İSİM KÖKENİ
Çatalca ilk çağ boyunca Metraj veya Matrai, Metron ve Metris şeklinde
anılmıştır . Bu adın neden verildiği kesin olarak
bilinmemekle birlikte bazı
kaynaklara göre Büyük İskender'in yaveri (genarellerinden ) Ayametris
tarafından konulduğu tahmin edilmektedir.Bu generalin Ayametris ismine atfen
Metris, Metraj, Metron veya Matrai denildiği çeşitli kaynaklarda
bildirilmektedir .
Bir başka kaynağa göre Osmanlılar zamanında Matrai adı unutulmuş yerine
Çatalca denilmiştir . Bu şehre Çatalca adını n verilmesinin asıl nedeni
kurulduğu yer ile ilgilidir . Çünkü şehir çatala benzeyen bir dağın eteğinde
kurulmuştu .
Atalarımız da fethettikleri zaman şehrin kuruluşu ile ilgili olarak
"Çatalca" adını vermişler ve o günden bu güne kadar bu ad değişmemiş hem
şehir hem de yöremiz aynı adla anılmıştır . Meşhur seyyahımız Evliya
Çelebi'ye göre ise Çatalca'nın bir başka adı daha vardır . Bu isim de
"Haniçe"dir. Rumca bir kelime olup Büyük İskender zamanında İstanbul'u
onaran Kral Yağfur ( Yekfur)'un kızı Haniçe'nin Yaylağı olması nedeni ile
babası burada büyük bir kale yaptırarak Rumca “Haniçe” adını vermiştir .
Fatih devrinde İstanbul kuşatması öncesi uzun süren direnişinden ve çetin
savunmasından veya bir nevi çetinlik hissedilmesinden dolayı "Çetince"
adının verildiği de rivayet edilmektedir. Zamanla da Çetince kelimesi
Çatalca'ya dönüşmüştür .
Traklar Dönemi
Bazı rivayetlere göre İnceğiz
Mağaraları ve Çatalca Ayazma altındaki mağara Traklar dönemine ait
yerleşmelerdir ; fakat bu döneme ait bilgiler pek net değildir; çünkü
İnceğiz Mağaraları Erken Bizans Döneminde mezhep kavgalarından kaçanların da
sığınıp barındıkları yerler olmuştur . Henüz tarihlendirilemeyen Subaşı,
Gökçeali, Pınarca köylerindeki mağaralar bu konuyu aydınlatmak üzere
arkeologların ilgisini beklemektedir .
Erken Roma Dönemi :
Yaklaşık 2500 yıllık bir tarihe
sahip olan Çatalca bölgesinin ilk yerleşimi M.Ö. 450 senesinde Romalılar
zamanında şimdiki İnceğiz Köyü'nün bulunduğu yerde imiş; fakat bir süre
sonra aslen Tatar ırkına mensup olan kâfilelerin Balkanlara akınları
sırasında yakılıp yıkılmış ve bilâhare havuzlar mevkiinde akıncılar
tarafından ikinci defa inşa edilmiştir .
İskender İmparatorluğu Dönemi
Büyük İskender'in Asya seferi
sırasında (M.Ö. 331) Çatalca'nın bu ikinci yerinde de yanmak suretiyle
felakete uğradığı ifade edilmektedir . Bu ikinci yanışıdır . Bir süre sonra
bugünkü yerinde üçüncü defa olarak tekrar inşa edilmiştir . Bu döneme ait
herhangi bir mimari eser , günümüze kadar gelmemiştir . Büyük İskender
zamanında İstanbul'u onaran Kral Yagfur'un kızı Haniçe'nin Yaylağı'dır .
Bizans İmparatorluğu Dönemi
Bizans İmparatorluğu döneminde
önemli bir yerleşim yeridir . Hatta İstanbul'un kapısıdır . Bizans
imparatorluğu döneminde bir çok savaşlara sahne olmuştur . 375 yılında
Macaristan'a gelen Hunlar , Balamir idaresinde devlet kurmuşlar , Muncuk'un
ölümünden sonra Atilla iktidarı tek başına ele alınca I. Balkan (441) ve II.
Balkan (447) seferlerine çıkmış, bu seferlerinde Çatalca'dan geçerek
Büyükçekmece Gölü önlerine gelmiş ve Bizans'ı vergiye bağlamışdır . Avrupa
Hunlarının bu hareketi, Bizans İmparatoru Anastasius'u 507 - 511 yılları
arasında ilçemiz Çatalca'nın Karadeniz kıyısındaki Evcik İskelesi
(Plajından)'nden Silivri ilçesinin batısındaki Karıncaburnu'na kadar uzanan
surları yaptırmak zorunda bırakmıştır . Bu surlar , Çin Seddi'nden sonra
(Hunları durdurmak için yapılan) dünyanın ikinci büyük surlarıdır . Ormanlık
alandaki bölümü halen ayaktadır .
