Erzurum
Erzurum,başlangıçtan beri kendi ovasının tek
önemli yerleşme noktası olmamıştır.Örneğin Erzurum’un 18 km kadar
kuzeybatısında,ovanın kuzey
kenarına yakın bir yerde şimdi adı Kahramanlar olarak değiştirilmiş olan Karaz köyü yakınlarında bazen Karaz
höyüğünde yapılan kazılar,burada hitit asıllı sayılan birtakım yapı
kalıntılarını ortaya çıkarmıştır.Burada Yunan ve Roma devri izleri
bulunmamış olmakla beraber,Ortaçağda önemli bir şehir olan ve Selçuklular
tarafından yıktırılmış Arzen (Erzen) şehrinin burada bulunmuş olması,hattâ
adının da Hitit devrine çıkan Azzi’den türemiş ve böylelikle şimdiki
Erzurum’a da ad verilmiş olması mümkündür.Bununla beraber ovanın başlıca
kale-şehir’i şimdiki Erzurum’un yerinde kurulmuştu.Buraya Roma istilasından
önce Ermeniler Karin veya Karnoi Kalak derlerdi.IV. yy. da Roma devletine
katılan ve 415 tarihinde Anatolius tarafından kalesi yapılarak imparator
Theodosius II’nin adıyla Theodosiupolis denildiyse de Karin ve Karana adı
yine kaldı ve hatta yöreye Karanitis denildi.Sonradan Araplar tarafından
şehre verilen Kalikala veya kısaca Kali adının Karnoi Kalak’tan türemiş
olduğu söylenir.Bu günkü Erzurum adı ise,Erzen’in Selçuklular tarafından
yıkılmasından sonra,oradan kurtulan halkın Theodosiupolis’e (Kalikala-Karin)
sığınmaları üzerine Erzen denildi.Ancak bu Erzen’in Güneydoğu Anadolu’da
Siirt’in batısındaki Rûm,yani Anadolu’da olduğunu belirtmek üzere Erzen
el-Rum, Arz-ı Rum adı verildi,bu da sonradan Erzurum(Erzrum)oldu.
Tarihin İlk Dönemlerinde Erzurum
Erzurum hakkında bilinen en eski yazılı tarih kaynakları olarak kabul
edilebilecek Hitit (Boğazköy) ve Mısır yazılı kaynaklarına göre, M.Ö. 2000 –
1200 yılları arasında Erzurum ve çevresi Orta Asya kökenli Hurrilerin
hâkimiyeti altında bulunuyordu. Hitit Boğazköy yazılı arşivlerinde,
Erzurum’un Azzi Hayaşa hâkimiyeti altında bulunduğu sırada, biri M.Ö. 1375’
de Hitit İmparatoru Şuppiluliuma, diğeri II. Murşil (M.Ö. 1334 – 1306)
tarafından işgal edilmek istendiğine dair belgelere rastlanmıştır. M.Ö. 1200
yıllarında, Avrupa’dan Ön Asya içlerine doğru oluşan ve Kavimler Göçü adı
verilen göç hareketinden sonra, Muşkilerin Erzurum ve çevresine
yerleştikleri bilinmektedir.
Urartular Döneminde Erzurum
M.Ö. IX. yüzyılda Van ve çevresinde yerleşmiş olan Hurri kökenli Urartular,
M.Ö. VII. yüzyılda Erzurum’ u da egemenlikleri altına aldılar. M.Ö.660
yıllarında ise güneyden Aras Havzasına doğru ilerleyen Asurlar Daieni ülkesi
sınırları içerisinde olan Erzurum ve çevresini ele geçirdiler. Yine VII.
