Nevşehir-Gülşehir -(Sıvasa) da
Hitit izleri
M.Ö. 800 yıllarında Kappadokia bölgesinin
ilk halkları Hattiler, Luviler ve Hititler'di.
Bu bölgede I.Ö.III. binyıl sonuyla ikinci binyıl başlarında
Asurlular ticaret kolonileri kurmuşlardı (Asur ticaret
kolonileri çağı). Kültepe'de (Kaneş) bulunan ve "Kappadokia
tabletleri" diye adlandırılan Asurca çivi yazılı tabletler (I.Ö.
ikinci binyıl başı) Anadolu'nun ilk yazılı belgeleridir.
Tabletler üzerinde yapılan çalışmalar ve yazının okunması,
bunların Asurlu tüccarlara ait olduğunu ortaya koydu.
Dönemin toplumsal ve siyasal yaşamına ışık tutan bu tabletler
aslında ticari ve ekonomik sözleşmelerdi. Bu belgelere göre bu
dönemde Orta Anadolu'da, merkezi bir yetkiye bağlı olmayan,
küçük yerel krallıklar, beylikler vardı.Bunlar genellikle küçük
bir bölgeyi ellerinde tutuyor ve barış içinde yaşıyorlardı.
Dönemin en önemli kenti olan Kaneş (Kültepe), Anadolu'daki
ticaret etkinliğinin merkeziydi. M.Ö. IX, yüzyılın ikinci
yarısında çok genişleyen Tabal Krallığı bölgeyi tamamen ellerine
geçirmişlerdir. Hacıbektaş-Karaburna, Topada (Acıgöl), Gülşehir-Sıvasa (Gökçetoprak)
da çıkan hiyeroglif kaya yazıtları bunu göstermektedir.
Hitit İmparatorluğu'nun çekirdeğini oluşturan bölge daha sonra
Phrigialilar'ın, Persler'in egemenlik alanına girdi. Bundan
sonra bölge Kimmerlerin, İskitlerin istilasına uğramış, M.Ö.700
yılından hemen sonra Lidya, Med ve Pers imparatorluklarının
egemenliğine girmiştir. VI. yüzyıldan itibaren Nevşehir ve
yöresinin Lidyalıların egemenliğine girdiğini görüyoruz. VI.
yüzyılın ortalarında Lidya kralı Cresus, Pers ataklarını
durdurmak için Kızılırmağı geçer. (M.Ö. 575-546) Cresus'a ırmağı
aşmanın çaresini Miletos'lu Thales göstermiştir. Tarihçi Heredot
bunu şöyle anlatıyor; "O sırada onun konak yerinde bulunan
Thales, derin bir hendek kazdırttı, konak yerinin üst yönüne
doğru ve yarım ay biçiminde; öyle ki eski yatağından sapan ırmak
konak yerinin ters yönünden giriyor ve çevresini dolandıktan
sonra gene ilk yatağına dönüyordu; ve böylece ikiye bölünmüş
olan ırmağı aşmak daha kolay olmuştu." Bu savaşta Creus'un
yenilmesiyle yöre Perslerin (Ahamenid) eline geçer. Persler,
halkı göçe zorlamadılar. Ancak, büyük toprakların yönetimini
Pers kökenli asker-soylulara, halkın yerel dinsel önderlerine
bıraktılar. Buralarda yerel kültür Pers kültürü kaynaştı;
Heradot Perslerin kültürel yapısını ise şöyle anlatır; "tanrı
heykeli, tapınak, sunak gibi şeyleri yapmayı bilmezler;
kurbanları dağ başlarında keserler ve Zeus dedikleri de tanrısal
gök kubbedir. Güneşe, aya, toprağa, ateşe, suya ve rüzgara da
kurban adarlar". Persler'in ateş kültü özellikle Kappadokia
bölgesinde önem kazandı, volkanik Argaios (Erciyes) dağı, bu
kült için çok uygundu. Pers tanrılarının, diğer dinlerin
tanrıları gibi; tam manada tapınakları yoktu. Buna karşın kutsal
alanları vardı; bölgeye serpilmiş bir halde bulunan kutsal
alanlar, çok sayıda ateşgede tekkelerine bağlı bulunuyorlardı.
Yunan müellifleri bu kutsal alanlara Pırhethee ve rahiplere de
Pıree yani ateşyakıcı demişlerdir. Zend dilinde bu rahiplere
Atharvan yani ateş rahibi deniliyordu. Ateşgedeler, kutsal alan
dahilinde yüksekçe bir yerde, içinde hiç sönmeden ateş yanan kül
ile kapalı bir taş kovuktan ibaretti. Arkalarına uzun beyaz
roplar, başlarına uçları dudaklara kadar uzayan yün külahlar
giyen Atarvan (mugrahip)lar her gün ellerinde bir deste çalı
olduğu halde kutsal alana girer ve ateşgedenin dibinde bir saat
kadar ilahi okurlardı. Bazen kurban olarak içkiler sunar, yahut
hayvan keserlerdi. Kurban takdim eden, bu iş için tahtadan bir
balyoz (billot) kullanırdılar: "Demir istimali şiddetli memû
idi..." Pers dilinin Kapadokya'daki kutsal alanlarından en
önemlisi Zela (Zile)de idi. Strabon Zela kutsal alanının,
adlarını Anaitis, Omanos ve Anadates diye kaydettiği popüler üç
tanrıya hasredilmiş olduğunu Ord. Prof. Günaltay, özellikle
belirtir. Perslerin ateşe tapma inançları Kapadokyalılar
tarafından kolaylıkla kabul gördü. Bilhassa Persler inanç
kavramlarını destekleyen kusursuz bir coğrafyayla karşılaştılar.
Ateş ve volkanlarla kaplı bu bölge inançları için ideal bir
manzara oluşturuyordu. Bu bağlamda tarihçiler M.S.IV. yüzyıllara
dek uzanan ateş tanrısına adanmış mabedlerin varlığını açığa
çıkarmışlardır..
Resimlerin Büyük
Boylarını Görmek İçin Tıklayınız