Bizanslılar döneminde yöre, bol
ağaçlık ve ormanlarla kaplı olması sebebi ile hem bir av merkezi hem de
İstanbul'un yakacak odun ihtiyacının karşılandığı yerdir . Bizans döneminde
İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak için Gümüşpınar Köyü yakınlarında,
halen ayakta bulunan (Kurşun Germe ve Ballı Germe) su kemerleri ile
İstanbul'a su taşınmıştır . Günümüzde de İstanbul'un su ihtiyacının büyük
bölümü Çatalca hâvalisinden sağlanmaktadır .
Hunlardan sonra başka Türk kavimleri
de Çatalca'dan geçerek İstanbul'u kuşatmışlar ve tehdit etmişlerdir . Avar
Türkleri 616'da, Bulgar Türkleri ( T una Bulgarları) 813'te Çatalca'dan
geçerek Bizans'ı kuşatmışlardır .
1090 yılında ise Peçenek Türkleri,
Çatalca üzerinden Büyükçekmece'ye kadar gelmişlerdir .
İstanbul'a yürüyen Sırp ve Bulgarlar
tarafından da Çatalca'nın harap edildiği ifade edilmektedir . Bizans'ın
elinden çıkıp Osmanlılara geçmesi ise birkaç kez olup ilk defa I. Murad
devrinde (1373) olmuştur . Son kez ise Fatih devrinde Osmanlılara geçmiştir
.
OSMANLI
İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE ÇATALCA
I. Murad Dönemi
I. Murad zamanında fethedildiği
çeşitli kaynaklarda özellikle İ.H. Uzunçarşılı'nın eserinde belirtilmektedir
. Evliya Çelebi'de ise Yıldırım Bayezid zamanında ele geçirildiği
bildirilmektedir . I. Murad zamanında fethedildiğini ispatlayan olay ise,
Lala Şahin Paşa'nın, Bulgarlar ve Sırplar ile Samakov'da savaşırken, Çatalca
ve havalisinde bazı kaleleri zapt eden Sultan Murad'ın Makedonya Sırpları
üzerine kuvvet sevk etmesidir .
I. Murad, 1373 seferinde Çatalca
taraflarına yürüyerek İnceğiz ve Çatalburgaz kalelerini ve yine burada
Polonya Kalesini aldı. Bu ifadeden biz Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinin
giriş bölümünde ifade edilen: “Şehrin batı tarafında yalçın kayalar üzerinde
kalıntıları görülmektedir.” dediği kalenin, Çatalburgaz Kalesi olduğunu
anlamaktayız.
Yıldırım Bayezid Dönemi
Evliya Çelebi, burayı Yıldırım
Bayezid Han'ın fethederek kalesini yıkıp İstanbul'u kuşatmaya gittiğini
belirtmektedir . Sonunda sulh ile İstanbul içine 70 Müslüman mahallesine
40.000 adamı barış ile yerleştirdiğini; fakat Timur'a yenilip ateşli
hummadan vefat edince Rumlar 'ın bütün Müslümanları İstanbul'dan ve
Çatalca'dan sürgün ettiklerini Çatalca'nın da ellerine geçtiğini ifade
etmektedir .
Çatalca , Yıldırım Bayezid'in
çocukları arasındaki taht kavgaları döneminde Süleyman Çelebi tarafından
kendisine yardımcı olan Manuel II'ye bırakılmıştı. Musa Çelebi Çatalca'yı
tekrar almıştır . İsmail Hakkı Uzunçarşı'nın “Osmanlı Tarihi” adlı eserinde
Musa Çelebi ile Mehmet Çelebi'nin Çatalca İnceğiz Köyü yakınları da
savaştıklarını, Mehmet Çelebi'nin bu savaşı kaybettiğini ve bundan sonra
İstanbul'a yaralı olarak kaçıp Bizans'a sığındığını ve Anadolu'ya geçtiğini
bildirmektedir . Musa Çelebi'nin bu olaydan sonraki dönemde sert
davranışları komutanların kendisine cephe almasına ve Çelebi Mehmet'in
sonraki dönemde mücadeleyi kazanmasına sebep olmuştur . İşte bu sıralarda
Çelebilerin tavizleri dolayısıyla Çatalca Bizans'a geçmiş ve tekrar ele
geçirilmesi ise ancak Mehmet II'nin (Fatih'in) İstanbul üzerine yürüdüğü
sırada (zorlu bir kuşatmadan sonra) mümkün olmuştur .
Fatih Sultan Mehmet Dönemi
Evliya Çelebi H.857 yılında Fatih
Sultan Mehmet Han tarafından Edirne'den İstanbul üzerine yürürken 4 ay
zarfında çetin bir direnişten sonra İstanbul'un fethinden 50 gün evvel ele
geçirildiğini bildirmektedir . Bu Çatalca'nın son fethidir .
Osmanlı eserleri
Fatih devrinde Topkapı Sarayı'nın kapısıyla divanhanesinin nakışlarını
yapan ve "Baba Nakkaş" namıyla şöhret bulan Şeyh Mustafa'nın adına
Çatalca'ya yakın Baba Nakkaş Köyü vardır . Bu köyün hizmetinden dolayı Şeyh
Mustafa'ya (Baba Nakkaş) bir kısım topraklarının dirlik olarak verildiği
bilinmektedir . Çatalca'nın en eski köylerindendir . İnceğiz ve Kalfaköy'de
Osmanlı dönemindeki en eski yerlerindendir .
