|
 |
| |
|
|
|
|
Konu
Başlıkları |
|
Anadolu Osmanlı İlleri |
|
|
Bolu Tarihi

Bolu
Bolu'nun ilk sakinleri Hititlerdir. M.Ö.
1211 senelerinde bütün Hitit toprakları gibi Bolu da Frigyalıların eline
geçti. Frigyalıları
yenen Lidyalılar Bolu'ya sahib oldular. Persler M.Ö.
6. asırda (546 senesinde) Lidyalıları yenince kısa bir müddet bölgeye
hakim oldular. 200 sene Misya ve Patlagonya isimleri altında genel
valilerle idare ettiler. M.Ö. 336'da Makedonya Kralı Büyük İskender,
Persleri yenerek Anadolu'nun birçok yeri gibi Bolu'yu da ele geçirdi.
Büyük İskender'in ölümü üzerine Makedonya Krallığı yıkılınca,
Anadolu'nun bazı yerlerini Yunanlı olmayan fakat Yunan kültürü altında
kalan milletler ele geçirdiler. Bugün bazı Afrika ülkelerinin resmi dili
İngilizce ve Fransızcadır. Fakat bu ülkenin İngiliz ve Fransız
milletiyle ilgisi yoktur. İşte o zamanda Yunanca konuşan, fakat
Yunanlılıkla ilgisi olmayan bazı milletler, Anadolu'nun bazı bölgelerine
hakim oldular. Bolu'da da Bitinya Krallığı kuruldu. M. Ö. birinci asırda
Pers asıllı fakat Yunanca konuşan Pontus Devleti saldırınca, Bitinya'nın
son kralı Üçüncü Nikomedes Romalıları yardıma çağırdı. Pontus Krallığı
yenildi. Bitinya Kralı Üçüncü Nikomedes ölünce vasiyeti icabı Bolu
bölgesi Roma İmparatorluğuna katıldı. Roma 395 senesinde ikiye
parçalanınca Bolu, Doğu Roma'nın yani Bizans'ın payına düştü.
ESKİ COĞRAFYA
Bolu,
tarihinin her devresinde ilgi çeken yörelerden olmuştur. Thrak asıllı
kabile, Güney armara'da ve Bolu bölgesinde yayılmıştır. Thynler,
Mariandyenler ve Kaukonlar birlikte yaşamışlar, zamanla, Bithyn adı
altında göze çarpmışlardır. Romalıları, Doğu Roma ve Bizans takip
etmiştir. Bithynia, doğuda Paphlagonia, güneyde Phyrygia sonra Galatia,kuzeyde
Pontus Euxinos ile çevrili idi. Batıda ise Propontis denilen Marmara
Denizi ile Bosphorus yani İstanbul Boğazı yer almakta idi.
Bithynia,
sık el değiştirmesine rağmen, coğrafi ve askeri bakımdan aynı adı
korumuştur. Honorias, Optimatum ve Bukellerion da thema yani askeri
yönetim olarak karşımıza çıkmaktadır. Askeri valiler genelde, Nikomedia
veya Bitthynion/ Klaudiopolis'de oturmuşlardır. Bithynia'nın tabii
sınırları içinde kalan akarsular: Sangarios, Billieus,Hypios ve
Gallaus'dur. Sangarios, Bolu'yu batıdan ve hem de güneyden
sınırlamaktadır. Kaynağı Sivrihisar yakınlarındaki Sangia köyü idi.
Billieus/Filyos , Bolu yakınından geçen yörenin en önemli akarsuyudur.
Büyüksu ve gelen diğer kolları aldıktan sonra , Herakleia Pontika ile
Tieion arasında, Tieion'a daha yakın yerde Pontus Euxinos'a
dökülmektedir.
Hypios veya
Hypius denilen bugünkü Melen Çayı da kaynaklarını, Bolu'nun kuzeyindeki
dağlardan almakta, geniş bir yay çizerek, Daphnusius Gölü'nü terk ile
kuzeye yönelmektedir. Dia ile Daphnusia Adası arasında, Sangarios'un
doğusunda denizle birleşmektedir. Bu akarsular bol sulu olup, düzenli
akışlarını hemen her mevsim yağmakta olan yağmura borçludur. Astakosx/Nikomedia
Körfezinden doğuya doğru uzanan dağlar, Bithynia Olympusları olarak
bilinmektedir. Bithynia'yı boydan boya katetmekte ve Paphlagonia'da
Olygasus Sıradağları ile birleşmektedir. Bu dağlar arasında oldukça
verimli vadiler ve ovalar bulunmaktadır. Nikomedia, Sophon, Tarsia,
Lateas, Hypios, Salone ve Krateia Ovaları örnek verilebilir. Bol
yağışlar nedeni ile ovalar, yemyeşil görünüm kazanmıştır.
Akarsu
ağıda Tarsia, Hypios ve hatta Salone Ovasında bataklıklara sebebiyet
vermiştir. Pontus Euxinos ile Sangarios arasındaki kuzey güney
kesitinde, deniz, orman ve bozkır bulunmaktadır. Nikomedia ile
Paphlogoni arasında ise gittikçe yükselen ovalar bir birini takip
etmektedir. Krateia'da ise orman örtüsü azalmaktadır. Bithynia'nın ilk
ve orta çağdaki meşhur yerleşme yerleri Nikomedia, Sophon, Tarsia,
Demetrium, Lateas Prusias, Bithynion, Krateia, Koinon, Gallikanon,
Dablis, Kabaia, Modrene sahilde ise Thynia, Dia ve Herakleia Pontika'dır.
Şimdiki Bolu, Bithynion Harabeleri üzerinde yükselmektedir. Hz. İsa'nın
doğumundan evvel, Bithyn'ler tarafından kurulmuştur. O yüzden Bithynion
adını almıştır. Hayvancılığı meşhur olup, Salone Ovasında yapılan
peynirleri ile şöhret kazanmıştır.
BİTHYN'LERİN HAKİMİYETİ
|
|
Hitit
İmparatorluğunun tarihe karışmasından sonra Anadolu güç dengeleri
değişti. Phyrig ve Bithynler, Sakarya bölgesinde yerleştiler.
Bithynlerden önce de Bebrykler, Mariandynler, Koukones'ler, Thynler ve
Paphlagon'lar Bolu yöresinin ilk ahalisini teşkil ettiler. Lydler,
Persler de Bolu'da hakim topluluklardı. Hellenler başka kültür ve görüşü
Bolu'ya taşıdılar.
İskender,
sefer yolu üzerinde olmadığı için Bithyn ve Paphlagonlara boyun
eğdiremedi. Fakat, onun ölümünden sonra, Hellenistik krallıklar
döneminde, Bithynler, Bolu'nun Güney Marmara'nın hakim unsuru oldular.
Xnephon, Anabasis denilen onbinlerini Karadeniz sahilinden ülkesine
getirirken, Bithyn arazisinden geçmiştir.
Bu sırada
Herakleialılar, onlara bazen dostane bazen de düşmanca tavır takındılar.
Bolu'nun kuzey batısındaki Kalpe dolaylarında Bithyn ve Hellen
çarpışmaları meydana gelmiş ise de taraflara pek zarar vermemiştir.
Bithynlerin Bolu hakimiyeti M.Ö 279 - M.Ö 74 tarihleri arasında
olmuştur. Kurucuları, I. Nikomedes'dir.
Bu kral,
İzmit Körfezinin bitim yerinde Astakos'un tam karşısında, kendi ismi ile
anılan Nikomedia'yı kurmuş ve başkent yapmıştır. Böylece Bolu da siyasi
ve askeri bakımdan Nikomedia'daki yönetime bağlı kalmıştır.
Nikomedes'den sonra saltanat süren Bithyn kralları Ziaelas (255-235), I.
Prusias (238-183), II. Prusias (183-149), II. Nikomedes Epiphanes
(149-120), III. Nikomedes Eugergetes (120-92), ve IV. Nikomedes
Philopator (92-74)'dir. Zieales Paphlagonia fetihleri sırasında
Krateia'yı imar ettirdi.
Bolu
ovasında Bithynion önemli bir Bithyn üssü olarak göze çarptı. Prusias
isimli krallar da daha çok Nikomedia-Herakleia çizgisinde, fetihlerde
bulundular. Hypios kenarında kurdukları yeni şehre Prusias adını
verdiler ve mimari eserlerle süslediler. Nikomedes ise, Galatların Orta
Anadolu'da yerleşmesini sağladı. Galatlar, çevrelerindeki devletlere
sürekli zarar verdiler. Bu arada Bolu arazisini de istila ve yağma
ettiler.
Bununla da
kalmayarak, Herakleia/Karadeniz Ereğlisi'ne de saldırdılar. Alaplı
vadisinde, inatla şehri düşürmek için kamp kurdular. II. Nikomedes
zamanında, M.Ö 149'dan sonra, Hellenizmin tesiri arttı. 105 yılında
Roma-Pontus meselesi Bithynleri de etkisi altına aldı. 104 de
Paphlagonia, yani Bolu'nun doğusundaki topraklar Bithyn ve Pontuslular
arasında paylaşıldı. III. Nikomedes ise, Bithynlerin değişik karakterli
kralı olarak tanındı.
Halkın
desteğini alamadı. İç otoriteyi sağlamak için de dış yardımlara baş
vurdu. Pontuslular böylece Bithynia'da söz sahibi olabildiler. Fakat
Nicomedes'in değişen siyaseti üzerine, bu defa Romalılar Pont Kralı ile
karşı karşıya geldiler. III. Nikomedes, Roma'lılara sığındı. Gnl. M.
Uquillius'u kral ile Bithynia'ya gönderen Roma, kısa zamanda destekçisi
olduğu kralın tahta geçmesini temin edebildi.
Bithyn
hazinesi, Romanın sürekli istekleri karşısında zayıfladı. Kral, her
defasında ahaliyi ezmeye ve onları fakirliğe sürüklemeye başladı.
