İsim Kökeni
Çanakkale’nin ilk ismi “Troas”tır. Sonradan “Hellespont” ismiyle anıldı.
Osmanlı Devletinin Çanakkale’yi fethinden önce “Dardanellos” adını almıştı.
Fatih Sultan Mehmed, Çanakkale’nin Anadolu topraklarında bir kale yaptırdı.
Bu sebeple şehre “Kale-i Sultânî” ismi verildi. Son asırlara kadar bu isimle
anılan şehir, kalenin çanağa benzemesi veya çanak-çömlek sanâyiinin ileri
olması ile “Çanakkale” ismiyle anılmıştır.
ÇANAKKALE GENEL TARİHİ:
Çanakkale ili birçok uygarlığa beşiklik
etmiş, yöreye yerleşmek için gelenler olduğu gibi istila amacıyla gelenler
de olmuştur. Mitolojide Hellespontos adıyla anılan Çanakkale Boğazı'nın
kuzeybatısında yer alan Gelibolu Yarımadası eskiden Khersonesos
(Hersonesos), Biga Ya- rımadası'ndaki topraklar ise Troas olarak bilinirdi.
Yapılan kazı ve araştırmalar Çanakkale ilinin Troas bölümünde ilk yerleşme
yerlerinin İ.Ö 3500 de kurulduğunu göstermiştir. İl toprakları üzerinde
Truva, Dardanos, Abydos, Asos, Sestos ve Gallipolis gibi önemli ilk çağ
kenleri kuruldu.
Akha, Dor, Trak, Aiol, Frig ve Lidya egemenliklerinden sonra
Troas İ.Ö 6. yy. da Persler' in eline geçti. Çanakkale yöresi birsüre
Spar-talılar, Atinalılar ve Persler arasında el değiştirdikten sonra İ.Ö 4.
yy da Büyük İskender' in egemenliğine girdi. Büyük İskender Pers ordula-rını
bu topraklar üzerinde eski adı Granikos olan Kocabaş (Biga) Çayı kıyısında
yapılan bir savaşta yenilgiye uğrattı. Yöre Serevkos, Pontos ve Roma
egemenliklerinden sonra Bizans yönetimi döneminde, İS 5. yy da Hunlar' ın
8. yy da da Araplar' ın istilasına uğradı. Daha sonra, bir süre Haçlılar' ın
ve Venedikliler' in egemenliğinde kalan il toprakları 14. yy başlarında
Karesioğulları' nın, aynı yüzyılın ikinci yarısında da Os-manlılar'ın eline
geçti. Çanakkale Boğazı' nın sık sık batıdan gelen yabancı donanmalar
tarafından tehdit edildiğini gören Fatih Sultan Meh-met, İstanbul' u
altıktan sonra denetimi sağlama amacı ile boğaz kıyılarında kaleler
yaptırdı. Daha sonra Köprülü Mehmet Paşa' nın da bazı önlemler almasına
karşın Çanakkale Boğazı Cumhuriyet dönemine kadar yabancı donanmaların
birçok kez saldırısına uğradı.
Çanakkale, Anadolu’nun ve Ortadoğu’nun stratejik bir bölgesidir. Bu
sebeple geçmişte pekçok istilâlalara uğramıştır. Çanakkale il merkezine 30
km mesâfede bulunan Truva harâbeleri en eski yerleşim merkezlerindendir.
Truva iki bin sene Anadolu’nun bir kültür merkezi olmuştur. Truva harâbeleri
9 yerleşme katına sâhiptir. M.Ö. 3200 ile M.S. 400 seneleri arasına
âittir.M.Ö. 1200 târihinde Akalılar (Akhaialılar) Truva Kalesini ele
geçiremeyince gemilerine bindiler, kale dibinde ise tahtadan yapılmış büyük
bir at bıraktılar. Bu atı kale içine alan Truvalılar, zafer şenlikleri
yaparken, at içinde gizlenen Akalar, kale kapılarını açarak gemideki diğer
askerlerle birlikte saldırıp şehri ele geçirdiler.
