bir
bireyde kambur (kyphosis), bir bireyde cücelik (archondroplasia), bel
rahatsızlıklarının oldugunu gösteren deforme vertebralar (osteofit), traumalar
görülmüstür. Bu çalısma I. Ulusal Biyolojik Antropoloji Sempozyumunda
sunulmustur (Güleç, 1996 s. 3). Aynı toplantıda çene ve diş
patolojisi ile ilgili bir
çalısma da sunulmustur. Bu iskeletlerde diş
patolojisinin oldukça yogun oldugu tespit
edilmistir. Yapılan akroskobik çalısmalar sonucunda premortem diş
kaybı, çürük,
hypoplasia ve alveol kaybı saptanmıstır (Sevim 1996b: 4) .

Bu mezara ait iskeletler 2004-2005 I. yarıyılı Yüksek Lisans ögrencileri
tarafından paleopatolojik açıdan yeniden degerlendirmeye alınarak incelenmeye
çalısılmıstır.

Yapılan paleopatolojik çalısmalarımıza göre 32 bireylik bu oda mezarda cüce,
kambur, dev, tüberküloz (?) gibi hastalıklara sahip bireylerin bulunması ve bu
hastalıkların dış
görüntü olarak da farklı hastalıklar olması antik dönemde de bu
bireyler için bir ayrım yapıldıgını düsündürmüstür.


Bildigimiz kadarıyla Knidos antik dönemde bir tıp ekolünün oldugu önemli
bir merkezdi. Karsı kıyısındaki Kos adasındaki ekolle bir rekabet içinde oldugu
bilinmektedir. Kos Tıp Ekololü Hipokrat’ın önderliginde oldugu için günümüzde
daha çok bilinen bir konumdadır Hipokratın yazdıgı bilinen “Akut Hastalıklar
Üzerine” adlı eserin Knidos Tıp Okulu’na ait oldugu düsünülen “Knidos
Cümleleri”’den yararlanılarak yazıldıgı bilinmektedir. Hipokrat’ın çagdası Knidoslu
Euryphon, Galen’e göre bu eserin de yazarıdır.

Knidos ve Kos tıp ekolleri yaklasımları açısından farklılık göstermektedir.
Knidos Tıp Okulu hastalıkları kümelendirdigi ve bundan yola çıkarak kendilerine
gelen hastaların tedavilerini düzenledigi bilinmektedir. Knidos tıp okulunun
hastalıgın tanısını temel aldıgı, bu karsılık Kos Tıp Okulu’nun hastalıgın nasıl
seyrettigine önem verdigi yaygın olarak bilinmektedir (Sahinoglu 1998 : 84 ).

Knidos’ta böylesine büyük bir tıp ekolünden Bahsedilmesine ragmen bugün
bunlara iliskin bir yapı kalıntısı bulunamamıstır. Her ne kadar yapısal anlamada Tıp
ile iliskilendirilen bir yapı kalıntısı henüz bulunamamış
olsa da saglık tanrısı
Asklepios’a ait yontuların bulunması Knidos’un Tıp iliskili oldugunun kanıtıdır.

ncelenen bu mezarda bazı tıp aletlerinin de çıkması mezarın hastalık – hasta –
iyilestirme üçgeniyle bir baglantısı oldugunu kuvvetlendirmektedir.
Sonuç olarak 32 birey bulunduran bu oda mezarın içerisinde ekstrem
sayılabilecek hasta bireyleri bulundurması, mezarda buluntular arasında tıp
aletlerinin bulunması, bölgenin antik dönemde en önemli iki tıp ekolünden birisine


sahip olması mezarın farklı bir sekilde kullanıldıgını düsündürmüstür. Yapılacak
daha ayrıntılı bir çalısma ile, özellikle aynı döneme ait ortaya çıkarılacak diger
mezarların da incelenmesi ile daha dogru sonuçlara ulasılabilecegi düsüncesindeyiz.

Tablo 6:Datça Bireylerinin Yas, Cinsiyet ve Irk Dagılımı (Sevim 1995)

Envanter Cinsiyet Yaş
Irk
DT 1 kadın eriskin Alpin
DT 2 kadın eriskin Alpin
DT 3 kadın eriskin Alpin
DT 4 erkek 20-24 Alpin
DT 5 erkek yaslı Alpin
DT 7 erkek yaslı Alpin-Dinarik
DT 8 kadın 20-24 Akdeniz
DT 9 erkek eriskin Akdeniz
DT 10 erkek eriskin Akdeniz
DT 11 kadın 22-24 Alpin
DT 12 erkek eriskin Alpin
DT 13 çocuk 9-10
DT 14 kadın yaslı Alpin
DT 15 erkek yaslı Alpin
DT 17 kadın 20-24 Alpin-Akdeniz
DT 18 a kadın genç -
DT 18 b erkek eriskin -
DT 19 a çocuk 9-10 -
DT 19 b erkek eriskin -
DT 20 a kadın eriskin Alpin
DT 20 b çocuk 6 -
DT 21 erkek eriskin -
DT 22 kadın yaslı Alpin
DT 23 kadın eriskin Alpin
DT 24 erkek eriskin -
DT 25 kadın eriskin Alpin-Akdeniz
DT 26 erkek 20-24 Alpin
DT 27 kadın genç Alpin
DT 28 erkek eriskin Akdeniz
DT 29 erkek eriskin Alpin-Dinarik
DT 30 çocuk 14 -
DT 31 kadın eriskin Alpin


4.7 EUROMOS
Karia Bölgesinin antik kentlerinden Euromos, Bafa gölü ile Milas arasında ve
Milas’a 12 km uzaklıkta, Selimiye Bucagı yakınlarındadır. M.Ö.VIII.yy.dan beri
yerlesimi olan kent, denizden oldukça uzak olmasına ragmen Atina’nın
önderligindeki Attika-Delos deniz birligine “Hyromos” ve “Kyromos” adıyla
kayıtlıydı.

Ele geçen mimari buluntular ve seramikler Euromos’un M.Ö 6. yüzyılda var
oldugunu göstermistir. Euromos’un günümüze ulasan kalıntıları; Tanrı Zeus’a
adanmıs, Zeus Lersyonos tapınagı, Tapınagın arkasındaki tepede Euromos’u kusatan,
Helenistik ve Roma dönemine ait büyük bir sahayı kaplayan surlar, oldukça tahrip
olmuş
olan tiyatro, tiyatro ile bugünkü karayolu arasında kalan Stoa ve onun
çevreledigi Agora’dan parçalar vardır.

Kentin nekropolü ise yoldan tapınaga giden patikanın kenarında surların
dısında kalan alana yayılmıstır. Burada Karia tipi mezarlar ve gömü çukurları
bulunmaktadır. Karayolu kenarında Maltepe denen yerde, tümülüs olması muhtemel
bir yükselti bulunmaktadır (Bayburtluoglu, 1982: 134).

Kızıl’a göre kentin nekropolünde Karia tipi sandık biçimli mezarlar, oda
mezarlar ve lahit mezarlar bulunmaktadır. Roma Dönemine ait anıtsal nitelikteki tek
mezar örnegi ise tonoz çatılı olan kompleks bir mezardır. Bu mezar kuzey-güney


yönünde insa edilmiş
olup yan yana dört odadan meydana gelmektedir. Ortadaki
odalar hemen hemen simetrik olup benzer ölçülere sahiptirler. Yanlardaki ön
cepheleri açık daha büyük ve yüksek besik tonozlu odaların ortasında yer alan
uzunca dikdörtgen odalar dar olup fazla büyük olmayan girislere sahiptirler.
Duvarların ön ve yan cepheleri düzgün kesilmiş
mahalli kireç tası ile kaplanmıstır.

Kapılar odaların orta ekseninde yer almayıp ortadaki duvarın sagında ve
solunda yer almıslardır. En sagdaki oda ön girisin basladıgı bölmeye kadar iç içe iki
tonozludur ve her iki tonozun arasındaki mesafe oldukça azdır. nsa teknigi ve
baglantı yerlerinden her iki tonozun aynı zamanda yapıldıgı anlasılmaktadır. Oldukça
sade ve yalın olan sol bastaki odanın arka duvarının dibinde, bu odanın altında
tonozlu baska bir odanın varlıgını kanıtlayacak tonoz kavisinin küçük bir kısmı
görülmektedir.

Ortadaki her iki odanın da çatısı büyük ölçüde yıkılmıstır. Çatıya ait molozun
odaların içini doldurması gömü düzeni hakkında bir fikir edinmeyi de olanaksız
kılmıstır. Ancak buna ragmen odaların boyutları lahit koymak için elverisli degil gibi
görünmediklerinden, cesetlerin ahsap tabut veya pismiş
toprak lahitlerin içlerine
konulup defnedildikleri düsünülmektedir. Zamanında sıvalı oldugu anlasılan
mezarların tonoz yapımında ahsap kalıp kullanılmış
olmalıdır.

Orta kısımları, moloz ve harçla doldurulan, dısa bakan yüzlerde ise düzgün
blok tasların kullanıldıgı duvar örgü teknigine Roma mparatorluk Döneminin pek
çok yapısında sıkça rastlamak mümkündür. Dış
görünüş
itibarı ile duvar örgüsü


Euromos mezarına en yakın olan mezarlara Alagün,ve Iasos'ta rastlanmaktadır.
Mimari form ve plan açısından bu mezara dogrudan benzeyen örneklere ne Karia
mezarlıklarında, ne baska bölgelerdeki mezarlıklarda karsılasılamamıstır.

Euromos mezar anıtında, küçük girisli; uzun fakat fazla geniş
olmayan
ortadaki odalar mezar odası, yanlarda önü açık eyvan formunu çagrıstıran odalar ise
Karya ve Kilikya'daki nekropollerde yer alan bazı kompleks mezarlarda oldugu gibi dini
merasim, ziyafet ve ziyaret günleri için kullanılıyor olmalıydı (Kızıl, 1999: 97).


4.8 HALKARNASSOS
Bugün Bodrum olarak bilinen Halikarnassos’un, yüzyıllar boyunca Ege
adalarından gelen istilalara maruz kaldıgını bilinmektedir. Bodrum yakınlarında
yapılan Çömlekçi, Yalıkavak ve Müskebi kazılarında ortaya çıkan Miken
mezarlarından çıkan eseler de, adalardan gelen Mikenlerin bu bölgede var
olduklarının göstergesidir.

Halikarnassos’lu Tarihçi Heredotos “Karialılar anakaraya adalardan
gelmistir” diyerek kentin kurulusunu on kolonistlere baglamıstır. Heredotos, Mora
Yarımadası’nın (Peleponnesos) dogusundan, Trozien’den gelen Dorlar tarafından
kuruldugunu söyleyerek ilk gelenlerin bugünkü Bodrum Kalesi’nin oldugu yerde batı
rüzgarı anlamındaki Zephyros Adası’na yerlestiklerini, kıyı boyunda tutunduklarını
sözlerine eklemistir ( Bayburtluoglu, 1982: 102) .

Plinius’un bildirdigine göre Halikarnassos’un en önemli kalıntısı, antik
dünyanın yedi harikasından2 biri olan “Mausoleum”dur. 1857 yılında Charles T.
Newton tarafından bulunan, frizleri ve heykeltıraslık eserlerinin hepsi British
Museum’a tasınan anıt M.Ö 350 yılında Moulosslos için karısı Artemisia tarafından

2 Antik Dünyanın yedi harikasından biri Mousoleumdur. Diger harikalar ise Mısır’daki Giza
Piramitleri, Babil’in Asma Bahçeleri, Oyimpia’daki Zeus Heykeli, Efes’teki Artemis Tapınagı,
Rodos’ta bronz heykeli ve skenderiye Feneri olarak kabul edilmistir.


yaptırılmıstır (Akurgal 1993 : 480) . Bu anıtsal eserin mimarı devrin önemli sanatçısı
Pytheostur. Mausoleum’da Skopas, Bryaxis, Timotheus ve Leokhares gibi devrin
önemli heykeltırasları da çalısmıslardır. Scopas’ın dogu tarafında, Bryaxis’in
kuzeyde, Timothee’nin güneyde, Leochares’in ise batıda çalıstıgı bilinmektedir.
Ancak ne yazık ki Bodrum’da bugün bu eserden günümüze temel izleri ve esere ait
çok az friz kalmıstır ( Bayburtluoglu, 1982 : 102 ) .

Plinius anlatımına göre Mausoleum kabaca dikdörtgen planlı bir yapıdır. Dört
bölümden olusan yapı yüksek bir kaide üzerinde duran kısa kenarlarda 9’ar uzun
kenarlarda 11’er sütun bulunan 36 sütunlu bir pteron onun üstünde yükselen 24
basamaklı bir piramit ve en tepede yer alan bir quadrigadan3 olusmustur ve bu atlı
arabayı çeken Artemisia ve Maousolos heykellerinin en üstte yer almaktadır. Tüm bu
ögelerle birlikte eserin yüksekliginin 42 m.yi buldugu Plinius tarafından aktarılır
(Akurgal 1993 : 480), (Alpözen 1990:90).

Yapılan kazılar sırasında Mausollos’un anıt mezar odasına da ulasılmıstır. Bu
bölmeye ana kaya içinde açılan 9 m.lik geniş
bir merdivenden inilmektedir.
Günümüzde bir çatı ile korunan Mezar odası ise yaklasık 7ye 6m boyutlarındadır ve
girisi iki mermer kapıya sahiptir. Kapının ve mezarın isçiligi oldukça yüksek
seviyededir. Bunun yanı sıra en iyi kalite Attik kaplar, altın ve fildisi aplikeler gibi
mezar hediyeleri mezar odasının içinde ve çevresinde bulunmustur. Cenaze islemi
gerçeklestikten sonra koridorun dış
kısmı son derece büyük boyutlardaki yesilimsi

3 Quadriga: Dört atın çektigi araba


bir taş
ile kapatılmıstır. Bu kapagın yapısı kapatıldıgında saglam bir biçimde
oturması için tasarlanmıstır (Jeppsen:18).

Basamakların çevresinde kesilmiş
hayvanların – öküzler, danalar, koyunlar,
tavuklar, vb hayvanların kalıntıları bulunmustur. Muhtemelen Mausollos’un öbür
dünyadaki hayatı için yapılan bu büyük çaptaki kurban eyleminin üzeri toprak ve
büyük taş
blokları ile kapatılmıstır (Jeppsen:18) .

Antik dönemin ünlü mimarlarından Vitruvius sehre ve Mausoleum’a özel bir
ilgi duyarak bu yapı hakkında bilgi edinmemizi saglayacak bilgilere eserinde yer
vermistir. Sehir ve Mausoleum hakkında bilgi veren en önemli kaynaklardan biri
olmustur. Vitruvius, bu konuda yazarken, Mausoleum’un mimarı ve bina hakkında
kitap yazmış
olan mimar Pytheus’un eserinden faydalanmıstır. (Küçükeren, 2005:
138). Bu eseri esi için yaptıran kraliçe Artemis, anıt bitmeden öldü; fakat mezarı
yapan bu sanatkarlar, kendi söhretleri ve sanatın serefi için yine tamamladılar
(Alpözen 1990:90),(Bean, 1987: 120).

Son yüzyıl içersinde anıt alanında yapılan arastırmalarda, anıtın bir deprem
sırasında çöktügü ancak 15. yy’da bölgeye gelen sövalyelerin yapı tası ve kireç
yapmak için yapının malzemelerini kullandıklarını, mezar odasının bulundugu alanın
tahrip edildigini ortaya çıkarmıslardır. Heykellerin yapı malzemesi olarak
kullanılmaması nedeniyle bırakılması bir oranda korunmasını saglamıstır. Son olarak
1857 yılında kalan eserlerinde British Museum’a götürülesi sonucunda yapının
bugün sadece temelleri görülebilmektedir. Bu eserler arasında amazonlarla


Yunanların mücadelesini anlatan friz blokları, çok sayıda insan heykeli, aslan
heykelleri, tepedeki dörtlü gruba dahil olan at heykeli ve arabaya ait tekerlek
bulunmaktadır (Texier, 2002: 225).


Resim 55: Mausoleum’dan Artemis ve Mousolos heykelleri
(http://www.livius.org/.../halicarnassus/mausoleum.jpg)


Resim 56 : Mausoleum rekonsktürüksiyonu


Resim 57 : British Museum’da bulunan friz parçaları


Resim 58: British Museum’da bulunan friz parçaları


Resim 59 : British Museum’da bulunan friz parçaları


Resim 60 Bodrum’da bulunan friz blokları Resim 61 : Bodrum’da bulunan friz blokları


Resim 62: Mausoleumun rekosktrüksiyonu
(http://www.personal.kent.edu/~khame/Arch.4th.Maussol.)


Halikarnassos’ta bulunmuş
olan bir diger önemli mezar ise Hekatomnos
çagına ait bir kadın mezarıdır. Yöresel tastan tek parça olarak oyularak yapılan lahit,
tek parça olarak islenmiş
bir kapaga sahiptir. Yüzleri düzgün tıraslanmış
yöresel
tasların örülmesinden olusan lahit, boyutlarından biraz daha büyük bir mezar
odasının içinde, üzeri yedi adet tasla örülmüş
olarak bulunmustur (Özet, 1994: 88).


Plan 7 : Halikarnassos Kraliçe Ada’ya ait olabilecek (?) Mezar (Özet 1994)


Resim 63: skeletin Bulunuş
Durumu (http://www.bodrum-museum.com)

Mezar açıldıgında kolları çapraz olarak kavusturulmuş
halde bulunmuş
olan .

skelet üzerinde paleoantropologlarca yapılan çalısmalarda 40lı yaslarında bir kadına
ait bir iskelet tespit edilmistir. skeletin boyunun 1.62 oldugu saglıgında birden fazla

çocuk sahibi oldugu anlasılmıstır. Dislerinin incelenmesi sonucunda saglıklı ve
saglam bir yapıya sahip oldugu anlasılmıstır (Özet, 1994: 89). Manchester
Üniversity’de R.W. Stoddart tarafından yapılmış
olan daha sonraki çalısmada diş
ve
iskelet patolojilerine ait eriskin bir kadına ait olan kemiklerin iyi korunmuş
durumda
oldugu ancak bazı küçük hasarlar görüldügü belirtilmistir. Kafanın boyutları,
mandibulanın sekli, dislerin durumu, suturların kapanmasına bakılarak tahmini yasın
30-50 yasları arasında oldugu tespit edilmistir. skelet üzerinde herhangi bir patolojik
durum tespit edilememistir. (Prag-Neave, 1994: 108).

Manchester Üniversitesi Müzesi’nden Dr. John Prag ve ekibi tarafından bu
iskelete ait baş
üzerinde etlendirme yapılmıstır. Bu çalısma sonrasında daha önce
Karialı Prenses olarak adlandırılan bu iskeletin Hekatomnos’un beş
çocugundan biri
olan Kraliçe Ada ile benzerlikler tasımasından ötürü Kraliçe Ada olabilecegi öne
sürülmüstür (Alpözen, 1994:113) .


Resim 64 : Muhtemelen Ada’ya ait olabilecek heykel bası (Prag-Neave, 1994)


Muhtemelen Ada’ya ait olabilecek iki adet mermer kadın bası ve mezardan
çıkan yüzügün üstündeki kadın figürüyle etlendirilmesi yapılan iskelet arasında
benzerlik kurulmustur. Ayrıca Ada’nın muhtemel ölüm tarihi ile bu mezarda
bulunan iskeletin ölüm yası birbiriyle tutarlılık göstermektedir. Tüm bunlar ele
alındıgında bulunan iskeletin Ada olmasını güçlendirmektedir. Ancak mermer baslar
üzerinde yapılan ayrıntılı çalısmalarda yüzün alt kısımlarında bazı farklar görülmesi
ise bazı soru isaretlerinin kalmasına yol açmıstır (Prag-Neave, 1994: 108).


Resim 65: Muhtemelen Ada’ya ait olabilecek skeletin Baş
Kısmı (Prag-Neave, 1994)


Resim 66: Mezardan çıkan iskeletin etlendirilmiş
son hali (Prag-Neave, 1994)


Mezar zengin buluntuları ile oldukça dikkat çekicidir. skelet üzerinde
bulunan altın taç, bir kolye, iki fibula-dügme, üç yüzük, iki bilezik ve çesitli boy ve
cinste elbise aplike parçaları bulunmustur. Tüm bu buluntular ısıgında mezar M.Ö
360-325 tarihleri arasında verilmektedir (Özet, 1994: 96).


Resim 67: Mezara ait buluntulardan örnekler


4.9 HYDA.
Hydai/ Kydae antik kenti Mugla l Merkezi’nin batısında, Milas lçesi'nin 6
km batı-güneybatısında yer alır. Kent Güllük Körfezi'ne baglanan Sarıçay Vadisi'nde
Damlıbogaz/Damlarbogaz Köyü yakınlarındadır. Grekçe’de “Su” anlamına gelen
"Hydai” kentinin, MÖ 478 yılında kuruldugu bilinmektedir. Ancak ilk yerlesmenin
MÖ 3. bin yılına kadar geri gittigi bilinmektedir. Sarıçay Nehri'nin yatagının
degismesiyle ortaya çıkan antik mezarlıgın buluntuları bu görüsü destekler
niteliktedir (TAY 2007 “Hydai” ). Kente iliskin kalıntılar, Apollon ve Artemis'e ait
tapınak kalıntıları gibi bir çok kalıntı kaçak kazılar, tarım alanı açma ve bilinçsiz
insaat yapımı sonrasında tamamen tahrip olmuş
durumdadır. Ancak bazı buluntular
köyün bazı yerlerinde ya da Sarıçay yatagı üzerinde görülebilir (Diler, 2001: 225) .

Diler tarafından yapılan arastırmalar kazı ve yüzey arastırmaları sonucunda
iki mezarın arastırılması yapılmıstır. Birinci mezar kaçak kazılar sırasında tahrip
edilmiş
olup oygu-oda mezar seklindedir. Mezarın oyuldugu kayalık, çimentolasmış
yamaç döküntüsü özelligindedir ve yapısı geregi kolayca oyulabilme özelligi
gösterir. Böyle bir yapıya sahip olan arazi özellikleri nedeniyle benzer kaya yapısının
görüldügü yamaçlarda baska oda mezarların da olabilecegi düsünülmektedir (Diler,
2001: 226) .


Plan 8: Hydai Mezar 1’in Planı (Diler 2001)

2.50 m. uzunlugunda bir giriş
alanına sahip olan mezarın kapısı iri taş
plakalarla kapatılmıstır. Tek odalı olan mezarın içindeki 1 m. uzunlugundaki
koridorun her iki yanında platformlar bulunmaktadır. Ana kayadan oyulmuş
olan bu
platformların üstü iri taslarla düzlestirilerek kalın bir toprak harçla kapatılmıstır.
Mezar odası 7.50 x 5.20 – 5.50 boyutlarındadır. Yan yana taslar sırlanarak ölü
yastıkları olusturulmustur (Diler, 2001: 226) .
Yaklasık olarak 20 kadar gömü yapıldıgı tespit edilmistir. Ancak
mezar içersine giren kireçli sular ve mezarın kaçakçılar tarafından tahrip edilmesi
iskeletlerin korunma durumunu etkilemistir. Yerinde korunan örnekler, ölülerin
platformlara yüzleri koridor tarafına gelecek sekilde yerlestirildiklerini
göstermektedir. Gözlemlerimiz gömütte daha sonraki kullanımlarda farklı
uygulamaların da yapıldıgını göstermistir. Kuzey platformun batı kenarında yapılan
temizlik çalısmasında açıga çıkarılan iskeletler, ölülerin kayrak tasları üzerine degil


dogrudan platform zeminine yatırıldıgını göstermistir. Bu alanda iskeletlerinin
yüzlerinin koridor tarafına degil duvar kenarına gelecek sekilde yerlestirildigi
görülmüstür. Mezar odasının buluntuları arasında az sayıda Geç Geometrik Dönem
çanak çömlek parçası bir kadeh ve bronz bir fibula ele geçmistir (Diler, 2001: 227) .

kinci mezar ise, ilk kez Diler tarafından bulunmustur. Birinci mezarla benzer
özellikler göstermektedir. lk mezara göre 5m. kuzeyde yer alan bu mezar da tek
odalı yerli kayaya oygu oda mezardır. Mezar girisi 1.70 x 1.28 m boyutlarındadır.
Mezar girisinde bulanan küçük taş
yıgınlarının mezarı çökmelere karsı korumak ve
mezarın girisinin bulunmasını engellemek amaçlı yapıldıgı düsünülmektedir. Kapı
girisi iri taslarla örülerek kapatılmıstır. Mezar odası 8.00 x 5.50 m. boyutlarındadır.
Birinci mezarda oldugu gibi girisle aynı eksen üzerindeki koridorun her iki yanında
ve karsısında platformlar üzerinde kayrak tasından yapılmış
ölü yatakları
bulunmaktadır. Mezar odası dogu batı dogrultusunda olup sadece batı platformu altta
taslarla desteklenmistir. Ancak kuzey ve güney platformlarının da orijinalinde alttan
taslarla desteklendigi fakat sonraki kullanımlar sırasında çıkarılıp sandık biçimli
mezarların kapakları olarak kullanıldıgı düsünülmektedir.
kinci mezarda bulunan ilginç bir buluntu ise içeride pismiş
toprak bir lahdin
bulunmasıdır. Bu pismiş
toprak lahit 0.63 x 0.48 m boyutlarındır. Bir tekne ve
üzerine yerlestirilen bir kapaktan olusmaktadır. Ayaklı olan lahit, gövdesindeki
kırıklar nedeniyle Antik Çagda kenetler1e baglanarak onarılmıstır. Lahit içerisine
sızan kireçli sular nedeniyle kemikler fazla tahrip olmusladır.