Askerlerini toplayan III. Nikomedes, Paphlagonia'daki liman şehri
Amastris'e hücum etti. Takiben, M.Ö. 98 de Pontus-Roma Harbi patlak
verdi. Mithridates, güçlü bir ordu ile Bithynia'yı istila etti. Krateia,
Bithynion ve Prusias pros Hypios, Pontus çizmesi altında kötü günler
yaşadı.
Bunun
üzerine Kral Nikomedes, çaresiz olarak, Romaya sığındı. M.Ö 87 de,
Consül Cornelius Sulla, önce Atina'ya saldırdı. M.Ö. 86da Pontus ordusu
yenilgiye uğratıldı. L. Valerius Flaccus, Byzantion (İstanbul)'dan
Anadolu'ya geçti. Böylece Roma ordusu Bithyn topraklarına ayak basmış
oldu. Sonunda Mithridates kalıcı bir barışa mecbur kaldı. Dardanelles'de,
taraflar arasında barış imzalandı. Mithridates Sangarius'un doğusunda
istilâ ettiği bütün toprakları iade edecekti.
M.Ö. 85 de
III. Nikomedes, Roma'lıların sağladığı imkân ile tahtına oturdu. M.Ö.
94-M.Ö. 74 de saltanat süren IV. Nikomedes, Bergama Kralı Attalos'un
yaptığı gibi ölümünden önce vasiyetname ile Bithynia'yı Roma'lılara
bıraktı. Bu durum Roma-Pontus gerginliğini artırdı. Mithridates tekrar
Bithynia'yı ve çevresini istilaya kalkıştı. Roma, önemli consüllerini
Bithynia'ya savaş için gönderdi. M.Ö. 74 de, M. Aurelius Cotta'ya
Bithynia Eyaleti valiliği verildi. Bu general Kadıköy önlerinde
donanmasını demirledi.
Bithynia'da
görevli Romalılar bunu fırsat bilerek, kendisine katıldı. M.Ö. 72 de,
Roma Pontus harbi Ege Denizine sıçradı. Sonunda, Romalılar,
Mithridates'e büyük bir darbe indirdiler. Kral, Boğaz yolu ile
Karadeniz'e açıldı. Fakat, büyük bir fırtınaya tutuldu. Mecburen,
Prusias pros Hypios kenarından akarak, Pontus Euxinos'a dökülen Hypios
Nehri ağzına sığındı.
Bir korsan
gemisi ile de Herakleia üzerinden ülkesine gitti. M.Ö 71/70 de,
Romalılar, Bithynia'nın liman kenti Herakleia'yı da ele geçirdiler ve
Paphlagonia sınırına dayandılar. Tarihçilere göre, Bithynlerin son kralı
M.Ö. 74 de ölen IV. Nikomedes'dir. Vasiyeti ile Bithynia, resmen Roma
eyaleti haline getirilmiştir. |
ROMALILARM.Ö. 74 / M.S. 395
|
|
Bithynhlerden sonra, yöre halkı bu defa Romalılara boyun eğdi.
Hellenleşmenin yerini bu defa lâtinleşme aldı. Nicomedia yanında, doğuda
Bithynium da merkezi şehir haline geldi. Latinleşmenin ilk etkisi
Bithynium civarındaki şehirlerde de göze çarpmaktadır. Krateia/Crateia,
Prusias pros Hypios/Prusias ad Hypium Herakleia da Heracleia gibi resmi
yazışmalarda kullanıldı. M.Ö. 64 de Pompeius, Bithynia-Pontus Eyâletini
düzenledi. Bithynia valisi de eskiden olduğu gibi Bithynium'da oturmaya
başladı. Kitabeler ve paralardan anlaşıldığına göre, Roma döneminde,
İulius, Claudius, Dört İmparatorlar, Flavius, Traianus, Hadrianus,
Antoninus Severus, Asker İmparatorlar, Birlikçiler, Doğu Monarşizmi,
Constantinus Magnus ve Valentinianus gibi sülaleler imparatorluğu
yönettiler. Bithynium da bu imparatorların tebaası olarak
yaşamışlardır.
C. Papirius
Carbo, Domitianus, Hadrianus, İulia Domna, Caracalla, Macrinus,
Elagabalus, İulia Paula, Severus Alexandres, Maximinus, Philip, Galianus
gibi idarecilerin paralarına çok miktarda rastlanmakta olup, bunların
bir kısmı hususi ellerde ve müzelerde korunmaktadır. Bunlara ait
paralar, Bithynium, Prusias ad Hypium, Heracleia Pontica ve Crateia'da
bulunmuştur. Roma'lıların, Prusias ad Hypium'da da yerleştikleri
kitabelerden anlaşılmaktadır. Zira, biri dışında bir çok kabile Roma
kökenlidir. Bithynion hakkında ise aydınlatıcı bilgiler sınırlı
kalmaktadır. Roma'lı memurlar, valiler ve din adamları muhtemelen
şimdiki Hisar'da ikamet etmekte ve eyaleti idare etmekteydiler.
Bolu'nun da
içinde bulunduğu Bithynia hakkında, M.Ö. 64 ile M.S. 21'de yaşamış olan
meşhur coğrafyacı Strabon'un anlatımları, Roma'lıların ilk devresi için
son derece önemlidir. Bithynia, Bithyn'ler, Herakleia Pontika,
Mariandynler, Kimmerler, Paplagonia ve Paplagonlar, Prusa/Prusias
şehirleri, İskit kökenli olması kuvvetle muhtemel Kaukonlar, Thyn'ler ve
Thynia Adası yanında Bolu için de ilgi çekici ifadelere bu yazarda
rastlanmaktadır. Strabon'a göre, Bithynia'nın iç kısımlarında, Tieion'un
üst tarafında kurulmuş olup, sığırlar için en mükemmel otlak olan ve
Salanites peynirinin yapıldığı Salona etrafındaki toprakları da içine
alan Bithynion ve aynı zamanda Bithynia'nın merkezi olan (Bithynion) ve
çok geniş ve verimli olduğu halde, yazın sağlık için hiç de iyi olmayan
bir ova tarafından çevrili bulunan Askania gölünün kenarında kurulmuş
Nikeia da yer almaktadır.
Bithynion,
M.S I. yy. da, bir Roma şehri olarak karşımıza çıkmaktadır. Batısında
Kieros/Prusias ad Hypium, doğusunda ise Paphlagonia yolu üzerindeki
Krateia yer almaktadır. Strabon'un şehir ve çevresi hakkında verdiği
bilgiler içerik bakımından şimdi de özelliğini korumaktadır. Bithynia'da
Sangarios ile Paphlogonia arasında gösterilen Mariandynler, Kaukon'ların
da komşusu idiler. Mariandyn'ler, Bolu'nun Karadeniz sahilinde,
Herakleia Pontika'da göze çarpıyorlardı. Herakleia Pontika'yı ilk
kuranlar Mariandynlerdi. Kolonizasyon devrinde ise Miletoslular, destan
kahramanı Herakles'in adına izafeten bu kaleyi-şehri daha da
mükemmelleştirmişlerdir. Strabon'un da yazdığı gibi, Miletoslular,
Mariandynleri toprağı ekip-biçmekle görevli Heliotes gibi kullanmak
istediler.
I. yy. da
Bithynium ismi terk edildi. İmparator Claudius (41-54) adına yeni bir
şehir inşa edildi. Burası da kalıntılardan anlaşıldığına göre, Bithynium
harabesi üzerinde yükselmişti. Claudius, Tiberius Claudius Nero
Germanicus adı ile tanınmakta idi. O, Nero ile Antonia'nın oğludur. Aynı
zamanda, Tiberius'un yeğeni ve Augustus'un eşi Livia Drusilla'nun
torunuydu. Claudius, 43 yılında Anadolu'ya geldi. Bazı bölgeleri
egemenliği altına aldı. Roma geleneklerine sıkı sıkıya bağlılığı ile
tanındı. Claudiopolis şehri belki de onun emri ile tam bir Roma kenti
özelliğine kavuşmuştur. Almanya'da kurulan ve Bolu ile aynı adı taşıyan
şehir, Colonia Claudia Agrippinensis olup, şimdiki Köln ile aynı yerdir.
Flaviuslar hanedanı sırasında, Bolu gibi Krateia da askeri nedenlerle,
yenileştirildi. Bu sebeple kale ve şehre Flaviopolis denilmiştir. Ancak,
sonraki belgelerden de anlaşıldığına göre Flaviopolis ismi uzun ömürlü
olmamış, ahali tekrar Krateia'yı benimsemiştir. 98-117 tarihleri
arasında saltanat süren Traianus, Bithynia'ya özel bir önem verdi.
Plinius'u, legatus augusti unvanı ile Nicomedia'da görevlendirdi.
Bu yazar
ile imparator arasında mektuplaşmalar olmuştur. Sangarius'un
batısındaki, Nicomedia/İzmit tarafındaki Sophon Gölü'nün deniz veya
körfez ile birleştirilmesi konusu üzerinde durulmuş ama proje hayata
geçirilmemiştir. Claudiopolis'in güneyinde Olympus Bithynicus Ala Dağ
eteğindeki sıcak su banyoları da Plinius ile Traianus arasındaki bir
mektuba konu olmuştur. Plinus, "Claudiopolis'de bir dağın eteğinde bir
hamam yeri kazıyorlar. Bu işler hakkında ne yapayım? Bana önerilerde
bulunabilecek bir mimar gönderebilir misiniz?" diye mektup yazdığında
Traianus da şu cevabı göndermişti; "Siz yerinde bulunuyorsunuz. Kendiniz
karar veriniz. Mimarlara gelince; Roma'da olan bizler onları
Yunanistan'dan çağırıyoruz. Siz de o civarında bulunanlarından temin
yoluna gidiniz." Roma İmparatoru Hadrianus'un da Bolu'ya özel ilgisi
olmuştur.
