Malatya / Arslantepe'de Hitit izleri
Dünyanın bilinen en eski sarayı Malatya-Arslantepe'de. İtalya'da
açılan bu höyüğe ait sergiyle iktidarın kökenleri tartışılıyor.
Her kültür, kendi bölgesi için yadsınmaz öneme sahiptir. Ancak
bazı kültürler uygarlığın gelişimini etkileyerek tüm insanlığa
mal olmuşlardır. Kültür tarihinin en önemli dönüşümlerinden biri
de devletin ortaya çıkışıdır. Devlet tanımı, yalnızca yeni bir
yönetim modeli değil, toplum düzeni, ekonomik yapı, teknoloji,
insan ve doğal çevre ilişkilerinde yeni bir yapılanmayı
doğurmuş, bürokrasi, yazı, organize ticaret, ordu, seri üretim,
tüccar sınıfı gibi birçok buluş ve kurumu da beraberinde
getirmişti. Yakın zamanlara kadar bu önemli dönüşümün Güney
Mezopotamya'da ortaya çıkarak geliştikten sonra, Anadolu da
dahil olmak üzere başka coğrafyaları etkisi
altına aldığı düşünülmekteydi. Ancak Malatya
yakınlarındaki Arslantepe Höyüğü'nde yapılan kazılar, İÖ 4 bin
200 yıllarından itibaren, Doğu Anadolu'nun bu dağlarla çevrili
bölgesinde devlet kavramının tüm göstergesiyle, Mezopotamya'ya
rakip olarak geliştiğini ortaya çıkardı, uygarlık tarihine yeni
ve beklenmedik bir boyut kazandırdı.
1961 yılında
Roma La Sapienza Üniversitesi tarafından
başlatılan araştırmalarda, höyüğün tarihöncesi dönemlerine
inildiğinde, başta Anadolu topraklarından daha önce varlığı
bilinmeyen kültürler ile karşılaşıldı, bunların arasında İÖ 3
bin 800-3 bin yılları arasına tarihlenen yerel krallığa ait,
dünyanın bilinen en eski saray yapısı da dahil olmak üzere
önemli bulgulara rastlandı. Sarayda bulunan mühür ve damgalar,
Malatya'nın o dönemde dış dünya ile yoğun bir ticaret ilişkisi
kurduğunu ve özellikle madencilikte çok geliştiğini
gösteriyordu. Böylece ilk defa Arslantepe'de 4. binyılın ilk
yarısına ait büyük bir kamu yapısının izlerine rastlanmış
oluyordu. Yapıdaki ana aktivite, ritüel ya da törensel olarak
gerçekleştirilen mallar üzerinde idari kontrolün olduğu
dağıtımdı. Bu, bölgede henüz bilinen hiçbir Mezopotamya kökenli
Uruk etkisi yokken yerel bir kültür tarafından yapılmış en büyük
yapıydı. Dolayısıyla Geç Uruk dönemi toplumlarını sonradan
belirleyecek olan bu yapısal, örgütlü özellikler 4. binyılın
yarısından itibaren, dolayısıyla 'Uruk yayılımı' Torosların
kuzeyine erişmeden Arslantepe'de görülmekteydi.
Tarihöncesinin derinliklerinde, arkeologların Son Kalkolitik Çağ
- İlk Tunç Çağı geçiş süreci olarak tanımladığı bu dönemde
Malatya bölgesinin gelişmesinde, kuşkusuz bulunduğu coğrafyanın
önemli bir etkisi vardı. Ovanın verimliliği kadar, yakınlarında
bulunan bakır ve gümüş madenleri, dağlık bölgenin hammadde
kaynakları önemli rol oynuyordu. Arslantepe toplumu bu stratejik
maddelerden geliştirdikleri teknoloji ile yararlanmakla
kalmamış, bunları ticari olarak da değerlendirmeyi
başarmışlardı. Hammadde kaynaklarından yoksun olan
Mezopotamya'ya rakip bir devletin Doğu Anadolu'da oluşmasında,
herhalde bu coğrayanın önemli bir katkısı vardı.
Mezopotamya'da tapınağa bağlı bir eknomi ve sosyal düzen
gelişirken, Malatya Arslantepe'de krallık sistemi gelişmişti. Bu
nedenle Roma'nın tarihi
üniversitesi La Sapienza'nın kuruluşunun 700. yılı
dolayısıyla düzenlenen bir dizi kültürel etkinlik kapsamında
açılan, Arslantepe'nin tanıtıldığı sergiye `Arslantepe-İktidarın
Kökenleri' adı verildi.
Resimlerin Büyük
Boylarını Görmek İçin Tıklayınız