yüzyılın sonlarında Urartu egemenliği altındaki topraklar, kuzeyden gelen
İskitlerin saldırısına uğradı. Asur saldırılarına zorda olsa karşı koyabilen
Urartular, İskit saldırısından sonra tamamen tarihten silindiler. Urartu
Krallığı’nın III. Rusan’ın ölümü (M.Ö. 585 ) ile ortadan kalkmasıyla da
Ermeniler’ in bölgede etkinlik kurması kolaylaştı. Bazı tarihçiler,
Ermenilerin bölgede etkinlik kurması kolaylaştı. Bazı tarihçiler Ermeniler’
in Kavimler Göçü sırasında Avrupa’dan Ön Asya’ ya göç eden Friglerle
Birlikte bölgeye gelmiş olduklarını ileri sürmektedirler
Medler Döneminde Erzurum
M.Ö. V. yüzyılda Asur egemenliğine son veren Medler, Keyaksar yönetiminde
kuzeye doğru ilerleyerek Urartu topraklarını ele geçirmişlerdir. Medler,
Muşki Frigler ve İskit bölgelerini de ele geçirdikten sonra, Kapadokya’ ya
doğru yönelmişlerdir. Erzurum ve çevresinde bu yüzyılda Khalibler, Muşkiler
ve Tibarenler’in yaşadıkları bölgenin yerel derebeylerinin egemenliği
altında olduğu, ancak bunların Med Krallarının yetkilerini tanıdıkları
bilinmektedir. Medlerin zayıflama döneminde ise, bu beyler Kral Astiyag’a
direnerek, özerkliklerini ilan etmişlerdir.
Persler Döneminde Erzurum
Pers Kralı II. Kiros’ un M.Ö. 555’ de Med Krallığına son vermesi ile
Erzurum’un doğusu Pers egemenliği altına girmiştir. Kiros’dan sonra gelen
Pers Krallıklarından Büyük Darios zamanında, Erzurum çevresinde bir Ermeni
satraplığı kurulmuştur. Pers İmparatorlarından Kserkses’ in M.Ö. 480 de
çıktığı Yunan seferinde, bu satraplıktan da asker toplanmıştı. Ünlü tarihçi
Heredot da bu seferden söz ederken, Ermenileri Frigyalı olarak
tanımlanmıştır. Ermeni satraplığında o dönemde Muşki, Taberin ve Maerin
topluluklarının yaşadıkları Heredot tarafından tespit edilmiştir.
M.Ö. III. yüzyılda bölgeye Selökidler ve II. yüzyılda Persler egemen
olmuşlardır. II. yüzyıl ortalarından itibaren bölge Romalılarla Persler
arsındaki yoğun mücadelelere sahne olmuştur. Romalılar, bölgeye yaptıkları
seferler sonucunda geçici olarak egemenlik kurabilmişler, ancak sık sık
bölge halkının direnişleriyle karşılaşmışlardır
Bizans Döneminde Erzurum
Roma İmparatorluğunun M.S. 395’ de ikiye ayrılması sonucunda kurulan Doğu
Roma İmparatorluğu döneminde, Erzurum ve çevresi bu İmparatorluğun
egemenliği altına girmiş, ancak Doğu Roma egemenliği sürekli olamamıştır.
M.S. 395’ den VII. yüzyılın sonlarına kadar bölge üzerinde Bizans ile Sasani
Devletinin mücadeleleri olmuştur.
M.S. 408 – 450 yılları arasında Bizans İmparatoru olan ikinci Teodosious
zamanında, Erzurum ve çevresi işgal edilmiş ve İmparatorun komutanlarından
Anatolius tarafından bugünkü Erzurum şehrinin bulunduğu yerde bir tepe
üzerine, bugünkü Erzurum kalesi inşa ettirilmiştir. O zamana kadar Kalikala
olarak adlandırılan Erzurum şehri, bu tarihten sonra İmparatorun adına
izafeten Teodosiopolis şeklinde isimlendirilmiştir.
Şehir ve çevresi 504 yılında İran’dan gelen Sasani’lerin eline geçmiş, ancak
kanlı çarpışmalardan sonra, Bizanslılar şehri tekrar geri almışlardır. 530
yılında Erzurum Kalesi İmparator I. Anastas tarafından tahkim ettirilmiştir.
M.S. 572 yılında Nuşirevan komutasındaki Sasani ordusu, Erzurum Kalesini
kuşatmış, on yıl süren kuşatma sonucunda, Sasaniler şehri ele
geçirememişlerdir.