Bu bölgeyi Akalardan sonra Ispartalılar, M.Ö. 6. asırda Persler ve M.Ö. 4.
asırda Makedonya Kralı İskender işgâl etti. İskender, M.Ö. 334’te Çanakkale
Boğazından geçti. İskender ölünce Makedonyalı generaller, bu bölgeye sâhib
olmak için devamlı mücâdele ettiler. Netîcede Roma İmparatorluğu bölgeye
hâkim oldu. Roma M.S. 395’te ikiye bölününce, bu bölge Doğu Roma’nın payına
düştü. Bir ara Hun Türkleri geçici olarak bu bölgeye sâhib oldular. İslâm
orduları 668, 672 ve 717 senelerinde kudretli donanmalarıyla Çanakkale
Boğazından geçerek İstanbul’u kuşattılar ve Çanakkale bölgesini üs olarak
kullandılar.
Bizans, Lâtin, İtalyan cumhuriyetleri ortaklaşa bu bölgeye hâkim oldular.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklular Çanakkale’ye kadar geldiler.
Fakat Çanakkale Boğazını tam olarak ele geçiremediler. 1097’de Haçlı
seferlerinde İznik’i Haçlı ordusu işgâl edince, Selçuklular Marmara ve Ege
Denizi kıyılarından içlere doğru taktik îcâbı çekildiler.
1113’te Emir Muhammed komutasındaki Türk birlikleri Çanakkale’ye kadar
geldilerse de, 1147-1149 İkinci Haçlı Seferi sebebiyle geri çekildiler.
Anadolu Selçuklu Devletinden ayrılarak bağımsız olan Karesi Beyliği,
Çanakkale’yi kesin olarak ele geçirdi. 1345’te Orhan Gâzi zamânında Karesi
Beyliği Osmanlı Devletine katıldı.Türkler Avrupa’ya Çanakkale’den geçerek
çıktılar. Şehzâde SüleymânPaşa tarafından 1349’da Gelibolu fethedildi.
Birinci Murad zamânında 1362’den sonra Boğaz’ın bütün kıyılarını Osmanlılar
fethettiler. Tanzimata kadar Gelibolu Cezayir-i Bahri Sefid (Akdeniz
Adaları)veya Kaptan Paşa eyâletinin merkeziydi. Çanakkale, Kocaeli, Rodos,
Oniki Ada, Asya adaları (Midilli, Sakız ve diğerleri), İyonya adaları
(Korfus, Kefalonya ve diğerleri)Siklad adaları ve Egriboz Adası bu eyâlete
bağlı idi. Çanakkale’nin Truva ile ilgisi yoktur. Çanakkale şehrini Fâtih
Sultan Mehmed Han kurmuş ve geliştirmiştir.
Fâtih’ten sonra da coğrafî durumu îtibâriyle gelişmesine devâm etmiştir.
Tanzimattan sonra Biga bağımsız sancağının merkezi olmuştur. Cumhuriyet
devrinde kendi ismini taşıyan ilin merkezi olmuştur. Birinci Dünyâ Savaşında
İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları Çanakkale Boğazını geçip, İstanbul’u ele
geçirmek, Rusya’ya boğazlar yolunu açmak için saldırdılar.Savaş 3 Kasım
1914’te İngilizlerin Seddülbahir’i denizden dövmesiyle başladı. 19 ve 23
Şubat 1915 saldırılarından netîce alamayınca, 18 Mart 1915’te büyük bir
saldırı yaptılar. Bu saldırıda düşman, 3’ü büyük zırhlı olmak üzere 9 savaş
gemisi kaybetti. 11 savaş gemisi de ağır yaralandı. Denizden netîce alamayan
düşman kuvvetleri, 25 Nisan 1915’te Seddülbahir ve Arıburnu’na kuvvet
çıkardılar.