Mezar odasından ele geçen kemikler genellikle kol ve bacak gibi kemiklere
aittir. Platformlar üzerinde yapılan incelemeler sonucunda ölü yastıgı olarak
kullanılan taslar ile gömü sayısı arasında iliski kurulmustur. Buna göre batı
platformunda üç, kuzey platformunda iki, güney platformunda ise bir ölünün basının
koridora gelecek sekilde yerlestirildigini düsünülmektedir. Güney platformunda
dogrudan platform tabanı üzerine oturtulan ölü yatagı üzerine ise bir ölünün basının
gömüt duvarına gelecek sekilde yerlestirildigi belirlenmistir.

Mezar odası içerisinde ele geçen buluntular ise krater türü büyük hacimli
kaplar, olpe ve amphhoriskos türü küçük hacimli kaplardır. Bunlardan büyük hacimli
kapların mezarın bir sonraki gömü yapıldıgında yer degistirildigi ancak küçük
hacimli olanların ise büyük ölçüde ilk konuldukları yerde kaldıgı düsünülmüstür.
Kraterlerin gömütün daha sonraki kusaklar tarafından kullanımında farklı amaçla;
yeni gömülere yer açma amacıyla ölü kemik ve adak artıklarının içine konulması için
kullanılmıstır. Ancak ilk kullanımlarında içlerine konulan sıvıyla birlikte ölü
yanlarına konuldugunu göstermektedir. Bu görüsü kapların içine konulan kadehlerle
de desteklenmektedir Pismiş
toprak kapların yanı sıra mezar içersinde bronz
fibulalar, mızrak ucu, ok uçları ve egri uçlu bıçaklar da bulunmustur Ele geçen
buluntular ısıgında mezarın Geç Geometrik ve Erken Oryantalizan Dönemde
kullanıldıgı anlasılmıstır (Diler, 2001: 226-227).

Hydai’da yapılan bir diger arastırma bölgesi köyün kuzeyinde kaçak kazılarla
tahrip edilmiş
olan pithos gömülere ait olan nekropol alanıdır. Burada kaçak
kazıların düzenli aralıklarla yaklasık 5-10 m mesafeyle ve 3 metreye yakın


genisliklerle yapıldıgı görülmüstür. Bu alanda yapılan çalısmada açılan çukurlarda
tahrip edilen pithoslara iliskin kırık parçalar saptanmıstır. Bugün Milas Müzesi'nde
sergilenen Geç Tunç Dönemi gaga agızlı kapların da bu tür pithos gömütlerden
çıktıgı anlasılmaktadır. Yapılan çalısmalarda ayaklı bir Tunç Çağ
kabına iliskin kırık
parçalar toplanarak tümlenmiş
ve Milas Müzesi'ne teslim edilmistir. Bu nekropol
alanında ele geçen seramik parçaları Arkaik ve Geometrik Döneme tarihlenmektedir
(Diler, 2001: 229) .

Hydai’da yapılan tüm çalısmalar degerlendirildiginde kentte oda mezarların,
pithos gömülerin, sandık mezarların, Eski Tunç Çagı, Geometrik Dönem, Arkaik
Dönemde kullanıldıgı belirlenmistir. skeletler üzerinde gerek mezarlara giren kireçli
suların iskeletleri bozması gerekse mezar soyguncularının tahrip etmesi sonucunda
bütüncül bir arastırma yapılmadıgı düsünülmektedir. Buna ragmen ölü gömmeye
iliskin bazı bilgilerin yapılan arastırmalarda ortaya konması önemlidir.


Plan 9 :Hydai Mezar 2’nin Planı (Diler 2002)


4.10. IASOS
Antik yerlesim eskiden Iasos Körfezi (Sinus Iasicus) olarak adlandırılan derin
ve uzun bir koy içindeki kayalık yarımada ya da muhtemelen küçük bir ada üzerinde
kurulmustur; burası günümüzde Mandalya veya Güllük Körfezi olarak
adlandırılmaktadır. Antik çagda Iasos, Mylasa ve Didyma -Miletos arasında gelismiş
kara güzergahları yoktu. Kentin dogal iletisimi, ticaret dolayısıyla denizden
saglanmaktaydı. Deniz aynı zamanda Iasos için bir geçim kaynagıydı.

Kentin önemli yapı kalıntıları arasında bronz çagına ait yapı kalıntıları,
tiyatro, agora alanı, bouleterion, Demeter ve Kore kutsal alanı, Zeus Megistos kutsal
alanı, surlar, kuleler, evlerin oldugu yerlesim alanı, Bizans Dönemi’ne iliskin yapılar
ve çesitli devirlere ait nekropol alanları sayılabilir.


Harita 4: Iasos’un yeri


Iasos’un bazı mezarlıkları anakarada, kuzey ve batıdaki tasralarda yer alır.
Bu mezarlıklar dönemsel olarak çesitlilik göstermektedir. Karia bölgesi içinde erken
dönem mezarlıgı olma özelligi gösteren Erken Bronz Çagı I –II (M.Ö. 3. bin yıl)’na
ait büyük bir mezarlık, bazı Geç Geometrik (M.Ö. 8. ve 7. yüzyıl) mezarlar,
Hellenistik (M.Ö. 4. ve 3. yüzyıllar) ve Roma imparatorluk Dönemi (M.S.3 .yüzyıl)
ait mezarlık alanı yapılan sistemli kazılar sonrasında gün ısıgına çıkarmıstır (Baldoni
vd, 2004 : 125).

4.10.1 Prehistorik Dönem Nekropol Alanı
Kentin kuzeyindeki düz alana yayılmış
olan nekropol alanı Erke Bronz Çagı
I-II’ye tarihlenmektedir. (M.Ö. 3.bin yıl) bu alanda yapılan arastırmalar sonucunda
çogunlukla dikdörtgen ya da yamuk biçimli üzerleri bir ya da daha fazla yassı tasla
örtülmüş
96 adet mezar ortaya çıkarılmıstır. Mezarların yeri bir yükselti ya da bir
isaret ile belirtilmekteydi.

Mezarlara bir ya da birden fazla kisi gömülebilmekteydi. Mezar çoklu gömü
olarak kullanılmış
ise sonraki gömüler yapıldıgında ilk gömülere ait iskeletlerin bir
tarafa toplandıgı görülmüstür (Baldoni vd, 2004 : 125). Ölü gömme usulü, ölünün
bası doguya dogru dönük, bedeni egik, dizleri bükülmüş
ve kolları yüzünün önüne
uzatılmış
biçimde yapılmıstır. (Berti vd,1993: 120). Yani bedenler ana rahmindeki
durusuyla yerlestirilmistir. Mezarlarda az sayıda ölü hediyesi bırakılmıstır (Baldoni
vd, 2004 : 125). Daha çok kafanın yanına yerlestirilen mezar armaganları arasında
kase, tas, masrapa, sürahi, amphora, çömlek ve geometrik kazıma bezeli, bazen de


beyaz üst boya bezemeli kulak biçiminde kulplu kaplar olan seramik biçimleriyle
birlikte, Kykladlardan dısalım yoluyla gelmiş
bazı önemli ve ender mermer kaplar,
tunç, gümüş
ve kursun (yüzükler) metal mallar ve kolye boncuklar bulunmaktadır
(Berti vd, 1993: 120).

4.10.2Geometrik Dönem Nekropol Alanı

Geç Geometrik (M.Ö.8-7 yüzyıl) nekropol alanı, asos agorasının batı
kısmındadır ve Bronz Çagı tabakalarının üzerine insa edildiginden bazı erken
yapıları tahrip etmistir.

Bu alanda çesitli tiplerde yüzün üzerinde mezar kazılmıstır. Bunlar genellikle
dogu-batı dogrultusundadır ve aralarında yassı taslardan yapılmış
lahitler, yatay ya
da dik yerlestirilmiş
büyük urnelerin (pithos) içindeki inhumasyon ve kremasyon
gömüleri, amphora veya az çok dikdörtgen terrakotta lahitlerdeki kremasyonlar
bulunur (Baldoni vd, 2004 : 72).


Resim 68 : Iasos Geometrik Dönem Nekropolü


Mezarlar genellikle birkaç kisi için kullanılmıstır. Prehistorik dönem
nekropolünde oldugu gibi son gömü yapılırken bir önceki gömüye ait kalıntılar bir
köseye toplanmıstır. Bazen ikinci gömüler için yassı tastan kefenler kullanılmıstır.

Mezar hediyeleri çogunlukla yerel ve kaliteli kilden üretilmis, dönemin tipik
süslemeleri (seritler, dalgalı çizgiler, üçgenler, zikzaklar, ok ucu sekilleri vb.) ile
dekore edilmiş
çanak – çömlekler (testiler, kadehler, küçük kraterler, kaseler,
amphoralar) ve kaba kilden kaplardan (küçük testiler, çift kulplu kaplar, kavanozlar)
olusturmaktadır. Ayrıca bronz takılar (bilezikler, kolye parçaları, yüzükler, spiral saç
tokaları, fibulalar) ve küçük bir demir bıçak bulunmustur. Bazı kadın mezarlarında
terrakotta igler, çocuk mezarlarında ise terrakotta biberonlar ve deniz kestanesi
kabukları ele geçmistir (Baldoni vd, 2004 : 72).

4.10.3 Hellenistik Dönem Nekropol Alanı
Prehistorik mezarlıgın üzerinde bulunan Hellenistik nekropolisinde lahitler
agırlıktadır. Bunlar düzgün kesilmiş
taslarla yapılmış
ve yassı taslarla örtülmüstür.
Farklı yönlere bakarlar ve “mezar sunagı” olarak adlandırılan M.Ö. 3-2 yüzyıla
tarihlenen iki olagan dısı anıtın etrafında toplanmıslardır. Mezarlardaki kadınların
yüksek mevkiden oldukları, zengin gömü hediyelerinden anlasılmaktadır. “Mezar
sunakları” lahitlerin üzerindeki platformlardan yükselen basamaklı dikdörtgen
yapılardan meydana gelir. Mezar hediyeleri arasında parfüm koymak için kullanılan
alabastronlar, altın varaktan olusan kolye, parfüm için kullanılan küçük bir vazo,
altın örgülü pandantif kolye, bilezik, skrabeli bir yüzük, bir çift küpe ve bir kolye
bulunmustur. Yüzükler ters çevrilmiş
piramitler seklindedir ve bunlara Hayat


Agacı’nı temsil eden teller aplike edilmistir. Ölen kadının saçı ise bir silindire
eklenmiş
yarım küre biçimli bir çift “makara” ile süslenmistir. (Baldoni vd, 2004 :
126). Bu degerli eseler M.Ö. IV yüzyıl sonu ile .Ö. III yüzyıl bası arasına tarihlenir
(Berti vd,1993: 122).

4.10.4 Roma Mausoleionu
Kent etrafında yükselen mezar biçimli yapılar arasında en görkemlisi olan
Balık Pazarı olarak bilinen yapıdır. Bu yapıyı 20. yy baslarında Iasos’u ziyaret eden

talyan arkeologlar Strabon’un “Balık Pazarı” olarak anlattıgı yer oldugunu
düsünmüslerdir. Bu nedenle yanlış
olarak uzun bir süre yapının adının “Balık Pazarı”
olarak kalmasına neden olmuslardır (Berti vd.,.1993: 124).
Syria etkisi gösteren yapı aslında M.S. 2.yy’a ait bir Roma
Mausoleionu’dur. Bu mausoleionu kendisi ya da ailesi için insa ettiren kisinin
kimligi bilinmemektedir, ancak bu kisinin zamanında önemli bir kisi oldugu tahmin
edilmektedir. Payeler üzerinde kemerlerden olusan bir portiko ile sınırlanmış
40 x
48m boyutlarında bir alanın ortasında, basamaklı yüksek bir platform üzerinde ön
cephesi dört sütunlu bir tapınak bulunmaktadır. Mezar odası 10m x 7mlik bir alana
yapılmıstır Girisi batı olan yapının içinde alçak sütunlar vardır. Duvarlarda
kemiklerin saklandıgı kapların koyulması için nisler ve bu duvarlarla bitisik taş
sekiler bulunmaktadır (Baldoni vd.,. 2004: 127).


Resim 69 : Roma Mausoleionu

4.10.5 Saat Kulesi Olarak Bilinen Anıtsal Mezar
Antik kentten 1 km uzakta dogu kıyısında Çanakçık Tepe’nin alçak
yamaçlarında bir mezarlık alanı daha bulunur. Bu alandaki dikkat çekici yapı “Saat
Kulesi” olarak adlandırılan anıtsal nitelikteki yapıdır. Geç Roma mparatorluk
Döneminde tarihlenen bu mezar “kule” veya “podium” mezarlar olarak bilinen Syria
mezarlarına benzer nitelikler tasımaktadır. (Baldoni vd., 2004 : 130 ). Üst üste iki
odadan meydana gelmistir. Alttaki odanın tonozlu nisleri vardır. Girisin karsısındaki
niş
daha derindir ve bir platforma sahiptir. Dısarıda, kuzey cephede muhtemelen Orta
Bizans Döneminde, dogudaki kısa rıhtım üzerinde kare planlı bir gözetleme kulesi
insa edilmistir (Baldoni vd., 2004 : 130 ), (Berti vd.,1993: 123)


Resim 70 : Saat Kulesi Olarak Bilinen Anıtsal Mezar

4.10.6 Oda Mezarlı Nekropolis
Denize 600 m boyunca bir dizi teras ile inilen batı düzlügünün
yamaçlarındaki yogun iskan yüzünden zarar görmüş
olan oda mezarlı nekropolis
M.Ö. 2. yüzyılın ikinci yarısından M.S. 4 yüzyıla kadar sürekli kullanım görmüstür.

ki grup halinde tanımlanabilecek olan mezar grubunun birincisi dogugüneydogu
yönünde iki sıra halinde, batıdan “küçük limana” hakim olan kayalık
sırtın alt kısmı boyunca uzanan 25 adet oda mezardan meydana gelmektedir. kinci
grup mezarlar ise modern köyün bulundugu alanda yamaçlar üzerinde 60 adet mezar
bulunmaktadır. Oda mezarlar genellikle dört köse, tonoz çatılı, taş
duvarlı tek bir

odadan meydana gelmektedir. Mezar duvarlarının fresklerle kaplı oldugu
düsünülmektedir. Bazı mezarlara basamaklarla ulasılır; digerlerinin girisi ise
kenarlarda ya da öndedir. Girislerin oldukça büyük lento ve söveleri vardır; kapılar
ise tastandır. Lentonun ya da duvarların arasına yerlestirilmiş
tasların üzerine
islenmiş
ya da boya ile yazılmış
kısa cenaze yazıtları bulunmaktadır.

Oda mezarlardan birinin yakınına yapılan arastırmalarda amphora ya da “alla
cappuccina4” gömüleri asos nekropolisinde en azından erken dönemlerde sıkça
görülebilen mezar tipli oldugunu ortaya koymustur. Bu olay sadece in situ bulunmuş
malzemeyle degil, çevre duvarına yaslanarak odayı saran çok sayıdaki ampfora içine
olan gömülme yeriyle de belgelenmistir.

talyan kazı ekibinin yerlestigi alandaki bir oda mezarda da benzer bir durum
gözlemlenir; burada 16 çocuk gömüsü bulunmustur. bunların 11’i amphora içinde 3
çukur gömüsü ve bir “alla cappuccina” olarak ortaya çıkarılmıstır. Kül kapları olarak
kullanılmış
amphoralar M.Ö. 1. yüzyıl ile M.S. 1 yüzyıl arasına tarihlenmektedir.
Oda mezarlardan birinde, bitkisel motifler ve boga bası ile bezeli yuvarlak bir
mermer sunak bulunmustur. Simdi Balık Pazarı’nda sergilenen sunak Geç
Hellenistik Döneme aittir.

Modern köyün içinden geçen ana yolun kenarındaki mezardaki bir amphora
gömüsünde ortaya çıkarılan mezar hediyeleri sunlardır: ince cidarlı küçük bir kase,

4 “Alla capuccina” pismiş
topraktan yapılmış
kırma çatı seklinde mezar yapısı


Kuzey talya’daki Ticino isliklerinde üretilmiş
ve M.S. 1 yüzyılda söz konusu
bölgede ragbet görmüş
güvercin sekilli ampulla. Bu buluntunun asos’ta karsımıza
çıkması, talya, Gallia ve Germania’dan bilinen benzer balsamarianın Dogu
Akdeniz’e ulastıgının göstergesidir. talyan kazı ekibine ait alandaki çocuk
gömülerinde ölü hediyesi olarak bırakılmış
terracotta figürinler ele geçmistir
(Baldoni vd., 2004 : 132 ), (Berti vd., 1993: 122) .

C. Texier’in de belirttigi gibi asos nekropolü körfezin kuzey kıyısını,
birbirine bitisik sıra tepelerden meydana gelmiş
olup bunlar körfezin içini sarar
seklinde yapılmıslardır. Limanın girisinden ovaya kadar bu yerleri isgal etmiş
olan
çesitli kavimler, mezarlarını bu tepelerin sırtlarına yapmıslardır. Her dönemden ve
her tarzda olan bu mezarlar, aynı maksada yönelik düsünce tarzının, sanat açısından
olusturdugu farkları tamamen gösterir nitelikler tasımaktadır (Texier, 2002: 241) .

4.11 DYMA
dyma kenti bugün Mugla ili, Akyaka beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır.
(Gürbüzer, 2006: 19 ) dyma’nın, kelime kökeni olarak d(a) – uma dan olustugu ve
orman halkı anlamına geldigi söylenmektedir (Umar, 1993 : 334). Son hecesine
bakarak dyma’nın Anadolu kökenli yerel bir isim oldugu düsünülmektedir. Kente
iliskin en erken bilgiler M.Ö. 5 yy’a tarihlenmektedir. Bu dönemde Attik Delos deniz
birligine üyedir ve birlige düzenli olarak vergi ödemektedir (Gürbüzer, 2006: 24).
Hellenistik Devirde III. Aleksandros’un (Büyük skender) eline geçen sehrin,
M.Ö. 3. ve 2. yy.'da Rhodos peraiasına (topraklarına) dahil oldugu düsünülmektedir.
Roma dönemine ait birçok yazıt kesfedilmesine karsın, dyma’nın Roma
dönemindeki yerlesimi bilinmemektedir. Gökova köyünün kuzeyindeki kalıntılar en
geç .Ö. 4-3. yüzyıllara tarihlidir. Bu da bize söz konusu yerlesimin bu yüzyıllarda
terk edildigini ve kentin günümüzde modern Akyaka yerlesiminin bulundugu yere
tasındıgını düsündürmektedir.

Kentin nekropolüne iliskin veriler sınırlı düzeydedir. Kayaların oyulması ile
yapılmış
tapınak planlı kaya mezarları Akyaka-Gökova köyü arasında, nisdibi
olarak adlandırılan mevkiinde bulunmaktadır. Anıtsal nitelikteki bu mezarlar M.Ö. 4.
yy’a tarihlendirilmektedir. Bu tip mezarların benzer örnekleri Karia Bölgesi içersinde
Kaunos’ta görülebilir. (Gürbüzer, 2006:32). Bu tip mezarların Lykia bölgesinde çok
görülmesinden ötürü “Likya Tipi” mezarlar olarak da adlandırılmalarına ragmen


Karia bölgesi içerisinde de görülebilmektedir. Bu tip mezarlarda mezar ne kadar
büyük ise o kadar önemli bir mevkideki bir kisiye ait oldugu düsünülmektedir.


Resim 71: dyma Tapınak Planlı Kaya mezarı


Resim 72 ve Resim 73 : dyma Tapınak Planlı Kaya Mezarı


2001 yılında Akyaka Belediyesi’nin alt yapı çalısmaları sırasında tesadüfen
ortaya çıkarılan yalancı tonozlu bir oda mezar önemli bir kesif olarak
nitelendirilebilir. Soyulmamış
olan bu mezar doga kosullarına da yenik
düsmemistir. Bu mezara iliskin incelemeler M. Gürbüzer tarafından bir yüksek
lisans tezi kapsamında degerlendirilmistir (Gürbüzer, 2006) .

Mezar tek odadan olusan mezar kuzey -güney yönlüdür. Konglomera cinsi
taslar kullanılarak yalancı tonoz tekniginde yapılmıstır. Mezar içersinde üç kline
bulunmaktadır. Kuzey kline üzerinde yer alan duvarda bir niş
yer almaktadır. Mezar
odasındaki klineler taş
sıralardan örülmüstür. Mezarın ön kısmında bulunan bir yazıt
mezarın ilk sahibinin bir kadına ait oldugunu göstermistir. Mezar içersinde bulunan
eserler arasında, kandiller, pismiş
toprak unguentariumlar, tek kulplu testiler, kaseler,
sikkeler, bronz bir fibula, kilit sistemine ait bir parça, altın bir yüzük ve cam
unguantariumlar ele geçmistir.

Mezar içersinde bir iskelete ait kafatası ve kaval kemigi parçaları
bulunmustur. skeletin kafasının çevresinde ve ayak ucunda olmak üzere iki farklı
grup buluntu ölü hediyesi olarak bırakılmıstır (Gürbüzer, 2006: 90) .

Yapılan bu çalısmada mezara ve buluntulara iliskin ayrıntılı degerlendirmeler
sonucunda mezarın M.Ö. 166’da yapıldıgı ve M.S. 3 yy’a kadar kullanım gördügü
belirlenmistir (Gürbüzer, 2006: 96) .


Resim 74 dyma Yalancı Tonozlu Oda Mezar’nın çi (Gürbüzer, 2006)


Plan 10: dyma Yalancı Tonozlu Oda Mezar’nın çi (Gürbüzer, 2006)


4.12 KAUNOS
Karia – Lykia sınırında yer alan kentin Karca adı Kbid’dir. Attika – Delos
Deniz Birligine (M.Ö 425) üye kentler içinde en yüksek gider katkı payı ödeyen
kentlerden biriydi. Antik dönemde Kurutulmuş
tuzlu balık, incir, susam, reçine ve
karasakız ihracatı ile zengin bir kent konumundadır. Bugün görülebilen kalıntıları
arasında tiyatro, hamam kompleksi, Apollon ve Artemis kutsal alanı, tholos denen
islevi henüz bilinmeyen yuvarlak yapı, çesme binası ve nekropol alanları sayılabilir
(Küçükeren, 2005: 151)

Kaunos’un mezar tipleri oldukça çesitlilik göstermektedir. Bunlar arasında en
ilgi çekici olan kuskusuz tapınak cepheli kayaya oygu mezar tipidir. Bunun yanı sıra
yine “güvercin yuvası” ismiyle anılan dikdörtgen biçimli derin kaya oygu mezarlar,
lahit tekneleri ve sandık tipli mezarlar Kaunos’un mezar zenginligini göstermesi
açısından önemlidir (Ögün vd., 2001: 163 ).