117-138 de
saltanat süren Hadrianus, şehirde büyük törenle karşılanmış, ikametinde
ilgi gösterilmiş ve sonra uğurlanmıştır. Şimdi bazı Avrupa müzelerinde
de değişik heykelleri olan Antinous ile tanışması da Roma dünyasında
akislere sebep olmuştur. G. Blum, L. Dietrichson ve A. J. Gayet'nin
araştırmalarına konu teşkil eden Antinous, muhtemelen 110 da dünya
gelmişti. Anavatanı Bithynion idi. İmparator tarafından himaye edilmiş,
onunla Mısır ve daha bir çok yer gezilmiştir. 130 da Nil nehri
kenarındaki Besa'da boğularak hayata veda etmiştir. Öldüğü yer yakınında
Antinoupolis gibi muhteşem bir şehir inşa edilmiştir. Hadrianus'un
Bithynia paraları üzerinde yapılan incelemede Antinous Tapınağı'nın
şekline rastlanmıştır.
Claudiopolis paralarında da Antinous'un profilden şekillendirilmiş
portresine tesadüf edilmektedir. Burada görülen tapınağın cephesi sekiz
sütunlu ve korint stilindedir. F.K. Dörner ve S. Eyice'nin de ifade
ettiği gibi Roma devrinden kalma kitabe, bina parçaları ve heykeller
şehrin tarihini aydınlatmaya yardımcı olmaktadır Örneklerini Bolu veya
İstanbul'daki Arkeoloji Müzesinde görebilmek mümkündür. Fransız
arkeologlarından G. Perrot, Bithynia'yı gezdiğinde, Prusias ad Hypium'da
ilgi çekici bir kitabeye rastlanmıştır. Augusta, Tebai, Germanicus
Sabien, Dionysios, Tiberius, Prusias, Megare, İulia, Hadrianus ve
Antoninus gibi kabileler kitabede belirtilmektedir.
Buradaki
Prusias kabilesi haricindeki diğer bütün ahali yukarıda temas edildiği
gibi Roma kökenlidir. Değerli araştırmacı Prof. Dr. S. Eyice de, İlkçağ
Bolu'sunu anlatırken, özetle önemli haberler vermekte ve şunları
yazmaktadır: "Bugün şehrin ortasında yükselen büyük tepe ise herhalde
ilk yerleşmenin izlerini taşıyan yer olmalıdır. Bunun üstü, insan eli
ile düzleştirilmiş olup, burasının bir höyük olduğuna da pek şüphe
edilmez." Mortdman, 1854 de Bolu'ya geldiğinde bu tepe etrafında iri
taşlardan yapılmış bir duvar ile tepenin üstünde ve tam ortada büyük ve
uzun bir yapının temellerini görmüştür. O sırada bu kalıntı taş ocağı
olarak kullanılmaktadır. Bolu'da her tarafta eski pek çok işlenmiş
mimari parçalar görülür. Nitekim Vilayet Konağı'nın girişindeki
sütunların başlıkları bile eski harabelerden devşirilmiş parçalardır...
Bolu'da
ilkçağ nekropolünden bazı izler bulunmuştur. Fakat değerli ve önemli
buluntular veren mezar odası Bolu'nun uzağında Hıdırlar yakınında
meydana çıkarılmıştır. İstanbul-Ankara yolunun yapımı sırasında Bolu
tepesinin yamacında bazı mimari parçaların Bithynium-Claudiopolis
şehrinin tiyatrosunun kalıntıları olabileceği ileri sürülmüştür."
Konuralp'in koruyucusu tanrıça Tyche'yi tasvir eden M.S. 2. yy.a ait
2.60 m. boyundaki heykel olup, 1931'de bulunmuştur. Şimdi İstanbul
Arkeoloji Müzesindedir. Eser, güzel bir Roma devri kopyası olarak kabul
edilmektedir... Nitekim Bolu'nun 20 km. güneydoğusunda Bünüş köyünde,
tam tepede Roma devrine ait döşeme mozaikleri bulunmuştur. Roma Devrine
ait bir heykel de, Konuralp'de, yakın zamanda tesadüfen ele
geçirilmiştir. Ağırbaşlılığı ile şöhret kazanmış olan Gallia menşeli
Antoninus Pius (138-161)'un mermer büstünün bir örneği halen British
Museum'dadır.
Claudiopolis, Dörtlü İdare zamanında da önemi korudu. Nicomedia'nın doğu
başkenti olarak seçilmesi de bunda önemli rol oynamıştır. Diocletianus
zamanında hrıstiyanlık Bithynia'da kalıcı bir suretle yayılmaya başlamış
ve o da bu din taraftarlarına eziyette bulunmuştur. Buna rağmen paganizm
hrıstiyanlık karşısında tutunamamış, kısa zamanda Bithynia'nın bir çok
yeri kiliselerle dolup taşmıştır. Claudiopolis, Heracleia ve Prusias ad
Hypium gibi merkezlerde de büyük kiliseler yapılmış ise de çeşitli
nedenlerle zamanımıza kadar gelememiştir.
Ancak, III.
yy sonrası haçlı mezar taşları da mevcut olup, müzelerde korunmaktadır.
Iulianus ve Jovianus devirleri de İranlılarla harplerle geçti.
Nicomedia'ya dönmekte olan imparator Jovianus, 16 Şubat 364 de, Bolu
yakınlarında ve güneyindeki Dadastana'da öldü. Bir rivayete göre soba
dumanından zehirlendi. I. Theodosius zamanında Roma İmparatorluğu ikiye
ayrıldı. Merkezi Roma olan Batı Roma; yine merkezi Bolu'nun batısındaki
Nicomedia olan Doğu Roma İmparatorluğu. Böylece, 395 den sonra Bolu için
yeni bir dönem başlamaktadır. |
BİZANSLILAR
|
|
Doğu Roma
ve ondan sonra uzun zaman imparatorluk hayatını sürdüren Bizanslıların
Caudiopolis/ Klaudiopolis hakimiyeti de genelde sükûnet içinde
geçmiştir. On asırlık sürede Klaudiopolis ve çevresi Herakleios, Suriye
Amorion, Makedonya, Dukas Kommenos Laskaris ve Palaiologos gibi
Hanedanlara bağlı kalmıştır.
Iustinianus'un saltanatı esnasında, Adapazarı yakınlarındaki Sangarios
Nehri üzerine meşhur Pontogephyra inşa edilmiş ve yolcuların Bithynianın
doğusuna, Paphlagonia'ya, Galatia'ya sağlıklı gidip-gelmeleri
sağlanmıştır. Honorius Eyaletinin gözde şehirlerinden olan
Klaudiopolis'in hrıstiyanlık bakımından da ön plana çıktığı
gözlenmektedir.
Kalikrates,
Gerantius, Kalogeros, gibi metropolitler dini hayatın kopmaz parçaları
olarak şöhret kazanmışlardır. Iustinianus'dan sonraki hanedanlar, ülkeyi
eskiden olduğu gibi thema denilen askeri valilerle yönettiler. Opsikion,
Optimatum, Bukellarion gibi isimler altında göze çarpan themaların idare
yeri Klaudiopolis idi.
Strabon'un
tasvirine uygun olarak, yöre yine tarım memleketi olarak göze çarpmakta,
yeşil düzlüklerinde bol miktarda hayvan yetiştirilmekte idi. Bunlar
ulaşım ve yiyecek maddesi olarak büyük boşluğu doldurmaktaydılar. Ayrıca
her türlü ağaç cinsinin bulunması, Bizans sosyal hayatında da rol
oynamış ki Osmanlılar zamanında da aynı aktivite devam ettirilmiştir.
Makedonia
sülalesi devrinde, bazı ekonomik ve askeri krizler, Bithynia'yı,
dolayısıyla Kaudiopolis'i de etkiledi. İmparatorluk, Balkanlardan ve
Doğu Anadolu'dan Türklerin baskısına maruz kaldı. I071 Malagirt Meydan
Savaşı sonunda, Anadolu Türklerin eline geçti. İznik merkez olmak üzere
Selçuklu Devleti kuruldu.
Bunu
Haçlıların fırtınası takip etti. 1177'de, Bolu Selçuklularca kuşatıldı.
Myriokephalon'da bir yıl önce büyük bir bozguna uğramış olan Manuel
Komnenos, eğer Bolu'daki kuşatmayı kaldırabilirse, yitirilen itibarını
yeniden kazanmış olabilecekti.
Bizans
tarihçisi Niketas Khoniates, Türklerin Bithynia'daki ilk ciddi baskısını
anlatırken şunları yazmaktadır: "Çok geçmeden Türkler, Roma İmparatoru
Claudius'a nisbetle adlandırılmış Klaudiopolis şehri çevresinde ordugâh
kurdular. Önce Bizans garnizonunun şehir dışına bir adım bile atmasını
önlediler. Sonra da tam anlamı ile bir kuşatmaya geçtiler.
Bu sebeple
şehirleri içinde kuşatılmış olanlar imparatoru, bu kuşatmayı kaldırtacak
bir kuvvet gelmediği takdirde şehri Türklere teslim etmekle tehdit
ettiler. Çünkü, ne devamlı bir açlığa tahammülleri vardı, ne de,
düşmanları kovalayacak güce sahiptiler. Şu hâlde Manuel Komnenos, iş
işten geçinceye kadar beklemedi.
Haberi
aldığı günün ertesinde hareket ederek elinden gelen sür'atle Nikomedia
üzerinden Klaudiopolis'e yürüdü. Yanına ne çadır, ne yatak, ne şilte ve
ne de herhangi bir imparatorun yanında bulunması ve onun dinlenmesini
mümkün kılmak için gerekli bir şey almıştı. Yanında sadece atının eyer
takımı ve zırhı vardı. Hergün büyük mesafe alıyordu.