Seddülbahir, Arıburnu, Morto Koyu, Alçıtepe, Kanlısırt, Conk Bayırı,
Kabatepe, Kocaçimen ve Anafartalarda çok kanlı mevzi ve göğüs göğüse
savaşlar oldu.Türk askeri kahramanlık destanları yazdı. “Çanakkale
geçilmez!” fikrini kabullenen düşman kuvvetleri, hezîmetlerini sineye
çekerek 9 Ocak 1916’da çekilip gittiler. Düşmanın çoğu müstemleke askeri
olan 252.000 kaybına karşılık 253 bin kaybımız oldu. Bu savaşta Osmanlı
Devleti en seçkin ve genç evlatlarını kaybetmiştir.
ÇANAKKALE SAVAŞLARI :
I. Dünya Savaşı' nda İngilizler ile Fransızlar' ın
Çanakkale Boğazı' nı ele geçirmek amacıyla Osmanlı Devleti' ne karşı
açtıkları savaşlar-dan oluşur. 1915 yılı boyunca denizde başlayıp karada
süren savaşlar boğazı geçemeyeceklerini anlayan İngiliz ve Fransız
kuvvetlerinin geri çekilmeleri ile son bulmuştur. I. Dünya Savaşı' nda
İngiltere ve Fransa kendileri aynı safta yer alan Rusya' ya yardım etmek
istiyorlardı. Bu yardımı karada Avrupa Kıtasındaki güçlü Almanya engelini
aşmadıklarından, deniz yolu ile gerçekleştirmeye karar verdiler. Aşmalrı
gereken ilk engel ve ele geçirmeleri gereken ilk geçit Çanakkale Boğazı'
ydı. Bu boğazı aşarlarsa İstanbul Boğazı' da kolaylıkla ele geçirilebilir
düşün- cesindeydiler. Böylelikle Akdeniz - Karadeniz yolu İngiltere- Fransa
ve Rusya' nın denetimine girecek, başkenti İstanbul2 u bile yitiren Os-manlı
Devleti' de savaş dışı kalmış olacaktı.
İngiliz - Fransız donanması Osmanlı Devleti ile savaşa girdikleri
Ağustos 1914' ten başlayarak Çanakkale Boğazı' na giriş çıkışı denetimi
altına almışlardı. Kasım - Aralık 1914' te boğazı savunan Türk tabyalarına
karşı birkaç da saldırı düzenlediler. Ama asıl deniz harekatı 19 Şu-bat
1915' te başladı. 40 gemiden oluşan İngiliz-Fransız filosunun saldırısını
Türk topçuları boğazın iki yakasından açtıkları şiddetli ateşle geri
püskürttüler. 25 Şubat 1915' teki ikinci büyük saldırılarında boğazı
savunan dış tabyaları susturmayı başardılarsa da iç tabyaların direnmesi
karşısında boğaza giremediler. Bu durum karşısında ellerindeki bütün güçleri
toplayarak kesin sonuç almak için bir harekat düzenlemeye ka-rar verdiler.
Böyle bir gelişmeyi bekleyen Türkler' de boğazın iki yakasındaki savunma
güçlerini artırdılar. Boğazın sularına da çok miktarda mayın döktüler. 18
mart 1915 günü başlayan büyük saldırının daha başlangıcında İngiliz-Fransız
filosunda dört zırhlı mayınlara çarptı. Bun-lardan ikisi battı, ikisi de
hareketsiz kaldı. Birkaç küçük gemi de kıyıdan açılan ateş sonucu savaş dışı
kaldı. Bu gelişmeler üzerine geri çekil-meye çalışan iki Fransız zırhlısı da
mayına çarparak ağır yara aldı. Uzun hazırlıklar sonunda giriştikleri
saldırının daha ilk gününde böylesi bir yenilgiye uğrayınca İngiliz-Fransız
filosu Çanakkale Boğazı' dan çekilmek zorunda kaldı.