4.12.1 Kayaya Oygu Mezarlar
Kente hem denizden hem karayolu ile ulasanların dikkati çekecek büyüklükte
Olan mezarlar kuzey koy’u kuzey yönden kusatan Balıklar Dagı’nın koya bakan sarp
cephesi üzerinde yer almaktadır. Bu mezarlar güneybatıya dogru yedi farklı alanda
gruplandırmaktadır. Bu mezarlar M.Ö 4. yüzyıla tarihlendirilmislerdir. Toplam 167
adet olan mezarlardan en görkemlileri tapınak cepheli olan mezarlardır. Cephe


planlarına göre genellikle templum in antis5 planlı yapılmıslardır çok az mezar
prostylos6 tipi plana sahiptir. Antalar arasındaki sütunların tasıdıgı üçgen alınlıklı
cephenin gerisinde basamaklarla çıkılan Pronaos ve bir kapıya açılan Mezar Odası.
Yanlardan ve yukarıdan anakayadan tamamen kopartılmış
olmalarıyla, bütün bu
mezarlar tamamıyla birer Naiskos konumuna getirilmislerdir. Bazıları tapınak cephe
mimarisini tam olarak yansıtmalar. Dor tarzında yapılmış
tek örnegin dısında
digerleri on düzeni tarzında yapılmıstır. Altılı grup içersinde boyutlarıyla dikkat
çeken mezar yapımının yarım kalması nedeniylede önemlidir. Mezarın yarım
kalması olasılıkla Büyük skender’in Karia kentlerini istilaya baslaması nedeniyle
yasanan siyasi çalkantıdır (Ögün vd., 2001:163 ) .


Resim 75: Kaunos Kaya Mezarlar (Bitirilmemiş
Mezar)

5 Giriş
kısmında iki sütun bulunan tapınak planı
6 Giriş
kısmında dört sütun olan tapınak planı


Mezarların oda planları kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Yan ve arka
duvarların önünde yastıklı kline yapılmıstır. Bazı mezarlarda girise yakın olarak
kline düzeyinin altında sunu sekileri de bulunabilmektedir. Yine bazı örneklerde
klinelerin çevreledigi alan sonradan oyularak bir lahit teknesi haline getirilmistir.

Bu anıtsal mezarların tek bir kisi için degil bir aile mezarı seklinde yapıldıgı
yapılan arkeolojik degerlendirmeler sonucunda ortaya konmustur. Mezarların
bazılarında renkli sıva izleri görülmüstür. Çok az mezar da yazıt bulunmaktadır.
bunlardan yalnızca bir karcadır (Ögün vd., 2001: 164).

Tapınak cepheli kaya mezarları Likya bölgesinde bulunan kaya mezarlarıyla
benzerlik gösterse de Likya mezarlarının genellikle ev ya da ambar tipi seklinde
olmasıyla ayrılır. Tapınak cepheli mezarları Anadolu’daki kaya mezarları
geleneginin Helenlesmissekli olarak düsünülebiliriz. Likya bölgesinde tapınak
cepheli olan mezarlar oldukça azdır. Bu mezarlara daha çok Kaunos sınırına yakın
yerlerde karsımıza çıkar.

Kayalık cephe üzerine yapılmış
diger bir mezar türü ise “güvercin yuvası”
ismiyle anılan mezar yapılarıdır. Boyutları 0.65 x 0.70 x 0.55 ila 2.20 x 2.82 x 1 m.
arasında degismektedir. Az bir bölümü tapınak cepheli mezarların basit örnekleridir.
diger örnekler kayalıga açılmış
basit örnekler seklinde yapılmıslardır. Cepheleri
geniş
açılmış
olan mezarlar iki kanatlı kapı bloklarıyla kapatılırken, dar olanların
girisleri tek bir kapı bloguyla örtülmüstür ve çok az mezarda sunu sekisi
bulunmaktadır (Ögün vd., 2001: 166 ) .


Resim 76 : Kaunos Kaya Mezarları

4.12.2 Niş
Mezarlar:
Kuzey Kaya Nekropolündeki mezarlar kayalık yamaç üzerine açılmış
oyuklar
seklindedir. Kızıltepe’nin Alagöl kıyısındaki yamaçlarda ve Balıklar Dagı
yakınlarında bulunan bu mezarlar önemli bir grubu olusturmaktadır. Alagöl’ün
üzerindeki kayık yamaçta açılan ellinin üzerindeki niş
mezarlar içlerine bir urne
sıgabilecek sekilde yapılmıslardır yaklasık 40 cm yüksekligindedirler. Mezarların
tabanlarına açılan yuvarlak yuvalar içlerine konan urnelerin oturtulması için
yapılmıslardır. Urnelerin yerlestirilmesinin ardından kapakların bir plaka tasla
kapatıldıgını düsündürecek izler bulunmaktadır. bazılarının agzına yerlestirilen
kapak taslarının üzeri üçgen alınlıklı bir tapınak seklinde sıvanmıstır.


Bu alanda yapılan kazılar sırasında ele geçen stel formlu ve üçgen alınlıklı üç
mermer plaka, mezarların kapaklarının nasıl oldugunu göstermesi açısından önem
tasımaktadır. Üzerlerinde kime ait oldugunu yazan kısa yazıtlar bulunmaktadır.

Kaya mezarlarının Roma ve Bizans dönemlerinde tekrar kullanıldıgı
düsünülmektedir. Ancak günümüzde oldugu gibi antik dönemde de mezar
soyguncularının tahribatına maruz kaldıgı düsünülmektedir. Ele geçen kırık parçalar
bunu kanıtlar niteliktedir. Yapılan çalısmalar sonucunda ancak tek bir Kalyx – Krater
restore edilerek tamamlanabilmistir. Yalnızca daha dayanıklı malzemeden yapılmış
olan alabasterler saglam kalabilmistir (Ögün vd., 2001: 166-169 ) .


Resim 77 : Kaunos Niş
Mezarlar


Resim 78: Kaunos Niş
Mezarlar

4.12.3 Anıt Mezarlar
Diger mezarlardan soyutlanarak yüksekçe tepeler üzerine tek odalı insa
edilmiş
Anıt Mezarlar’dan bugüne kadar yalnızca ikisi arastırılabilmistir. Bunlardan
biri, bugün ören girisinin hemen sagındaki küçük tepe, digeri ise kentin kuş
uçumu 4
km. batısında, Ekincik Koyu üzerinden Akdeniz’e hakim Mezargedigi bölgesinde
bulunmaktadır.

Ören girisinin hemen sagındaki, Akropolis’in güneydoguya uzanan alçak
burnu üzerinde bulunan anıt mezar I, tek bir odadan ve onun önündeki ön bir
mekandan olusmaktadır. Mezar kültüne yönelik oldugu düsünülen bir mezar sunagı
yer almaktadır. Mezarın yönü güneybatıya dönük yapılmıstır. Mezar odası özenle
kesilmiş
ve islenmiş
mermer orthostatların kayalıgın içine örülmesiyle elde


edilmistir. Cephesi üçgen alınlıklı olan mezarın içi sahte kemerle örtülüdür. Cephesi
üçgen alınlıklıdır. Bir mermer lahite ya da kline’ye isaret edebilecek bir belgenin
bulunmayısı, mezar sahibinin daha çok ahsap kline üzerine yatırılmış
olabilecegini
akla getirmektedir. Yaklasık olarak M.Ö 300 yıllarında yapılmıstır (Ögün vd., 2001:
172) .


Plan 11 : Kaunos Anıt Mezar I Rekonstrüksiyon Çizimi

Bir uç kale konumundaki Mezargedigi mevkiinde bulunan Anıt mezar II
Ekincik koyu’na manzaralı bir konum göstermektedir. Bir architrav blogu üzerindeki
yazıta göre Psussollos’a ait olan mezarın mimari parçaları çok geniş
bir alana
yayılmıstır. Dogu – batı yönlü olan bu yapının boyutları Dıstan dısa 6.38 x 5.40
m’dir. Anakaya üzerine oturan mezar yapısının tabanı plaka seklinde kesimli büyük
kireç tası bloklarla kaplanmıstır. Gömüt odasının kuzey, batı ve dogu duvarı önünde
birer seki olusturulmustur. Mezar odasının on düzeninde bir üst yapıya sahip oldugu
ele geçen mimari elemanlar sayesinde anlasılmıstır (Ögün vd, 2001: 174 ) . Özellikle
cephe düzenlemesi ile Kaunos’un kaya mezarlarıyla ortak karakterli olması, kapı
lentosu üzerindeki yumurta dizisi ve lesbos kymatiomu ile architravdaki karca yazıt


mezarın, skender’in Anadolu seferinden önce yapıldıgının göstergesidir ( Isık, Diler,
Babaoglu, 1996: 224) .

4.12.4 Sandık (‘Podest’) Mezarlar:
Kaunos surunun dısında kalan yamaçlar üzerine yapılmış
olan mezarların
hepsi ‘Sandık Mezarlar’ grubu içerisinde yer almaktadır. Çömlekçi Tepe’nin
güneybatı ve batı yamacında yapılan arastırmalar sonucunda her biri üç ya da dört
mezar içeren toplam 33 mezar kompleksi tespit edilmistir. Yan yana yapılan her bir
mezarın uzun kenarları, yükseklikleri yaklasık birbirine esit plaka blokların dik
konulmasıyla elde edilmistir. Mezarlarda arka dar kısım anakaya tarafında gelecek
sekilde yapılırken, ön dar kısım ise bir blokla kapatılmaktadır. Mezarların üstü büyük
sal taslarıyla kapılmaktaydı.

Gruplar halinde yapılan bu mezarlarında üstleri tekrar önce toprak bir dolgu
ile sonrada irili ufaklı çakıl tasları karıstırılmış
kalın bir harçla sıvanarak
kapatılmıstır. Böylece sadece dar blokla kapatılan kısım açıkta bırakılmıstır. Bu
kısmın açıkta bırakılma nedeni ise tekrar gömü yapılmak istenmesidir. Bu mezarları
bir aile mezarı grubu olarak düsünmek dogru olacaktır.soyulmamış
olan mezarlardan
ele geçen buluntular ısıgında yeni gömü yapıldıgı zaman eski gömünün ileri itildigi
ortaya çıkarılmıstır. Mezarların geniş
bir tarihsel süreç içersinde kullanım gördügü
ele geçen arkeolojik buluntular ısıgında tespit dilmistir. En erken M.Ö 3. yy’a ait
olan mezarlar M.S.2yy’a kadar kullanım görmüslerdir (Ögün vd, 2001: 175 ).


Kiel Üniversitesi’nde “Kaunos Sandık Mezarları” konulu doktora çalısmasını
yürüten Soner Özen, bu çerçevede Küçük Kale’nin güney limanına bakan yamacında
yer alan mezarları incelenistir. Bu incelemeler sırasında soyulmamış
bir mezar
grubuna da rastlamış
ve çalısmasına bu mezar grubunu da dahil etmistir. Bu mezar
içinde çok sayıda unguantarium ve laginos bulunmustur bunların yanı sıra oldukça
tahrip olmuş
olarak cam ve bronz esya çıkartılmıstır (Özen, 2001:8),(Isık, 1998:
201).

Akropolün kuzey eteginde 1982 yılında sürdürülen kazılar sırasında yan yana
üç mezar bulunmustur. Yan duvarların toplama taslarla örüldügü görülen mezarların
üst kısımları büyük sal taslarıyla kapatılmıstır. Üç mezarında farklı dönemler
içerisinde kullanım gördügü ele geçen arkeolojik malzeme ile de desteklenmistir.
Cam vazolar, çesitli dönemlere ait sikkeler, pismiş
topraktan laginos ve
unguantariumlar, bronz aynalar, demirden strigilisler, kemik ve bronz süs esyası ile
altın diadem parçaları bu eserlere örnek teskil etmektedir (Ögün, 1983: 240) .


Resim 79 : 1982 Sezonunda Bulunmuş
Mezar Yapıları (Özen 2001)


Plan 12: Kaunos Sandık Mezar (Özen 2001)


4.13 KNDOS
Bugünkü Mugla li, Datça lçesi, Tekir Burnu’nda bulunan antik Knidos
kentine iliskin en eski buluntular M.Ö.VII yy’a kadar gitmektedir. M.Ö 468’de kent
Atina kontrolündedir ve ünlü Delos Deniz birligi üyesidir. M.Ö 411 de ise Deniz
Birliginden ayrılarak tekrar Sparta yanlı yönetim hakim olur (Sönmez, 2007: 44).
Kent Rodos’taki Lindos Kamiros, alysos, Kos, Halikarnassos, Nisiros ve Telos ile
birlikte Dor Hexapolisini olusturmuslardır.

Knidos, bilim, mimarlık ve sanatta da oldukça ileri bir kentti. Tarihin büyük
astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksus, doktor Euryphon, ünlü ressam
Polygnotos ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan skenderiye Feneri’nin mimarı
Sostratos burada yasamıstır. Doktor Euryphon ve ögrencileri zamanının ikinci büyük
tıp okulunu Knidos’ta kurmuslardır. Eudoksus’un gelistirdigi ve dönemin büyük
bulusu olan güneş
saati, ören yerinde bugün de görülebilmektedir. Kente ait kalıntılar
arasında iki tiyatro, biri ticari biri askeri amaçla kullanılan iki liman, Aphrodit
tapınagı, Apollon tapınagı ve Korinth Tapınagı, stoa bugün görülebilir durumda
bulunmaktadır.

Knidos’a ait nekropol alanı kentin kuzeyinde, batısında ve dogusunda yer
almaktadır. Dogu nekropolü altı kilometreden uzun bir alanda yer almakta olup antik
çagın en geniş
mezar sahalarından biri olarak tanımlanmaktadır. Bir kısmının büyük
boyutlu olan yüzlerce mezar yapısı bugün örene giden yolun her iki tarafına dagılmış
durumda bulunmaktadır. Bu mezarlar sadece çok büyük boyutları nedeniyle degil
aynı zamanda anıt mezarlarının çesitliligi ile de çok zengindir (Love, 1970: 153).


Mezar yapıları arasında farklı tiplere yer verilmistir. Yüksek duvarlarla
çevrilmiş
avlulu mezarların bodrum kısımlarına mezar odacıkları yerlestirilmistir.
Loculi adı verilen dar odacıklar veya bölmeler genellikle ostotheklerin yerlestirilmesi
için kullanılmıstır. Yandaki kapılar, genellikle boga basları ve girlandlarla bezeli
yuvarlak atların bulundugu avluya girisi saglamaktadır. Bu alanlarda belli günlerde
düzenlenmiş
olan ölülerin onuruna kurbanlar sunulması ve kutlamalar yapılmıstır.
Alanda bulunan diger mezar tipleri ise Helenistik dönemde yapılmış
düz plaka kaplı
küçük odalardan veya Roma mparatorluk Devri’nde yapılmış
olan tonozlu
odacıklardan olusmaktadır. Bir çok mezar zengin mimari süslemeye sahiptir. Antik
dönem kaynaklarından ögrendigimiz kadarıyla burada spor yarısmalarını da içeren
oldukça kapsamlı ölü kültünün uygulandıgı bilinmektedir (Özgan, C.B. 2002:104) .

Deniz kıyısındaki bir kaya üzerinde yer alan görkemli, tapınak formlu mezar
anıtı “Aslanlı Mezar” olarak bilinmektedir. 1857 yılında kette ilk kazıları yapan
Charles Newton, ngiliz Kraliyet’inin verdigi bir savaş
gemisiyle 212 sandık eseri

ngiltere’ye götürmüstür. Bu eserler arasında “Aslanlı Mezar”a ait olan aslan heykeli
de yer almaktadır. Bugün bu eser British Museum’da bulunmaktadır. Eser erken
Helenistik Dönem’e tarihlendirilmektedir.

Resim 80: Aslanlı Mezarın Aslan heykelinin götürülüsü


Resim 81:Heykelin Bugünkü Durumu

1995 yılında yapılan çalısmalar sırasında nekropol alanında kaçak kazılar
sonrasında ortaya çıkarılan bir oda mezarın yanında yapılan arastırmalar sonucunda
buna paralel bir diger oda mezarın daha oldugu saptanmış
ve burada bir kurtarma


kazısı yapılmıstır. Bu mezar Knidos’tan yaklasık 2 km uzaklıkta yer almaktadır.
Mezar hücreleri yan yana sıralanmıssekildedir. Duvarlar düzgün kesme taslardan
olusmustur. Mezar hücrelerinin üzeri dörtgen büyük blok taslarla kapatılmıstır.
Mezarda birkaç kemik parçası dısında iskelete ait parça ele geçmemistir. Ele geçen
bazı seramik parçalarına göre mezar Helenistik döneme tarihlenmektedir
(Özgan,1996: 277).

1999 yılında nekropol alanında yapılan çalısmalar sırasında sahanın
topografik çizimlerinin gerçeklestirilmesi sırasında korunan mezar sayısının 300
kadar oldugu tespit edilmistir. Bu çalısmalar sırasında temenoslu bir mezarda
çalısmalar yapılmıstır. Mezar, bu tip anıtsal yapılarda oldugu gibi tiyatro sahnesi
benzeri biçimde tasarlanmıstır. 1 veya 2 metre yüksekliginde bir teras duvarı üzerine
ve teras duvarının hizasında, arkadan ve yandan çevrilen bir diger duvar yardımı ile
bu alan sınırlandırılmıstır. Alana yanlardan kapılarla girilmektedir (Özgan vd., 2000:
100).


Plan 13: Knidos Temenos Mezarı (Özgan vd., 2000: 107).


Nekropol alanında ele geçen bir çok yazıt antik dünyanın ölüme bakısını
göstermesi açısından önemlidir. Bunlar arasında Agıt niteligi tasıyan mermer bir
metinde yoldan geçen kisiler için “Antigonos” isimli bir kisinin temenosuna davet
vardır. Yazıttan anlasıldıgı kadarıyla anılan kisi bazı mitolojik iliskilerle
destanlasmış
ve yörede ün yapmış
eski bir kahramandır. Bu kisinin önemi nedeniyle
mezarı bir temenos duvarı ile çevrilmistir (Sönmez, 2007:159) .

Hıristiyanlık Dönemine ait olan bir kiliseye giden taş
döseli yol bir zamanlar
nekropoliste bulunan agıt yazıtlardan olusmustu. Bu örnekler içinde Atthis isimli bir
kadının kocasına yazdıgı övgü dolu yazıtta bulunmaktadır. Bu yazıtların çogunlugu

M.S 2 – M.S. 3 yy’a tarihlenmistir (Sönmez, 2007:160).
Kent surlarına yaklasık olarak 4 km uzaklıkta, nekropol sahasının içinde yer
alan, yaklasık 700 m2 büyüklügünde ve bir duvarla çevrili bir alan bulunmustur.
Ortasında yuvarlak bir yapı bulunmaktadır. Bu yapının olasılıkla toprak döküntüsü
kaybolup gitmiş
olan bir tümülüsün kaidesi oldugu düsünülmüstür (Özgan vd., 2000:
101).

1960’lı yılların sonlarına dogru ris Love tarafından yapılan kazı
çalısmalarında kent duvarının yakınlarındaki alan arastırılmış
ve burada 11 mezar
kazılmıstır. Bu mezarların hemen hepsi yaklasık aynı plana sahip olup dogu-batı
dogrultusunda yer almaktadır. Mezarlar dikdörtgen bir giriş
odasına ve bir mezar
odasına sahiptir. Bazı durumlarda bu giriş
odası bir mezar olarak kullanılmış
ve
digerlerinde ek bir oda girisin batısına eklenmistir. Mezar buluntuları genellikle


odayı kapatan tasın hemen arkasında grup halinde bulunmustur. Bu buluntular içinde
amforalar, bir ya da daha fazla tabak, bir askos ve bir kandil tespit edilmistir. Bu
buluntular ısıgında mezarlar M..Ö. 3.yy ortasına tarihlendirilmistir. Mezar içerisinde
yer alan bir gömüde kafatası üzerinde bir altın diadem bulunmustur. Diger bir iskelet
de sırtı üstü yatırılmış
yüzü doguya bakar biçimde bulunmustur (Love, 1970: 153 ).


4.14 LABRANDA
Mugla li’nde Kocayayla olarak bilinen daglık bir alanda yer alan Labranda
Karia bölgesinin önemli dini merkezlerinden biridir. Kent Zeus Labraundos’a
adanmıstır. Güneyinde yer alan Mylasa’ya kutsal bir yol ile baglanan kent M.Ö 5
yy’da kurulmustur. Kente iliskin önemli yapı kalıntıları arasında Erkekler için
düzenlenmiş
andronlar, Zeus tapınagı, çesme binası, stadyum, din adamları evi olan
oikoi ve kutsal yol üzerinde nekropol alanı sayılabilir. Bu yapıların bir çogu
Hellenistik ve Roma Dönemine aittir (Küçükeren, 2005 : 160 ).

Kentin nekropolü yerlesim alanına uzanan yolların her iki yanında
bulunmaktadır. Antik dönemde kutsal alanlar çevresine gömülme istegi nedeniyle
mezar sayısı özellikle kutsal yol çevresinde daha fazlalasır.


Plan 14: Labranda kent planı


Labranda’da görülen mezar tipleri genellikle Karia’da yaygın olarak görülen
yerli kayaya oyulmuş
tekne ya da sanduka biçiminde dikdörtgen planlı mezarlardır.
Diger grupta ise oda mezarlar bulunmaktadır. Bunların sayısı altı olarak tespit
edilmistir.

Tekne tipi mezarların sayısı 52 adet olarak tespit edilmistir. Üstte taş
kapak
için çıkıntılar mevcuttur, böyle alttaki gömüyü kapatarak üstte baska bir gömü
bulunabilmektedir. mezarlar büyük çatı biçimli kapaklara sahiptir ve kapaklarda
genellikle tasımak için yapılmıs, ikiser uzun kenarlarda, birer kısa kenarlarda olmak
üzere altı çıkıntı bulunmaktadır. Günümüzde Mezar kapaklarının bir çogu orijinal
yerlerinde bulunmamaktadır ve hepsi soyulmustur (Karlsson, 2005 )


Resim 82: Labranda tekne biçimli mezar


Labranda’da bulunan altı oda mezardan en etkileyici olan Zeus Labraundos
Tapınagı'nın bulundugu terastan 30 m yukarıdaki küçük bir teras üzerinde yer alan
mezardır. Mezar üç bölümden olusur; dromos ve arka arkaya sıralanmış
iki mezar
odası. ç ve dış
duvarların hepsi düzgün kesme taslar ile örülmüstür (Bean, 1987:
70). Dik bir yamaç üzerine insa edilmistir. Dromosu ile birlikte 15m, genisligi 6.86
m ve yüksekligi ise 5.20 m olan bu büyük mezar büyük levhalardan meydana gelen
bir platform üzerinde yer almaktadır. Dromosun girisi güneydendir. Mezar birbirine
bir kapı ile baglanan iki odadan olusmaktadır. Her iki odanın çatısı da bindirme
tonoz seklinde yapılmıstır. Bu odaların üzerinde ise 1.30 m yüksekliginde6 x3.2 m
ölçülerinde üçüncü bir oda bulunur. Mezar odalarının girise yakın olanında iki içteki
odada ise üç adet lahit bulunmaktadır. çteki odadaki lahitlerden ortadaki lahit,
digerlerinden daha büyük yapılmıstır. Bu lahdin büyük yapılmış
olmasından dolayı,
önce lahdin yerlestirildigi sonra mezarın duvarların örüldügü düsünülmüstür. Mezar
çevresinde bulunmuş
olan çesitli dönemlerden kalma birkaç parça seramik mezarın
tarihini vermekten uzaktır (Westholm 1963: 101-105). Ancak Bean mezarın ön
avluda bulunan çanak çömlek parçaları nedeniyle M.Ö. dördüncü yüzyıl öncesinden
kalma oldugunu düsünmüş
fakat mezarın kime ait olabilecegi konusunda bir fikir öne
sürmenin olanaksız oldugunu belirtmistir (Bean, 1987: 72).