Fatih tarafından zorlu bir mücadeleden sonra ele geçirilince Çatalca
şehrinde binlerce yük ağırlığı Mihaloğlu Ali Bey ile bırakıp "Bu şehri
Allah'a emanet ettim" diyerek hayır dualar ile İstanbul'u kuşatmaya
gitmişler ve zaferle fethi gerçekleştirmişlerdir . Hâlâ onların duaları
bereketiyle Çatalca şehri günden güne gelişmektedir . İnceğiz ve Kalfaköy
Camileri Bayezid II. döneminin eserleridir .
Kırım Hanları :
Kırım hanları ile ilgili olarak Evliya Çelebi ve ilgili tarihlerde
Çatalca'nın Subaşı, Gökçeali, İnceğiz , Akviran, Karasinan, Haraccı,
Karakızıl, Veli Subaşı Kırım Hanları cami ve çeşme
meşe, Bekçiler , Dursunköy'de çiftliklerinin olduğunu , Subaşı Köyü
mezarlığında ve Ferhat Paşa Camii haziresinde (yanında) bunlardan
bazılarının medfun olduğu bildirilmektedir . XVIII. y y . başlarında
Hanzâdelerin ve diğer Kırım Şehzâdelerinin İstanbul civarında oturmalarına
müsaâde edilmemiştir .
XVIII. y y . başlarında (1783'te) Kırım Hanlığının yıkılmasından sonra
II. Kaplan Giray'ın Çatalca'ya gelerek Subaşı Köyü'ne yerleştiğini
görüyoruz. Köyde Han'ın ve soyunun yaptırdıkları Han Camii, Selim Giray
Sultan Çeşmesi ve ince işlemeleri ile birer sanat eseri niteliğinde olan
mezar taşları vardır
Ferhatpaşa
Aslen Arnavut olan Ferhat Paşa, Enderun'dan yetişmiş bir devşirmedir .
Hızla yükselerek, Kânûni'nin naaşını Zigetvar'dan getirmiş, sonra büyük
imrahur , daha sonra ise yeniçeri ağası olmuştur . İki defa sadrazamlık
yapmıştır . İran'la yapılan 1590 Antlaşması, Ferhat Paşa'nın gayretlerinden
ve Şah'ın yeğeni Haydar Mirza'yı rehin olarak İstanbul'a getirdiğinden
dolayı Ferhat Paşa Antlaşması olarak da bilinir . 1595 yılında rakibi olan
Sinan Paşa'nın tahriki ile öldürülmüş ve Eyüp'teki türbesine defnedilmiştir
. Çatalca Ferhat Paşa'nın çabası ile imar edilmiş, kente su getirilmesini
sağladığı gibi Mimar Sinan' a kendi adıyla anılan bir cami ve önce Darül
Kurrâ, sonra sıbyan mektebi olarak kullanılan küçük yapıyı yaptırmıştır .
Cami duvarına bitişik olan çeşme hâlen Çatalcalılara hizmet vermektedir .
"Sahibü'l Hayrat Ve'lhasenat Merhum Ferhat Paşa'nın Ruhu Çün Sene 1009" bu
tarih 1600 miladi yılına tekabül etmektedir .
Çatalcalı Ali Efendi
Meşhur Osmanlı şeyhülislamlarındandır . Babası Alaiyeli Şeyh Mehmet
Efendi Çatalca'da tekke açmış olduğu için H.1041 - M.1631'de burada
doğmuştur . Bir süre müderrislik,Girit seferinde ordu kadılığı yapmış,
dönüşte Selanik ve Mısır kadısı olmuş yerine gitmeden Rumeli kazaskerliğine
getirilmiştir . Hocası Minkârî zade'nin ölümünden sonra şeyhülislam olmuştur
. 13 sene 2 ay bu görevde kalmış, Mehmed IV'ün av işlerinden devlet
işleriyle ilgilenmemesini eleştirmiş ve 1686 Eylül'ünde Bursa'ya sür gün
edilmiştir . 1692'de ikinci defa şeyhülislam olmuş ise de 2 ay sonra vefat
etmiştir . Şeyhülislamlığı esnasında vermiş olduğu karar ve ilamlardaki
isabeti dolayısı ile fetvaları kadılar tarafından pek itibar görmüştür ,
“Fetevây- ı Ali Efendi” denilen bir fetva mecmuası vardır .
I V . Mehmet Dönemi ( Avcı)
" Avcı" lakabı ile tanınan Mehmet IV (Saltanat Dönemi 1648-1687) avlanmak
üzere sık sık buraya gelmiş ve kentte uzun süre kalmıştır . Bu olay
Çatalca'nın gelişmesinde önemli bir etkendir . Bu sebepten Çatalca'da Hünkar
Sarayı ve bahçesi olduğunu Evliya Çelebi'den öğrenmekteyiz. Bunun yanında
bir çok saray olduğundan bahis vardır .