M.S. 590’ da şehir yine Sasanilerce kuşatılmıştır. Bu kez, Bizanslılar ağır
şartlarla bir antlaşma yaparak şehri kurtarabilmişlerdir.
M.S. 610’ da Erzurum, bütün çevresi ile birlikte Sasanilerin kuzeydeki
düşman Hazarlar ile antlaşma yaparak, onların Sasaniler üzerine yürümesini
sağlamış ve sonuçta Erzurum ve çevresi tekrar Bizans'ın eline geçmiştir.
Araplar Döneminde Erzurum
Sasanilerin M.S. 642’ de Nihavend’de İslam Halifesi Hz. Ömer’in ordularına
yenilerek, tarihten silinmelerinden sonra, Erzurum ve çevresi Müslüman Arap
ordularının istilasına uğramıştır.
Erzurum, İslam ordularınca ilk olarak 638’ de Halife Hz. Ömer’ in
komutanlarından İyaz bin Ganem tarafından ele geçirilmiştir. Ancak, uzun bir
süre sonra şehir tekrar Bizanslılar tarafından geri alınmıştır.
651 yılında ise, bu kez Habib İbn–i Mesleme komutasındaki 6000 kişilik İslam
ordusu, kısa bir kuşatmadan sonra şehri sonra şehri teslim almıştır. Şehrin
dini ve askeri lideri Ermi-naks, şehri yeniden ele geçirmek için Gürcü ve
Hazar Türkleri ile ittifak kurmuş ve şehir üzerine yürümüştür. Ancak yapılan
savaşta Araplara yenik düşmüştür. Kenti ele geçiremeyen bu ordu, şehir
çevresinde geniş güvenlik tedbirleri almış ve karakollar kurdurmuştur. Bunun
üzerine tehlikeyi sezen Habib İbn–i Mesleme, Suriye Valisi Muavine’ den
yardım istemiştir. Küfe Valisi Süleyman el–Hıyel komutasındaki Arap Ordusu,
Gürcü ve Hazar Türklerinden oluşan bir orduyu Fırat nehri kenarında bozguna
uğratmıştır.
Arapların kendi içlerindeki mücadelelerden yararlanan Bizans, İmparator II.
Justinianus zamanında, Leontier komutasındaki bir ordu ile 686’ da Erzurum’u
tekrar ele geçirmiştir. Ancak M.S. 700 tarihinde Emevi Halifesi
Abdülmelik’in oğlu Abdullah şehri tekrar geri almaya muvaffak olmuştur.
M.S. 753 yılında ise Bizans İmparatoru V. Konstantinos, Kusan adlı bir
Ermeni’yi şehri almakla görevlendirmiştir. Kaleyi koruyan Arap askerlerinin
sayıca azlığı ve kalede bulunan iki Ermeni’nin ihaneti ile Kusan kaleyi zapt
etmiştir. Ancak bir süre sonra, şehir ve çevresi tekrar Emevilerin eline
geçmiştir.
770–772 yılları arasında yöredeki Ermenilerin ayaklanarak şehri kuşatmaları
üzerine, Amr bin İsmail el Harisi komutasındaki bir ordu, ayaklanmayı
bastırmak üzere Erzurum üzerine yürümüş ve ayaklanmacıları bozguna
uğratmıştır.
838 yılında Bizans İmparatoru Teheophilos, Erzurum’ u kuşatmış ve şehir
surlarını yıktırmıştır. 840’ da Halife Mutasım şehir surlarını tamir
ettirmiş ve kaleyi tahkim ettirmiştir. Bu tarihten sonra, şehir iki kez daha
Bizanslıların eline geçmiş (934), ancak 12 yıl sonra Abbasiler tarafından
tekrar geri alınmıştır.
948’ de büyük bir Bizans ordusu, Erzurum üzerine yürümüş ve 949 yılında
Bizans egemenliği tekrar sağlanmıştır. Bu tarihten sonra, Erzurum ve
çevresindeki Arap egemenliği tamamen son bulmuştur.
979 yılında şehir ve çevresi, yaptığı yardımlardan ötürü, Bizans İmparatoru
tarafından Gürcü Belgratlı Kralı David’e verilmiştir. David’in ölümünden
sonra, şehir Bizans İmparatoru II. Basilious tarafından geri alınmıştır.