Resim 83: Büyük Oda Mezarın çteki Odasının Görüntüsü


Resim 84: Büyük Oda Mezarın Dromosunda Bir Görüntü


4.16 LAGNA
Mugla li, Yatagan lçesi, Turgut Kasabası sınırlarında yer alan Lagina kenti
Kapıtaş
Mevkii’ndedir (Tırpan -Sögüt, Eylül 2005: 5 ). Lagina’nın tarihsel
geçmisi tespit edilen kalıntılara göre M.Ö. 3. bine kadar gitmektedir. Burada
yasayan halkın bölgenin yerli halkı karialılar oldugu anlasılmaktadır. Eski Tunç
Dönemine ait mezarlardan sonra bölgenin erken buluntularını Submiken
Dönemine ait buluntular olustur. M.Ö 8. yüzyıldan itibaren Lagina ve çevresinde
küçük yerlesimler büyümeye ve sayılarının artmaya basladıgı görülmektedir.

M.Ö 5. yy’da Lagina, kutsal alanın 1 km kuzeybatısında bulunan Koranza
kentinin demosuydu. M.Ö 3 yüzyıl baslarınsa Stratonikeia kentinin Suriye Kralı I.
Antiokhos tarafından kurulmasından sonra, aralarında Koranza ve Lagina'nın da
bulundugu birçok küçük yerlesimler Stratonikeia'nın bir demosu haline gelmistir
(Tırpan -Sögüt, Eylül 2005: 6 ).

Lagina antik kentine ait önemli kalıntılar arasında Hekate kutsal alanı
içerisinde Altar, propylon, çesme ve stoa yer alırken Hekate kutsal alanın yakın
çevresinde Apollo veArtemis kutsal alanı, kutsal yol, kutsal havuz ve nekropol
alanları sayılabilir.

Lagina yakınlarında yapılan arastırmalar sonucunda Hekate Kutsal Alanı ile
Apollo ve Artemis’e ait olan Kutsal alanı arasında farklı tipte mezarlar bulunan
nekropol alanı bulunmustur. Burada bulunan mezar tipleri çesitlilik
göstermektedir. Alanın M.Ö 5. yüzyıldan itibaren kullanıldıgını, M.Ö. 4 yüzyıla


ait mezarlarında oldugu ele geçen yazıtlar aracılıgıyla desteklenmektedir. Alanda
dromoslu mezar, kaya mezarı ve iki odalı hipoje mezar seklinde farklı tipte
örnekler bulunmaktadır (Tırpan -Sögüt, Eylül 2005: 17). Bazı mezarlar tek
yapılmısken bazıları ise nekropol alanı olarak düzenlenmiş
teraslarda yer
almaktadır. Yapılan çalısmalar içersinde nekropol alanından yer alan ve mezar
ziyaretçileri için düzenlendigi anlasılan bir alanın varlıgı tespit edilmistir. Ancak
bu alanın henüz kazısı tamamlanmamıstır. Kentin dogusunda yer alan Yarbası
mevkii’ndeki mezarlar lk tunç Çagına, Güneyindeki Bozukbağ
Mevkii’ndeki
mezarlar Geç Geometrik Dönem’e, Emirler Mevkii’ndeki mezarlar ise Klasik
Dönem’e tarihlendirilmislerdir (TAY 2007: “Lagina” ).

1995 yılında yapılan çalısmalar sırasında kaçak kazılar için yapılan bir
ihbarın degerlendirilmesi sonucu Yayalar Mevkii’nde, kutsal alanın yaklasık 400
m kuzeyinde bir dromoslu oda mezar bulunmustur (Tırpan, 1996: 309).


Plan 15: Lagina Yaylalar Mevkii dromoslu Oda Mezar (Tırpan 1996)


Arazinin dogal beyaz renkli kist topragının kazılması ile olusturulan çukur
içine insa edilmiş
olan mezarın kist içine açılmış
çukur ile mezar duvarları arasında
kalan 0.50 m’lik boslugun moloz taş
ile dolduruldugu görülmüstür. Mezarın üst
örtüsü ince uzun kayrak taslarından yapılmıstır. Yapının duvarlarında rektogonal
mermer ve az da olsa konglomera taş
blokları kullanılmıstır. Pseudo izodomik örgü
sistemi ile örülmüş
olan duvarlarda blokların yüzleri ince bir isçilik göstermektedir.

Dogu-batı yönünde insa edilmiş
olan mezarın dromos ve mezar odasından
olusan bir plana sahip oldugu görülmüstür. Dromos’un zemini yekpare mermer bir
plaka ile kaplıdır. Mezar odasının zemini ise siyah grenli taş
plakalardan yapılmıstır.
Mezar içerisinde odanın dogu duvarına bitisik bir kaide üzerine oturan plaka
mermerden yapılmış
bir kline yer almaktadır. Klineye taban olusturan mermer plaka
dısa hafif bir çıkıntı yaparak kline önünde bir basamak olusturmaktadır (Tırpan,
1996: 315). Bu mezarın ince isçilik göstermesi dönemin önemli biri için yapıldıgını
düsündürmüstür.

Mezar içersinde ele geçen kandiller, unguantariumlar, tek kulplu bir testi, urne
parçası ve sikke yarımıyla M.Ö 2 yüzyıl ortalarında insa edildigini ve M.S. 1.
yüzyılın ikinci yarısına kadar kullanım gördügünü göstermistir (Tırpan, 1996: 320).

2002 yılında Yayalar Mevkii’nde daha önceden mezar soyguncuları
tarafından açılmış
ancak içi toprak dolu olan mezarda çalısma yapılmıstır. Bu mezar
2001 yılında açılmış
olan 01 YM 1 numaralı kaya mezarının 25 m. güneybatısındaki
terasta yer almaktadır. Yapılan temizlik çalısmaları sonrasında mezarın dromoslu iki


odalı bir mezar oldugu ortaya çıkmıstır. Mezar kuzey güney yönünde yerli kaya
oyularak yapılmış
olup girisi kuzeyde yer almaktadır (Tırpan –Sögüt, 2003: 92).

Mezar odalarını birbirine baglayan bir geçiş
yeri bulunmaktaydı. Bu alanda
bir çok çivinin bulunması buradaki geçisin ahsap bir kapı ile saglandıgını
düsündürmüstür (Tırpan –Sögüt, 2003: 92).

Mezar içerisinde ilk odada, her iki yanda oygu tekne gömü yeri bulunurken iç
odada ise dogu, güney ve batı yönlerinde üç kline tespit edilmistir. Mezar odasında
karısık bir sekilde birden fazla iskelete ait olan kemikler bulunmustur. Mezar
buluntuları arasında yer alan bir gümüş
sikke, bronz sikkeler, kandil, seramik
parçalar, demir çiviler, altın diadem parçaları, iki adet altın küpe yer almaktadır. Bu
buluntular degerlendirildiginde mezarın en erken buluntusunun M.Ö. 4. yy’a ait
oldugu ancak Roma Dönemi içlerine kadar kullanım gördügü belirlenmistir Apollon
ve Artemis Kutsal Alanı’na dikilen, M.Ö. 4. yy ortalarına ait bir stel üzerindeki
kitabelere göre kutsal alan yakınlarda yer bir nekropolün oldugu da kanıtlanmış
olmaktadır (Tırpan –Sögüt, 2003: 92).


Plan 16 :Lagina 02 YM1 Numaralı Mezar (Tırpan-Sögüt 2003)


Bu mezara iliskin, kemikler üzerindeki yapılan incelemeler sonucunda, içteki
odada beş
eriskin ve iki çocuga ait kemikler bulunmustur. Bunlar dagınık halde
gömü yeri olarak kullanılan klineler üzerinde degil, genellikle klineler arasında yer
alan gezinti yerinde bulunmustur. Dagınık halde olmaları nedeniyle cinsiyet tespiti
yapılabilecek herhangi bir kriter tespit edilememistir. ç odada kremasyon yapıldıgını
gösteren yanmış
kemiklerinde olması gömü sayısının arttırmıstır. ncelenen kemikler
üzerinde çesitli patolojik olusumlar tespit edilmistir. Parmak kemiklerinde
deformeler, omurlarda çökmeler, bir yetiskinin sol topuk kemiginde deforme ve uzun
kemiklerde patolojik ve morfolojik bozukluklar tespit edilmistir. Giriş
de yer alan
oda da ise kemikler yine gezinti alanında içteki odaya baglanan girisin yakınında
bulunmustur. Bulunan kemikler bir iskeleti olusturacak nitelikte degildir. Burada da
üç eriskin bireye ait kemikler tespit edilmistir. Mezarda insana ait kemikler dısında
hayvanlara ait kemikler de bulunmustur. Bulunan birey sayısının en az sekiz olması
mezarın farklı dönemlerde de kullanım gördügünü düsündürmektedir (Tırpan –
Sögüt, 2003: 94).7

7 Bu mezara iliskin kemiklerin incelenmesi “02 YM1 No.lu Mezarda Çıkan Kemikler” baslıgı altında
Zehra Satar tarafından yapılmıstır.


4.16 LATMOS HERAKLEA
Bugün Mugla li, Milas lçesi, Kapıkırın Köyü sınırları içerisinde bulunan
Latmos Herakleia’sı kenti Bafa Gölü kıyısında bulunmaktadır. Bafa Gölü bir
zamanlar açık denizin bir parçasıydı ve ana karanın Miletos körfezinin arka kısmını
olusturmaktaydı. Geç Antik Dönemden itibaren Menderes nehrinin tasıdıgı
alüvyonlar, Latmos Körfezi’nin denize baglantısını gittikçe keserek Orta Çağ
sonlarına dogru iç göl haline dönüstürmüstür (Bean, 1995: 233) .

Latmos Herakleiası’ndaki en erken arkeolojik verileri Batı Anadolu’nun
bilinen ilk prehistorik kaya resimleri olusturmaktadır. Daha sonra M.Ö 2. bin yılda
kent Hitit mparatorlugu topraklarının içerisinde yer almaktaydı. M.Ö 300 yıllarında
ise Eski Latmos kenti yer degistirerek Latmos Herakleiası ismini almıstır. Kente ait
yapı kalıntıları arasında Athena tapınagı, tiyatro ve palestra, surlar, agora, ev
kalıntıları, Endymion kutsal alanı, yollar ve nekropol alanları bulunmaktadır
(Bindokat, 2005: 34) .


Resim 85: Latmos Herakleia Mezarları


Plan 17: Latmos Herakleia Kenti planı

Latmos’un nekropol alanı geniş
bir alana yayılmaktadır. Yaklasık olarak 2400
mezarın bulundugu alanda gölün yükselmesi nedeniyle bazı mezarlar sular altında
kalmıstır. Bafa Gölünün dogu koyundaki yarımada da bulunan üç yüzden fazla
mezar önemli bir grubu olusturmaktadır. Mezarların hepsi antik çagdan günümüze
kadar geçen süre içerisinde soyuldugu için bugüne kadar mezarlara ait herhangi bir
buluntu ve iskelet ele geçmemistir (Küçükeren, 2005:180) .

Mezarların hemen hemen hepsi gösterissizdir. Kayaya özenle oyulmuş
dikdörtgen biçimli bir yapıya sahiplerdir. Ortalama 1.80 m uzunluguna, 0.40 – 0.50
m genislige ve aynı derinlige sahip olan mezarlar yine dörtgen biçimli ya da nadiren
de semerdam biçimli agır gnays kapaklara sahiptirler.

186



Resim 86. Latmos Herakleia Mezar


Resim 87: Latmos Latmos Herakleia Mezar

Bazen mezar kapagı üzerinde daha küçük boyutlu iki levha daha konularak
basamak seklinde bir üst yapı olusturulmuş
ve böylelikle mezara basit yoldan anıtsal
nitelik kazandırılmıstır. Karia bölgesindeki diger bazı kentlerde görülen tamamı


tastan oyulmuş
lahitlere Latmos’ta rastlanmamaktadır. Bazı mezar kapaklarının üst
kısmında küçük dikdörtgen bir oyuk alan bulunmaktadır. Bu alanın ölen kisinin
adının yazdıgı stelin konması için yapıldıgı düsünülmektedir. Mezarların çogunun
mevcut olan agır kapaklarından baska mikalı sistten ya da gnaystan yapılmış
ara
kapak niteliginde ikinci bir kapagı da vardı. Digerinden daha dar olan bu kapak,
mezar yan duvarlarının üst kenarına yapılmış
yivlere geçirilerek bunu kapatıyordu.
Pek az istisna dısında bunların hepsi tahrip edilmistir (Bindokat, 2005: 123) .

Mezarlar tekli, ikili, aile mezarı veya grup mezarları seklinde yapılmıstır.
Bazı alanlarda kaya yüzeyinin sık bir sekilde mezarlarla kaplı olması, yan yana
yapılmış
mezarların birbiriyle iliskisi olup olmadıgı hakkında bir karara varmayı
zorlastırmaktadır.


Resim 88: Latmos Herakleia Mezarları


Mezarlar yapılırken kaya yapısının sekli mümkün oldugunca
degistirilmemistir. Araziye uyumu özenle saglanmıstır. Bir mezar örnegi dikkat
çekici nitelik tasımaktadır. Bu mezar çift katlı olarak yapılmıstır. Alt kapak üst kat
mezarının zeminini olusturacak sekilde planlanmıstır. Yanındaki diger bir mezarla da
bir bütünlük saglayan alandaki kayaya oyulmuş
nisler ise muhtemelen kandil
koymak için yapılan yerlerdi . diger özel bir örnek ise kentin batı yakasında
bulunmaktadır. Buradaki iki mezar örneginine on basamaklı bir merdiven ile
çıkılmaktadır. Bu alan insan eliyle düzlestirilmiş
bir alandır. Bu düz platformun
dogu ve kuzey kenarlarında yagmur suyunu dısarı akıtacak birer oluk bulunmaktadır.
Güney kesiminde yer alan dört köse biçimli biraz derinlestirismiş
küçük alana sunu
konuldugu düsünülmektedir (Bindokat, 2005: 125) .

Bindokat tarafından yapılan Latmos yapılan arastırmalarda kremasyon gömü
oldugu düsünülen bazı mezarlar vardır. Ancak bu mezarların kremasyon amaçlı
kullanılmış
oldugu bizce kesinlik kazanmamıstır. Bu tip örnekler bebek mezarı
olarak da kullanılmış
olabilirler.


Resim 89: Latmos Herakleia Kremasyon Gömü Oldugu Düsünülen Mezar


Kent çevresinde yapılan arastırmalarda bazı alanlarda eski kent ile yeni
yerlesilen Latmos’un yapılarının birbiri içine girmiş
oldugu düsünülmektedir. Buna
neden olan düsünce bazı yerlerde ev kalıntılarının yakınında bazı mezarların
bulunmasıdır. Antik dönem içinde bazı istisnalar dısında nekropoller kent
yerlesiminin dısında yapılmıstır. Ancak bu alanda yerlesim göstergesi evlerle bazı
mezarların aynı yerde bulunması eski kentin yeni kurulan Latmoslularca bir nekropol
alanı olarak kullanıldıgı düsüncesini akla getirmistir (Bindokat, 2005: 126).

Latmos’ta yaygın olarak görülen basit kaya mezarlar dısında farklı tipte
mezarlar az sayıda bulunmaktadır. Bafa Gölü’nün dogu kıyısındaki ovada Gölyaka
Köyü’nün yakınlarında bulunan kazılmamış
bir tümülüs bulunmaktadır. Diger mezar
örnekleri ise oda mezar seklinde yapılmıslardır. Bunlardan Biri Bafa Gölü’nün dogu
koyunda, digeri Latmos kentinin dogudaki asagı yerlesmesinde yer almaktadır.
Latmos kenti güney surunun önünde yapılan üçünün girisi güney yöndendir. Mezar
odalarının ikisinin içi, duvara paralel basit taş
klinelerle donatılmıstır. Bu klinelerin
üstüne bir çok gnays levhasının birlestirilmesi yoluyla yapılmış
lahitler konulmustu.
Üçüncü oda mezarının ise Dor düzeninde anteli bir tapınak biçiminde yapılmış
mermerden bir üst yapısı bulunmaktadır. nce isçilik gösteren yapı ögeleri, mezar üst
yapısını .Ö. 2. yüzyıla tarihlendirmektedir.


Resim 90:Latmos Herakleia Oda Mezarı


4.17. MYLASA
Mugla li Mylasa lçesi sınırları içerisinde bulunan kentin son hecesinde
bulunan –asa eki onun erken tarihine isaret etmektedir. Lydialı Gyges'e taht kavgaları
sırasında, Mylasalı Arselis'in ordularıyla yardım ettiginden Plutarch’ın söz etmesi
kentin en geç M.O. 7. yüzyılın ilk yarısından itibaren var oldugunu göstermektedir.
M.Ö 5. ve 4. yy’larda yerli Karya kralları Pers satrapları olarak tüm Karia Bölgesi’ni,

4. yüzyılın ikinci çeyreginde Maussollos'un Halikarnassos'u baskent yapmasına
kadar, Mylasa'dan yönetmislerdir (Rumscheid, 1995: 86). Bugün kente iliskin
arkeolojik kalıntılar arasında “Baltalı Kapı” olarak bilinen giriş
kapısı, Hıdırlık
tepesindeki surlar, “Uzun Yuva” olarak bilinen korinth düzenindeki seref sütunu
içeren mimari kompleks ve onun asagısında yer alan teras duvarı, su kemerleri,
Labranda, Stratonikeia ve Beçin antik yolları boyunca yer alan birçok mezar
toplulugu sayılabilir. Bunlar arasında da önemli bir anıt mezar olan Gümüskesen
anıtı Karia Bölgesi mezar mimari açısından önem tasımaktadır (Rumscheid, 1995:
87).
4.17.1 Gümüskesen Mezar Anıtı
Mylasa’nın bilinen en önemli mezarı Gümüskesen adıyla bilinen iyi
korunmuş
mezar anıtıdır (Bayburtluoglu,1982:131). Bu anıt Halikranassos’daki
Mousoleum anıtının küçük bir kopyası niteligindedir (Akurgal 1993: 479). Kentin
ileri gelenlerinden birine ait oldugu düsünülen bu anıt kare planlı yüksek bir podyum
üzerinde sütunlardan olusan gövde ve piramidal bir çatıdan olusmaktadır
(Bayburtluoglu, 1982: 131).


Yapı genel olarak üç bölümden olusmaktadır. Gömünün yapıldıgı mezar
odası, dinsel törenlerin yapıldıgı sütunlarla desteklenen orta kat ve bunun üzerinde
çatı katı bulunmaktadır. Alt katın duvarları dörtgen büyük mermer bloklardan
olusmustur. Batı cephesinde yer alan giriş
kapısı tam ortada yer almayıp biraz sol
tarafta bulunmaktadır. Mezar odasının üst yapısını destekleyen baslıkları silmeli
dörtgen kesitli dört ayak yer almaktadır. Ölüleri gömmek için mevcut olan izlerden
anlasıldıgı kadarıyla taş
plakalardan olusan lahitler kullanılmış
olmalıdır. Mezar
odasının üstünde yer alan sütunlar 1/3 oranında yivlendirilmiş
olup köselerde
bulunanlar dörtgen biçimli digerleri ise oval biçimli yapılmıslardır. Sütun baslıkları
akanthus yapraklarıyla süslüdür. Sütunlar üzerinde bulunan küçük nislerin olması
sütun aralarını ahsap korkuluklarla kapatılmış
oldugunu düsündürmüstür. Orta kattın
zemininde bulunan ve mezar odasıyla baglantısı olan huni biçimli delik olasılıkla
gerçeklestirilen törensel sunu için yapılmış
olmalıydı. Çatının özenli bir taş
isçiligi
sergilemesi mezarın önemli bir kisi için yapıldıgının bir göstergesi gibidir. Çatı
geometrik ve bitkisel motiflerle süslüdür. Tüm bu yapısal özelliklerinden dolayı
mezarı M.S 2. yy’ın ortalarına tarihlendirmek dogru olacaktır (Bean, 1987 :39)
(Kızıl, 1999: 22) (Rumsheid, 1995: 88) .


Resim 91:Gümüskesen Mezar Anıtının ç Kısmı


Resim 92: Gümüskesen Mezar Anıtı


Resim 93 : Texier’in Gümüskesen Anıtına ait çizimi

4.17.2 Hellenistik Dönem Oda Mezarları
Mermer bloklarla kaplanmıstır. Her iki odada da iki yanlarda, yerden 0.55 m.
yükseklikte, lahit seklinde, ölü yatakları vardır. Bu klineler biri tabanı digeri içe
bakan yüzeyi 1947 yılında Mylasa’da bulunan oda mezar soyulmamış
olması
nedeniyle önemli bilgiler sunmaktadır. Tamamiyle mermerden yapılmış
olan bu
mezar iki odadan olusmaktadır. Kentin yakınındaki tipik beyaz mavi Sodra dagı
mermerinin kullanıldıgı mezarın yüksekligi yaklasık üç metre genisligi ise yaklasık
beş
metredir. Bloklar birbirlerine kursun kenetler yardımıyla baglanmıstır. Mezara
giriş
bir kapı ile yapılmaktadır. Bu kapı bindirme suretiyle disli, muazzam bir blokla
kapanmaktadır. Mezarın tabanı büyük olusturan yekpare iki bloktan olusmustur.
Mezarın tavanı taş
kirisler üzerine oturan büyük yekpare bloklarla örtülmüstür
(Akarca,1952: 367) .


çteki odaya iki kanatlı bir kapıyla geçilmektedir. Bu kapı tahta kapı tarzında
yapılmış
mermer bir kapıdır. Tahta kapılarda oldugu çivi izlerini anımsatan konik
kabartılar bulunmaktadır. Kapının Tabanında ve tavanında tunçtan, yuvarlak mil
yuvaları vardır (Akarca,1952: 368) .
Mezara ilk girildiginde dikkat çeken sey kapı kanatlarının birbiri üstüne
devrilmesi, vazoların bir kısmının kırılmış
olmasıdır. Bu kırılmış
olan parçaların
mezara çesitli zamanlarda yapılan definler sırasında ya da mezara giren su nedeniyle
oldugu düsünülmektedir. Sağ
tarafta yatak altı bosluklarını kaplayan levhaların
bulunmayısı, levhaların yalnız yeni definleri tecrit etmek için kullanılmış
oldugu
düsündürmektedir. Akarca’ya göre mezar içerisinde iskeletlerin yanında vazolar
içerisinde yakılmış
kemiklerinde bulunması mezarın faklı zamanlarda bir kaç nesil
kullanıldıgının göstergesidir. Akarca mezarda yirmiye yakın iskelet bulundugunu
bildirmesine ragmen bu iskeletler hakkında herhangi bir açıklamaya yer vermemistir.
Oysaki böyle soyulmamış
ya da fazlaca karıstırılmamış
bir mezar yapısı ele
alınırken, iskelet buluntuları ile de bütünlügün saglanmış
olması farklı ve degerli
bilgilere ulasılmasını da saglayacaktı (Akarca,1952: 371) .

Mezarda ele geçen zengin buluntulara göre mezar en erken M.Ö 320 yılına
tarihlendirilmektedir. Bu tarihi kesin olarak belirleyen mezarda ele geçen sikkeler
Büyük skender’in Babil’de basılmış
bir tetradrahmisi ile zedelenmiş
bir drahmisi,
iki Miletos, üç Rodos ve bir Menderes Magnesia’sı sikkesidir. Sikkeler dısında
mezarda bulunan kırmızı figürlü bir Geç Attika pelikesi de benzer tarihi
dogruladıgından mezarın yapım yılı kesin olarak tarihlendirilmektedir.


Mezar ait diger buluntular da degerlendirildiginde uzun bir süre kullanım
gördügü anlasılmıstır. Ele geçen kandil ve diger seramik buluntulara göre mezarın
M.Ö 4. yüzyılın sonundan olasılıkla M.Ö.2. yüzyılın ortasına kadar, bir buçuk
asırdan fazla kullanıldıgı belirlenmistir (Akarca,1952: 375) .