Avcı Mehmet'in uzun süre kaldığı dönemlerde , İstanbul'dan sonra devletin
II. merkezi olduğunu görmekteyiz. Çatalca, geçmiş dönemlerden beri Bizans
hükümdarlarının bazıları ve ayrıca Fatih döneminde de av merkezi
durumundadır . Kalfaköy'de padişahların av köşkünden bahsedilir fakat bu
güne ulaşmamış, bunun yanında Kalfaköy gibi bir köy yerleşiminde, hamam
kalıntılarının olması burasının çeşitli Osmanlı padişahlarınca avlak olarak
kullanıldığını göstermektedir .
Evliya Çelebi'de Çatalca
Korukdere denilen kayalık ve tehlikeli bir yerden geçip Çatalca
kasabasına geldik. Çatalca kasabası; bir de Yenişehir yakınında Kesendire ve
Golos nâhiyesinde Çatalca kazası vardır . Bizim bu Çatalca'ya İstanbul
Çatalca'sı derler . Büyük İskender asrında İstanbul'u onaran kral Y ağfur'un
kızı Haniçe'nin Yaylağı olması nedeni ile babası burada büyük bir kale
yaptırarak Rumca Haniçe adını vermiştir . O zaman sağlam bir duvar halinde
idi sonra İstanbul'a yürüyen Sırp ve Bulgarlar burayı harab etmişlerdir .
Hâlâ kalıntıları şehrin Batı tarafındaki yalçın kayalar üzerinde
görülmektedir . Sonra burası tekrar mâğmur hale getirildi. Daha sonra burayı
Yıldırım Bayezıd Han feth ederek kalesini yıkıp İstanbul'u kuşatmıştır .
Sonunda sulh ile İstanbul'un yarısını fethedince Eğrikapıdan ,
Ayakapısından, Gül Câmii'nden Unkapanı yanına kadar Zeyrek başına,
Karamanlılara oradan Cadde ile tâ Edirnekapı'ya gelinceye kadar yetmiş
Müslüman mahallesinde kırk bin adamı barışla yerleştirmişti. Fakat T imur
olayında mağlûp olup sonra ateşli hummadan vefat edince, Rumlar bütün
Müslümanları İstanbul'dan ve Çatalca'dan sürgün ettiler . Çatalca da
ellerine geçti .
Sonra 857 senesinde Fâtih Sultan Mehmet Han Edirne'den İstanbul
üstüne gelirken, kuvvetine Çatalca kâfirleri dayanamayıp Silivri Kalesi'ne
Çerkos ve İstanbul Kalesi'ne kaçtılar . Sonra Fatih bu Çatalca şehrinde
binlerce yük ağırlığı Mihaloğlu Ali Bey ile bırakıp, "bu şehr i Allah'a
emanet ettim" diye duâ ederek, kendileri İstanbul kuşatmasına gittiler
fethederek kuşatmayı bitir diler . Hâlâ onların duâları bereketiyle Çatalca
şehri günden güne gelişmektedir . Bu şehir Çatalca dağının eteğinde
kurulduğu için Çatalca derler . Kayalı, dere ve tepeli iki çatal dağın doğu
tarafı eteğinde güneyden kuzeye uzanmış olup, 2000 adım uzunluğunda
bağlıbahçeli, akarsulu, cennet gibi bir beldedir . Eyûb Sultan kadılığı
nâhiyelerinden yüz elli akçe pâyesiyle mükellef bir kazâdır . Hâkimi Çatalca
bahçesinin üstâdıdır . Üç yüz bahçıvan ve Arnavud bostancı nizam ve intizamı
sağlar . Subaşısı, kethüdâ yeri, kethüdâ serdârı, muhtesibi ve âyan nâibi
vardır . Amma İstanbul'a yakın olduğundan müftü ve nakibi yoktur . Bu güzel
şehir de hepsi kırk yedi mihrab vardır . Bunların beş tanesinde cuma namazı
kılınır . Hepsinden iyisi ve güzeli Ferhatpaşa Camii'dir . Yaptıran Süleyman
Han vezirlerinden olup II. Selim ve III. Murad'a erişmiş bir gönül alıcı
vezirimiş ki, bu durumu camiinden bellidir . Şehrin tâ ortasında yüksek bir
yerde, ağaçlık içinde, tek minareli aydınlık bir camiidir . Baştan başa
kurşunla örtülü olup koca Mimar Sinan burada da çeşit çeşit sanatlar
göstermiştir . Gece gündüz cemâat kalabalıktır . Şehrin kıble tarafı
Korukdere denilen yere kadar mâmurdur . Amma her evde bağ ve bahçe olmakla
zarif evleri seyrektir .