Selçuklular Döneminde Erzurum
Selçukluların bölgede ilk olarak belirmeleri XXI. Yüzyılın başlarına
rastlar. Bizans yönetiminin yöre halkına iyi davranmaması nedeniyle bozulan
idari ve siyasi ortam, Selçukluları küçük topluluklar halinde bölgenin
muhtelif kesimlerine yerleşmelerine imkân sağlamıştır. Selçuklular
tarafından Erzurum ve çevresine yöneltilen ilk askeri hareket 1048 yılında
gerçekleştirilmiştir. Büyük Selçuklu Sultanı tarafından Erzurum ve çevresini
fethetmekle görevlendirilen Azerbaycan valisi İbrahim Yanal ve Gence valisi
Kutalmış Beyler, Eleşkirt üzerinden Pasinler ovasına inmiş ve oradan Erzurum
üzerine yürüyerek, Erzurum kalesini kuşatmışlardır. Ancak, kuşatmanın uzun
süreceğini gördüklerinden Erzurum Ovası’nın batı bölümünde yer alan zengin
Erzen şehrine yönelmişlerdir. 6 gün süren bir kuşatmadan sonra Erzen
Selçuklu ordusu tarafından ele geçirilmiştir. Erzen halkı, Teodosiopolis
olarak isimlendirilen bugünkü Erzurum şehri kalesine sığınmak zorunda
kalmıştır. Erzen şehri bu kuşatmadan sonra yıkılıp yakılmış ve bir kez daha
imar edilmeyerek metruk bir şehir halini almıştır. Bu yıkımdan sonra şehre
Kara Erzen denilmeye başlanmıştır. Bu sözcük, halk dilinde zamanla Karaz
şeklinde telaffuz edile gelmiştir.
Selçukluların Erzurum üzerine düzenledikleri ikinci büyük sefer, 1054
yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey tarafından gerçekleştirilmiştir.
Ordusuyla Pasinler Ovasına geçen Tuğrul Bey, Erzurum’a gelmiş ancak Erzurum
kalesinin surlarını aşamayacağını anlayarak kuşatmadan vazgeçmiştir. Bu
tarihten, Anadolu’nun kapılarını Türklere açan ve Doğu Anadolu’ da kesin
Türk hâkimiyetini getiren günlerin müjdecisi olan Malazgirt zaferine kadar,
Selçuklular tarafından Erzurum üzerine askeri bir sefer düzenlenmemiştir.
1071 Malazgirt zaferinden sonra, Erzurum ve çevresi büyük Selçuklu Sultanı
Alparslan tarafından Eblul Kasım’ a verilmiştir. Eb–ul Kasım, Melik
Danişment Ahmet Gazi ve Emir Mengücek gibi, Doğu Anadolu’nun fethi için
Büyük Selçuklu Sultanı tarafından görevlendirilen ve yaralı hizmetleri olan
bir Selçuklu komutanı idi. Erzurum’ da kurulacak ve sonradan Eb- ul Kasım’ın
torunlarından birisi olan Saltuk Bey’ in adı ile anılacak olan beyliğin
kurucusu olan Eb – ul Kasım, yörenin Selçuklu egemenliğine girmesi yönünde
büyük çabalarda bulunmuştur. Merkezi Erzurum olan Saltukoğulları Beyliğinin
sınırları içine zamanla Bayburt, İspir, Koçmaz, Micingirt, Oltu ve Tercan
gibi önemli kale ve yerleşim yerleri dahil edilmiştir.
Eb–ul Kasım’ ın 1102’ de ölümünden sonra, beyliğin başına Ali ve İnanç Beygu
isimli iki oğlundan Emir Ali geçti, Emir Ali’nin Selçuklu Sultanı Melik şah’
ın ölümünden sonra oğulları arasında çıkan taht kavgasında Sultan Tapar’ın
yanında yer aldığı ve Sultan Tapar’ ın Selçuklu Devletini ele geçirmek için
Silvan üzerine yaptığı seferde Emir Ali’nin de bulunduğu bilinmektedir. Bu
arada Türkler arasındaki iç mücadelelerden yararlanmak isteyen Gürcü Kralı
David, 1116’da Erzurum önlerine kadar gelmiş, ancak şehir önlerinde yapılan
iki çarpışmadan sonra, şehri muhasara etmekten vazgeçerek geri dönmüştür.