Diger bir oda mezar ise Sodra dagının eteginde Damlacık’ta bulunmustur.
Diger mezar gibi Sodra Dagı mermeriyle yapılan mezarın boyutları ise 1.87 m.
uzunluk, 3.73 m genislik, 2.60 m uzunlugundadır. Tek bir odadan olusan mezar bir
önceki anlattıgımız oda mezar gibi dış
duvarları yontulmuş
iç duvarları ise kabaca
bırakılmış
bloklardan olusmaktadır. Taban kısmı diger mezarda oldugu gibi mermer
döselidir. Kapı da, aynı sekilde, disli büyük bir blokla kapatılmıstır. Kapının her iki
yanında olmak üzere yekpare bir tek bloktan yontulan ölü yatakları bulunmaktadır.
Arka duvar önünde ise bir lahit bulunmaktadır. Lahdin üzerinde semerdam biçimli
yarısı kırık olan bir kapak bulunmustur (Akarca,1952: 372) .


Resim 94:Mylasa Müzesi – Oda Mezar Kapısı

4.17.3Tapınak Cepheli Mezar (Berberini Mezarı)

Milas’ın güneyinde yer alan Süleyman Kavagı’nda Milas Güllük anayolunun
solunda yer alan “Berberini” olarak tanınan mezar. Tapınak cepheli yapısıyla dikkat


çekicidir. Mezarın her iki yanında dor düzeninde yivsiz birer kesik sütun
bulunmaktadır. ki odadan olusan mezarın ikinci alana giriş
gösterissiz bir kapı ile
saglanmaktadır (Bean, 1987: 40) .


Resim 95: Berberini mezarı


Plan 18: Mylasa Berberini Mezar Planı (Akarca 1952)


4.17.4 Diger Nekropol Alanları
Mylasa’da Hellenistik Dönem’e ait iki oda mezar dısında kaya içine oygu
basit dikdörtgen mezar örnekleri de görülmektedir. Bu mezarlar 1950 yılında kentin
kuzeyinde Yel degirmeni denen bölgede yol çalısması yapılırken ortaya çıkmıstır. Bu
mezarlar buluntularına göre Hellenistik Dönem sonuna tarihlendilmistir.

Kentte Hıdırlık tepesinin güney yamacı dahil Sodra dagının eteklerinden
Berberini kaya mezarının altındaki yamaçlara kadar uzanan geniş
bir alan Klasik
Dönemden Roma dönemi boyunca nekropol sahası olarak kullanılmıstır (Kızıl,1999:
22) .

Roma Dönemine ait mezarlar da oldukça geniş
bir alanda bulunmaktadır. En
yogun olan alan ise Hıdırlık tepesinin güney etekleridir. Bu mezarlar yer altı oda
mezar seklinde yapılmış
olup mezara birkaç basamakla girilmektedir. Genellikle
planları aynı olan bu mezarları bir blok üzerinde yer alan yazıt ve bir mezara ait olan
dört köse bir sütuncuk üzerindeki kitabe, bu nekropolü emin bir sekilde Roma
devrine tarihlendirmektedir. Geç Roma Dönemine ait yer altı kaya mezarları Sodra
eteklerinde, antik mermer ocakları altına kadar uzanmaktadır (Akarca,1952: 374) .

Rumscheid’in 1996 yıllında yaptıgı yüzey arastırmaları sonucunda bilinen
fakat detaylıca arastırılmayan mezarların ölçümleri yapılmıstır. Bu çalısılan
mezarların tavanları hep besik tonozludur. Tavanı yassı kubbe biçiminde olup, girisin
karsısındaki duvarda, bir arkosole sahiptir (Rumscheid, 1996: 130). Tonozlu bir
mezarda bulunan bir yazıtın Milas yazıtları üzerine çalısan W. Blümel’in
arastırmasına göre Geç Hellenistik ya da Erken Roma dönemine tarihlendirmesi bu
tonozlu mezarlarında tarihlenmesine yardımcı olmustur (Rumscheid, 1995: 90).


4.18 MYNDOS
Mugla li Bodrum lçesi, Gümüslük Beldesi sınırları içerisinde yer alan
Myndos Lelegler tarafından Karia Bölgesinde kurulan sekiz kentten biri
konumundadır. Strabon göre diger yedisi Leleg kenti; Termera, Side, Madnasa,
Padasa, Uranium, Telmessos ve Theangela/ Syangela'dır. Yine Strabon'a göre, Karia
Satrabı Mausolos .Ö. 4. yüzyılda sekiz kentten altısını bosaltarak, buralarda yasayan
insanları Halikarnassos’a yerlesmeleri konusunda baskı uygulamıstır. Ancak
Myndos'a dokunulmayarak, kent kıyıya dogru, yani simdi Gümüslük Beldesi'nin
bulundugu alana tasınmıstır. Mausolos tarafından yeniden insa ettirilen kent, Yunan
sehircilik anlayısına uygun bir sekilde planlanmış
ve yerlesim alanının tamamı sur
içerisine alınmıstır. Myndos’da düzenli kazılara 2005 yılında baslanmış
olup 2006
yılından itibaren Uludağ
Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülmektedir
(Sahin, 2005: 172) .

2004 yılında baslatılan arastırmalar sonucunda Myndos’un ilk kuruluş
tarihinin bilinenin aksine M.Ö 4 yy’dan daha erken bir tarih oldugu gösterilmistir.
Özellikle Bodrum müzesinde yapılan çalısmada Myndos’dan gelmiş
olan Miken
dönemi seramik örnekleri ve Arkaik dönem Kuros heykel parçası tarihleme açısından
önem tasımaktadır. Kente ait kalıntılar arasında sur duvarları, iki adet limana ait
kalıntılar, bir tapınaga ait temel kalıntıları, hamam yapısına iliskin kalıntılar ve
nekropol alanları sayılabilir.


Myndos’da 2004 yılında yapılan çalısmalarda dogu nekropolü olarak
adlandırılan alanda ve kuzeybatı nekropolü olarak adlandırılan alanda çalısmalar
yapılmıstır. Bu alanlarda yapılan çalısmalarda mezarlık alanlarının bir ögesi olan
sunaklara ait örnekler bulunmustur. Dogu Nekropolü Kızıl Burun olarak adlandıran
burna kadar devam etmektedir. Kızıl burun olarak bilinen alanda daha önceden
açılmış
bir kaya mezar saptanmıstır. 150x130 cm ölçülerinde olan mezarın cephesi
anakaya düzeltilerek olusturulmustur. çeride üç mezar teknesi bulunmaktadır.
Bunlardan birisinin kapagı halen in-situ olarak teknenin içinde durmaktadır. Bir
baska kaya oygu mezar ise bir tatil köyünün içerisinde yer almaktadır. Mezarın bir
kısmı tatil köyü insası sırasında tahrip edilmistir. Mezar iki adet klineye sahiptir. Bu
buluntu kent nekropolünün kenti kusatacak sekilde yerlestirildigini göstermektedir.


Resim 96: Myndos Kayaya Oygu Mezar

2005 yılında yapılan çalısmalar sırasında üç adet kaya oygu mezar üzerinde
çalısılmıstır. Bu mezarlar Gümüslük -Yalıkavak yolunun genisletilmesi esnasında
ortaya çıkmıstır. Büyük bölümü tahrip edilmiş
olan mezarlar içinde yer alan
buluntular arasında camdan ve pismiş
topraktan yapılmış
unguantariumlar ve pismiş



topraktan bir kandil sayılabilir. Bu buluntular ısıgında mezarların tarihini M.S. 1’a
vermek dogru olacaktır (Sahin, 2005 : 176) .


Plan 19: Myndos Kaya Mezar


Plan 20: Myndos Kaya Mezar


4.19 NYSA
Aydın -Denizli karayolu üzerinde Sultanhisar lçesi’nin 3 km kuzeybatısında
yer almaktadır (dil 1999 : 27). M.Ö. 63 yılında Amasya’da dogan ünlü cografyacı
Strabon bu kentte ögrenim görmüstür. Kent olasılıkla M.Ö. 3. yüzyılın ilk yarısında
Seleukos’un oglu I. Antiochos tarafından kurulmuş
ve adını da Seleukos soyundan
gelen bir kadının adından Nysa olarak daha geç bir tarihte almıstır (dil, 1993: 116).
Kente iliskin yapı kalıntıları arasında; iki köprü, akan suların içinden geçtigi gizli bir
yer altı geçidi, Bizans döneninden kalma sur duvarları, tiyatro, gymnasion, agora ve
gerontikon, bouleterion, hamam, stadyum, Anadolu’nun en iyi korunmuş
kütüphane
binalarından biri bulunmaktadır. Kente ait bu yapı kalıntılarının çogu Roma
Dönemine aittir. Bizans döneminde de yerlesim görmüş
olan kentte bu döneme ait
bazı yapı kalıntıları da bulunmaktadır (dil, 1993: 117), (Akurgal 1993: 462) .

Kentin nekropolü batıda küçük bir yerlesme yeri olan Akharaka (Salavatlı)
giden kutsal yol üzerinde bulunmaktadır. Mezarlar iki katlı, tonozlu ve devamlı bir
cephe olusturacak sekilde yapılmıslardır. Karsıdan bakıldıgında iki katlı arkadan
olusan uzun bir yapı izlenimi verirler. Mezar odalarında genellikle lahit
bulunmaktadır (Bayburtluoglu 1982 : 115), (dil, 1993: 119).


Resim 97: Tonoz biçimli mezar yapıları (dil: 1999 )

Nysa’da 1992 yılında yapılan kazılarda antik kentin bu nekropol alanında da
çalısılmıstır. Bu çalısma sırasında ilk olarak 1 nolu mezarda çalısma yapılmıstır.
Lentosu ve kapısı bulunan mezarın hemen ön kısmında yanda bir lahit ortaya
çıkarılmıstır. Küçük taslardan yan yana dizilerek yapılmış
bu lahitte üçü saglam biri
kırık dört adet kandil bulunmustur. Bu mezarın karsısında bulunan mezar 2 nolu
mezar olarak adlandırılmış
ve burada yapılan çalısmada da Roma dönemine ait 6
adet bronz sikke ele geçmistir (dil, 1993: 119), (dil 1999: 75) .


4.20 PEDASA
Mugla li, Bodrum lçesi, Gökçeler Mevkii’nde bulunan Pedasa son
hecesinde yer alan –asa ekinden anlasılacagı gibi Pedasa’nın erken tarihine ve yerli
olusuna isaret eder. Bugün görülebilen kalıntıları arasında surla çevrili akropol
yerlesmesi ve kente giriş
kapısı, kale kalıntısı ve nekropol alanları vardır (Umar,
1999: 132) .

Yapılan yüzey arastırmaları sonucunda farklı tiplerde mezarlara Pedasa ve
çevresinde rastlamaktayız. Pedasa’nın özellikle tümülüsleri ilgi çekicidir. Bu
tümülüslerin çapları yaklasık olarak 15-20 m civarındadır. Dısta bir duvarla
çevrelenmiş
olan bu mezarlar bir taş
yıgınının altında gizlenmistir. Kare ya da kareye
yakın bir mezar odası ve ona baglanan bir dromostan olusmaktadır. Pedasa
tümülüslerinin boyutları farklılık gösterse de genel yapıları aynıdır. Dromoslar dar
yapılmış
olup bir kisinin geçebilecegi sekilde yapılmıslardır. Hem dromos hem
mezar odası geniş
kayrak taslarının üst üste konulmasıyla bindirme tekniginde
yapılmıstır. Mezar odası tavanı genellikle boyutları yanlarda 1 m.’yi geçmeyen bir
plaka taş
ile kapatılmıstır (Diler, 2006 : 112), (Bean, 1987: 140).

Leleg tümülüslerinin bir anıt gibi yapılmış
olmaları onların ölü inancında
önemli bir yeri oldugunu düsündürmüstür. Gökçeler Tepesi’nin güneyindeki tüm
alana egemen konumdaki Sivriçam Tepesi’nde 2002 yılında yapılan kurtarma
kazısında çalısılan tümülüs diger benzerleri gibi yuvarlak bir çevirme içinde, kareye
yakın mezar odası ve dromostan olusmaktadır. Yalancı tonoz seklinde yapılmış
olan
mezar odası olan tümülüs 21 m çapındadır. Tümülüsün korunan yüksekligi 4 m. yi


bulmaktadır. Mezar odası 3.10 x 3. 20 boyutlarında 2.90 m yüksekligindedir. Dolgu
topragın temizlenmesi ile ortaya çıkan kaba yapılı pismiş
toprak iki parça Leleg
tümülüslerinde ölünün pismiş
toprak lahitlerin içine kondugunu göstermektedir. Ele
geçen parçalara dayanarak mezar içersinde birden fazla lahit oldugunu
düsündürmüstür. Bu tümülüste ele geçen buluntular degerlendirildiginde
Protogeometrik ile geometrik dönem arasına tarihlenen buluntuların oldugu
görülmüstür (Diler, 2006 : 112).


Plan 21: Pedasa Sivriçam Protogeometrik Tümülüsü


Pedasa ve çevresinde, toplam elli kadar dısarıdan bakıldıgında algılanabilen
tümülüs yapılmıstır. Kaba taslarla dıstan örülerek kapatılan dromos girisi, bu yönüyle
kolayca görülebilen bir yapıya sahiptir. Dromosun dıstan görülebilir yapısı bu
tümülüslerin uzun bir süre kullanılmak için yapıldıklarını düsündürmüstür.

Çamlık Mevkii’nin batıya Çataltepe’ye dogru uzayan batı alt yamaçlarında
yapılan yüzey arastırmalarında Pedasa da görülen bir diger mezar tipi ortaya
çıkarılmıstır. Geniş
bir alana yayılmış
kaya yapısına göre sekillendirilmis, kremasyon
ya da normal gömü yapılabilen platform mezarlardır. Bu platformlar yarım daire ya
da daire seklinde olabilmektedir. Mezar odaları içlerine bir gömünün rahatlıkla
yapılabilecegi bir yapıdadır. Üzerleri iri taş
bloklarla kapatılmaktadır. Platform
içlerinde olusturulan bu mezarlar sandık mezar tarzında örme duvar tekniginde
yapılmıslardır. Bazen tekli bazen de yan yana birkaç mezardan olusabilmektedir. Bu
tip mezarlarda kapaklar tek bir tastan yapılmıstır. Mezarların genislikleri 2 m.
yükseklikleri ise 1.80 – 1.90 m arasında degismektedir. nhumasyon gömüler dısında
kremasyon gömülerinde yapıldıgı da tespit edilmistir. Kremasyon mezarlar 0.40 x

0.50 x 0.70-0.80 m boyutlarında, 0.60-0.70 m derinlikte yapılmıslardır (Diler, 2004
: 139).

Resim 98: Pedasa Platform Mezar Yapısı (Diler 2004)

Pedasa’da tespit edilen bir diger farklı mezar tipi ise tümülüs seklinde
yuvarlak planlı taş
yıgınları altındaki mezarın bir oda seklinde degil de sanduka
biçiminde olmasıdır. Bir örnekte taş
yıkıntısının çapı yaklasık 5 metre iken mezar
yeri 1.14 x 0.59 m kadardır (Diler, 2004 : 139).

Kurtarma kazısı yapılan protogeometrik tümülüsün dış
duvarına yakın taş
yıgıntısı üzerinde yapılan çalısmada urne mezarlar ortaya çıkarılmıstır. Bu Leleg
tümülüslerinde görülen bir gelenegi göstermesi açısından önemlidir. Urne kapları,
tabanları kırık, geniş
agızlı ve çift kulplu kaplardan olusmaktadır. Kaplar bezemesiz
ve sade yapılmış
olup yerli üretimdir. Kaplar yanlarından taslarla desteklenmiş
ve üst
kısımları plaka seklinde taslarla kapatılmıstır. Urnelerin, tümülüslerin yakınına
gömülmesi ölüyü yüceltme amacı ile yapıldıklarını düsündürmektedir (Diler, 2006:
113).


4.21 STRATONKEA
Mugla li, Yatagan lçesi, Eskihisar Köyü sınırlarında olan Stratonikeia Kenti
yaklasık olarak M.Ö. 270 yıllarında, Büyük skender'in imparatorlugunu paylasmış
olan Suriye Krallıgı Hanedan'ının kurucusu Seleukos I'in oglu Antiokhos I tarafından
hem üvey annesi hem de karısı olan kraliçe Stratonike adına kurulmustur. Ancak
Stratonikeia kurulmadan önce Khrysaoris daha sonra da Idrias olan yerlesmelerin
oldugu bilinmektedir. Bu yerlesmenin baş
tanrısı Zeus Khrysaoreus'tür. Antik
kaynaklardan ve yazıtlardan anlasıldıgı üzere, henüz yeri tespit edilememiş
olan Zeus
Khrysaoreus tapınagı o kadar önem kazanmış
ki, hemen hemen bütün Karia
kentlerinin üye oldugu Khrysaoreis Konfederasyonu ortak meselelerini görüsmek
üzere burada toplanmaya baslamıstır (Akurgal, 1993: 560).

Kentin bugün görülebilen önemli kalıntıları içerisinde bir tiyatrosu,
bouleuterion, prytaneionu, agora, iki gymnasiumu, iki hamamı vardır. Kentin
nekropolü Stratonikeia ile Lagina arasında olan kutsal yol boyunca yolun her iki
tarafında yer almaktadır. Bu mezarlar kente yaklasık 1.5 km uzaklıkta yer alan
Akdağ
Mevkii’nde daha geniş
bir alana yayılarak kentin nekropol alanını
olustururlar. Bu bölgedeki nekropol alanları Stratonikeia da kazı çalısmaları yapan
Prof. Dr. Yusuf Boysal tarafından mahalli isimlere göre sehir kapısından itibaren,

gdemir, Kabasakız ve Akdağ
nekropolleri olarak adlandırılmıslardır (Boysal, 1987:
51 ).
Boysal’ın Bölgede yaptıgı arastırmalara göre yaklasık yüz kadar mezar ortaya
çıkarılmıstır. Bu mezarlar mimari özellik, kullanılan malzeme ve buluntu açısından
çesitlilik göstermektedir. Bu nekropoller içerisinde en eski buluntuları Akdağ



Mevkii’ndeki mezarlar olusturmaktadır. Ele geçen pismiş
toprak kapların bazı
örnekleri, nekropol buluntularının en eskisini olusturmaktadır. Geç Geometrik
döneme tarihlenen bu eserler nekropol alanını en erken bu döneme tarihlenmistir.

Akdağ
Mevkii’nde açılan A10 numaralı mezardan ele geçen buluntular iki
lekythos siyah glazürlü yapısıyla önem tasımaktadır. Karia dısı üretim oldugu bilinen
bu kapların Attika’da moda oldugu dönem M.Ö. IV. yüzyılın ilk yarısıdır. Bu eserler
Stratonikeia sehrinin kurulusundan önceye ait olmakla önem tasımaktadırlar.

gdemir Mevkii’nde bulunan mezarların en eski buluntusu M.Ö IV. yüzyıla
aittir. Burada açılmış
olan 10 numaralı mezar yesilimtırak kayrak tasından
yapılmıstır. Dogu – batı dogrultusunda olan mezarda bir adet iskelet bulunmustur.
Ele geçen mezar buluntularına bakarak bazı mezarların Hellenistik dönemde
kullanılmaya baslamış
oldugunu bunun yanı sıra Roma dönemi boyunca da
kullanıma devam edildigi tespit edilmistir. Ele geçen buluntular arasında çok sayıda
pismiş
toraktan çesitli formlarda kaplar, kandiller, sikkeler, strygilisler, cam kaplar
bulunmustur (Boysal, 1987: 69 ) .
1985 yılında yapılan çalısmalar sırasında ortaya çıkarılan mezarlar içerisinde
taş
levhalarla olusturulmuş
tekne mezarlar çogunluktadır. Bunların yanı sıra örgü
tekne olarak adlandırılan mezarlarda bulunmaktadır. Daha küçük ölçüde yapılan
mezarların kremasyon amaçlı kullanıldıgı düsünülmektedir. Pismiş
torak plakalardan
yapılmış
mezar tipleri de alan içinde rastlanılan mezar tiplerindendir. Ele geçen
buluntuların degerlendirilmesi sonucu bulunan bu mezarları Geç Hellenistik ve


Erken Roma dönemine aittir. Bu buluntular arasında iğ
formlu unguantariumlar,
yuvarlak dipli unguantariumlar, sikkeler, pismiş
topraktan heykelcikler, altın diadem
ya da süs esyaları sayılabilir (Boysal, 1985 522) .

Stratonikeia’da Akdağ
nekropol alanında 1995 de baslayan kazılar 1996’da
devam etmistir. Nekropol alanının yer aldıgı Akdağ
nekropol alanı antik kentin kuş
uçusu üç kilometre kuzeyinde yer almaktadır. Genel olarak kireç tasından olusan ve
güneye dogru hafif meyil gösteren daglık bir alanda yer alır. Bu alan mezar yapımı
için oldukça uygun bir alandır. Kaya içine oyularak yapılmış
olan mezarların burada
iki tipi görülmektedir. Yerli kayaya oygu dromoslu oda mezarlar ve dikdörtgen planlı
sanduka tipli mezarlar. Dromoslu mezarla iki tipte yapılmıslardır. Bunlar dromosun
yapılısına göre farklılık göstermektedir. Birinci tip dromosun üstü açık olan ve sonra
girisin toprak doldurularak örtüldügü mezarladır, ikincisi ise dromosun önünde bir
kapı ve kapıdan geçilerek girilen üstü kapalı dromoslu mezarlar. Dromoslar her iki
tipte de genellikle dikdörtgen biçiminde yapılmıstır. Arazinin dogal yapısına
oyularak yapılan birkaç basamak ile dromosa girilmistir. Mezarların bir çogu önce
mezar soyguncuları tarafından kesfedilmiş
olup dagıtılmış
durumda bulunmustur. Ele
geçen eserlerin büyük bir kısmı ise mezarın toprak dolu oldugu içi fazla
karıstırılamamış
olan klineler arasındaki alandan ele geçmistir (Boysal, 1998: 155) .

1997 yılında yapılan çalısmalarda toplam 11 mezarda çalısma yapılmıstır.
Açılan mezarların 10 tanesi dromoslu oda mezar seklinde yapılmısken bir mezar
yerli kayaya oyulmuş
dikdörtgen planlı sanduka tipli mezardır. Dromoslu mezarlarda


ikisi iki odalı olarak yapılmıstır. Dikdörtgen planlı sanduka tipli mezar dısındakilerin
hepsine defineciler tarafından girilmistir.

STR 97 M34 numaralı mezar ana kayaya oyulmuş
üzerine üç adet mermer
kapak ile kapatılmıstır. Mezar içerisinde yapılan çalısmalarda farklı seviyelerde iki
iskeletin bulunması mezarın farklı dönemlerde kullanım gördügünü düsündürmüstür.
bu mezarın paleoantropolojik olarak en önemli kılan Anadolu’da bazı örneklerini
gördügümüz trepenasyon yapılmış
bir iskeletin bulunmadır. Kafatasının alın
kısmında 2.8 m çapında düzgün açılmış
bir delik bulunmaktadır. Bu bireyin kafatası
kuzey duvarına bitisik olup yüzü doguya dönük bir sekilde bulunmustur. Bu mezarda
bulunan pismiş
torak unguantarium, kandil, testicik, sikkeler yardımıyla mezarı M.Ö

1. ile M. S. 1 yüzyıl arasında kullanım gördügü anlasılmıstır (Boysal-Kadıoglu,
1998 : 216) .
Plan 22: Stratonikeia-STR 97 M 34 Numaralı Mezar (Boysal – Kadıoglu 1998)


STR 97 M26 numaralı mezar ise dromoslu oda mezar seklinde yapılmıstır. 2
klinesi bulunan mezarda klineler üzerinde herhangi bir iskelete rastlanmamıs, ancak
klineler arasında bir iskelete ait parçalar bulunmustur. Olasılıkla mezar soyguncuları
tarafından mezarın dagıtılması sonucu iskelete ait kalıntılar klineler arasında
bulunmustur. Mezarda bulunan aynalar, küpe ve kemer parçası olasılıkla bir kadın
için gömü yapıldıgını düsündürmüstür. diger buluntular ise pismiş
toprak ve cam
unguentariumlar, 4 adet bronz sikke, kandil, 1 gümüş
sikke, bulunmustur. Tüm
buluntular degerlendirildiginde mezar M.Ö 1. yy’ın ilk yarısı ile M.S 2. yy’a
verilebilir.