Çünkü
kuşatıcılardan daha önce davranmak ve kuşatılanların başına her hangi
birşey gelmeden oraya ulaşmak hususunda öyle büyük bir arzu ve ihtiras
vardı ki sözcükle tarif olunamaz. Geceleri uyumuyor, çıra ışıkları
altında Bithynia'yı aşıyordu. Bu yöre, her tarafta uçurumlarla doludur.
Sık ormanları yüzünden bir çok yerinde geçişe izin vermez.
Eğer Manuel
Komnenos bir az dinlenmek zorunda kalırsa toprak onun iskemlesiydi. Kuru
otlar ona halı görevi yapmak zorunda idi. Arada yağmur yağdığında ve
dinlenme yeri bataklık bir vadide ise, o zaman imparator, yukarıdan
yağmur, aşağıdan rutubet sebebi ile uykusundan oluyordu.
Ama, işte
asıl bu anlarda, Manuel Komnenos, taç ve purpur içinde altın işlemeli
eğeri ile atına bindiği zamandan çok daha fazla seviliyor ve kendisine
karşı çok büyük bir hayranlık duyuluyordu. İmparator, hedefine
yaklaştığında, Klaudiopolis etrafında bulunan Selçuklular bundan
haberdar olup, derhal kaçmaya başladılar. Birliklerin alâmetlerini
tanımışlar ve silahların parıltısını görmüşlerdi. İmparator onları,
elinden geldiği kadar uzaklara kovaladı.
Türklerin
büyüklüğü karşısında bezginlik içine düşmüş olan Klaudiopolis,
Bizanslılar için imparatorun gelişi zorunlu kürek çekmekten harap olmuş
gemiciler için uygun bir rüzgarın esmeye başlaması, kışın verdiği zahmet
ve hüzünden sonra gelen ilkbahar ve güç ve elemli bir başlangıçtan sonra
işlerin düzelmesi gibi büyük sevinçle karşılanan bir olaydı ". Niketas
Khoniates'in bu kaydı dışında, Selçuklular devri için Bolu'ya dair
herhangi bir haber göze çarpmamaktadır.
Ama
Selçuklular, Paphlagonia'nın batısında, kuzeybatısında, sürekli hareket
halinde idiler. Bizans daha sonra Paphlagonia'yı, Amastris ve Herakleia
hariç olmak üzere, ebediyen kaybetti. Kastamonu, Çankırı ve Ankara'da
Konya Selçukluları egemen hale geçtiler. Kılıç Arslan ölmeden önce, töre
gereği devleti oğulları arasında paylaştırırken, Ankara'yı oğlu
Muhyiddin Mesud'a bıraktı. Bundan sonra, Kuzeybatı Anadolu'daki
fetihleri bu Selçuklu şehzadesi devam ettirecektir. Dadybra sınır
kalesinin düşürülmesinden sonra Bolu ve Herakleia yolu da açılmış ve bu
yerler Bizans'ın doğu sınırı haline gelmiştir.
1204'de,
İstanbul Latinlerin eline geçti. Bazı ileri gelenler Nikeia'ya
sığındılar. Laskarisler böylece Bizans İmparatorluğunu burada devam
ettirdiler. Ayrıca merkezi Trabzon olan Komnenoslar ile Laskarisler
arasında nüfuz mücadelesi de başladı. Sakarya nehrinin doğusundaki
askeri harekat, Prusias yolu ile deniz kenarındaki Herakleia'ya kadar
uzadı. Palailogoslar zamanı da Klaudiopolis için Türk baskılarının
hızlandığı devre oldu.
Herakleialı
tarihçi ve yazar Nikephoros Gregoras ve Pachimeres, Moğolların etkili
olduğu yıllarda, Türklerin de tehlikeye düştüğüne dikkati
çekmektedirler. Nitekim, Paphlagonia'dan akıp gelen Türkmenler, Bizans
sınırlarını hemen her noktada delmişler yeni hayat sahalarını meydana
getirmişlerdir. Tekfur adı verilen kale yöneticilerinin de durumu bu
şekilde güçleşmiştir. Askeri ve kendi mali ihtiyaçlarını temin için ağır
vergiler koymuşlar bu hareketler de ahaliyi oldukça güç duruma
sokmuştur.
XIV.yy
başlarından XV.yy.a kadar Bolu bölgesinde Türkleşme hareketleri başladı.
Bizans ilk önce Sakarya Nehri kenarındaki Geyve'yi kaybetti. Bu fetihler
zinciri, Türk hanedanlarınca devam ettirildi ve görüleceği gibi
Amasra'nın fethi ile noktalanmıştır. |
KLAUDIOPOLIS - BOLU ÇEVRESİNDE TÜRKLER
|
|
XIV.yy
başlarında, Bolu'yu da içine alan kuzeybatı Anadolu'nun görünüşü
şöyledir. Merkezi Kastamonu olan Candaroğulları, Ankara'da Ahiler, Söğüt
ve civârında Kayılar, Sakarya'nın doğusu ve batısında, sahillerde
Bizanslılar veya Palaiologoslar. Ancak, Göynük, Gerede ve Bolu'da da
tampon küçük beylikler de mevcuttur. Ertuğrul Gazi ile birlikte Söğüt
taraflarına göç eden Samsa Çavuş Kabilesi de sonunda Sakarya nehrinin
kuzey tarafına geçerek, ormanlık, çam ağaçları ile süslü yaylalara
yerleşmiş haldedir.
Kayılar,
Oğuz Kabilelerinden olup, Cengiz istilası ile Anadolu'ya göç etmiş,
Sürmeli, Pasin, Erzurum ve Erzincan taraflarında dolaşmışlardı. Ertuğrul
Gâzi, tarihi bir karar vererek, Anadolu'ya gitti. Selçuklu Sultanının
izni ile gaza ucu olan Bithynia sınırlarına yerleşti. Bizans tarihçileri
Sakarya ile Paphlagonia arasında Amurios Oğullarından bahsetmektedirler.
Ancak bunların kimlikleri kesin olarak aydınlatılmış değildir. Mudurnu
Dağlarında işaret edildiği gibi Samsa Çavuş ve kardeşi Sülemiş vardı.
Aşıkpaşazade ve Mehmed Neşri Efendi, ondan kısaca bahsederler ve Osman
Gazi'nin çağdaşı olduğunu vurgulamaktadırlar. Samsa veya Samsama
Türk-İslâm dünyasında kullanılan önemli isimlerden, unvanlardandır.
Sülemiş isimli kardeşi de kendisine yardımcı olmuş, Osmanlı Beyliği ile
ilk temaslarda rol oynamıştır. Bunların İlhanlılarla teması olduğu da
ileri sürülmektedir. El-Ömeri ve İbn Battuta'nın kaydettiği Göynük,
Gerede ve Bolu Ahileri hakkında bilgiler de azdır.
Şihâp
ed-Din el-Ömerî, Anadolu Beylikleri hakkında İbn Battûta gibi, önemli
bilgiler vermektedir. Mesâlik el-Ebsar fî Memâlik el-Emsâr'ında, Göynük,
Gerede ve Bolu hakkında yazdıkları da Anadolu'lu Sabar Hasr (?) kasabası
ahalisinden Şeyh Haydar Uryan'ın İfadelerine dayanmaktadır: "Haydar
el-uryan'ın haber verdiğine göre; Anadolu'da Cengiz Han'a ait olan
ülkelerden başka sadece Türk elleri altında mevcut ülke ve memleket
sayısı onbirdir.
Bu
sıralamada 8. olan Gerede memleketidir ki, Şâhin İlidir. Askeri beşbin
atlı kadardır. Göynük Hisar memleketidir ki, Emir Umur İlidir. Askeri
üçbin kadardır... Gelelim Cengiz Han ailesine ait yerlere; .... Bolu
Sultanının ilidir. Burada uygur şehirler yoktur. Köylerden meydana
gelen, çayır ve otlaklarla uzayıp giden bir çayırlıktan ibârettir.
Burası Germiyan ülkesi ile Süleyman Paşa İli'nin arasında, yani
Germiyan'ın doğusunda Süleyman Paşa'nın batısındadır.
XIV. yy.ın
ilk yarısında, 1333 yılında Tancalı Arap Gezgini İbn Battuta, Orhan Gazi
ve Candaroğlu I. Süleyman Paşa zamanında Göynük, Mudurnu, Bolu,
Gerede'den geçti. Bu kasabalar hakkında önemli bilgiler veren İbn
Battûta, Göynük'ün Orhan Gaziye bağlı olduğunu, safran üretiminin
yapıldığını yazmaktadır. Kış aylarında karlı bir zamanda Mudurnu'ya
seyahat etmiş, Cuma namazı sırasında kasabaya varabilmiştir. Mudurnu,
Bolu'ya bağlı ve o günün şartlarına göre de Kastamonu'ya on günlük
uzaklıktadır. Bolu'ya yolculuk ederken, Büyük Su'dan geçmiştir.
Gezgin'in
Bolu'ya ait yazdıkları şöyledir: "Bolu şehrinde, Ahîlerden birinin
tekkesine indik. Buradaki adetlere göre, tekkenin bir bölümündeki
ocaklar, kış müddetince aralıksız yakılmaktadır. Dergâhın her bölümünde
ayrı ayrı ocaklar da vardır. Ocağın bacası mevcut olup, duman oradan
çıkmaktadır. Odaları gayet güzel şekilde ısıtır. Buna çoğul şekli ile
Bahari derler. Tekili Buhayrî'dir. Burada, İbn Cuzey Buhayrî'yi
hatırladım. Ona ait bir de beyit aklımdan geçti. "Buhayri'den
ayrıldığımızdan beri dağın üzerini toz kapladı. Onun geceleri alev
saçmasını dilersen, katırların, yük yük odunlarla gelmesi gerekir.