Denizden boğazı geçemeyeceklerini anlayan İtilaf Devletleri,
25 Nisan' da İngiliz, Fransız,Avusturya ve Yeni Zelanda (Anzak)
askerlerinden oluşan 70 bin kişilik bir kuvveti Gelibolu Yarımadası' nda
Seddülbahir ve Arıburnu' na çıkardılar. Çanakkale Şavaşları' nın en kanlı
dönemi bunda sonra başladı. Arıburnu' nda karaya çıkan ve Conkbayırı' na
doğru ilerleyen İngiliz birliklerini Mustafa Kemal' in komuta ettiği 19.
Tümen karşıladı ve bir karşı saldırı ile geri püskürttü. Ama saldırıların
ardı arkası kesilmedi. Mayıs, Haziran, Temmuz ayları boyun-ca göğüs göğüse
çarpışmalar sürüp gitti. Ağustos ayı başlarında savaş bir ara durakladıysa
da Çanakkale' yi kesinkes geçmeyi amaçlayan İngiltere hükümetinin bakısı
sonucu yeni bir saldırı planlandı. Donanmanın koruması altında yeni bir
güçle 9 Ağustos da Anafartalar yö-resine büyük bir çıkarma yaptılar. O
sırada Anafartalar Grubu komutanlığına atanmış olan Mustafa Kemal bu
saldırıyı da püskürttü. 20 Ağustos' taki ikinci saldırı da itilaf güçlerinin
geri çekilmesi ile sonuçlandı. Çanakkale' yi karadan da geçemeyeceklerini
anlayan İngilizler ve Fransızlar, bir iki ay daha küçük saldırılarla
oyalandıktan sonra savaşı sona erdirmeyi kararlaştırdılar. Şubat 1916 ya
gelindiğinde Gelibolu Yarımadasında hiçbir İngiliz-Fransız askeri
kalmamıştı.
TARİHİ TRUZM YERLERİ
Çanakkale tabiî güzelliklerle, târihî zenginliklerin kucaklaştığı bir
ildir. Her köşesi târih doludur. Arkeolojik eserlerin yanında, yemyeşil
tepeler, masmavi bir deniz ve tertemiz sahilleri ile turizme çok müsaittir.
Târihî eserler: Çanakkale târihî eserler bakımından oldukça zengindir. Beş
bin senelik bir târihin harâbelerini ve zamânımıza ulaşan eserlerini görmek
mümkündür
Çimenlik Kalesi: Çanakkale Boğazının Anadolu kıyısında Kocaçay ağzındadır.
1452’de Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından Bizans’a denizden gelecek yardımı
önlemek için yapılmıştır. Kânûnî devrinde 1552’de tâmir görmüştür. Diğer
ismi, Kale-i Sultan’dır. Dış surlar ve iç kale olmak üzere iki kısımdır.
Nara Kalesi: Çanakkale’ye 6 km uzaklıktadır. 1807’de başlanmış olan yapımı
İkinci Mahmud Han devrinde tamamlanmıştır.
Bozcaada Kalesi: Venedikliler zamânında yapılmış, Fâtih Sultan Mehmed
devrinde tâmir ettirilmiştir. Dış surlar ve iç kaleden meydana gelen kale,
son yıllarda da tâmir görmüştür.
Bigalı Kalesi: Eceabat’a 5 km uzaklıktadır. Yapımına 1807’de başlanmış olup,
İkinci Mahmud Han devrinde tamamlanmıştır.
Kilitbahir Kalesi: Deniz kilidi mânâsındadır. 1462’de Fâtih Sultan Mehmed
Han tarafından yaptırılmıştır. Eceabat’tadır. Hiçbir yerde uygulanmamış bir
plânı vardır. Dış kale iç kale ve sarı kaleden meydana gelmiştir.
Seddülbahir Kalesi: Boğazı takviye için, 1659’da Frenk Ahmed Paşa tarafından
Rumeli yakasında yaptırılmıştır. Günümüzde yıkık durumdadır.
Gelibolu Kalesi: Eski devirlerden kalan kale, Bizans İmparatoru Birinci Jüstinianus tarafından tâmir ettirilmiştir. Günümüzde sâdece bir burcu
kalmıştır.
Babakale: Ayvacık ilçesinin Babakale köyündedir. On yedinci asırda Kaymak
Mustafa Paşa yaptırmıştır.