Gürcülerin Doğu Anadolu’daki Türk yerleşim bölgelerini tehdit altında
bulundurmaları, Merkezi Konya’ da kurulmuş olan Anadolu Selçuklu Devletini
rahatsız ediyordu. Bunun üzerine harekete geçen Anadolu Selçuklu Sultanı
Rükneddin Süleyman Şah, 1201 yılında Doğu Anadolu'daki küçük Türk
Beyliklerine son verdi. Aynı tarihte Erzurum ve çevresi de Anadolu Selçuklu
hâkimiyeti altına girdi. Rükneddin Süleyman Şah, Erzurum ve çevresini
Mugisiddin Tuğrul Şah isimli kardeşine vermiştir. Böylece yaklaşık 130 yıl
süren Saltukoğulları dönemi sona ermiş oluyordu. Anadolu Selçukluları
döneminde Erzurum ve çevresi üzerindeki Gürcü baskısı büyük ölçüde kalkmış
ve şehir, Anadolu’nun en gelişmiş şehirlerinden birisi olmuştur.
Mugisiddin Tuğrul Şah’ın 1225’ de ölümü üzerine yerine oğlu Rükneddin Cihan
Şah geçmiştir.
Erzurum'daki Selçuklu Beyliğinin, kuzeyde Gürcülerle ve Trabzon’ da yeni
kurulmuş olan Rum İmparatorluğu ile komşu olması, bu Beyliğin Anadolu
Selçukluları açısından önemini artırmaktaydı. O dönemde Anadolu Selçuklu
Sultanı olan Alâeddin Keykubat, devletin güvenliğini pekiştirmek için
beyliklere son veriyor ve Anadolu’daki Selçuklu hâkimiyetini
güçlendiriyordu. Bu amaçla, 1228’ de Erzurum’ u almak üzere harekete geçti.
Bunun üzerine telaşa kapılan Rükneddin Cihanşah, o sırada Ahlat’ ı kuşatmış
olan Celaleddin Harzemşah’tan destek sağladı. Alâeddin Keykubad’ın
Harzemlilerle barış yapma çabaları sonuç vermeyince, iki devletin ordusu,
1230’ da Yassı çemen’ de karşı karşıya geldi. Bu savaşta Erzurum’ un
Selçuklu Beyi, aynı zamanda amcası olan Alaattin Keykubat’ a karşı,
Celaleddin Harzemşah’ ın yanında yer aldı. Savaşta Selçuklu ordusu galip
geldi ve Cihanşah tutsak edildi. Bu savaş aynı zamanda Harzemliler
Devletinin de sonu oldu. Savaştan sonra, Selçuklu ordusu Erzurum'a yürüdü ve
çarpışma olmaksızın şehir ele geçirildi. Bundan sonra Erzurum şehri, Anadolu
Selçuklu Devleti için önemli bir askeri üs vazifesi gördü.
Moğol saldırıları Karşısında Erzurum
Anadolu Selçuklu Alâeddin Keykubat’ ın Erzurum ve çevresini ele geçirerek,
devletin güvenliğini sağlamak istemesindeki en önemli sebep, doğudan gelen
Moğol saldırılarına karşı koyabilmekti. Bu maksatla, bölgedeki önemli
kaleler tahkim ettirildi. Yine aynı güvenlik gayeleri ile, Moğolların
önünden kaçan Türkmen boyları bölgede iskan ettirildi. Moğollar, Gürcüler
tarafından da kışkırtılmaktaydılar. İlk Moğol saldırısı 1231 yılında Cengiz
Han’ ın oğlu Oktay Han’ın komutanlarından Cormagon Noyan tarafından yapıldı.