Osmanlı Sultan Sarayları
Şehrin doğu tarafında çimenlik bir sahraya bakan yüksek bir yerde
servi, çınar , kavak, salkım söğütler ve diğer çeşitli meyvalarla donanmış
ağaçlık bir irem bağıdır ki sanki cennet bahçesidir . Buradaki güzel sesli
kuşların anlatmaktan dilacizdir . Özellikle karatavuk ve ishâkkuşlarının
seher vaktinde ötmeleri insana hayranlık verir . Kuşların bu güzel sesleri
başka yerde duyulmaz. Bu büyük sarayın çevresi kale gibi duvarlıdır . İçinde
bostancı başısı ve üç yüz bahçıvanı var birçok odaları ve nice köşkleri
vardır . Çatal suyu, terazilerle buraya nakledilir . Burada da fıskiye,
havuz ve şadırvanlardan havaya yükselerek sel sebil havuzlara dökülür . Her
padişahın birer çeşit irem köşkleri vardır ki, yer yüzünde öyle sanatı
hiçbir mimar göster ememiştir . Melek Ahmed Paşa Efendimiz burada misafir
olup, Kaya Sultan ile burada buluşarak tam bir hafta cennet bağına benzeyen
bağda Hüseyin Baykara Fasılları il e zevk ve safâ ettiler . Felekten gün
alır gibi oldular .Amma ne mümkün! Beyit :
Mülkü mesken sanıp cihanı kişi
Nakd-i ömrün verir kîrâ yerine
Bu safalı bağı gördüğümüz şekilde yazsak ayrı bir kitap olur .
Şehirde bu bağdan başka Veliusta Sarayı, Çataloğlu Sarayı, Kadriağa Sarayı,
Hasan Paşazade Sarayı, Kızlarağası Sarayı gibi daha nice saraylar vardır .
Yedi adet Halveti, Celveti ve Bektaşi tekkeleri, kurşun örtülü han, bir
hamam ve ikiyüzyetmiş kadar dükkanı vardır . Amma bedestanı falan yok. Çocuk
mektebi âyân ve eşrafı çoktur . Şehir yüksek bir dağın eteğinde olduğundan
yetmiş yerde akarsuları olup sade çarşı ve pazarında kırk elli adet su akar
durur . O güzel pazarın kaldırımları üzerinde sel gibi sular akarak bağ ve
bahçelere meyve bostanlara akar . Sultanî çarşısındaki sanat erbabının çoğu
pabuçcu fular ve postalcıdır . Çünkü çoban, çoluk çocuk ve hizmetçi
yatağıdır burası .
Çatalca çayırı Kağıthane çayırından daha güzel bir bitki örtüsüne
sahip olup yonca tirfil ile süslü öğle bir lâleliktir ki Osmanoğulları
ambarına bu mahsülde saflardan üç bin araba ot gider ve Ahırkapı ambarlarına
basılır . Çayır mevsiminde, muhafaza için bir oda yeniçeri çorbacısı
bekçilik eder . Bu güzelliklerinden başka sahrâları Babanakkaş, Kineli,
Baklalı, İzzeddinli köylerine varıncaya kadar büyük çiftlikler , ağıll r ,
eğrikler, sapalar , çalışlar , mandıralar ile bezenmiş koyunlu kuzulu sığır
ve mandalı vâdilerdir ki bütün İstanbul âyânının bu köylerde alâkaları
vardır . Beğenilen diğer şeyleri de sütü, kaymağı, telemepeyniri, ağzı,
gölemezi, kesmik ve yoğurdu, dilpeyniri ve kaşkaval peyniridir . Deniz gibi
sütü, İstanbul'a getirerek ganimet gibi dağıtılır . Fatih'in sevdiği mâmur
bir şehirdir . Allah dünya dur dukça mâmurluğunuar ırsın Âmin .
Evliya Çelebimiz Çatalca'nın irem bağları misali yaşanılacak cennet bir
köşe olduğunu bizlere anlatmaktadır .
III. Selim Dönemi
III. Selim döneminde Çatalca'nın önemli bir yer olduğunu görmekte yiz.
III. Selim Kabakçı Mustafa İsyanı'yla tahttan indirilmek istendiği zaman
tahttan ayrılmadan önce kendisine Rumeli'ndeki Nizam-ı Cedid ordusunu
İstanbul' a çağırması teklif edilmiş, bu teklife "Olmaz, sonra Rus orduları
Çatalca'ya gelir ." diyerek karşı çıkmıştır . Bu Çatalca'nın o dönemdeki
askerî önemini göstermektedir . Yine aynı olaydan sonra Kabakçı Mustafa'nın
bu isyan sırasında İnceğiz yakınlarındaki (Kabakça) mağaralarda saklanması
dolayısıyla bu köyün ismi Kabakçı Mustafa'dan dolay ı Kabakça şekline
dönüşmüştür .
Tanzimat Dönemi
Uzun bir süre Eyüb kadılığına bağlı bir nâhiye olan Çatalca , Tanzimat
sonrası yapılan vilayet düzenlemelerinde Meclis-i İdare-i Liva-yı
Zabtiyye'ye bağlanmıştır . (1865). Daha sonra dört ilçenin bağlandığı
mutasarrılık olduğunu görmekteyiz. 1895'te bağımsız bir sancak olup merkez
nüfusu 5-6 bin, tüm nüfusu 60.000 civarındadır . 1908'de 1900 km kare yüz
ölçümlü, 85.000 nüfus üç kazalı birinci sınıf sancaktır . 1893'lerde
mutasarrıfı Mustafa Cevad Bey 1907'den sonra mutasarrıfı Said Bey di r .