Tekkeye girdiğimizde, bütün ocakları yanar hâlde bulduk. Üstümüzdekileri
çıkarttık. Sadece tek kat giyimle kaldık.
Öylece
ateşin karşısına geçerek ısındık. Ahi, hemen çeşitli yemek ve meyveler
getirdi. Allah, kerem sahibi ve cömert olan, yabancılara gariplere büyük
şefkat ve sevgi gösteren, gelene geçene yardımlarını esirgemeyen bunları
en güzel şekilde, sonsuz bir sevgi ile karşılayan bu dervişleri
hayırlarla mükâfatlandırsın... O geceyi çok güzel bir şekilde, müsterih
olarak geçirdik." İbn Battûta, Bolu'da fazla kalmadı. Ertesi günü, yine
soğuk bir havada yola koyuldu. Gerede-i Bolu yâni Bolu'daki Gerede'ye
hareket etti. Bu söyleniş devrin doğulu kaynaklarına uygunluk
arzetmektedir. İlhanlıların mali defterlerinde Gerede'den Gerede-Bolu
diye bahsedilmektedir.
İbn Battûta,
Gerede için şunları yazmaktadır: "Gerede-Bolu'ya vardık. Burası bir
ovada kurulmuş, güzel ve büyük bir kasabadır. Çarşısı ve caddeleri
geniştir. Dünya'nın soğuk yerlerindendir. Ayrı mahallelere bölünmüş
olup, her mahalle kendi aralarında yaşamaktadır. Kasabanın hakimi Şah
Bey'dir Orta derece sultanlar arasındadır. Bedeni, boyu, bosu, huyu
itibari ile yakışıklı, güzel bir adamsa da yeteri kadar eli açık
değildir. Namazı burada kıldık. Sonra, zâviyeye misafir edildik. Orada,
Hatib el-Fatih Şems ed-Din eş-Şami ile tanıştık. Adı geçen; yıllardan
beri burada yaşıyormuş. Çoluk-çocuğa karışmış ve kasabanın hâkimi olan
Şah bey'in hem kâtibi ve hem de hocası olarak sözünü geçirecek kadar
nüfuz sağlamıştı.
Bir gün,
yanımıza geldi. Gerede Hakiminin bizi ziyaret edeceğini haber verdi.
Kendisine bu buluşmayı temin ettiği için teşekkür ettim. Şâh Bey, bizim
yanımıza geldi. Kapıda karşılayarak, selâmladım. Bizimle birlikte oturdu
ve bana sağlığımı, gezinin nedenini, şimdiye kadar hangi hakimlerle
görüşebildiğimi öğrenmek istedi. Ben de başımdan geçenleri bir bir
anlattım. Bir saat kadar süren görüşmeden sonra yanımızdan ayrıldı.
Bizim için tam hazırlanmış bir binek atı ile bir kat elbise gönderdi."
İbn Battûta, Gerede'den sonra Kastamonu yolu üzerindeki Safranbolu'ya
hareket etti.
Burası
Candaroğlu sultan el-Mükerrem Süleyman Paşa oğlu Ali Bey'in yönetiminde
idi. Son devir Bizans tarihçileri, İslam kaynaklarından aynı şekilde,
Kuxim Paxis'den de bahsetmektedirler. Bu şahıs, Nogaylardandı. Bağlı
olduğu Han'ın ölümü üzerine Dobruca'dan ayrılmış, çoluk-çocuk ve
adamları ile yelkenli ile Trabzon'a hareket etmişti. Niyeti Tebriz'deki
İlhan'a sığınmak ve maiyetinde yer almaktı. Ancak, Karadeniz'in meşhur
fırtınalarından birine tutularak, Herakleia iskelesine sığındı. Buranın
tekfuru, durumu İstanbul'a, İmparatora bildirdi. Kuxim Paxis, hrıstiyan
olmak ve Bizans ordusunda çalışmak kaydı ile ülke topraklarına kabul
edildi. Bir müddet sonra da İstanbul'a gitti.
Saray ile
tanıştı. Kızı kendisi gibi aynı milletten olan Solyman Paxis ile
evlendirildi. Damad, Bithynia'nın merkezi Nikomedia'da (İzmit) oturdu.
Sangarios boylarından gelecek tehlikelere karşı tedbirler aldı.
Paphlagonia'nın hakimi ise Candaroğulları idi. Onlardan önce de yöreye
Çobanoğulları hakimdi. Hüsâm ed-din Çoban, Alp Yürek Muzaffer ed-Dîn
Yavlak (Yölük) Arslan devirleri kaynakların yetersizliği nedeni ile
karanlık kalmaktadır. Pachymeres'in bahsettiği Nâsır ed-Dîn'in Mahmut
olduğu bilinmektedir. Bu şahıs son Çobanlı beyidir. Candaroğulları ise
XIII. yy sonlarında tarih sahnesine çıkmaktadır.
Kurucuları
Şems ed-Dîn Yaman Candar'dır. Y. Yücel, bu sebeple ondan bahsederken,
"...Bu emir hakkında P. Wittek, Pachymeres'de beyliklerin sayılması
sırasında geçen Amiramini, Emîr Yaman'la izâh edilebilir ki, bu da
Candaroğulları Beyliğinin kurucusu Şemseddin Yaman Candar'dır"
demektedir. Candaroğullarının, bu tarihdeki batı sınırı Safranbolu/Taraklıborlu'da
idi. XIV. yy başlarındaki duruma göre Bolu, üç taraftan Türk Beylikleri
ile çevrili idi. Denizde ise Ceneviz hakimiyeti sürüyordu. Daphnusia,
Diospolis, Herakleia Pontika ve Amastris ise sözde Bizans ama ticari
alanda ise Cenova şehir ve kaleleri idiler. |
BOLU SANCAĞI
Köroğlu hadisesi
dolayısıyla merkezden gönderilen emirnamelerde "Bolu Sancağı" tabiri sık sık
geçmektedir. Şimdi XVII. yy.a kadar, bu sancağın geçmişinden kısaca bahsetmek
istiyorum; Bolu'nun üzerinde bulunduğu arazi, eskiden yani Bizanslılar zamanında
Bithynia olarak isimlendirilmektedir. Orhan Gazi'ye yardımcı olan ve babasının
silah arkadaşlarından Konur Alp ile Akça Koca Sakarya'nın her iki tarafındaki
yerleri fethetmişlerdi. Bu yüzden, yeni açılan uçların ilk idarecileri bunlar
olmuşlardır. Akyazı, Eski Bağ ve Düzce Ovasının yer aldığı Konrapa, fatihinin
adını Konuralp ismini almış, kaydıhayat şartı ile Konur Alp'e bırakılmıştır.
Bu bölge, Osmanlı
vesikalarında Konrapa (Konur Apa) diye anılmıştır. Karadeniz kıyısındaki ve
Osmanlıların denize ilk açıldığı yerlerden olan Akçaşehir, Konrapa'ya bağlı
olmakla beraber Akçakoca tarafından zaptedildiği için onun adını almıştır.
Bolu'nun batısındaki ve eski ipek yolu üzerinde bulunan Mudurnu ve Göynük,
Taraklı Yenicesi de bir müddet Süleyman paşa tarafından idare edilmiştir. Bolu,
Beylerbeylik merkezi Ankara ve 1451'den sonra da Kütahya'ya bağlı kalmıştır.
Yani idari bakımdan bu şehirlerde oturan beylerbeyine tabi olmuştur. Evliya
Çelebi'nin sonradan tertip edilen defterlerdeki kayıtları esas tutarak verdiği
bilgiye göre, Bolu'nun ilk tahriri Fatih Sultan Mehmed zamanında yapılmıştır.
Seyyah, "burası Anadolu toprağında ayrı bir sancak beyi tahtıdır.
Padişah tarafından
beğinin hası 300.122 akçedir" diye yazmaktadır. Ancak, bu miktar azdır ve o
devre ait defterlerde 400.000-500.000 akçe arasında değişen rakamlar
verilmektedir. Bolu Sancağı dahilinde ve sancak beyine bağlı olarak gözüken 36
kadar kaza vardı. Bunlar; Merkez kaza Bolu, Taraklı - Borlu (Safranbolu), Kızıl
Bel, Gerede, Viranşehir, Şihabeddin, Aktaş, Ulak Deresi, Dörtdivan, Çağa,
Bartın, Amasra, Kıbrıs (merkez: Karadoğan), Yörükan, Eflâni, Yedi Divân, Bender
Ereğli (Karadeniz Ereğlisi), Devrek, Ulus, Yılanluca (Melenderesi/Yığlıca),
Taraklı Yenicesi, Mudurnu, Üsküp (Konrapa İli'nin merkezi Eski Bağ), Dirgene,
Samako (Alaplı), Gocinos, Akçaşehir, Ovayüzü, Eflâni Yenicesi, Tefen, Çarşanba
(Hızır Bey İli), Zerzene, Gölpazarı, Hisarönü, Pavli ve Doturga'dır.
Yukarıda adı geçen
kazalardan Bolu'nun doğusunda kalanlar, İsfendiyar Oğullarından, batıda
kalanları ise Bizans Tekfurları elinden alınan şehir ve kalelerdir. Bugün
Gerede'ye bağlı kalan Dörtdivan, o zaman kaza merkezi durumunda olup,
Köroğlu'nun doğduğu köy Sayalık, buraya bağlı idi. Uzunçarşılı'dan itibaren bu
köyün adı hep Hayalık olarak hatalı bir şekilde okunmuş iken, Prof. F. Sümer'in
tesbiti ile Sayalık şeklinde düzeltilmiştir.
BOLU SANCAK BEYLERİ
Bolu 1324 yılından
itibaren 1692 senesine kadar Sancak Beyleri tarafından idare edilmiştir.