Plan 23: STR 97 M 26 Numaralı Mezar

Bir diger dromoslu oda mezar ise STR M41 olarak adlandırılmıstır. Mezar
odasının ve klinelerin yüzeyinin kireç harçla sıvanması diger mezarlardan farklılık
göstermektedir. Mezarın kireç sıvalı harcı üzerine yapılmış
olan 11 cm. genisliginde


siyah, pembe , beyaz renkli bir serit dikkat çekicidir. Mezarın dromosuna altı
basamak ile inilmektedir. Besik çatılı bir üst yapıya sahip olan mezar üç klineye
sahiptir. Mezar daha önce soyuldugu için ele geçen eser sayısı da sınırlı kalmıstır.
Buluntular arasında pismiş
toprak bir kandil, bir adet bronz sikke, bir adet gümüş
sikke, iğ
formlu unguantarium, bronz iki küpe bulunmustur. Buluntular
degerlendirildiginde mezarın M.Ö. 1. yy’dan M.S. 1. yy’a kadar kullanım gördügü
tespit edilmistir. Mezarda herhangi bir iskelete rastlanmamıstır (Boysal-Kadıoglu,
1998: 218) .


Plan 24: STR 97 M 41 Numaralı Mezar Planı

STR 97 M 42 numaralı mezar da daha önce soyulmuş
olan bir mezardır.
Klineler üzerinde herhangi bir iskelete rastlanmamıstır. Mezar buluntuları arasında
klineler üzerinde herhangi bir buluntuya rastlanmazken klineler arası alanda 6 adet
torba karınlı unguantariumlar, 4 adet bronz sikke, bir adet bronz yüzük, bir adet
sunak modeli, 3 adet terra cotta heykel bulunmustur. Buluntular ısıgında M.S 1 yy’da

M.S.2 yy’a kadar kullanım gördügü belirlenmistir.

Sonuç olarak Akdağ
Mevkii’nde yapılan çalısmalarda dromoslu oda mezarlar
ve sanduka tipli mezarlar ortaya çıkarılmıstır. Bu nekropol alanı M.Ö. 2.yy’dan M.S.
2.’a kadar kullanım görmüstür. Mezarlar çogunluk arazinin yapısına uygun olarak
kuzey – güney dogrultusunda yapılmıstır. Mezarların bir çogu antik dönemde de
soyulmuş
olabilecegi gibi Cumhuriyet dönemi içerisinde de soyuldugu kesinlesmistir
(Boysal-Kadıoglu, 1998 : 221-222) .

Akdağ
Mevkii’nde 2000 yılında gerçeklestirilen kurtarma kazıları sırasında
da on adet sanduka tipli mezar ortaya çıkarılmıstır. Bu mezarlardan bir tanesi hariç
digerleri çoklu gömü olarak kullanılmıslardır. M –7 mezarında beş
normal gömünün
yanı sıra kremasyon gömünün de yapıldıgı tespit edilmistir. M-6 mezarında ise
toplam altı gömü yapılmıstır. M-8 numaralı mezarda ise iki adet gömünün yapıldıgı
tespit edilmiş
bulunan kemiklerin bir kısmının düzgün bir kısmının da dagınık halde
bulunması ikinci gömü yapılırken bir öncekinin kenara itildigini düsündürmüstür. On
mezar da tabanları mermer bloklardan olusmuş
üst kapakları ise hafif çatı biçimi
verilmiş
iki ya da üç parçada olusan mermer plakalarla kapatılmıstı. Bir mezar dogu

– batı dogrultusunda iken diger dokuz mezar kuzey-güney yönünde sıralanmıstır.
(Küçükçoban, 2001: 251-255)

Plan 25: Stratonikeia M 8 Numaralı Mezar (Küçükçoban :2001)

M-9 numaralı mezarda bulunan iskeletin çene kemigi üzerinde bir ince altın
diadem ve çene kemigi içindeki topraktan da bir sikke bulunması antik dönemde
görülen bir inanıstan kaynaklanmaktadır. Agza konan bu sikke ölüler sehrine yani
Hades’e geçmek için geçilecek olan nehirdeki kayıkçıya Kharon’a verilecek ücret
olan sikkedir.


Resim 99: Mugla Müzesi’nden agza kapatılan diadem ve sikkenin bulunusunu gösteren
canlandırma


Mezarlar da çıkan buluntular degerlendirildiginde M.Ö. 2 yy da kullanılmaya
baslandıgı M.Ö.1 yy boyunca kullanımına devam edildigi ve erken Roma

mparatorluk Dönemi’ne kadar da kullanımının sürdügü belirlenmistir (Küçükçoban,
2001: 256).
Sanduka tipli mezarlar dısında alanda üzerinde gladyatör betimlemeli altı adet
mezar steli bulunmustur. Küçükçoban’ın, Prof Dr. Ender Varinlioglu’ndan yazı
krakterleri ile ilgili olarak ve Prof Dr.Adnan Diler’den stilistik özellikleri ile ilgili
olarak yaptıgı sözlü görüsmede M.S. 3. yy’a tarihlendirmeleri daha önce ele alınan
10 sanduka mezarla ilgilerinin olmadıgını ortaya çıkarmıstır. Yapılacak daha ayrıntılı
arastırma ileriki dönemde bu durumu kesinlestirecek düsüncesindeyiz. Sonuç olarak
bu mezar stelleri ele alınan sanduka tipli mezarlardan daha geç bir döneme
tarihlendirilmislerdir (Küçükçoban, 2001: 255). Bugün bu eserler Mugla Müzesi’nde
sergilenmektedir.


Resim 100 ve Resim 101: Akdağ
Mevkii’nde Bulunmuş
Gladyatör Stelleri


Resim 102ve Resim 103: Akdağ
Mevkii’nde Bulunmuş
Gladyatör Stelleri


Resim 104 :Stratonikeia Oda Mezar


4.22 TELMSOS (Telmessos)
George Bean’in anlatımına göre Güney-batı Anadolu’da Telmissos adını
tasıyan iki kent bulunmaktadır. Bunlardan bir Karia’da, öteki de Lykia bölgesindeki
Fethiye’de kurulmustu. Karia Telmissos’u, Halikarnassos’a 12 km uzaklıkta
Myndos yarımadasında kurulmustur. Bu kente ait görülebilen üç mezar
bulunmaktadır. Bunlar yerli kayaya oygu bir oda mezar, tonozlu bir mezar
odasından olusan bir mezar ve kuzeyde ise baska bir mezar bulunmaktadır (Bean,
1937 : 140 ).


TARTISMA

Antik Dönemde Karia Bölgesi olarak bilinen bölge, bugün Mugla li’nin
büyük bir kısmı ile Aydın ve Denizli lleri’nin bir bölümünü kapsamaktadır. Bu
bölge cografi olarak daglık bir yapıya sahiptir. Daglar arasında yer alan alüvyonlu
vadiler ile yüksek platolar tarım alanları için önemli bir kaynaktır. Bu daglık arazi
yapısı, bölgenin mimari yapısının sekillenmesinde de etkili olmustur.

Karia Bölgesinin cografi yapısı kentlerin mimarisini, dolayısıyla nekropol
alanlarını da etkilemistir. Nekropol alanları seçilirken cografi yapının en uygun
oldugu alanlar seçilmis, malzeme olarak yöreye özgü dogal malzemeler
kullanılmıstır. Karia bölgesinin dogal zenginlikleri arasında basta gelen mermer de
bölgenin mezar yapılarında kullanılan önemli bir malzeme konumundadır. Plinius’a
göre mermeri plakalar halinde kesme yöntemi ilk kez Karia’da bulunmustur (Sevin,
2001:131).

Bu bölgede, yerli kayaya oygu oda ve sanduka mezarlar, kesme tastan yapılan
oda mezarlar ve yerli kaya kullanılarak yapılan lahit mezarlar hakim durumdadır.
Kayalık yapıdan yoksun bölgelerde daha sık görülen tümülüs mezarlarını, bu bölgede
daha seyrek görmekteyiz. Örnegin bir ç Anadolu uygarlıgı olan Frigler’de
tümülüsler yaygın olarak görülürken bu bölge tümülüsler açısından zengin degildir.

Karia bölgesinde Nekropoller genellikle kent surlarının dısında, kutsal yol
yakınlarında yapılmıstır. Bu durum Antik Yunan ve Roma dönemleri için literatür


kaynaklarının aktardıgı genel tutum ile uyumlu gözükmektedir. Karia bölgesi
insanları da nekropollerini kent surlarının dısına yaparak ölünün miasmasından
(ölünün kirletici etkisi) kendilerini koruduklarına ve mezarlarını kutsal yolların
kenarlarına yaparak mezarlardaki kisilerin böylece yücelestirecegi ya da
tanrısallastıracagına inanmış
olabilirler.

Karia bölgesinin geneline baktıgımızda inhumasyon gömülerin yaygın
oldugunu görürüz. Antik Yunan ve Roma dönemlerinde Anadolu’da batıya göre daha
seyrek olan kremasyon gömüler ise beklendigi üzere daha nadir görülmektedir. Aynı
oda mezar içerisinde hem inhumasyon hem kremasyon gömü yapılabilmektedir. Bu
durum inhumasyonun dönem ve bölgesel olarak yaygın bir gömü tercihi olmasına
karsın her iki metot arasında kisisel tercihler nedeni ile kaymalar yapılabilecegini
göstermektedir.


Resim 105: Kremasyon Kabı –Milas Müzesi

Özellikle Antik Yunan dönemlerinde tarihsel açıdan önemli rol oynamış
zengin bir bölge olan Karia bölgesinde mezar çesitliligi açısından da bir zenginlik


görülmektedir. Kentlerin kendine özgü mezar tipleri tercihleri oldugu gibi, aynı
kentte birden fazla mezar tipi de görülebilmektedir. Örnegin asos’da örgü tekne,
lahit, oda mezar, ve anıt mezar örnekleri bulunabilmektedir. Bu çesitlenme temelde
bazı kentlerin uzun bir zaman süresince kullanılmasından kaynaklanmakta ancak
aynı dönem içerisinde de farklılıklar gözlenebilmektedir. Börükçü Mevkii
kazılarında da benzer bir çesitlilik ile karsılasılmıstır. Yerli kayaya oygu tekne
mezar, örgü tekne mezar, pithos gömü, oda mezar ve anıt mezar gibi çesitli tipleri
aynı nekropol sahası içerisinde görmekteyiz.

Bean’in “Karia Tipi” mezar olarak adlandırdıgı yerli kayanın oyularak
dikdörtgen sekil verilmesiyle olusan mezarlar, bölgede yaygın olarak görülmektedir.
Oldukça agır kapakları olan bu mezarlar, tekli ya da yan yana ikili üçlü gruplardan
olusmaktadır. Karia bölgesine özgü bir nitelik tasıyan bu tipin en güzel örneklerini
Latmos Herakleiası’ında görmekteyiz.


Resim 106: Latmos Herakleiası Karia Tipi Yerli Kayaya Oygu Mezarlar


Karia Bölgesinde figürlü lahit mezarlar az sayıda bulunmaktadır. Ancak
Aphrodisias kenti bu genellemenin dısında kalmaktadır. Karia’da yarı mamul lahit
üretimi 2 yy’ın ortasında baslamış
ve 3. yy içlerine kadar sürmüstür. (Koch 2001 :
237).

Bu tez kapsamında arastırma yaparken karsılasılan en büyük zorluk
mezarların bir çogunun antik dönemden günümüze kadar geçen süreçte soyulmuş
olmalarıdır. Bazı televizyon kanallarında yapılan detektör reklamları da bilinçsiz ve
kaçak kazıların boyutlarını göstermesi açısından önemlidir. Bunun yanı sıra turizm
alanı açmak için sit alanlarının tahrip edilmesi, ikinci bir sorunu teskil etmektedir.
Geçen zaman içinde de doga kosullarının tahribi, nekropol alanlarının korunma
durumunu etkilemistir.

Bu çalısma içerisinde özellikle üzerinde durdugumuz konu isketelere iliskin
durum olmustur. Ancak mezarların daha önceden soyulmuş
olması iskeletlerin de ya
yok olmasına ya da ölü gömmeye iliskin verilerin azalmasına sebep olmus, bütüncül
bir gömü varlıgının yani hem buluntuların hem iskeletlerin birarada korunma
durumunu zorlastırmıstır. Arastırılan 22 Karia kenti nekropollünden, bu konuda
dogru bilgilere ulasmamızı saglayacak çok az nekropol alanı tespit edilmistir. Bu
açıdan degerlendirildiginde en önemli verileri bize saglayan Börükçü Mevkii
nekropol alanı kazısıdır.

Karia bölgesinde yer alan mezar tipleri dısarıdan bakıldıgında görülebilir
olması örnegin Kaunos ve dyma kaya mezarları ya da asos ve Antik Dünyanın yedi


harikasından biri olan Halikarnassos Anıt mezarları gibi özel mezarlar 1800’lü
yılların ortalarında Anadolu’ya gelen arastırmacıların dikkatini çekmistir. Dönemin
Osmanlı yönetiminin gerekli titizligi gösterememesi nedeniyle de bir çok anıt
mezara ait frizler ve yapı parçaları yurt dısına götürülmüstür. Bugün Halikarnassos
Mausoleumu’na ait yalnızca iki friz parçası ve temel kalıntıları kalmıstır. Tüm dünya
mimarisini etkilemiş
ve anıtsal mezarlara adını mozole olarak vermiş
olan bu anıtın
Karia bölgesinde olusu antik Yunan ve Roma ölü gömme adetleri açısından bölgeyi
özel bir konuma getirir.


Resim 107: Halikarnassos Mousoleumu’na Ait Temel Kalıntıları

Halikarnassos’da bulunan bir diger önemli mezar da bize antropolojik
çalısmaların önemini kanıtlaması açısından dikkate degerdir. Kimliksiz bir iskeletten
Kraliçe Ada’ya kadar olan serüvende, bir iskeletin bize neler anlatabildigini
göstermesi açısından önemlidir. Yapılan yüz etlendirme gibi farklı açılardan
yaklasılan önemli çalısmalar ileride baska kimliklerin de ortaya çıkmasını
saglayacaktır. Bir anlamda iskeletler kendi kimligini kendisi ortaya koyacaktır.

Karia Bölegesi için önem tasıyan bir diger antropolojik bulgu ise Stratonikeia
kentinde, 97 yılında açılmış
olan bir mezarda, Anadolu’da az sayıda örneklerini


gördügümüz trepanasyon örnegi ile karsılasmış
olmamızdır. M.Ö.-1 ila M.S. 1 .yy’a
tarihlenen bu mezarın böyle bir örnegi barındırması paleoantropolojik açıdan
degerlidir. Yeni yapılacak olan sistemli kazıların bu dönemde görülen bu tip tedavi
yönetemlerini daha iyi anlamamızı da saglayacagı kuskusuzdur.

Gerek Karia bölgesi gerekse Anadolu’daki pek çok uygarlıgı barındıran diger
Antik bölgelerin nekropolleri ile ilgili yapılacak disipliner arası ve bütüncül
yaklasımlar içeren arastırmaların ölü gömme adetleri konusunda gerek antik dönemin
bu konudaki adetlerini gerekse bu dönemlerin günümüz geleneklerine yansımalarını
anlamakta büyük yararları dokunacaktır.


SONUÇ

“Karia Bölgesi Ölü Gömme Adetleri” konulu tez çalısmasında temelde
antropolojik ve arkeolojik veri kaynaklarından yararlanılmıstır. Antik Yunan ve
Roma dönemlerine odaklanılan çalısmada bu periyotların ölü gömme adetleri eldeki
tüm veriler kullanılarak ortaya konmaya çalısılmıstır. Ancak bölgedeki kentlerin ölü
gömme adetleri ile ilgili en detaylı bilgiyi vermesi beklenen yerler olan
nekropollerinin henüz çok azının kazılmış
olması, kolay ulasılabilir olanların tahrip
görmesi ve bilimsel kazıların da antropoloji, arkeoloji ve ilgili bilimleri disiplinler
arası biçimde birlestiren bir tarzda yapılmamış
olması gibi nedenlerle degerli
verilerin kaybedilmesi ile sonuçlanmıstır. skelet buluntularının ve geriye kalan
numunenin azlıgı istenen düzeyde antropolojik degerlendirme yapılmasının önünde
engel olusturmaktadır.

Tüm bu olumsuzluklara karsın eldeki veriler degerlendirildiginde Karia
Bölgesinin Antik Yunan ve Roma dönemlerinin ölü gömme adetlerindeki genel
egilimleri yansıttıgı söylenebilir. Mezarlıklar, mezar biçimleri, mezar sunuları ve
kremasyon – inhumasyon tercihleri ile eldeki veriler dönemin genel tercihlerine
uymakla birlikte bölgenin bu adetlerde büyük bir çesitlilik göstermesi Karia
Bölgesi’nin ayrı bir yere sahip oldugu da göstermistir. Kentler arasında özellikle
Börükçü Mevkii ve bu bölgede yapılan kazılar arastırma yaptıgımız tüm alanlar
içinde en çok veri saglayan alanların basında gelmektedir. Bu dönem için elimizde
bulunan 2002 yılı kazı sonuçları mezarlardaki erkek-kadın ve eriskin-çocuk
oranlarını vermektedir Ele geçen iskeletler ısıgında yapılan çalısmada genel yaş



ortalaması 30.33 yıl olarak belirlenen Börükçü iskeletlerinin dönem için beklenen
aralıklarda oldugu söylenebilir. Bu alandaki iskeletlerin 2000 yılından sonra giderek
artmasına karsın özellikle en büyük artış
2005-2006 dönemlerinde gerçeklesmiş
ancak bu çalısmalar henüz yayınlanmadıgı için bizim tezimizin degerlendirme
sürecine girememistir.

Bölgedeki kazılar arttıgında ve Antik Yunan ve Roma dönemleri için önemli
bir cografya olan Anadolu’nun ölü gömme adetleri daha detaylı olarak
arastırıldıgında Antik Yunan dönemini Atina Keramaikos ve Roma Dönemini ise
Ostia ve Vatikan Tepesi nekropol alanları ile sınırlamak hatasından uzaklasılacak ve
anılan dönemler ile ilgili daha gerçege yakın veriler elde edilmiş
olacaktır.
Yunanistan’dakinden fazla Yunan kentine sahip olan ve antik dönemin “Troya
Savası” gibi önemli pek çok olayının yasandıgı bir yer olan Anadolu’da konu ile
ilgili arastırmalar sonucunda bugünki bilgilerimizde büyük degisiklikler yasamamız
sasırtıcı olmayacaktır.

Sonuç olarak Karia Bölgesi’nde yaptıgımız ölü gömme adetlerine ait literatür
çalısması sonrasında, bu bölge içerisinde yer alan kentlerin nekropollerinde görülen
mezar tipleri asagıdaki tabloda ortaya konulmaya çalısılmıstır. Bu degerlendirmeler
eldeki mevcut bilgi birikimi ile ortaya konulmustur. Yapılacak daha detaylı
çalısmalarla mezar tiplerinde bazı yeni eklemelerin ve çesitlenmenin de olabilecegi
düsünülmelidir.


Tablo 7: Karia Bölgesinde Görülen Mezar Tipleri

Yerli Kaya Oygu Örgü Tekne Lahit Pithos-Urne Anıt Kaya
Buluntu Yeri Mezar Mezar Mezar Mezar Oda Mezar Mezar Tümülüs Mezar
Alabanda x x
Alinda x x xx

Aphrodisias x
Bargylia x
x
Börükçü x x xx


Eski Knidos x
Euromos x x x
Halikarnassos x
Hydai x x

asos xx xx
dyma xx
Kaunos xx x x
Knidos x x xx
Labranda x x
Lagina x x
Latmos

Herakleia x x
Mylasa xx x
Myndos x

Nysa
x
Pedesa xx
Stratonikeia x x
x
Telmisos
x



ÖZET

“Karia Bölgesi Ölü Gömme Adetleri” adlı bu tez çalısmasında Karia
Bölgesi’nde Antik Yunan ve Roma Dönemlerinde görülen ölü gömme inanısları
eldeki mevcut arkeolojik ve antropolojik verilerden yola çıkılarak arastırılmıstır.
Karia Bölgesinde yer alan antik kentler nekropol alanları dikkate alınarak
incelenmistir. Eldeki veriler bölgedeki kentlerin nekropol alanlarının planları, mezar
tipleri, mezarlar ile ilgili sunu ve iskelet buluntuları kategorilerinde degerlendirilmiş
ve Karia bölgesi ölü gömme adetleri arasında yöresel benzerlikler ve farklılıklar ele
alınmıstır.

Bu bölge içerinde yer alan bir çok nekropol alanı ya henüz arastırılmamış
ya
da mezar soyguncuları, yanlış
yapılanma ve dogal kosullar nedeniyle tahrip
görmüstür. Bu durum çalısmanın alanını daraltmıstır.

Karia Bölgesi nekropol alanlarına ait yeni kazılar bu alandaki bilginin
zenginlesmesini saglaması açısından önem tasımaktadır. Bu amaçla yeni yapılan
kazıların arkeolojik ve antropolojik açıdan birlikte degerlendirilmesi önem
tasımaktadır.


SUMMARY

In this thesis study named as “Burial Customs of Caria Region” it has been
aimed to investigate burial customs seen in ancient Greek and Roma Periods with the
light of existing archaeological and anthropological data. Ancient cities of Caria
Region has been investigated considering necropol sites.

Current data was discussed under the categories of necropol plans, tomb
types, burial offerings and skeleton records and both regional similarities and
dissimilarities of burial customs of Caria Region are assessed.

Many of the necropol sites in this region is either not researced or already
destroyed by illegal excavations, wrong city planning and natural reasons. This
situation has restricted research field.

New excavations concering Caria Region necropol sites are important for the
enrichment of knowledge in this field. For this purpose it is vital to consider new
excavations under a synergetic approach between archaeological and antropological
sciences.