1893'de merkez kazadan başka iki kaza (B.Çekmece, Silivri) topla m üç kaza
dört nahiye, 93 köyden oluşmuştur . 1907'de toplam üç kaza üç nahiye 95 köy
9 çiftliktir . 1911'de mutasarrıf Mahmud Celaleddin Bey toplam üç kaza, dört
nahiye, 99 köy 61 çiftlik .
93 (1877-1878) Savaşında Çatalca
İlk defa 1783'de Kırım'ın kaybı üzerine Kırım Tatarlarının bir kısmı
Çatalca İzzettin Köyü'ne yerleşmişlerdir .
31 Ocak 1878'de imzalanan mütarekeye göre Rus askerinin Çatalca'ya kadar
gelmesi buradaki istihkamların birinci hattını işgal etmesi ve ikinci hattın
Osmanlıda kalması kabul edilmişti. Bu demekti ki Ruslar İstanbul kapılarına
dayandılır . Rus kuvvetlerinin Çatalca'ya kadar geleceği anlaşılınca,
İngiltere hükümeti İstanbul'da çok sayıda göçmenlerin de bulunduğuna işaret
ederek donanma gönderdiğini bildirmiştir . İngiltere donanmasının gelmesi
rekabeti arttıracağından Osmanlılar karşı çıkınca İngiliz donanması Mudanya
önlerine demirlemiş bunun üzerine Ruslar da 12.000 kişilik bir kuvveti
Çekmece' ye göndermişlerdir . Rus orduları bu bölgede ilerlerken her yeri
yakıp yıkmışlardır . 93 Harbi sonlarında Rus ordularının Yeşilköy'e kadar
gelmeleri üzerine Çatalca çok büyük sıkıntılar çekmiş aynı zamanda
Rumeli'den kalabalık kâfileler halinde (Osmanlı tarihinin en büyük göç
dalgası 1.500.000) Çatalca ve İstanbul'a doğru çok sayıda göçmen gelmiştir .
Bu göçmenler Çatalca ve havâlisinde büyük sıkıntılara yol açmıştır . Çatalca
halkının büyük bir bölümü bu tarihten başlayarak Balkan Harbi I. Dünya
Savaşı , Yunanistan ile yapılan mübadele ve çeşitli tarihlerde Balkanlardan
gelen insanlardan oluşmaktadır .
Balkan Savaşlarında Çatalca
Çatalca'nın gördüğü en zor dönem Balkan Savaşlarının olduğu dönemdir .
Bulgarlar karşısında bozguna uğrayan Osmanlı ordusu son müstahkem mevkii
olan Çatalca'ya, 5 Kasım' da Nazım Paşa komutasında gelmiş, 19 Kasım' da
Bulgarlarla burada savaşa tutuşmuştur . Çatalca Savaşı her ne kadar
Bulgarların yenilgisiyle sonuçlanmışsa da 3 Aralık 1912'de Çatalca tren
istasyonunda ateşkes antlaşması imzalanmış bu antlaşmada da Bulgarlar ,
murahhaslarının kurnazlığı ile masa başında kazanmışlardır . Âlaiye (Alanya)
taburunun baskına uğraması bu dönemdedir .
Bulgarlar bir tabur askerimizi, henüz yoldan yeni gelmiş bu redif
(gönüllü) birliğini biraz da kayıtsızlığımızdan yararlanarak âni bir süngü
hücumuyla şafak vakti, baskınla şehit etmişlerdir . Hatta bu olayın olduğu
sıralarda buraya gelen ordu komutanı Mahmut Muhtar Paşa da yaralanmıştır .
Türk kuvvetleri takiben bu birliğin intikamını almışlardır. 1913 Londra
antlaşmasının imzalanmasından sonra Balkan devletleri Bulgarlara saldırınca
Türk kuvvetleri de Midye (Kıyıköy) -Büyükçekmece sınırını geçmişler .
Çatalca bu sırada kurtulmuş, fakat Bulgarlar çekilirken Çatalca'nın Müslüman
mahallesini yakmışlar bir tek Kaleiçi Mahallesi yakılmaktan kurtulmuştur .
(Hıristiyan Rumlardan dolayı) Bulgarların yenilgisinin bir sebebi de
Osmaniye'den gelen redif taburunun getirdiği kolera, tifo vb. hastalığının
onlara da bulaşmasıyla büyük kayıplar vermelerindendir .
Bugün Balkan Savaşı'nın en kanlı muharebelerinin geçtiği Çanakça ,
Dağyenice , Yazlıkköy arasında kalan bu bölgede Âlaiye taburu anısına bir
şehitlik bulunmaktadır . Son dönemde hayırsever bazı şahıslar ve Alanyalılar
tarafından onarılmıştır . Bugün bu topraklar için kanlarını ve canlarını
veren aziz şehitlerimizi rahmetle anmaktayız .
1.DÜNYA SAVAŞI VE İSTİKLAL SAVAŞINDA ÇATALCA
Alaiye şehitliği
Mondros'un imzalanmasından sonra İstanbul ve çevresi İtilâf Devletleri
tarafından işgal edildiğinde Doğu Trakya'daki işgal sınırı Çatalca
yakınından geçiyordu. İstasyon ve demir yolu Yunanlıların kontrolünde idi.