Şehzadeler, hanedana akraba olanlarla, Candaroğullarına mensup beyler Bolu'yu
sancak beyi olarak yönetmişlerdir. Konur Alp, Sunkur Bay Şemsî, Şehzade Murad,
Gündüz Alp, Süleyman Paşa, Çandarlızade Mahmud Çelebi Bolu'yu idare etmiş ilk
beyler arasındadır. Sonuncu bey Çelebi Mehmed'in kızı ile evli olup, İzladı
Savaşında tuzağa düşürülerek esir edilmiş, külliyetli miktarda para ödenerek
kurtarılmıştır. Bazı rivayetlere göre bu bey İstanbul muhasarasında da bulunmuş
ve şehid düşmüştür.
II. Murad, II.
Mehmed ve II. Bayezid devirlerinde de Bolu'nun idaresinde bazen dost ve bazen
düşman oldukları İsfendiyarlılardan valiler görülmektedir. II. Bayezid
zamanında, Şehzade Ahmed'in oğlu Murad Bey Bolu Sancak beyliği yapmış, fakat
babasının karıştığı hadiseler dolayısıyle kızılbaşlara sığınmıştır. Şehzade
Murad Bey'den az önce de, amcası Selim'in oğlu şehzade Süleyman Bolu Sancak
Beyliğine getirilmişti (1509). Bu şehzade, önce Karahisar'a tayin edilmiş ise
de, amcasının itirazına sebep olmuştu. Padişah, bu defa oğlunun isteği üzerine
Süleyman'ı Bolu'ya nakletmiş, Kefe'ye yollanmasına kadar sancak beyi olarak
burada kalmasına izin vermiştir.
Bu beyler dışında,
Voyvodalık devresine kadar (1692) Bolu'yu yöneten sancak beyleri, tesbit
edebildiğimiz kadarı ile şunlardır; Sinan Bey, Şemsî Ahmed Paşa, Hacıpaşaoğlu
Mehmed Bey, Köroğlu hadiselerinin zuhur ettiği sırada Behram bey, Rum beyzade
Osman Bey, Sarhoş Abaza Osman, Abdi Paşa, Koca Yusuf Paşa, Bosnalı Vardar Ali
Paşa, Emir Mustafa Şerif Paşa, Benli Hasan Paşa Şemsipaşadâde Mahmud, Kürt
Mehmed Paşa, Kemenkeş Seyyid Ahmed Paşa, Fındık Mustafa'dır. 1692'den az önce
Bolu'nun son sancak beyi, Zor Mustafa Paşa'dır. Bu bey Köroğlu zamanındaki
beylerden daha zalim davranışlı olduğundan, halka olmadık zulümler yaptığından,
suçu sabit görülerek, idam cezasına çarptırılmıştır. XVI. yy başları ve XVII.
yy.ın ilk yarısında Bolu 14 zeamet, 55 tımar'a bölünmüştü. Cebeliler de dahil
olmak üzere 2800 kılıç askeri vardı. Çeribaşısı ile beyinin askeri 800 kadardı.
Beyinin senelik hasılatı 10.000 kuruş, kadısının ise 5000 kuruştu. Beyi'nin hası
ise, yukarıda işaret edildiği şekilde, 300.122 akçe idi.
BOLU SANCAK MERKEZİ
Köroğlu'nun
yaşadığı XVI. yy. da, Bolu Osmanlı İmparatorluğunun gözde şehirlerinden biri
idi. Doğuya giden bir çok ana yol bu havaliden geçmekte idi. Kanuni zamanında
yeni açılan ve halkın günümüzde Bağdat Caddesi diye isimlendirdiği yol üzerinde
birçok kervansaraylar inşa ettirilmiştir. Bu stratejik mevki dolayısıyla Bolu
günden güne gelişme göstermiş ve kale çevresinde yayılarak daha da büyümüştür.
En eski tasvirlere göre, Bolu birbirini takip eden otlakların bulunduğu,
ahalisinin daha ziyade köylerde yaşadığı bir yerdi. XVI. yy. da, ovadan
bakıldığında hemen göze çarpan meşhur kalesi, artık harabe olmaya yüz tutmuştu.
Zira Selçuklular
zamanında uç kalesi olduğundan her zaman tahkimli olmasına dikkat edilmiş iken,
şimdi iç el sayılması sebebi ile artık tamirata gerek duyulmamıştır. İbn
Battuta, 1333 senesinde Bolu'da misafir kaldığı halde, şehri pek tasvir etmeyip,
sadece Ahîleri kısaca misafirseverliklerinden dolayı methetmiştir. Şehir,
şimdiki gibi, yine ova ortasında, batıdan doğuya yükselen toprak bir tepe
üzerine bulunuyordu. Çevresinden çok sayıda küçük derecikler aktığı için,
zamanla mahalleler surlar dışında ve ovaya doğru meyil üzerinde meydana
gelmiştir. 1528 senesine ait olduğu tahmin edilen 438 numaralı tapu-tahrir
defterinde, XIV. yy. da kurulmaya başlanan ve XVI. yy. da gelişmesini tamamlayan
mahalleler şunlardı;
Aslı Han veya Aslı
Hatun, Gölyüzü, Cami, Turşucuoğlu, Hoca Bey, Hatip, Karaçayır, Hacı İlyas Oğlu,
Ak Mescid, Dabbağan (: Tabaklar), ve Uğurlu Naib (sonra : Karamanlar). Bu
mahalleler de, diğer yerlerde olduğu gibi bir mescid veya cami etrafında
teşekkül etmiş olup, nüfusu ortalama hesaplamalara göre 2000'e yaklaşmakta idi.
Evliya Çelebi'nin 1645 senesindeki seyâhatinde ise, Bolu eskiye nazaran oldukça
büyümüş ve bir çok güzel binalarla süslenmişti. Köroğlu'nun destanî bir havaya
büründüğü bu zamanda, Evliya Çelebi Bolu'yu şöyle tanıtmaktadır, " ... Gerçekten
ma'mur büyük bir şehirdir ki, topraklı bir dağ arasında kurulmuştur. Otuzdört
mahallesi ve 34 camii vardır. Üçbin kadar tahta örtülü güzel evleri vardır.
Bazı zenginlerin
evleri ve hanları kiremitle örtülüdür. Dörtyüz kadar ma'mur süslü dükkânı
vardır. Her ne kadar Türklük ise de ileri gelenleri, eşrafı ve tüccarı çoktur...
Oğuz adamları vardır... Suyunun ve havasının nefasetinden dolayı güzelleri
çoktur..." Bolu'nun en güzel cami, saray ve binaları Osmanlı Padişahları,
şehzadeler, İsfendiyaroğulları ve beyler tarafından yaptırılmıştır. Bolu, bundan
başka, medrese, kervansaray, bedesten ve bazı sanayi tesislerine de sahipti.
Bolu dağlarının meşhur köknar ve çam tahtaları, günümüzdeki gibi Bolulu
işadamlarınca, İstanbul pazarına İzmit yahut daha elverişli olan Akçaşehir
iskeleleri yolu vasıtasıyla gönderilmekte ve orada belli yerlerde satılmakta
idi. Hatta bazı düzenlemelerle Bolu tahtasının ve odununun İstanbul'da daha ucuz
satılabileceği hususunda Evliya Çelebi'nin oldukça enteresan görüşleri vardır.
ŞEMSİ PAŞALILAR
Bolu'yu idare
edenler arasında Şemsi Paşa ailesinin özel bir mevkii vardır. Bazı sancak
beyleri, zaman zaman bu aileden tayin edilmiştir. Evliya Çelebi, 1645'deki Bolu
ziyaretinde, Şemsi Paşa ailesinden bahsederek "Sungurbay Şemsi adlı kahramanı
eliyle fethedilmiş, kendisine evlattan evlâda hayat şartı ile ocaklık ihsan
edilmiştir. Hâlâ nesli tükenmiş değildir. Şemsi Paşa evlâdları derler"
malûmatını vermektedir. Yine bu seyyahın yazdığına göre Sungur Bay Şemsi, Osman
Gazi ile aynı zamanda yaşamış bir kahramandır. Bu ismin sonundaki Şemsi sıfatı
ise, Şemsi Paşa ailesinin bu şahsa bağlı olduğunu göstermek için
kullanılmıştır.
Naima ve Kâtip
Çelebi de, tarihlerinde Şemsipaşazâdeliler tabirini sık sık kullanmışlardır.
Sungur Bey veya Sungur Bayın tarihi kişiliği ne yazık ki, kaynakların Bolu
fethini bir iki satırla geçiştirmeleri yüzünden, son araştırmalarda dahi
aydınlığa çıkarılamamıştır. Candaroğlu Beyliğine ait soy kütüklerinde ise böyle
bir isme tesadüf edilmemektedir. Belki, ileride tapu veya vakıf kayıtlarından
onun tarihi şahsiyeti hakkında ip uçları elde edilebilir. Şemsi Paşa zamanında,
bu ailenin Halid bin Velid'ten indiğine dair bazı kayıtlar mevcut ise de, doğru
değildir. Tarih kaynakları incelendiğinde varılan neticeye göre, Candaroğlu,
İsfendiyaroğlu ve Kızıl Ahmedli gibi kollar, Şemsi Paşa ailesinin dayandığı
hanedanlar oluyor.
Her üç grup,
Osmanlılar ile yakın temasta bulunmuşlar evlilik yolu ile akrabalık tesis
etmişlerdir. İsfendiyaroğlu Beyliğine Fatih Sultan Mehmed son vermiş az sonra da
Kızıl Ahmed Bey ailesi ile Uzun Hasan'a sığınmıştır. II. Bayezid zamanında
tekrar Osmanlı ülkesine dönen Kızıl Ahmedli ailesi, Bolu'daki eski mülklerine
sahip olmuşlardır. Mirza Mehmed Bey, Bolu sancak beyi olmuş, daha sonra da
Bayburd ve Erzincan'ın idaresine tayin edilmişti. II. Bayezid ile dostane
münasebetlerde bulunan Mehmed Bey, onun oğlu şehzade Murad'ın (Ö. 15 ekim 1485)
kızı Şahnisa Hatun ile evlenerek damad yapılmıştı.