Atikhisar: Halk arasında Gavur Hisar denilen bu kale, Çanakkale-Balıkesir
karayolu üzerinde yüksek ve sarp bir tepe üzerindedir. Osmanlı tekniğinin
izlerini taşır. Gözetleme kuleleri, su sarnıçları ve surlar vardır.
Fâtih Câmii: Kalenin doğusunda çarşının güney ucundadır. 1452’de Fâtih
Sultan Mehmed yaptırmıştır. 1862/1863’te Sultan Abdülazîz Han döneminde
yenilenmiştir.
Abdurrahmân Câmii: Osmanlı câmilerinin ilk örneklerindendir. Orhan Gâzi
döneminde yapılmıştır. Sultan İkinci Mahmud Han devrinde tâmir edilmiştir.
Ezine ilçesindedir.
Sefer Şah Câmii: Ezine ilçesinde 14. asırda Yıldırım Bâyezîd Han zamânında
yapılmıştır. Câminin yanında Sefer Şahın türbesi vardır.
Aslıhan Bey Câmii ve Külliyesi: Ezine’ye 12 km uzaklıkta Kemâli köyünde
olup, câmi, hamam ve türbeden meydana gelmiştir. Sultan Birinci Murad
döneminde yapılmıştır. Türbe, câminin kuzeyinde olup, günümüze ulaşan en
eski türbedir. Câminin batısında yer alan hamam ise, en eski Osmanlı
hamamlarındandır.
Hüdâvendigâr Külliyesi: Ezine’ye 40 km uzaklıkta Tuzla köyündedir. Câmi,
medrese ve hamamdan meydana gelmiştir. Câmi, 1366’da yapılmıştır. Medrese
câminin batısındadır. Dershâne ve on odadan meydana gelmiştir. Zamânımıza
sâdece bir odası ulaşabilmiştir.
Ulu Câmi (Hüdâvendigâr Câmii): Sultan Birinci Murad döneminde ulu câmiler
plânında yapılmış bir câmidir. Gelibolu’da olup, bölgenin en büyük
yapısıdır. 1667’de onarılmış, 1889’da yeniden yaptırılmıştır.
Azebler Namazgâhı: Gelibolu’da 1407’de yaptırılmıştır. Bu tür eserlerin en
güzelidir. Günümüzde yıkık vaziyettedir.
Gâzi Süleymân Paşa Câmii: Orhan Gâzi devrinde yapılmıştır. Câminin mihrabı
ve batı duvarı ilk günkü hâlini korumaktadır. Birkaç sefer tâmir görmüştür.
Süleymân Paşa Câmii: Orhan Gâzi döneminde yapılmıştır. Süslü mihrâbı ve
minâresi ilk şeklini korumuştur. Lapseki ilçesindedir.
Hüdâvendigâr Câmii: Sultan Birinci Murâd döneminde yapılmıştır. Lapseki
ilçesinin Umurbey köyündedir.
Yâkup Bey Külliyesi: Lapseki ilçesinin Çardak bucağındadır. Câmi, medrese,
okul ve handan meydana gelen külliyeyi 1472’de Gâzi Yâkup Bey yaptırmıştır.
Medrese günümüzde tamâmiyle yıkılmıştır.
Ahmed Bîcân Türbesi: İkinci Murad Han zamânında yapılmıştır. Tek kubbeli
güzel bir yapıdır. Türbede yatan zât devrinin büyük âlimlerinden idi.
Gelibolu’dadır.
Sarıca Paşa Türbesi: Sultan İkinci Murad Han devri devlet adamlarından
Sarıca Paşaya âittir. Gelibolu ilçesindedir.
Yazıoğlu Türbesi: Aynı ismi taşıyan câmiye bitişik üstü açık bir türbedir.
Tâmir edilirken ilk özelliğini kaybetmiş olup Gelibolu’dadır.