Milli Mücadelede Çatalca'nın önemli bir yeri vardır . Ankara'dan gelen
telgraflar da bunu açıkça görmekteyiz: "Çatalcasız bir Trakya ve Milli
Mücadele düşünülemez." Çatalca Trakya'da, Milli Mücadele'de mühim rol
oynamış Türk direniş kuvvetlerinin üssü olmuştur . 17 Ocak 1913 günü
İstanbul Üniversitesi konferans salonunda yapılan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti
toplantısı sonradan kurulacak Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Heyet-i Osmaniyesi
vb. cemiyetlere öncülük etmiştir . Çatalca ve Çatalcalı vatanseverler bu
Trakya Paşaeli Cemiyetinin çalışmalarına Lüleburgaz ve Edirne kongrelerine
İstanbul'un bütün engellemelerine rağmen katılmışlardır . Yunan kaynaklarına
göre Venizelos General Françe De Esperey , konuşmasında Çatalca'ya kadar
Trakya'nın işgali kararlaştırılmıştır . 14 Ocak 1919 günü Hadımköyü'nden
Kuleli Burgaz'a kadar bütün demiryolunun ve istasyonlarının işgâli bütün
Trakya Rumları, bilhassa Çatalca Rumları arasında Yunanistan lehine
gösteriler yapılmasına yol açmıştır .Yunan Başbakanı Venizelos
konuşmalarında “Edirne ve Çatalca da 600.000 Rum vardır .” diyerek bu işgale
kılıf hazırlamıştır . O devirdeki en güvenilir Osmanlı istatistiklerine göre
Edirne vilayeti ve Çatalca Sancağı'nda 850.000 Türk'e karşı 286.137 Rum
bulunduğunu görmekteyiz. Yazar Tevfik Bıyıklıoğlu'na göre bu, Rumların
hepsinin Grek değil , Trak, Hun, Avar , Peçenek ve Koman (Kıpçak )
Türklerinin Hıristiyanlaşanlarından olduğunu gösterir . Bıyıklıoğlu,
İskitlerle Trakların akraba olduklarını da savunur .
Mustafa Kemâl Paşa Milli Misak'a , T rakya mebuslarının da gayreti ile
Batı Trakya'nın hukuki durumunun halkın hür iradesi ile belirlenmesi esasını
madde olarak koydurtmuştur . Bu Mustafa Kemâl'in T rakya Milli Mücadelesine
verdiği önemi göstermektedir . Milli Mücadele sırasında buradaki Osmanlı
askeri deposu İtilâf Devletleri kontrolünde idi. (Çatalca deposu 449.227
Alman Fişeği, 1000 Mavzer Fişeği) İstanbul ve Çatalca'ya küçük Yunan
müfrezelerinin yerleştirilmesi Rum çetelerini Türklere karşı harekete
geçirmiştir .
İstanbul'un işgali üzerine I. Kolordu Kumandanı Cafer Tayyar Eğilmez
Paşa, Doğu Trakya'nın İstanbul hükümeti ile ilişkisini kesti ve seferberlik
ilan etti. Fakat Çatalca mutasarrıfı (Fevzi Toker) Hadımköyü'ndeki Yunan
askerini ve İstanbul'un işgalinden şımaran Çatalca Rumlarının ayaklanması
ihtimalini ileri sürerek, seferberlik emrini yerine getirmek istemiyordu.
Zaten bir süre sonra Çatalca'ya yakın yerler halkı terhis edilmiş, kolordu
kumandanı da Tekirdağ ve Çatalca'nın durumlarından (tavrından) memnun
değildi. Çatalca mutasarrıfı Fevzi Toker Bey kolordu kumandanı ile İstanbul
Hükümetinin arasını bulmaya çalışmış, yazdığı 17 Nisan 1920 tarihli
tezkerede telgraf haberleşmesini açma- sını bazı telkinlerle anlattıktan
sonra: “Ancak açıldığı takdirde kongrelere katılacak üyelerin faaliyetine
izin vereceğim.” demiştir . Bu bir çeşit tehdittir; fakat sonuçsuz kalmıştır
.
Edirne kongresinde özellikle Çatalca'dan da temsilci bulunmaması
istenmiş; Cafer Tayyar Bey ise; “.......vardır , merkez heyetimiz beş livayı
da temsil ediyor demiştir .” Çatalca Livası (Sancağı) Hayreddin (eski
mebus), Halil Sadi (Çek - mece eşrafından), Hasan Şevket (Çatalca)
katılmışlar ve merkez heyetine seçilmişlerdir .
Yunan işgali sırasında Çatalca'da 186. Piyade Alayının 1. Taburu ve
Makinalı Tüfek Bölüğü bulunmaktadır . Kolordu, bazı planlamalarla muharebe
vaziyetine geçtiğini gizli emirle bildirmişti r . Bu , Atatürk'ün Anadolu'ya
geçişinden sonra verdiği "Doğu Trakya ile ilgili hiçbir münakaşaya girmeyin
ve her türlü tecavüze karşı silahla savunun" emridir .