Ne yazık ki Mehmed
Bey, kendisinden büyük hizmetler görüleceği sırada, Erzincan Bey'i iken hayata
gözlerini yummuştur. Mirza Mehmed Bey'in Musa, Mustafa ve Şemsi Paşa isimlerinde
üç erkek evladı dünyaya gelmiş, hepsi devlet hizmetinde bulunmuşlardır. Musa
Paşa, ava merakı ile şöhret bulmuş, Yavuz ve Kanuni zamanlarında Osmanlıların
hizmetinde yararlılıklar göstermiştir. Erzurum Beylerbeyi iken, Gürcülerin
tuzağına düşerek hayatını kaybetmiştir. Mustafa Paşa da, Musa Paşa gibi şöhretli
bir şahsiyet olup, beşinci vezirliğe kadar yükselmişti (1561). Meşhur Malta
Seferi esnasında ordunun başkumandanı olup, Piyale Paşa ve Turgut Reis ile bu
kaleyi muhasara etmişlerdi. 1566 yazında, kardeşi Şemsi Ahmet Paşa ile Zigetvar
Seferine katılmış, padişahın zamansız ölümüne şahit olmuştu. İki yıl sonra hacca
gitmiş ve Arafat dağında iken vefat etmiş ve Mekke'de toprağa verilmiştir.
Evliya Çelebi'nin
babası Derviş Mehmed Zılli Efendi bu cenaze merasiminde bulunmuş, vezirin
gömülmesinde yardımcı olmuştur. Mirza Mehmed Bey'in üçüncü oğlu ve Şemsi
ailesinin kurucusu Ahmed Paşa'dır. Uzun ve rahat bir hayat süren Şemsi Ahmed
Paşa, saraya intisab etmiş, sırası ile avcıbaşı, bölükağası, müteferrika ve
sipahi ağalığı ünvanlarına sahip olmuştur. 1553 İran seferine iştirak etmiş ve
yararlı hizmetleri ile sultanın gözüne girmiştir. 1554'de Anadolu
Beylerbeyliğine tayin edilmiş, az sonra da Rumeli'ye nakledilmiştir. Bu sıfatla
Zigetvar Seferine, ağabeyi ile birlikte kendi kuvvetlerinin başında,
katılmıştır. Kanunî Sultan Süleyman'ın bu sefer sırasında vefat etmesi ile eski
vazifesinden ayrılmış ve inzivaya çekilmiştir. Sultan II. Selim (1566 - 1574)
zamanında yeniden hizmete alınmıştır.
Sokullu Mehmed
Paşa'ya karşı hasmane tutumu ile ikinci grubu meydana getirmiş, bu düşmanlık
sadrazamın öldürülmesine kadar devam etmiştir. III. Murad'ın tahta çıkmasından
sonra Şemsi Ahmed Paşa'nın yıldızı yine parlamış ve padişahın musahibi olmuştur.
Devşirme usulünün bozulması ve bu arada saraya rüşvet kabul ettirme gibi
şeylerden sorumlu tutularak, tarihçilerin tenkidine maruz kaldığı da
görülmektedir. Şemsi Ahmed Paşa, 18 Muharrem 988/6 Mart 1580'de İstanbul'da
öldü. Dillere destan sarayına yakın kendi adı ile tanınan Cami yanındaki türbede
toprağa verilmiştir.
Oldukça renkli bir
şahsiyete sahip olan Şemsi Ahmed paşa, aynı zamanda ilim çevrelerince de takdir
edilen, yazdığı şiirlerle de şairler arasına katılan kimse idi. Belli başlı
eserleri; Şehnâme-i Sultan Murad Dîvân, Vikâye Şerhi, İ'tikadnâme ve tercüme-i
Şurut-i Salât'dır. Şemsi Paşa'nın oğulları da babaları gibi bir çok devlet
hizmetinde vazife almışlardır. Mahmud Paşa, Şemsi Paşa ailesinin en şöhretli
şahsiyetlerinden olup, babasının delaleti ile mirliva olmuş, 1579 senesinde
Şehr-i Zor, sonra da Kıbrıs Beylerbeyliğine vali tayin edilmiştir. 1591-2'de
Bolu'ya gelmiş, atalarının bir çok mülkünün bulunduğu bu yeri idare etmiştir.
Kastamonu valiliğinden sonra, Almanya'da Usturgon'a yollanmış, burada kendinden
üstün kuvvetlere karşı kahramanca mücadele etmiştir.
III. Mehmed,
1602-3'de , onu Nahcivan sınırlarına yollamış, beylerbeyi iken burada şehit
düşmüştür. Doğu Anadolu'da ölen ikinci Şemsipaşalıdır. Evliya Çelebi, 1645
senesinde hem İstanbul'da ve hem de Bolu'da Şemsi Paşa ailesine mensup
kimselerin yaşadığını yazmaktadır. XVII. yy. da Şemsi Paşa kölelerinden Süleyman
isimli birinden haberdarız ki bu, meşhur Köle Oğlu'nu yakalayarak, idam
edilmesini sağlamıştır. Bu konuya biraz aşağıda tekrar temas edilecektir. Şemsi
Paşa ailesinin Bolu ve kazalarında bir çok hayır eserleri yaptırdığı
bilinmektedir. Bu tarihi yapılar günümüze kadar tabii afetlere maruz kalmalarına
rağmen gelebilmiştir.
Bolu'ya tabi Yenice
köyünde Mirza Mehmed Paşa ve eşine ait tımarın olduğu Tahrir Defterlerindeki
kayıtlardan anlaşılmaktadır. Şemsi Paşa ailesinden olup, Yavuz Sultan Selim
zamanında yaşamış olan bir kadın da Karaköy'de cami yaptırmıştır. İki kitabesi
mevcut olan bu cami, Musa Paşa'nın annesi Alâ Hatun tarafından inşa
ettirilmiştir. Bu kadın ise meşhur alimlerden Cemaleddin el-Aksarayî ve vezir
Piri Paşa'nın ailesindendir. Musa Paşa'nın kendi adına yaptırdığı ve 1510
senesinde hizmete açılan cami, şimdi Ilıca Cami diye bilinmektedir. 1571'de
yapılan Karaçayır Camisi de Musa Paşa'dan kalmadır.
Sarayda beşinci
vezirliğe sahip olan Mustafa Paşa, 1526 senesine ait kayıtlara göre, yıllık
hasılat olarak 405.000 akçelik gelire hak kazanmıştı. Bu meblağ Bolu'dan temin
edilmekteydi. XVI. yy. da ehemmiyet kazanan Bağdat Caddesinin Hendek ve Darıyeri
gibi merkezlerinde Mustafa Paşa kervansaray ile cami yaptırmış, yolcuların ve
halkın hizmetine açmıştı. Onun gibi Şemsi Ahmed Paşa'nın da Bolu ve Düzce
taraflarında çiftlikleri vardı. Süleymaniye Kütüphanesinde, Lala İsmail Efendi
kitapları arasında bulunan vakfiyesinde, vakıflarının listesi verilmiştir.
Vakfiyeden anlaşıldığına göre, Bolu'da bir cami, Dar el-Hadis, dershane, çeşme
ve köprü yaptırılmıştır.
Bu yerlerde hizmet
göreceklere verilecek gündelikler hakkında da açıklamalar mevcuttur. Bolu
Salnâmesi ile Evliya Çelebi'nin yazdığına göre Şemsi Paşa'nın şehirde bir
hamamı, kapalı çarşısı, çeşmesi ve camisi vardı. İmaret Camisi'nin ismine temas
etmeyen Kâtip Çelebi ise, Şemsi Paşa Camisini bahis konusu etmektedir. Şemsi
Paşa, Bolu'nun kuzeyindeki dağlar içerisinde bulunan yaylaları da köylülere
vakfetmiştir. Şimdi Paşa Köyü Yaylası ve At Yaylası isimlerini taşıyan bu
yerlerde, Paşa'nın adı hürmetle anılmaktadır. Bolu'nun batısında ve İzmit yolu
üzerindeki Düzce Bazar veya Konrapa'da da Şemsi Paşa vakıfları mevcuttu. Yeni
gelişmekte ve büyümekte olan, Asar Suyunun kenarındaki Düzce'de Şemsi Paşa bir
han ve cami yaptırarak, vakfetmiştir. Ancak günümüze kadar, bu binalardan hiç
biri ayakta kalamamıştır.
BOLU BEYİ
Köroğlu
hikayelerinde, destan kahramanının ortaya çıkmasına sebep bilindiği gibi,
babasının gözlerinin kör edilmesi ve bunun için Ruşen Ali'nin intikam almak
üzere Bolu Beyine karşı harekete geçmesidir. Hikayelerin çeşitli rivayetlerinde
Bolu Beyi, Bolu Paşa, Bolu Bey, Bolu ve Bul Beğ adları ile anılmaktadır. Bu
değişik şekiller, Bolu kelimesinin zamanla bir yer adı olduğu fark edilmeyerek,
doğrudan doğruya kişi adı kabul edildiğini gösterir. Köroğlu, babasının
intikamını almak üzere ortaya çıktığında Gerede ve Çağa idarecileri tarafından
takibata uğramamıştır. Ancak onun şöhreti Sayalık köyünün sınırlarını az sonra
aşacak ve sonraları kendi adı ile anılacak olan Dörtdivan, Deveren ve Karadoğan
yaylalarının bulunduğu Köroğlu Dağlarında yankılanacaktır.