Gâzi Süleymân Paşa Türbesi: Rumeli fâtihi ve Orhan Gâzinin oğlu Süleymân
Paşanın türbesidir. Gelibolu’nun Bolayır köyündedir. 1549’da tâmir
edilmiştir.
Anıtlar: Birinci Dünyâ Harbinde târihin en kanlı savaşlarından birinin
cereyân ettiği Çanakkale topraklarında 250.000 Türk şehidi yatmaktadır. Bu
şehitlerin aziz ruhlarını anmak ve hâtıralarına hürmet için “Çanakkale
Şehitler Anıtı” yapılmıştır. 21 Ağustos 1958’de tamamlanmıştır. Hisarlık
Burnu ucundadır. Bütün boğazdan görülen anıtlar, 41,70 metre yükseklikte, 4
m aralıkla 4 büyük sütun üzerine kuruludur. Gövde 30x30 metredir.
İçinde “Harp Müzesi” vardır. Şehitleri şu mısralar ne güzel anlatmaktadır:
“Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna Yârab, ne güneşler batıyor!”
“Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.”
“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı!
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı,
Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı,
Verme, dünyâları alsan da bu Cennet vatanı!..
Diğer anıt ve şehitlikler ise; Bahriye Şehitliği ve Anıtı, İntepe Şehitliği,
Anadolu Hadiye ve Rumeli Mecidiye Şehitliği, Üsteğmen Hasan ve Teğmen Mesvuf
Şehitliği, Gelibolu Şehitliği, Biga Şehitliği ve Anıtı, Yahya Çavuş, Mehmed
Çavuş, Sorok ve Yamut âbideleri, Conkbayırı Mehmetçik Park Anıtı, Tek Çam
Anıtıdır.
Müzeler:
Atatürk Müzesi: Çanakkale Savaşları sırasında Mustafa Kemâl’in (Atatürk)
tümen karargâhı olarak kullandığı Çamyayla köyündeki ev müze olarak
kullanılmaktadır.
Arkeoloji Müzesi: Kazılarda çıkan târihî eserlerin muhâfaza edildiği bir
müzedir.
Harp eserleri müzesi: Seddülbahir bölgesinde şehitler anıtı içindedir.
1171’de açılan müzede Çanakkale Savaşları sırasında bölgede kalan silahlar
sergilenmektedir.
Eski Harâbeler: Truva Harâbeleri Çanakkale’ye 32 km uzaklıktaki eski bir
şehir harâbesidir. İlk çağ halk şâirlerinden Homeros’un İlyada destanı bu
şehirden bahseder. Burası dünyânın en meşhur müzelerinden biridir.
Arkeolojik kazılarla tamâmen ortaya çıkarılan bu şehir harâbeleri görülmeye
değer bir târih hazînesidir. Truva M.Ö. 3200 ile M.S. 400 yılları arasında 9
defâ yıkılmış ve yeniden kurulmuştur. 1873’te Sehliemanın tarafından ilk
defâ bulunmuştur. Bu harâbeler Çanakkale Boğazına hâkim olan Hisarlık Tepe
üzerindedir.
Truva Harâbeleri yanında Arkeoloji Müzesi vardır. Truva’da kazılar kat kat
yâni üst üstedir. 2 ile 16 m derinlikte 9 şehir vardır. Truva kazılarında
çıkan târihî eserlerin mühim kısmı Avrupa müzelerine kaçırılmış, ancak
1923’ten sonra çıkarılanlar İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Truva Arkeoloji
Müzesinde muhâfaza altına alınmıştır.
Blegen’in tespit ettiği kronolojik sıraya göre 9 Truva şöyledir:M.Ö.
3200-2600, 2600-2300, 2200-2050, 2050-1900, 1900-1800, 1800-1300, 1300-1100,
700-350, 350-M.S. 400.
İskender amiral gemisinden mızrağını Truva istikâmetine atarak Asya
seferinin başladığını anlatmak istemiştir. Anadolu’nun en önemli antik
şehirlerinden biridir. Assos: Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyünde M.Ö.