KAYNAKLAR


Akarca A., 1952 “Mylasa’da Hellenistik Bir Mezar”, Belleten, Türk Tarih
Kurumu Basımevi, Ankara 1952
Akurgal E., 1993 Anadolu Uygarlıkları, Net Turistik Yayınlar, stanbul, 1993
Alekshin V.A. 1983, “Burial Custom as an Archaeological Source” Current
Anthropology, Vol. 24, No 2, 1983
Alpözen O., 1994 “Ada I Revived in The Bodrum Museum of Underwater
Archaelogy. Some Museological Considerations” Hekatomnid Caria & The
Ionian Renaissance, Halicarnassasian Studies I, Odens Universty Press, Odens
1994
Alpözen O., 1990 Bodrum Ancient Halicarnassus, Dönmez Ofset, Ankara, 1990
Atalay E., 1988, Hellenistik Çag’da Ephesos Mezar Stelleri Atölyeleri, Efes
Harabeleri ve Dostları Dernegi Yayını, stanbul, 1988
Atıcı M., 1994 “Aphrodisias Müzesi 1992 Kabalar Kurtarma Kazısı” 4. Müze
Kurtarma Kazıları Semineri 1994
Baldoni D. 2004C.Franco, P.Belli, F. Berti Karia’da Bir Liman Kenti asos
Homer Yayınevi stanbul 2004
Bayburtluoglu C., 1982 Arkeoloji, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlıgı, Ankara,
1982
Bean G., 1987 Karia, Çev. Burak Akgüç, Cem Yayınları, stanbul, 1987
Bean G., 1995 Eski Çagda Ege Bölgesi, çev nci Delemen, Arion Yayınevi 1995


Berti B. 1993 Ferrero B. D., Frangipane M, Lagona S., Arslantepe Hierapolis
Iasos Kyme Türkiye’deki talyan Kazıları Ankara talyan Kültür Heyeti, Ankara,

Boysal Y., 1985 “1984 Yılı Stratonikeia Kazısı” VII Kazı Sonuçları Toplantısı
Ankara, 1985
Boysal Y., 1987 “Stratonikeia Nekropolünün Tarihsel Süreci” Remzi Oguz Arık
Armaganı, Ankara 1987
Boysal Y-Kadıoglu M., 1998,“1997 Yılı Stratonikeia Nekropol Çalısmaları”

XX. Kazı Sonuçları Toplantısı, Tarsus, 1998
Boysal Y., 1997 “1996 Yılı Stratonikeia Çalısmaları”,XIX Kazı Sonuçları
Toplantısı Ankara 1998
Carstens A.M., 2002 “Tomb Cult on The Halikarnassos Peninsula” American
Journal of Archaeology Vol. 106, No 3 – 2002
Çapar Ö., 1990, “Homeros Destanları Isıgında Anadolu’da Ölü Gömme
Adetleri”Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Dergisi, Cilt XXXIII, Sayı
1-2, Ankara 1990
Davis J., 1999, Death, Burial and Rebirth in The Religion of Antiquity,
Routledge, London-New York, 1999
Day L. P., 1984 “Dog Burials in Grek World” American Journal of Archaeology
Vol 88, No. 1 1984
Diler A., 1998,“ç Karia Yüzey Arastırması 1996” XV. Arastırma Sonuçları
Toplantısı II. Cilt Ankara, 1998
Diler A., 2001.“Damlıbogaz / Hydai Arastırmaları – 2000” 19. Arastırma
Sonuçları Toplantısı Cilt I, Ankara, 2001


Diler A., 2002, “The Northern Rock Necropolis of Caunus”, Asia Minor Studien,
Band 44, 2002
Diler A., 2002, “Damlıbogaz / Hydai ve Leleg yarımadası Arastırmaları 2001”


20. Arastırma Sonuçları Toplantısı Cilt I, 2002
Diler A., 2004,“Bodrum Yarımadası Leleg Yerlesimleri Pedasa, Mylasa
Damlıbogaz ve Kedrai (Sedir Adası) Yüzey Arastırması-2003”, 22. Arastırma
Sonuçları Toplantısı 2. Cilt, Konya 2004
Diler A., 2006, “Pedasa Geç Protogeometrik Tümülüsü ve Leleglerde Ölü

nancı” Anadolu Arkeolojisine Katkılar 65 Yasında Abdullah Yaylalı’ya
Sunulan Yazılar, Derleyen Turan Takaoglu, Hitit Color, 2006
Ergenekon B., 2001 “The Role of Ethnoarchaeology in Archaeometry with
Examples from Çatalhöyük (1998), Kerkenes (1995-1997), Datça-Burgaz
Excavations and Cnidian (Datça) Ethnoarchaeology 1998-1999” XVIII.
Arastırma Sonuçları Toplantısı, II. Cilt, No. 78/2,
Garland R., 1985, The Greek Way of Death, Cornell University Press, Ithaca -
New York, 1985
Güleç E., 1996 “Burgaz/Datça skeletlerinin Paleopatolojisi” 30-31 Ekim I.
Ulusal Biyolojik Arastırmalar sempozyumu Ankara,1996
Güleç E., 2005 Özer ., Sagır M, Satar Z, “Lagina Kazısı skeletlerinin
Paleoantropolojik ncelenmesi ” 21. Arkeometri Sonuçları Toplantısı Antalya,
Güleç E., 2004Güleç E., Sagır M, Özer ., Satar Z, “2003 Yılı Börükçü Kazısı
skeletlerinin Paleoantropolojik ncelenmesi”, 20. Arkeometri Sonuçları
Toplantısı, Konya, 2004


Günel S., 2003, “Aydın ve Mugla lleri 2002 Yılı Yüzey Arastırmaları ”21.
Arastırma Sonuçları Toplantısı cilt 1 Ankara 2003
Gür Ö., 2005, Selçuk, Antik Dünyada Günlük Yasam, Simge & Akdeniz
Yayınevi, Antalya 2005
Gürbüzer M., 2006 dyma Antik Kenti Kurtarma Kazılarında Ortaya Çıkan bir
Mezar ve Buluntuları, Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Mugla Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mugla 2006
Hame J. K., 1999, Ta Nomizomena: Privite Greek Death-Ritual in Historical
Sources and Tragedy, A Bell & Howell Company, 1999
Held W. 1995.,“Karya’da Gergakome 1994 Yüzey Arastırması” XIII. Arastırma
Sonuçları Toplantısı II. Cilt Ankara 1995
Hellström P., 1991,“Labraynda 1990” XIII. Kazı Sonuçları Toplantısı II.
Çanakkale 1991
Herodotos, Herodot Tarihi, Remzi Kitapevi, Çev. Müntekim Ökmen stanbul

Hooff A. J.L. 2004, “Ancient Euthanasia: ‘Good Death’ and the Doctor In The
Graeco-Roman World” Social Science & Medicine, 58, 2004
Hope V. M., 1997, “Constructing Roman Identity: Funerary Monuments and
Social Structure In The Roman Wold” Mortality, Vol 2, No 2, 1997
Iakovidis Sp E., 1966 “A Mycenaean Mouring Custom” American Journal of
Archaeology, Vol. 70, No. 1966
Isık C, Diler A, Babaoglu F. 1996 “Kaunos Arastırmaları Ön Raporu” XVIII.
Kazı Sonuçları Toplantısı II 1996 Ankara


Isık C., 1992, Cengiz Isık “Kaunos 1991 ” XIV. Kazı Sonuçları Toplantısı II
Ankara 1992
Isık C., 1998 “Kaunos 1997 Arastırmaları ” XX. Kazı sonuçları Toplantısı II
Mayıs 1998 Tarsus sf. 201

dil V., 1993 “Nysa Kazısı 1992 Yılı Çalısmaları” XV. Kazı Sonuçları Toplantısı
II Ankara,1993
dil V., 1999 Nysa ve Akharaka Yasar Egitim ve Kültür Vakfı stanbul ,1999
Jeppesen K., The Mousoleum at Ancient Halicarnassus, Dönmez Yayınları,
Ankara
Kızıl A., 1995 Abuzer Kızıl “Beçin Hellenistik Dönem Oda Mezarı” VI Müze
Kurtarma Kazıları Semineri, Didim, 1995
Kızıl A., 1999 “Karya Bölgesi Roma Dönemi Anıt Mezarları” Yayınlanmamış
Doktora Tezi Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi Konya, 1999
Koch G., 2001 Roma mparatorluk Dönemi Lahitleri, çev. Z. Zühre lkgelen
Arkeoloji ve Sanat Yayınları, Kanaat Basımevi, stanbul ,2001
Küçükçoban F., 2001, “2000 Yılı Akdağ
Kurtarma Kazısı”12. Müze Çalısmaları
ve Kurtarma Kazıları Sempozyumu Kusadası ,2001
Küçükeren C.C., 2005 Ege’de Bir Anadolu Uygarlıgı Karia, Kelebek
Matbaacılık stanbul, 2005
Kyle G. D., 1998 Spectacle of Death in Ancient Rome, Routledge, London-New
York, 1998
Love I. C., 1969 “A Preliminary Report of The Excavation at Knidos, 1969”
American Journal of Archaeology, Vol. 74 No 2. (Apr. 1970)

Morris I., 1987 Burial and Ancient Society The Rise of the Greek City-State,
Cambridge University Press, New York, Melborne, Sydney, 1987
Morris I.,1996 Death – Ritual And Social Structure In Classical Antiquity,
Cambridge University Press, , 1996
Myloans G.E., 1948 “Homeric and Mycenaean Burial Customs ” American
Journal of Archaeology, vol. 52 No. 1, 1948
Neiman C-Goldman E., 1999 Ölümden Sonra Yasam, çev. Gülden Sen, Dogan
Ofset, stanbul, 1999
Osborne R. 1993 “Women and Sacrifice in Classical Greece” The Classical
Quaterly, New Seires, Vol. 43, No. 2 1993
Ögün B., 1983 “ Kaunos Kazıları” “V. Kazı Sonuçları Toplantısı stanbul Mayıs
1983 sf. 240
Ögün B., CIsık, A. Diller, O. Özer, B. Schmaltz, Chr. Marek, M. Doyran 2001,
Kaunos Kbid -35 Yılın Arastırma Sonuçları (1966 -2001) , Antalya, 2001
Ökse T., 2005 “Eski Çagdan Günümüze Ölü Gömme ve Anma Gelenekleri” Türk
Arkeoloji ve Etnografya Dergisi Sayı 5, 2005
Özet A., 1994 “The Tomb of a Noble Women From the Hekatomnid Period”
Hekatomnid Caria & The Ionian Renaissance, Halicarnassasian Studies I, Odens
University Press, Odens 1994
Özgan Ö., 1996 “1995 Knidos Kazıları Raporu” XVIII. Kazı Sonuçları
Toplantısı II, Ankara, 1996
Özgan R., Christine Ö, Mustafa S, Christof B., 1999 “ 1998 Knidos Kazıları”

21. Kazı Sonuçları Toplantısı 2. cilt Ankara, 1999

Özgan R. Christine Ö., Christof B., Hakan M. 2000 “Knidos 1999” 22. Kazı
Sonuçları Toplantısı 2. cilt, zmir, 2000

Özgan Bruns C., 2002 Knidos Antik Kent Rehberi, Pozitif Matbacılık, Konya

2002
Özgüç T., 1948 Ön Tarihte Anadolu’da Ölü Gömme Adetleri, Türk Tarih
Kurumu Basımevi, Ankara, 1948
Özkaya V. – San O. Barın G., 1998,“Alinda (Karpuzlu)” XVI Arastırma
Sonuçları Toplantısı cilt II Tarsus,1998
Özkaya V. – San O., 1999 “Alinda Nekropolü I” 17. Arastırma Sonuçları
Toplantısı 2. cilt, Ankara,1999
Özkaya V. – San O., 2000 “Alinda Nekropolü II” 18. Arastırma Sonuçları
Toplantısı 2. cilt, zmir,2000
Özkaya V. – San O., 2001 “Alinda and Amyzon two Ancient Cities in Caria”

19. Arastırma Sonuçları Toplantısı, Ankara, 2001
Paton W. R., 1887 “Excavation in Caria”, The Journal of Hellenic Studies,
Vol. 8 1887
Pearson M. P., 1999 The Archaeology of Death and Burial, Sutton Publishing,
1999
Peschlow A., 1989,“Die Nekropole Von Latmos Und Herakleia Am Latmos ”


VIII. Arastırma Sonuçları Toplantısı, Ankara,1989
Peschlow A., 1990,“Die Nekropole Von Herakleia Am Latmos” VIII. Arastırma
Sonuçları Toplantısı, Ankara,1990
Peschlow – Bindokat A., 2005 Latmos’ta Bir Karia Kenti Herakleia Sehir ve
Çevresi, Homer Kitap Evi, stanbul, 2005

Prag A.J.N.W. – Neave R.A.H., 1994 “Who is The Carian Princess?”

Hekatomnid Caria & The Ionian Renaissance, Halicarnassasian Studies I, Odens
Universty Press, Odens 1994
Rocca E.L., 1991 “Archaelogical Survey in the Gulf of Mandalya” Arastırma
Sonuçları Toplantısı IX. 1991 Ankara
Rollar L.E. 1981, “Funeral Games in Grek Art” American Journal of
Archaeology. Vol. 85i No. 2, 1981
Rumscheid F., 1995 “Milas 1994” XIII. Arastırma Sonuçları Toplantısı Cilt I
1995 Ankara
Rumscheid F., 1996 “Milas 1995” Rumscheid F. XIV. Arastırma Sonuçları
Toplantısı Cilt I 1996 Ankara
Sagır M., Özer ., Satar Z., Güleç E. 2003 “Börükçü skeletlerinin
Paleoantropolojik ncelenmesi ” 19. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Ankara,

Seeher J., 1993, “Tarih Öncesi Çaglarda Ölüm ve Gömü” Arkeoloji ve Sanat
Dergisi Sayı 59, 1993
Sevin V., 2001 Anadolu’nun Tarihi Cografyası I, Türk Tarih Kurumu Basımevi,
Ankara, 2001
Sevim A., 1995 “Datça/Burgaz skeletlerinin Paleoantropolojik
Degerlendirmesi” XI. Arkeometri Sonuçları Toplantısı Ankara 1995
Sevim A., 1996 “Burgaz/Datça Roma Dönemi nsanlarının Çene ve Diş
Patolojisi” I. Ulusal Biyolojik Arastırmalar Sempozyumu Ankara 1996
Shapiro H.A., 1991 “The Iconography of Mourning in Athenian Art” American
Journal of Archaeology, Vol 95, No. 4 1991


Smith R.R.R., 1996 “Archaelogical Research at Aphrodisias in Caria, 1994”
American Journal of Archaeology Vol 100 No 1 (Jan 1996 )

Smith R.R.R.-Rate C., 2000 “Archaelogical Research at Aphrodisias in Caria,
1997 and 1998” American Journal of Archaeology Vol 104 No 2 (Apr. 2000 )
Sönmez O., 2007 Knidos Mavide Uyuyan Güzel, Arkeoloji ve Sanat Yayınları,

stanbul, 2007
Strabon, 1993 Antik Anadolu Cografyası (Geographika : XII-XIII-XIV), çev.
Prof. Dr. A. Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, stanbul 1993
Sahin M., 1998 “Myndos’tan Ölü Yemegi Sahneli ki Stel” Adalya, Suna -nan
Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Arastırma Enstitüsü No III. Antalya, 1998
Sahin M., 2005 “Myndos” 23. Arastırma Sonuçları Toplatısı Cilt 1 Ankara 2005
Sahin N., 1996 “Beyaz Lekythoslar Isıgında Klasik Devirde Atina’da Ölüm
konografisi ve Ölü Kültü” Arkeoloji Dergisi, Sayı IV Ege Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Yayını, zmir 1996
Sahinoglu S., 1998 “Kos ve Knidos Tıp Okulları ve Yöntembilgisel
Degerlendirilmesi” V. Türk Tıp Tarihi Kongresi Bildirgeleri, Ankara, 1998
TAY 2007 Türkiye Arkeolojik Yerlesmeleri Projesi “Psidia-Karia”, Cilt 7, Ege
Yayınları stanbul 2007
Texier C., 2002 Küçük Asya Cografyası, Tarihi ve Arkeolojisi çev. Ali Suat
Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı cilt III, Ankara, 2002
Tırpan A. – Sögüt B., 2002 “ 2002 Yılı Lagina Kazıları” 25. Kazı Sonuçları
Toplantısı 2. Cilt Ankara 2003
Tırpan A. – Sögüt B., 2004 “Lagina ve Börükçü 2003 Yılı Çalısmaları” 26. Kazı
Sonuçları Toplantısı 1. Cilt Konya 2004


Tırpan A. – Sögüt B., 2005 “Lagina ve Börükçü 2004 Yılı Çalısmaları” 27.
Kazı Sonuçları Toplantısı 2. Cilt Antalya 2005
Tırpan A. – Sögüt B., Eylül 2005 Lagina, Anıl Ofset & Tipo Matbaacılık
Yatagan – Mugla, Eylül 2005
Tırpan A. 1996 “Lagina Hekate Temenosu 1995”, XVIII Kazı Sonuçları
Toplantısı II, Ankara, 1996
Toynbee J.M.C., 1971 Death and Burial in The Roman World, Cornell
University Press, Ithaca New York, 1971
Tulay S. A.,1990 “Kabalar Kurtarma Kazısı 1989” I. Müze Kurtarma Kazıları
Semineri, Ankara, 1990
Tuna N., 1993 “Datça / Burgaz Kazıları”, XVI. Kazı Sonuçları Toplantısı II
Ankara , 1993
Thukydides, Thukydides Tarihi, (Çev H. Demircioglu) Ankara, 1958
Umar B., 1993, Türkiye’deki Tarihsel Adlar, nkılap Kitapevi, stanbul, 1993
Umar B.,1999, Karia Bir Tarihsel Cografya Arastırması ve Gezi Rehberi,
nkılap Kitapevi, stanbul, 1999
Uyguç A., 1992 Güneybatı Anadolu’nun Tarih Öncesi Halkı Kar’lar, Tunç
Matbaası, Çine, 1992
Varinlioglu E., – Debord P., 2002 “Hyllarima 2001” 20. Arastırma Sonuçları
Toplantısı Cilt I, 2002
Varinlioglu E., – Debord P., 2003 “Hyllarima 2002” 21. Arastırma Sonuçları
Toplantısı Cilt I, Ankara, 2003
Varinlioglu E., – Debord P., 2004 “Hyllarima 2003” 22. Arastırma Sonuçları
Toplantısı Cilt I, Konya, 2004


Vermeule E., 1984 Aspects of Death in Early Greek Art and Poetry, University

of California Press, Berkeley, Los Angeles, London, 1984
Westholm A., 1963 Labraunda Swedish Excavations. Architecture. The
Architecture of The Hieron. C1 Bl. 2 CWK Gleerup, Acta Instituti Regni
Sueciae, Stocholm 1963
Westholm A., 1978 “Labraunda” The Proceedings of the Xth International

Congress of Classical Archaeology Türk Tarih Kurumu yayınları Ankara 1978

htpp://www.bodrum-museum.com/museumtr/d ... incess.htm
htpp://www.livius.org/halicarnassus/mausoleum


TABLOLAR DZN.


Tablo 1:Börükçü skeletlerinin 2002 Yılına Ait Dagılımı 103
Tablo 2:Börükçü Bireylerinin Boy Uzunlukları 104
Tablo 3:Börükçü Bebek ve Çocuklarının Boy Uzunlukları 104
Tablo 4:Börükçü skeletlerinin Mezarlara Göre Dagılımı 107
Tablo 5:Datça skeletlerinin Yaş
ve Cinsiyete Göre Dagılımı 126
Tablo 5:Data Bireylerinin Yas, Cinsiyet ve Irk Dagılımı 128
Tablo 7:Karia Bölgesinde Görülen Mezar Tipleri 228

PLANLAR DZN.


Plan 1: Alinda Anıtsal Nitelikli Mezar Örnegi 81
Plan 2: Alinda Anıtsal Mezar 82
Plan 3:Alinda Lahit Mezar 84
Plan 4: Alinda Yerli Kayaya Oygu Mezar 84
Plan 5: Bargylia Tonozlu Mezar 93
Plan 6: Bargylia Tonozlu Mezar 93
Plan 7: Halikarnassos Kraliçe Ada’ya Ait olabilecek Mezar 138
Plan 8: Hydai Mezar 1’in Planı 143
Plan 9: Hydai Mezar2’nin Planı 146
Plan 10: dyma Yalancı Tonozlu Oda Mezar’ın çi 159
Plan 11: Kaunos Anıtsal Mezar I Rekonstrüksüyon Çizimi 166
Plan 12: Kaunos Sandık Mezar 169
Plan 13:Knidos Temenos Mezarı 173
Plan 14:Labranda Kent Planı 176
Plan 15:Lagina Yaylalar Mevkii Dromoslu Oda Mezar 181
Plan 16:Lagina 02 YM1 Numaralı Mezar 183
Plan 17:Latmos Herakleia Kenti Planı 186
Plan 18:Mylasa Berberini Mezar Planı 198
Plan 19:Myndos Kaya Mezar 202
Plan 20: Myndos Kaya Mezar 202
Plan 21:Pedasa Sivriçam Protogeometrik Tümülüsü 206
Plan 22:Stratonikeia STR 97 M 34 Numaralı Mezar 212
Plan 23: Stratonikeia STR 97 M 26 Numaralı Mezar 213
Plan 24: Stratonikeia STR 97 M 41Numaralı Mezar 214
Plan 25: Stratonikeia M8 Numaralı Mezar 216

HARTALAR DZN.


Harita 1: Karia Bölgesi ve Komsu Bölgeler 62
Harita 2: Karia Bölgesi’nin Bugünkü Cografi Yapısı 63
Harita 3: Karia Bölgesi Kentleri 71
Harita 4: asos’un Yeri 147


RESMLER DZN.


Resim 1: Miken Dönemine ait Yas Tutanları Gösteren Figürler Kassl Lahti 10
Resim 2: Geometrik Dönem Prothesis Sahnesini Gösteren Eserler 19
Resim 3: Prothesis sahnesi . M.Ö. 750 Atina – Dipylon Amphorası 20
Resim 4: Ekphora Sahnesini Dipylon Kraterinin Ayrıntısı 21
Resim : Ekphorayı gösteren heykel grubu M.Ö. 600-650 Vari, Yunanista 22
Resim 6: M.Ö. 520-510 yıllarına ait Prothesis Sahnesini Gösteren Levha 27
Resim 7: Atik siyah Figürlü Olpe Prothesis Sahnesi -College Museum 33
Resim 8: Beyaz Lekythos üzerinde Prothesis Sahnesi M.Ö. 450 -Metropolitan
Museum 39
Resim 9: Prothesis Sahnesini Gösteren Vazo Resmi

41
Resim : Charon’nun ölüyü Hades’e götürüsünü gösteren çizim 49
Resim11:Patroklos’un Cenazesini Gösteren Mezar Reliefi M.S 2.yy 60
Resim12:Alabanda lahit biçimli mezar 75
Resim13:Alinda lahit mezar (Küçükeren :2005) 85
Resim 14:Alinda lahit örnekleri (Küçükeren :2005) 86
Resim : Aphrodisias çevresinden gelen yarı mamul girlandlı lahit örnegi
Aphrodisias Müzesi 88
Resim 16: Aphrodisias çevresinden gelen lahit örnegi Aphrodisias Müzesi 88
Resim17 : Aphrodisias çevresinden gelen sütunlu lahit örnegi Aphrodisias Müzesi 89
Resim18: Aphrodisias çevresinden gelen sütunlu lahit örnegi Aphrodisias Müzesi 89
Resim 19: 2002 yılında açılan Anıt Mezar 95
Resim : 03 BM 01 Numaralı Mezar 96
Resim 21 : 03 BM 02 numaralı Mezar 96
Resim 22: 03 BM 09 Numaralı Mezar 97
Resim 23: 03 BM 04 Numaralı Mezar 97
Resim 24:03 BM 05 Numaralı Mezar 98
Resim : 03 BM 08 Numaralı Mezar 99
Resim 26: 03 BM 10 Numaralı Mezar 100
Resim 27 Asık oynayan mermer kız heykeli Hellenistik orijinli Roma Dönemi
kopyası (Pergamon Museum) M S. 2. yy 101
Resim 28: Asık kemigi oynayan iki genç kız M.Ö 340-330 British Museum 101
Resim 29: 03 BM 20 Numaralı Mezar 102
Resim :03BM 17 Numaralı Mezar 102
Resim 31: 04 BM 19, 04 BM 20 ve 04 BM 21 numaralı mezarlar 108
Resim 32:04 BM 19 Numaralı Mezar 109
Resim 33: 04 BM 19 Numaralı Çocuk Mezarı 109
Resim 34: 04 BM 20 Numaralı mezar 109
Resim :04 BM 12 Numaralı Çocuk Mezarı 110
Resim 36: 04 BM 14 Numaralı Mezar 111
Resim 37: 05 BM 03 Numaralı Mezar 112
Resim 38: 05 BM 29 Numaralı Mezar 113
Resim 39:05 BM 29 Numaralı Mezarda skeletin Bulunuş
Durumu 113
Resim : 05 BM 29 Nolu mezar iskeletin ayak ayrıntısı 114
Resim 41: 05 BM 22 Numaralı mezarda kapı girisine yıgılmış
olan iskelet kalıntıları 116


Resim 42:05 BM 22 numaralı mezarda iskeletlerin bulunuş
durumu 116
Resim 43:05 BM 22 Numaralı mezarda bulunan kremasyona iliskin izler 116
Resim 44:05 BM 23 Numarlalı Mezar 117
Resim 45: 05 BM 25 Numaralı mezar 118
Resim 46: 05 BM 27 Numaralı Mezar 119
Resim 47 ve Resim 48: 05 BM 31 nolu mezara ait son gömü olan iskelet 120
Resim 49: 05 BM 34 Numaralı mezardaki iki gömü