Hakkında
şikayetler, Bolu Beyi'ni de aşacak ve Anadolu Beylerbeyine, İstanbul'a Asitaneye
ulaşacaktır. Prof. Dr. Faruk SÜMER'in belirttiğine göre, destanda çok geçen Bolu
Beyi mahalli bir bey olmayıp, bu günkü idareciler gibi, İstanbul'dan gönderilen
devlet memurudur. Bolu Beyi ile kaza kadıları ve Köroğlu'yu ilgilendiren
belgelere ilk olarak Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Prof. Mustafa Akdağ
rastlamıştı. Böylece destan kahramanının tarihi olarak yaşamış olduğu ortaya
çıkmıştır. Daha sonra ,F.Sümer, arşivde başka dört belgeye rastlayarak, 1580 -
1585 (H. 988 - 993 ) tarihleri arasında yazılmış belgelerin sekiz tane olduğunu
ortaya koymuştur.
Şüphesiz başka
belgeler de mevcuttur. Bu yüzden, destan dışında, Köroğlu'nun beş yıllık
hayatını öğrenmiş oluyoruz. Köroğlu'nun ortaya çıktığı devrede Osmanlı padişahı
III. Murad, sadrazamlar ise Damad Ahmed, Kıbrıs Fatihi Lala Kara Mustafa Paşa,
ve Ferhat Paşalardır. Bolu Beyi ise önce Mehmed Bey, sonra ise Çorum'dan
nakledilen Behram Bey'dir. İlk belgenin 1580 tarihli olduğuna yukarıda temas
edilmişti. Bu tarihte, Bolu'yu ilgilendiren hadiseler arasında, burada ve
kazalarında bir çok hayır eserleri bırakmış olan, Osmanlı vezirlerinden Şemsi
Ahmed Paşa'nın ölümüdür. Onun vefatı ile Bolu'daki Şemsi Paşalılar nüfuzu pek
sarsılmamıştır. Akrabası ve çocukları, bu ailenin eski ihtişamını, bazen zor
kullanarak da olsa devam ettirmişlerdir.
Bolu Beyi, Köroğlu
meselesinin iyice belirmesi üzerine merkezden ve Kütahya'dan yazılan
buyrultularla, harekete geçmiş sancak dahilinde onu takip etmeye mecbur
kalmıştır. Köroğlu ise Karadoğan köyündeki Türkmenlerden bölükler meydana
getirerek kendisine katılan Çakal Oğlunun yardımı ile ona meydan okumaya cesaret
göstermiştir. Bolu Bey'i ülke çapında yayılma gösteren ateşli silahlarla
Köroğlu'nun peşine düşmüştür. Nitekim, destan kahramanı kılıç yerine tüfengin
alışına hiç memnun kalmamıştır. Köroğlu, kahramanlık ve cesaret örneği olarak
kılıç, ok ve kalkan gibi savaş aletlerini kabul etmektedir.
Ateşli silahların
en etkilisi olan tüfeğin Bolu'da kullanılışı, yasak olmasına rağmen XVI. yy.
dadır. Askerin elinde Yavuz Sultan Selim devrinden beri bu tüfekler bulunuyordu.
Sonra reaya da temin yoluna gitmiştir. Nitekim 1560 senesine ait olup, Bolu
Beyine yazılan emr-i âlide, "levend taifesinden ve reayadan ve gayrıden tüfenk
kullanıp, dağlarda şikâr etmemeleri" isteniyordu. İki ay sonrasına ait bir
fermanda da, öncekine nazaran daha da sertleştirilmiş ifade kullanılarak,
reayaya tüfenk taşıma izni verilmemesi isteniyordu. XVI. yy. da Bolu'da
yayılmaya başlayan tüfenk, Deli İbrahim devrinde alınan idari tedbirlerle,
halkın elinden toplanmış ve bazı cezai müeyyideler uygulanmıştır.
KÖROĞLU'NDAN ÖNCEKİ VE SONRAKİ HADİSELER
Bolu'da devlet
idaresine karşı cephe alış, 1559'larda canlanmaya başladı. Levend ve bazı suhte
hareketleri meydana gelmiş, bundan bir çok aile zarar görmüştü. İbrahim ve Madin
(?) adındaki şakiler, köyleri basarak, yolcuları soyarak, suç işlemişlerdi.
1560'da, Köroğlu'ndan az önce Bolu'da Saltık Boyacıoğlu meselesi meydana geldi.
Bolu Beyi tarafından tevkif edilen bu şaki de, İstanbul'dan gönderilen bir
memura teslim edilerek, muhakeme için Bolu'dan çıkarılmıştır. Kendi
menfaatlerini önde tutan ehl-i fesad sahibi sipahiler de zaman zaman sancakta
huzursuzluk yarattılar. Ancak, Bolulular İstanbul'a yakın olduklarından, şayet
Bolu Beyi taraf tutarsa, hemen şikayete gidiyorlardı.
Köroğlu
hadisesinden sonra bazen gruplar halinde İstanbul'a geldikleri ve gösteri
yaptıkları da görülmüştür. Evliya Çelebi, 1645 yılına ait bir kaydında
Boluluların bu özelliğini bahis konusu ederek, "... gayet adaletli davranmak
gerek. Gayr-ı meşru bir kaç akçe alınsa, halkı hemen üç günde İstanbul'a gidip
şikâyet eder"diye yazmaktadır. 1566 senesinde bazı levendlerin Bolu softaları
adına Filyos vadisindeki Devrek'te ve Bolu'nun batısında Konrapa'da harekete
geçtikleri haber alınmıştı. Bunlar kendi taraftarları ile sancağın düzenini
bozmaya kalkıştığında, Bolu Bey'ine hemen bu fesadı yok etmesi emredilmişti.
1570'de, Çankırı ve Ankara yolu üzerindeki Gerede'de Doğancıoğulları hadisesi
zuhur etti. Mustafa Paşa'ya emir yollanarak bu ailenin Gerede ve çevresindeki
zararlı faaliyetlerinin takip ve tespit edilmesi istenilmişti.
Mustafa Paşa, bu
arada Şemsi Paşa'nın sahip olduğu ve Hendek dolaylarında otlatılan koyun
sürüsüne, hüviyeti meçhul kişilerin tecavüzünü araştırmakla da
görevlendirilmiştir. Bazı dava sahipleri de Konrapa kadısını şikayet ettiler.
Çünkü, kadı bazen Konrapa'da (şimdiki Düzce Pazarı) ve canı isterse buraya bir
saat uzaklıktaki Üskübü/Kasaba'da oturuyordu. Her iki yerde davaların görülmesi,
halkı tedirgin ettiğinden, Mustafa Paşa aracılığı ile merkeze şikayet edildi.
İstanbul az sonra yolladığı hükümde, Kadının Düzce Pazarda oturmasının daha iyi
olacağı, emredilmişti. 1580 - 1585 tarihleri arasında Sayalık'tan zuhur eden ve
Çakal Oğlu ile birleşen Köroğlu, geniş bir sahada kendi ününü duyurdu ve Bolu
sancak beyine meydan okudu.
Buna dair
yazışmalar, Sümer tarafından Mühimme defterlerinden tespit edilmiştir. Celâli
İsyanları Anadolu'yu kasıp kavurdukça, Bolu da bu cereyanın etkisi altında
kalmıştır. Sakarya Şeyhi diye mehdilik davasına kalkan Ahmed'in de Bolu'nun
batısında epeyce taraftarı olmuştur. Bulanık Softa ismindeki şaki de sancakta
korku yaratmış ve sonunda idam edilerek, cezasını bulmuştur. Abaza Mehmed Paşa
İzmit taraflarında, idareye baş kaldırınca Bolu da kötü günler yaşamıştır.
Ankara'ya gönderilen külliyetli miktardaki para kervanı soyulmuş ve bir çok
kimse öldürülmüştü. Bu esnada Köle Oğlu ismindeki Bolulu Celâli de ona
katılmıştı.
Bolu Beyinin
adamlarından olan Şemsi Paşazade ailesinin kölelerinden Süleyman isminde biri,
Köle Oğlu ve adamları Süleyman Ağa ile çatıştırmışlar ise de, sonunda ayağından
vurularak, esir edilmişti. Abaza Paşa'nın gözde bölüklerinden birine kumanda
eden köle Oğlu, Süleyman Ağa vasıtası ile İstanbul'a yollandı ve burada vezirin
huzuruna çıkarıldı. Naima'nın yazdığına göre, Köle Oğlu vezire gayet mağrurane
cevap vererek; -Şehirler urmadık, kârban basmadık, ancak zulm def'ine çalıştık.
Amma çün takdir böyle imiş. Emir Allahındır... demiştir.
Köle Oğlu'nun
adamları İstanbul pazarlarında, sokaklarında idam edilirken, Köle Oğlu'da
vezirin emri ile Parmak kapıda halkın gözleri önünde öldürülmüştür. Bolu,
şekâvet hadiselerine uzun zaman sahne olacak, bu vaziyet XVII. XIX. yy.larda
bile eski şeklini muhafaza edecektir. Köroğlu'nun belki de özlemiş olduğu iyi
bir şekilde yaşamak arzusu, ne yazık ki uzun zaman gerçekleşemeyecektir.
|
|
|
Çözülmüş Örnek Define İşaretleri : :
Define İşaretleri
:
Tümülüs ve Mezar Tipleri
:
Yeraltı Kaya Mezarları :
Eşkıya Belgeleri
|
Define
İşaretleri, Define, Definecilik, Antik Eser, Antik Sikke,
Antik Paralar, Antik Kentler, Hitit Kentleri, Arkeoloji, Sanat
tarihi, Tümülüs Mezar, Yeraltı Kaya Mezarları, Ölü Gömme
Gelenekleri, Define Nedir, Lahit Mezar, Osmanlı Tarihi, Osmanlı
Paraları, Kültür Varlıkları Koruma Kanunu , Antik Ticaret,
Kıymetli Taşlar,
©
www.definegizemi.com 2010 Her hakkı saklıdır.
|
|
 |
|