7. asırda kurulmuş bir yerleşim merkezidir. Denize hâkim tepe üzerindeki
akropol, 3 km uzunluğunda bir surla çevrilidir. Agora tiyatro ve Athena
tapınağı vardır. Alexsandrea: Çanakkale’ye 50 km uzaklıkta Dalyan köyünde
Alexandrea-Troas harâbeleri surlarla çevrilidir. Bu kenti İskender’in
generallerinden Antigonos kurmuştur. Lampsakoz: Lapseki ilçesinde Lampsakoz
(Pitiyara)şehir harâbeleri ve Roma devrine âit lahit ve kitâbeler
bulunmaktardır. Sestos: M.Ö. 650 senesinde Aiciler tarafından koloni olarak
kurulmuştur. M.Ö. 300 senesine âit seramikler bulunmuştur. Şehrin iç kalesi
hâlen durmaktadır. Sarnıclar kullanılmaktadır. Eceabat’a 4 km mesafededir.
Dardanos: Çanakkale’nin 10 km yakınında İzmir karayolu üzerindedir. Eski bir
şehir harâbesidir. Diğer harâbeler Chyrse, Perkote, Arisbe, Parion, Priapos,
Kebrene, Skepsis ve tapınağı bulunan Neandrea şehir kalıntılarıdır.
Mesire yerleri: Zengin doğal güzellikler, ilde çok sayıda mesire yerinin
meydana gelmesine yol açmıştır. Bunlardan meşhur olanları şunlardır:
Yaykın: Çanakkale-Çan karayolu üzerindedir. Karaçam ormanları içinde, bin
kişiye yakın kişinin dinlenebileceği bir piknik yeridir.
Balaban: Çanakkale-Çan karayolu üzerinde bir dinlenme yeridir. Çam, meşe,
kestane ağaçlarıyla kaplıdır. İçme suyu çok güzeldir.
Millî Park: Gelibolu Yarımadasında 33.000 hektarlık bir arâzidir. Savaş
alanları, anıtlar, şehitlik, güzel koylu, temiz kumsalları ve ormanlık
tepeleriyle yeşil vâdiler bulunur. Gezi ve piknik yeridir.
Karantina: Çanakkale-İzmir karayolu üzerinde il merkezine 15 km uzaklıkta,
deniz kenarında bulunan bir dinlenme yeridir.
Kepez: İl merkezine 5 km uzaklıktadır. Çanakkale-İzmir karayolu üzerindedir.
Denize 1 km olup, meyve bahçeleriyle çevrelenen ve Çanakkale boğazının
güzelliği seyredilebilen bir dinlenme yeridir.
Kaplıcaları: Çanakkale kaplıca ve ılıcaları bakımından da çok zengin bir
ilimizdir. Bu şifâlı suların bâzılarında banyo kürleri, bâzıları ise
içilerek çeşitli hastalıklara iyi gelir.
Çan Kaplıcası: Çan-Balıkesir karayolu üzerindedir. Banyo tedâvîsi romatizma,
mafsal romatizması, nefrit ve kadın hastalıklarına iyi gelir. İçme tedâvisi
ise karaciğer, barsak, safra kesesi ve idrar yolu hastalıklarına faydalıdır.
Küçük Çetmi Kaplıcası: Ayvacık ilçesinin Küçükçetmi köyündedir. Sıcaklığı
14°C olup, karbonhidratlıdır.
Kestanbol Ilıcası: Ezine’nin Kestanbol köyündedir. Banyo tedâvîsi romatizma,
nefrit, kadın hastalıkları, cilt hastalıkları, gut, siyatik, barsak
parazitleri ve kırıklar için çok faydalıdır. Eski devirlerden beri
kullanılmaktadır.
Külçüler Kaplıcası: Bayramiç ilçesine 18 km uzaklıkta orman içindedir. Dört
bin senedir kullanılan kaplıca, kadın hastalıklarına iyi gelir.
Kirazlı-Balaban Mâden Suları: Çanakkale-Çan karayolu üzerinde Kirazlı
bucağındadır. Böbrek taşlarını düşürmede çok faydalıdır.