Çatalca Rumlarına karşı Binbaşı Nidai Bey müfrezesi (200 kişilik milli
müfreze) Çatalca'ya gönderilmiş ve bu durum Büyük Millet Meclisine Erkân-ı
Harbiye-i Umumiye Reisliğine, 15 Haziran 1920 tarihli raporla bildirilmiştir
.Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği bir süre sonra Yarbay Cemil Beyi
Bulgaristan dönüşü Çatalca Mıntaka Kumandanlığı'na tayin etmişti r . Yarbay
Cemil Bey , Şakir Kesebir ile işbirliği yaparak “Çatalca İslam Cemaati”
teşkilatını canlandırmış ve milli teşkilat için zemin hazırlamıştır .
Çatalca hudut teşkilatı Şakir Bey tarafından dikkatli ve gizli bir şekilde
şekillendirilmiştir . Bu gizli teşkilatın üst düzey üyeleri, Çatalca eski
Mebusu Hayreddin, Kurmay Yzb. Şerif , Topçu Binbaşısı Sabri ve Jandarma Yzb.
Derviş Bey'lerdi. Doğu Trakya'ya Çatalca'dan gizlice gazete ve risaleler
dağıtılarak Yunanlılara karşı mukavemet arttırılmıştır.
1922 sonlarında Çatalca'dan Yunanlılar üzerine akınlar yapılmıştır . Bu
akınlarla Mudanya Mütarekesi'ne göre Türk jandarma taburları henüz gelmede n
Yunanlıların verebilecekleri zararlar en aza indir genmiştir . Yunanlıların
götürmek istediği Türk rehineler de kurtarılmıştır , Murat Bey (Kızanlıklı
Murat Tunca) taburu ile Türk köylerinin yağmasını engellemiştir . Lozan
barışına kadar Podima ( Y alıköy) - Kalikratya (Mimarsinan) hattı
sınırlanmış; fakat Türk idaresi yerleşmişti. 8 Ekim 1923'te son İtilaf
devletleri askerleri Çatalca'yı terk etmişler ve bu suretle Çatalca T
.B.M.M. Hükümetine ve Türkiye Cumhuriyeti'ne geçmiştir . Ali Seyf i
Tülümen'in , Ali Galib Beye gönderdiği 2 8 T eşrin-i Sani 1920 tarihli
mektubunun bir bölümünü buraya almakta fayda görüyoruz: " Traky a Türktür ve
Trakya Türkleri ancak Türk Bayrağı altında mesut olabilirler ..." demektedir
.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÇATALCA
Milli mücadelenin kazanılması ve cumhuriyetin ilanıyla Çatalca sakin ve
huzurlu bir döneme girmiştir . Cumhuriyetin ilk yıllarında Yunanistan ile
yapılan nüfus mübadelesi gereğince bu havâlîdeki Rumlar Yunanistan'a göç
ederek orada Nea ( Yeni) Çatalca'yı kurmuşlar , Yunanistan'dan ise çok
sayıda Türk Çatalca ve havalisine gelerek merkeze ve Rumların terk ettiği
köylere yerleştirilmişlerdir . Hatta Yunanistan Türklerinin gemi ile
Mimarsinan limanına bu gelişinde bizzat Mustafa Kemal'in de karşılamada
bulunduğu ifade edilir . Yunanistan'ı n Trakya'da fazla Rum bırakmak
istemesi üzerine T.B.M.M. Hükümet i Çatalca'yı 1924'te geçici olarak il
yapmış 26 Haziran 1926 tarihli yasa ile tekrar ilçe haline getirilerek
İstanbul'a bağlanmıştır . Çatalca'nın il yapılmasıyla Yunanistan'ın İstanbul
ve çevresinde fazla Rum bırakmak şeklindeki oyunu bozulmuştur . Çatalca
cumhuriyet döneminde gelişimini ve büyümesini sürdürmektedir .
Ç ATALCA'NIN STRATEJİK ve ASKERİ ÖNEMİ
Kuruluşundan beri İstanbul'a yakın önemli bir yer olması sebebi ile
Çatalca tarihte askeri istilâ, harekât ve birçok savaşlara sahne olmuştur .
Çatalca'nın özellikle üç olayda askeri bakımdan önemi görülmektedir . Bunlar
sırasıyla: Bizans, Osmanlı v e Türkiye Cumhuriyeti dönemlerindedir .
Anastasius Suru:
Bizans döneminde İstanbul'a yürüyen Hunları durdurmak için İmparator
Anastasius'un 507-511'de inşa ettiği surların bir bölümü halen ayaktadır .
Çin Seddi'nden sonra Hunları durdurmaya yönelik bu manada yapılmış dünyanın
II. büyük surudur . Bu dönemden başlayarak Çatalca'nın İstanbul için doğal
bir savunma hattı oluşturduğunu görmekteyiz .
Balkan Savaşlarında:
Balkan savaşlarında Bulgarların ancak son müstahkem mevki olarak
adlandırılan Çatalca önlerinde durdurulabildiğini ve sonrasında da buradan
atıldıklarını görmekteyiz