Anadolu Selçukluları ve Moğollar arasındaki barış görüşmeleri sonuç
vermedi.1237’ de Alâeddin Keykubat öldü ve yerine oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev
geçti.
Bölgedeki Ermeni ve Rumların kışkırtmaları sonucunda Moğollar, 1242’ de
Baycu Noyan’ ın komutasındaki bir ordu ile Erzurum’ u kuşattılar. Sinaneddin
Yakut komutasındaki kale muhafızlarının gayretli direnişe rağmen, Erzurum
kalesi Moğolların eline geçti. Moğollar şehri yağmalayarak Erzurum halkının
büyük bir bölümünü kılıçtan geçirdi. Erzurum’ un düşmesi, Anadolu Selçuklu
Devleti için büyük büyük bir yıkım oldu. Akabinde 1243’ de Anadolu Selçuklu
Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev, Kösedağ Savaşında Moğollara yenilince, 1244’
de yapılan bir anlaşma ile bölgedeki Moğol egemenliği kabul edildi. Erzurum’
un düşmesi, Moğol akıncılarının önemli bir engelle karşılaşmadan Anadolu
içlerine akınlar düzenlemelerini kolaylaştırdı. Bu saldırılar, başta Erzurum
olmak üzere, Anadolu’nun birçok şehrinin Moğollar tarafından yağmalanmasına
ve bu şehirlerde yaşayanların, uzun yıllar huzur ve sükûttan uzak
kalmalarına yol açtı.
Bu sıralarda Moğollar, İran’ da İlhanlı Devletini kurmuşlardı. 1244 yılında
yapılan antlaşma ile Anadolu Selçuklu Devletinin yıkıldığı 1308 yılına kadar
Erzurum, Selçuklu soyundan gelen kişiler tarafından yönetildi. Bu tarihten
sonra da İlhanlı Devletinin bir eyaleti durumuna girdi.
İlhanlılar Döneminde Erzurum
Erzurum’ un tam olarak İlhanlı hâkimiyeti altına girmesi, Gazan Mahmut Han
zamanında (1304–1317) rastlar. Gazan Han’dan sonra başa geçen Olcaytu Han
zamanında, Erzurum şehri büyük ölçüde imar edilmiştir.Bu döneminde bir çok
tarihi eser inşa ettirildi.Olcaytu Han’ dan sonra başa geçen Ebu Said
Bahadır Han zamanında, Erzurum’ un yönetimi Sultanın veziri Emir çoban’ ın
oğlu Timurtaş’ a verildi.Emir Çobanla İlhanlı Sultanının arası bozulunca,
Bahadır Han, İrencin Noyan adlı komutanını Erzurum üzerine gönderdi, bu
durumdan korkan Timurtaş Mısır’ a kaçtı. Erzurum'un yönetimi de sonradan
Eretna Bey’e verildi. 50 yıl kadar Eretna Beyleri tarafından yönetilen
Erzurum ve 1385 yılında Karakoyunlu Beyi Kara Mehmed’ in eline geçti.
Karakoyunlular ve Akkoyunlular Döneminde Erzurum
Karakoyunlu egemenliği uzun sürmedi.1387’ de, Timur Kara-Koyunlu
egemenliğine son verdi. Erzurum’ a vali olarak torunu Gıyaseddin Sagar’ ı
tayin etti. Bu sırada şehirde yönetime karşı başkaldırılar süregeldiğinden,
Timur 1400’ de tekrar Erzurum’ a geldi. Yönetime karşı çıkan halkın bir
kısmını kılıçtan geçirdi. Timur’ un ölümünden sonra ( 1404), Erzurum şehri,
Karakoyunlular ve Akkoyunlular’la, Timur’ un oğlu Şahruh arasındaki kanlı
çarpışmalara sahne oldu. Bu dönemde şehir önemli ölçüde tahrip edildi.
Doğudan gelen istilacıların Anadolu’ ya girişte karşılaştıkları en önemli
askeri üs olma özelliğine sahip Erzurum’ un, Anadolu tarihinin en kanlı ve
kargaşalarla dolu bu yüzyılında birkaç kez daha yağmaya uğradığı, tahrip
edildiği ve halkının kılıçtan geçirildiği bilinmektedir.