121
Resim 50: 05 BM 34 Numaralı mezar 121
Resim 51: 05 BM 43 Numaralı mezar 122
Resim 52 ve Resim 53: 05 BM 44 Numaralı mezar 122
Resim 54: 05 BM 58 Numaralı Kremasyon yapılmış
mezar 123
Resim 55: Mausoleum’dan Artemis ve Mousolos heykelleri
(http://www.livius.org/.../halicarnassus/mausoleum.jpg) 135
Resim 56: Mausoleum rekonsktürüksiyonu 135
Resim 57: British Museum’da bulunan friz parçaları 136
Resim 58: British Museum’da bulunan friz parçaları 136
Resim 59: British Museum’da bulunan friz parçaları 136
Resim 60 :Bodrum’da bulunan friz blokları 137
Resim 61 : Bodrum’da bulunan friz blokları 137
Resim 62:: Mausoleumun rekosktrüksiyonu
(http://www.personal.kent.edu/~khame/Arch.4th.Maussol.) 137
Resim 63: skeletin Bulunuş
Durumu (http://www.bodrum-museum.com) 138
Resim 64 : Muhtemelen Ada’ya ait olabilecek heykel bası (Prag-Neave, 1994) 139
Resim 65: Muhtemelen Ada’ya ait olabilecek skeletin Baş
Kısmı (Prag-Neave,
1994) 140
Resim 66: Mezardan çıkan iskeletin etlendirilmiş
son hali (Prag-Neave, 1994) 140
Resim 67: Mezara ait buluntulardan örnekler 141
Resim 68 : asos Geometrik Dönem Nekropolü 149
Resim 69: asos Roma Mausoleionu 152
Resim 70: Saat Kulesi Olarak Bilinen Anıtsal Mezar 153
Resim 71: dyma Tapınak Planlı Kaya mezarı 157
Resim 72: dyma Tapınak Planlı Kaya mezarı 157
Resim 73: dyma Tapınak Planlı Kaya mezarı 157
Resim 74: dyma Yalancı Tonozlu Oda Mezar’nın çi (Gürbüzer, 2006) 159
Resim 75: Kaunos Kaya Mezarlar (Bitirilmemiş
Mezar) 161
Resim 76: Kaunos Kaya Mezarları 163
Resim 77: Kaunos Niş
Mezarlar 164
Resim 78: Kaunos Niş
Mezarlar 165
Resim 79: 1982 Sezonunda Bulunmuş
Mezar Yapıları (Özen 2001) 168
Resim 80: Aslanlı Mezarın Aslan heykelinin götürülüsü 172
Resim 81:Heykelin Bugünkü Durumu 172
Resim 82: Labranda tekne biçimli mezar 177
Resim 83: Büyük Oda Mezarın çteki Odasının Görüntüsü 179
Resim 84: Büyük Oda Mezarın Dromosunda Bir Görüntü 179
Resim 85: Latmos Mezarları 185
Resim 86: Latmos Herakleia Mezar 187
Resim 87: Latmos Latmos Herakleia Mezar 187


Resim 88: Latmos Herakleia Mezarları 188
Resim 89: Latmos Herakleia Kremasyon Gömü Oldugu Düsünülen Mezar 189
Resim 90:Latmos Herakleia Oda Mezarı 191
Resim 91:Gümüskesen Mezar Anıtının ç Kısmı 194
Resim 92: Gümüskesen Mezar Anıtı 194
Resim 93: Texier’in Gümüskesen Anıtına ait çizimi 195
Resim 94 Mylasa Müzesi – Oda Mezar Kapısı 197
Resim 95 Berberini mezarı 198
Resim 96: Myndos Kayaya Oygu Mezar 201
Resim 97:Tonoz biçimli mezar yapıları (dil: 1999 ) 204
Resim 98: Pedasa Platform Mezar Yapısı (Diler 2004) 208
Resim 99: Mugla Müzesi’nden agza kapatılan diadem ve sikkenin bulunusunu
gösteren canlandırma 216
Resim 100:Akdağ
Mevkii’nde Bulunmuş
Gladyatör Stelleri 217
Resim 101: Akdağ
Mevkii’nde Bulunmuş
Gladyatör Stelleri 217
Resim 102:Akdağ
Mevkii’nde Bulunmuş
Gladyatör Stelleri 218
Resim 103: Akdağ
Mevkii’nde Bulunmuş
Gladyatör Stelleri 218
Resim 104:Stratonikeia Oda Mezar 218


EK1 ANTK YUNAN VE ROMA’DA ÖLÜME DAR SÖZLER
Antik Yunan’dan Ölüme Dair Sözler


“...Ölüm hepimizin yazgısıdır; kader ölüm dösegine serince insanı, tanrılar
bile uzaklastıramaz ugursuz ölümü oradan.....”
Homeros, Odysseia III, 235-237


“...Bu cesur yürek neye yaradı, uzaklastırabildi mi ondan kara ölümü?....”
Homeros, Odysseia IV, 292-293

“.......Ölmüsleri sanslı oldukları için öv...”
Spartalı Khilon

“......Ölü olan dertleri unutur, gözyası dökmez....”
Euripides, Troades

“....Ölülerin süsü, büyük basarılarının parlaklıgıdır...”
Euripides, Herakles, 356-357

“....Sanslı bir ölümle ölmek, insanlar için tanrıların bir lütfudur...”
Aiskhylos, Agamemnon, 1305

“...Beni vakitsiz öldürme, zira gün ısıgını
seyretmek pek tatlı. Beni kara
topragı görmeye zorlama...”
Euripides, Iphigenia he en Aulidi, 1218-1219


“...Ölüm yaklastıgında kimse ölmek istemez...”
Euripides, Alkestis 671

“...Doganlar hem yasamayı hem de ölümü
kabullenirler ve arkalarında
çocuklar bırakırlar; böylece ölüm yeniden dogar ... ”
Herakleitos, B 20



“...Dogum nasılsa ölümde öyledir. Ruhun bedenle birlesmesi hiçbir sekilde
bedenden ayrılmasından daha mükemmel degildir... ”
Platon, Nomoi, 828D



“....Aslında insanlar hiç ummadıkları ve gelecegine inanmadıkları ölümü
beklerler...”
Herakleitos, B27



“....Ölüm, sürgün ve bunlara benzeyen korkunç görünen seyler, özellikle
ölüm her vakit gözünün önünde olsun. O zaman asagılık kaygılara düsmezsin
ve hiçbir seyi çoskunlukla istemezsin... ”
Epiktetos



“...Saati gelince ölecegim. Ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi
ölecegim...”
Epiktetos


“...Biliyorum ki her dogan ölür, bu bilinen kanundur. Demek ki ölmem
gerekiyor. Ben süresiz degilim. Ben bir insanım; saat günün bir parçası
oldugu gibi, ben de bütünün bir parçasıyım. Saat gelir ve geçer. Bende gelir
ve geçerim. Geçip gitme sekli önemli degildir... ”
Epiktetos


“...Basaklar niye sürer? Yetismek ve sonra yetisince biçilmek için degil mi?
Çünkü onları kutlu seylermiş
gibi sapları üzerinde bırakmazlar. Basakların
duyguları olsaydı biçilmemek dileginde bulunacaklarını sanıyor musun?
Elbette hayır. Aksine biçilmemeyi bir felaket sayacaklardı. nsanlar için de
bu böyledir. Ölmemek insanlar için felakettir. Basak için sararıp
olgunlasmak ve biçilmemek ne ise insanoglu için de ölmemek odur...”
Epiktetos


“ Ölüme dertlerin en korkuncu gözü ile bakmaya gerek yoktur; çünkü biz
yasadıkça ölüm yoktur, ölüm gelince de artık biz yokuz. Ölüm ne yasayanlar
için, ne de ölüler için vardır. Çünkü birincilerle münasebeti yoktur. Çıka
geldigi zaman ise ikinciler yoktur. Hal böyle iken zaman olur, bir çok
kimseler ölümden en büyük fenalıktan kaçar gibi kaçarlar, sonra zaman olur
ölümü acılarına bir son olması için ararlar..”
Epikuros


“...Herkes için ve her yerde en güzel sey, varlıklı ve saglıklı olmak...yaslılık
yıllarına erisebilmek, ölmüş
ana babasına güzel bir ölüm töreni
saglayabildikten sonra kendi çocukları tarafından göz kamastırıcı bir törenle
gömülmektir...”
Platon, Hippias Meizon, 291e


“...Tanrılar kimi severse o genç ölür...” Menandros; fragman 125K
Latince Ölüme Dair Sözler


Mori est felicis, antequam mortem invoces (Publilius Syrus, M 354)
Ölümü çagırmadan ölmek, sanslı bir adama özgüdür.


Mori necesse est, sed non quotiens volueris (Publilius Syrus, M 360)
Herkes ölecek, ama istedigi zaman degil!

Mors infanti felix, iuveni acerba, nimis sera est seni (Publilius Syrus, M 401)
Ölüm, çocuk için sanstır, genç için erken, yaslı için ise çok geç!


Mors ultima linea rerum est (Horatius, Epistulae 1.16.79)
Ölüm her seyin son çizgisidir.

Mortalis nemo est, quem non attigat dolor, morbusque (Cicero Tusculanae
Disputationes, 3,25)
Hastalıgın ve acının ugramadıgı hiçbir ölümlü yoktur.


Mortem ubi contemnas, viceris omnes metus (Publilius Syrus, M 405)
Ölümü küçümsediginde, bütün korkularını yenmiş
olursun!

Nec mortem effugere quisquam nec amorem potest (Publilius Syrus, N 478 )
Ne ölümden kaçabilir insan, ne de asktan.

Nemo inmature moritur qui moritur miser (Publilius Syrus N 465)
Sefil biçimde ölen, erken ölmüş
sayılmaz

Non omnis moriar (Horatius, Carmina 3.30.1)
Tamamen ölmeyecegim

Vita misero longa, felici brevis (Publilius Syrus, O 485)
Ah yasam, zavallıya uzun, mutluya kısa!

Omnia mors aequeat (Seneca, Epistulae, 91.16)
Ölüm her seyi esit kılar

Parce sepulto (Vergilius, Aeneis, 3.41)
Ölen kisiyi affet

Pereundi scire tempus assidue est mori (Publilius Syrus, P 530)
Ölecegin zamanı bilmek, sürekli ölmektir.

Satis est beatus, que potest, cum vult, mori (Publilius Syrus, S 675)
Ölmek istediginde, ölebilene ne mutlu

Satis vixi, invictus enim morior (Nepos, Epaminondas.9)
Yeterince yasadım; çünkü yenilmeden ölüyorum

Stultuem est in luctu capillum sibi evellere, quasi calvitio maeror levaretur
(Cicero Tusculanae Disputationes, 3. 26 )
Yas tutarken saçları yolmak ne budalalık, sanki kel kalınca keder dinecekmiş
gibi!


EK 2 ÖLÜ GÖMME LE LGL.
TERMLER8
Abaton-Heroon: Öldükten sonra tanrılastırılmış
ya da yarı tanrılastırılmış
olan,
daha çok “kent kurucu” kisilerin girise kapalı olan kutsallastırılmış
mezar alanı.
Alabastron: Sıklıkla alabasterden yapılan ve parfüm için kullanılan kulpsuz vazo
Amphora: Özellikle sarap ya da yağ
olmak üzere sıvıları tasımak ve depolamak için
kullanılan iki kulplu kap,
Anthesteria: anthesterion ayında (subattan marta kadar) düzenlenen yıllık festival
Aoros: genç ölen kisi
Aponimma: muhtemelen cenaze sonrasında mezara bir su yolu kazma ile
gerçeklestirilen suyla ilgili bir tören
Ardanion: ölünün evinin dısına konulan bir kase su
Arkosolium : (lat.Arcus:kemer, solium: taht mezar) özellikle katakomblarda bulunan
mezar biçimi, üstü kemerli mezar
Aryballos: Yag, koku ve benzeri seyler için kullanılan küçük küresel bir kap
Ataphos: gömülmeden bırakılan kisi
Autocheir: intihar
Barathron: Atina’da lanetlenmiş
suçluların cesetlerinin atıldıgı çukur
Biaiothanatos: intihar ya da katil (yazıda ‘siddetli bir ölüme sebep olan kisi’)
Bomos : Kurban sunagı

8 Terimler sözlügünün hazırlanmasında Robert Garland The Greek Way of Death Cornell University
Ithaca 1985 sf128-132; Francesco D’andria Hierapolis sf 233; Baki Ögün – Cengiz Isık vd. Kaunos
Kbid sf 182, Anneliese Peschlow-Bindokat Herakleia, sf 247-252 adlı eserlerden yararlanılmıstır.


Bomos: kaide, sunak; nekropolis yazıtlarında lahitlerin kondugu kaide olarak geçer
Choai: ölüye sunulan içecek
Chous: çok genç bir çocugun mezarına konulan küçük bir testi
chytroi (çanaklar) adı verilen üçüncü günde ölünün mezarlıgı terk ettigi ve eski
evlerini ziyaret ettigi düsünülmesi. Çanaklar mezarlara konan meyveleri
içermektedir.
Cippus : Bir mezarı veya mezarlık sınırını belirleyen, ucu sivriltilmiş
taş
ya da ahsap
bir isarettir ki, bu mezarın kendiside olabilir. Arkeolojide, içine kül konulmayan
mezar veya mezar üstüne yerlestirilen çesitli sekildeki taslardır.
Columbarium: içine urnelerin yerlestirildigi nisler. Mezar odalarının duvarları içine
veya kayaların yüzeyine açılarak vücuda getirilen mezarlıklardır.
Daimon: Dogaüstü varlık. Bazen de ölüye öteki dünya yolunda rehberlik eden rehber
ruh
Danake: (aynı zamanda naulon) Ölüyü tasımakla görevli Charon için kayık ücreti
Demetrioi: orijinal olarak ölüler için genel kullanılmış
bir kelime. Muhtemelen
Eleusis’teki Demeter’in gizemine giren kisiler için ayrılmış
bir terim olabilir.
Demosion Sema: “nsanların Mezarı”. Atina’nın batı yakasında Dipylon Kapısından
Akademi’ye dogru giden büyük tören yolu
Deuteropotmos: (aynı zamanda hysteropotmos) : ölü olarak ilan edildikten sonra
tekrar canlanan kisi (yazıda ‘iki kadere sahip’ ya da ‘ikinci kaderli’ )
Dexiosis: Yunan sanatında el sıkısmanın modern bir gösterimidir. Hades’te tekrar
birlesmeyi tasvir ettigi düsünülmektedir.
Diobletos (aynı zamanda makarites) :kahramanlastırılmış
ya da yakın zamanda
ölmüş
kisilere özel olarak kullanılan bir kelime (yazıda ‘kutsanmıs’)


Dromos: Mezar yapılarında mezara geçisi saglayan dar uzun geçite verilen ad
Eidolon: ölmüş
kisinin dünya üzerinde, rüyalarda ya da Hades’deki bir görüntüsü
Ekei: Ölülerin dünyası (yazıda ‘orası’ )
Ekphora: ölü bedeninin gömülmek üzere mezarlıga tasınması
Enagismata: ölüye sunulan yiyecek ya da daha genel olarak ölü için sunulan besin
Enata: (aynı zamanda ennata) : ölü ya da gömüden sonraki dokuzuncu günde
gerçeklestirilen ayin
Enchtristia: Cenazede çanak ya da chytra kullanmakla görevli kadını tarif için
kullanılan kelime
Endyma: Bir kefen
Eniausia: yıllık gerçeklestirilen ayinler
Enthade: yasayanların dünyası (yazıda ‘burası’)
Epiblema: Kefenin üzerine sarılan gevsek bir örtü
Epikedeion: Mersiye ya da agıt
Epitaphios logos: Savasta ölmüş
olan için bir konusmadan alıntı
Erion: Cenaze höyügü: bir aile mezar alanı
Exegetai: Katliam ya da intihar gibi durumlarda ortaya çıkan ölü kirliligi üzerine
ögüt veren kutsal kanun yorumlayıcıları veya açıklayıcıları
Genesia : ölünün onuruna düzenlenen yıllık festival. Kelimenin etimolojisi ve önemi
tartısmalıdır.
Geras thanonton : ölünün ayrıcalıgı ya da onunla baglantılı sey
Goös: Ölünün yakınları tarafından söylenen dogaçlama agıt
Haimakouriai: ölü için kan sunmak
Hero: Öldükten sonra tanrılastırılmış
ya da yarı tanrılastırılmış
kahraman


Heroon: Bir kahramanın gömülü oldugu düsünülen noktanın üzerine yapılan tapınak
Heroon: kahraman kültü için yapılan küçük kült merkezi ya da mezar yapısı
Holokutomata: tümüyle yakılmış
sunular
Hydria: Su tasımak için kullanılan üç kulplu oval gövdeli ve düz omuzlu kap,
Hypogeum:: Yeraltı mezarı

alemos: Bir agıt
Kallysmata: ölünün evinden alınmış
mezarın üzerine konulan süprüntüler
Kaneon: (aynı zamanda kanoun, kaniskion) ölüye hediyeleri tasımak için kullanılan
yuvarlak sepet
Katabasis: bir yasayan ya da kutsal varlıkla yer altına inmek, böyle bir inisin
tanımlanması
Katadesmos: Mezarın içine yerlestirilen ve yasayanları bir büyü ile baglamayı
amaçlayan kursun bir tablet (yazıda “asagı baglamak”)
Kathedra: yas tutanların, yasının bittigini belirleyen tören. Bu törende akrabalar
yatmak yerine otururlar. (yazıda ‘oturmak’)
Kedeia: Cenaze töreni
Kenotaphion (ya da kenon mnema): Mezar kitabesi
Ker: ölümün kaderi, bir kisinin sonu
Kerameikos: “Çömlekçiler bölgesi”. Atina sehir duvarlarının dısında batı
bölümünde yer alan ve içinde sehir mezarlıgının yer aldıgı bölge
Klimakophoros, nekrophoros, nekrothaptes, tapheus: Ölüyü tasıyanlar
Kline : Yunan – Roma kültüründe dinlenmek veya uyumak amacıyla ya da yemek
esnasında, özellikle de sempozyumlarda içki içerken üzerine uzanılan yüksek ayaklı
kanepe, Ölünün üzerine yatırıldıgı divan benzeri yapı

Kline: Prothesis sırasında cesedin üzerine yatırıldıgı yatak, genel anlamda ise sıradan
yatak
Kommos: Tragedya’da resmi agıt
Kosmos: Prothesis sırasında ölüye giydirilen ya da genelde herhangi bir kıyafet
Krater: Sarap ve su karıstırmak için kullanılan büyük iki kulplu çanak
Kterismata: Cenaze sunuları ve hediyeleri
Kylix: Sarap içmek için kullanılan sığ
iki kulplu kupa
Lekythos: Yağ
içeren, dar boyunlu küçük vazo ya da sise. Ölüye sunulma
durumunda minimum yağ
içermesinin temini için yalancı bir dip kısmına sahiptir.
Loutra: Dini ayinler için kullanılan kutsal su, bunun içine gelinin evlenmeden önce
yaptıgı banyo ve prothesisden önce cesedin yıkanması da dahildir
Loutrophoros: Loutra tasımak için kullanılan uzun boyunlu ve geniş
agızlı, ince
gövdeli çok uzun vazo: aynı zamanda evlenmeden ölenlerin mezarları üzerine
yerlestirilen bu tür vazoya benzer biçimli tastan mezar isareti
Melikraton: esas içerigi bal olan ve ölüye sunulan içecek karısımı
Melitoutta: ölü için hazırlanan özel bir ballı kek
Mnema: Mezar için kullanılan genel bir kelime (yazıda “anıt mezar”)
Nekropol: Mezarlık, ölüler sehri
Nekropolis : ölüler sehri, mezarlık
Nekyia: hayaletlerin görünür hale gelmesi için ayin, yeraltının resimsel ya da yazılı
tanımlanması
Nemeseia: ölünün onuruna bir festival. Nemesis (öc) ile baglantısı tartısmalıdır.
Nomizomena: (aynı zamanda nomina ve hiera patroa) ölünün adına yapılan
geleneksel ayinler için kullanılan genel bir kelime


Oinochoe: Sarap kupalarına sarap koymak için kullanılmış
testi
Othone: Katil tarafından öldürülmüş
bir kisinin ruhunun zarar görmemesi için
bedeninde bazı müdahaleler yapılması (bazı zarar görmüş
kısımların kesilip
çıkarılması gibi)
Peribolos: Aile mezarlıgı
Perideipnon: ölünün kalabalık içinde bulunduguna inanılan ve cenazeden sonra ölü
adına verilen yemek
Phiale: Özellikle dinsel törenlerde sarap için kullanılan ayaksız ya da kulpsuz sığ
çanak
Plemochoe: Muhtemelen Eleusinia Gizemlerinde kullanıldıgı bilinen yüksek ayaklı
ve siskin gövdeli vazoya verilen isim
Podest: Platform, merdiven sahanlıgı
Polyandreion: Kamuya ait mezarlık
Prosphagion: Ölünün çenesinin bir arada tutulması için kullanılan bant
Prothesis: Ekphora’dan önce ölünün sergilenmesi adına yapılan törensel islemlerin
tümü.
Psyche: Hadesde ölü kisinin ruhu, yasayan bir organizmanın herhangi bir islevini
bulundurmayan
Psychopompos: psychai’nın yöneticisi olan Hermes’e verilen bir unvan
Psychorrhagema: Psyche’nin kendisine bedenden kurtarma mücadelesi
Psychostasia: ruhların bir tartıda ölçülmesi
Sakkos: Sarap için bir süzgeç
Sema: Mezar için kullanılan genel bir kelime (yazıda “isaret”, böylece mezarın kime
ait oldugunun tespit edilmesini saglayan isaret)


Sepukral sanat: mezar yapısı (mezar anıtı, mezar steli lahit vb. ) alanların sanatsal
olarak bezenmesi ya da öteki dünyayı konu edinen eserler.
Sepulkral : Mezara ait, mezarla ilgili
Sepulkral : mezara koyma ya da cenaze törenleriyle ilgili
Skia: ölü insanın bir görüntüsü (yazıda ‘bir gölgesi’)
Stele: Ahsap ya da tastan dikdörtgen mezar isareti
Stroma: Bir cenaze töreni sırasında bedenin cenaze kıyafeti içinde kline üzerine
yatırılması
Taenia : Stelin gövdesinin süslemek için kullanılan kurdele
Tholos : kapalı cellanın sütunlarla çevrelendigi yuvarlak yapı. Tapınak, mezar anıtı,
hazine binası ve sehri süsleyen ‘mobilya’ gibi amaçlara yönelik kullanılıyordu.
Threnon exarchoi: Meslek olarak agıt tutanlar (yazıda “agıt rehberleri”)
Threnos: Meslek olarak agıt tutanların söyledigi resmi bir agıt
Triakostia: (aynı zamanda triakas ve triakades ) ölüm ya da gömünün otuzuncu
gününde düzenlenen ayinler, aylık düzenlenen ayinler
Trita: ölümün ya da gömünün üçüncü gününde yapılan ayinler
Tritopatores: daha önceden ölmüş
olanların ruhları (yazıda ‘üçüncü kusaktan
babalar’)
Tümülüs: tepe mezar
Tymbos: Cenaze höyügü
Urne: Yakılan cesetten arta kalan kemik ve kül artıklarının içine konuldugu metal ya
da pismiş
topraktan vazo; genelde kapaklıdırlar ve bazılarının omuzu üzerinde, ruhun
selametine kavusmasını sagladıgına inanılan delikler açılmıstır

asr'a and olsun ki insanoglu yanılgıdadır
weringam
Mesajlar: 5
Kayıt: 13 Ara 2008, 07:47

Re: karia ölü gömme gelenekleri

Yeni mesajgönderen mucur » 19 Eki 2011, 19:58

bu harika paylaşım için teşekkür ediyorum.

saygılar.
RIZKI VEREN CENAB'I ALLAHTIR.

mucur
mucur
Profesyonel - Vip Üye
Profesyonel - Vip  Üye
Mesajlar: 1879
Kayıt: 01 Oca 2011, 03:45
Konum: BATI KARADENİZ.

Re: karia ölü gömme gelenekleri

Yeni mesajgönderen ekuva » 20 Eki 2011, 15:10

harika paylaşım, emeğine sağlık
ekuva
ekuva
Mesajlar: 212
Kayıt: 09 Tem 2010, 13:56
Konum: Adıyaman


Dön ÖLÜ GÖMME GELENEKLERİ

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

Arkeolojide Mezar Kazı Yöntemleri

Ana Menu

Zeminaltı Mezar Odası Nasıl Tespit Edilir


Kimler çevrimiçi

Toplam 2 kullanıcı çevrimiçi :: 0 kayıtlı, 0 gizli ve 2 misafir (son 20 dakika öncesinden itibaren aktif olan kullanıcılar temel alınır)
Bugüne kadar en çok 1511 kişi 24 Eyl 2013, 22:44 tarihinde çevrimiçi oldu

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

Login Form