Bu saldırılar şu şekilde özetlenebilir.
1421’ de Timur’ un oğlu Şahruh, Erzurum ve çevresini zapt etti ve kaleyi
kuşattı, ancak şehri alamayarak geri döndü.
1434’ de Karakoyunlularla olan mücadelelerinde Şahruh’ u destekleyen
Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osman, Erzurum’ u kuşattı ve ele geçirdi.
1435’ de bu kez Karakoyunlu hükümdarı İskender Bey’ in eline geçti.
1458 ve 1466’ da Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Gürcistan seferi sırasında
Erzurum’dan gitti, 1468 yılında ise şehre hakim oldu.
1473’ deki Otlukbeli savaşında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’e
yenilen Akkoyunlular giderek güçlerini yitirdi. Uzun Hasan’ın ölümünden
sonra ( 1478) şehrin yönetimi oğullarından Yakup’a geçti. Yakup’ un
ölümünden sonra ( 1490) çıkan taht kavgalarında şehir büyük tahribata
uğradı.
Erzurum, 1502’ de Akkoyunlu Devletinin son hükümdarı Elvend Mirza’ dan Şah
İsmail’
Osmanlılar Döneminde Erzurum
Erzurum ve çevresinin Safevi Devletinin etki alanı içinde kalması sadece 15
yıl sürdü. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinden dönüşte
Kars ve Pasinler üzerinden Erzurum’ a geldi ve şehir çevresi 1517 yılında
Osmanlı topraklarına katıldı. Yüzyıllar boyunca şehrin kaderine hâkim olan
kargaşa, yerini Osmanlı Devletinin, huzur ve sükun dolu yönetimine terk
etmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında Erzurum kalesi tahkim edildi ve şehir
baştanbaşa imar edildi. Kanuni’nin birincisi 1534, ikincisi 1548 yıllarında
İran üzerine düzenlediği seferlerde, Erzurum şehri, Osmanlı ordusuna önemli
bir askeri üs vazifesi gördü.
Kanuni, İran seferinden dönüşte (1535) Dulkadirli Mehmed Han’ı Erzurum
Beylerbeyliğine tayin etti. Erzurum şehri ise o dönemde beylerbeyliğine
bağlı bir sancak durumundaydı. Erzurum Beylerbeyliğinin sınırları, kuzeyde
Doğu Karadeniz Dağlarından Ordu’daki Bolaman Deresine batıda Reşadiye, Zara,
Koçhisar ve Kemah’ a, güneyde Pülümür, Kiğı ve Malazgirt’ e doğuda Tahir
Geçidi ve Pasin Ovasına kadar uzanan bölgeleri içine almaktaydı. Erzurum
Sancağı da 10 nahiyeden müteşekkildi. Bunlar, Erzurum Merkezi, Karaz, Geçik,
Tekman, Karaş–kali, Aşkale, Serçeme, Cinis, Çermeli ve Ovacık nahiyeleriydi.
Kanuni Sultan Süleyman’ ın ikinci İran seferinde (1548)beylerbeyliğinin
sınırları daha da büyütüldü ve kuzeydeki Gürcü kalıntıları ortadan
kaldırıldı.1552 yılında şehir İranlılar tarafından ele geçirilmek istendi,
Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki beylerbeyi ordusunun
yenilmesine rağmen, Erzurum kalesi İranlılara teslim edilmedi. Artan İran
baskıları karşısında Kanuni Sultan Süleyman 1553 yılında İran üzerine yeni
bir sefer düzenledi, sefer dönüşü (1554) Erzurum’ a gelerek şehrin yıkılan
kalesini tamir ettirdi.
1853 – 1856 Kırım savaşı sırasında şehrin etrafındaki tabyalar, Ruslardan
gelebilecek tehlikelere karşı tahkim edildi ve yeni tabyalar yapıldı. 1855
yılında Kars’ ın Ruslar tarafından işgali, Erzurum’ un Rus tehlikesine karşı
daha iyi tahkim edilmesi gereğini bir kez daha ortaya koydu. Bu gayeyle,
1865’ den 1877’ ye kadar geçen 12 yılda, Erzurum halkının da yardımlarıyla
Aziziye Tabyalaları, şehir etrafındaki istihkâmlar ve diğer kışla ve
tabyalar inşa edildi.
Osmanlı Devletinin Balkanlarda çıkan karışıklıklarla uğraştığı bir sırada,
Ruslar 1877 yılında Balkanlar ve Doğu Anadolu üzerinden bir kez daha Osmanlı
topraklarına tecavüz etti. Gazi Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı
ordusu, Rus ordusunun birbiri ardına Halyaz ve Zivin meydan savaşlarında
yenilgiye uğrattı. Ancak, bu savaşlarda Türk ordusu da büyük kayıplar
verdiğinden Erzurum tabyalarına çekilmek zorunda kaldı. Ruslar Gürcü
Boğazını ele geçirerek, Erzurum’ u kuzeyinden baskı altına almaya muvaffak
oldular. Rusların batı cephesinde Yeşilköy önlerine kadar ilerlemeleri,
Osmanlı Devletini Doğu cephesinde taviz vermek zorunda bıraktı. Yapılan bir
antlaşmayla, Osmanlı ordusu Bayburt ve Erzincan’ a çekildi. Erzurum ise,
kışlamak üzere Rus ordusuna terk edildi. Böylece, Erzurum bir kez daha
Ruslar tarafından işgal edildi.
3 Mart 1878’ de imzalanan Ayestefanos Antlaşmasıyla Ruslar Erzurum’u terk
ettiler. Daha sonra Berlin Antlaşması (13 Temmuz 1878 ) ile Erzurum’ un
kuzey doğusunda bulunan Artvin, Batum, Otu, Şenkaya, Olur Ardahan, Kars ve
Sarıkamış savaş tazminatı olarak Ruslara bırakıldı. Böylece, Rus sınırı
Erzurum’ un 105 km. doğusuna kadar yaklaşmıştı. Bu durum, şüphesiz Erzurum
için büyük bir tehdit oluşturmaktaydı.
Milli Mücadele Döneminde Erzurum
Mondros Mütarekesinin ağır hükümlerini asla kabullenemeyen Erzurum halkı,
kendi hak ve hukukunu korumak için direniş ve örgütlenme çabalarına
başlamıştı. Erzurum’ da kurulmuş olan ilk direniş örgüt, Süleyman Necati
Bey’ in kurduğu “ İstihlas – ı Vatan’’ (Vatanın Kurtuluşu) idi. Ancak bu
örgüt kısa bir süre sonra dağıtıldı. Hemen ardından, Merkezi İstanbul’ da
Vilayet – i Şarkiyye Müdafaai Hukuk – u Milliye Cemiyetinin Erzurum şubesi,
İstanbul’dan görevlendirilen Cevad Dursunoğlu’nun öncülüğünde 10 Mart 1919’
da kuruldu. Kurucular arasında emekli Binbaşı Süleyman Bey İsmailzade Tevfik
Bey, Müftü Solakzade Sadık Bey, Hüseyin Avni (Ulaş) Bey, Kığılı Cazim Bey,
İbrahim Hakkızade Fehim Bey, Hacı Recep Bey, Hacı Nafiz ve Ahmet Beyler,
emekli Binbaşı Ahmet (Gobel) Bey bulunuyordu. Süleyman Necati Bey’ in
çıkardığı Albayrak gazetesi de cemiyetin resmi yayın organı olma görevini
üstlendi.
Cemiyet ilk toplantısında, Ermenilerin Doğu Anadolu üzerindeki hak
iddialarını reddeden bir bildiri yayınlayarak, bildiriyi bütün Doğu Anadolu
şehirlerine gönderdi. Bir müddet sonra, cemiyetin Yönetim Kurulu
oluşturuldu. Hoca Raif Efendi’nin başkan, Cevad Dursunoğlu ‘ nun kâtip ve
emekli Binbaşı Süleyman Bey’in muhasip olduğu Yönetim Kurulunda üye olarak
şu kişiler bulunmaktaydı. Necati Bey, emekli Binbaşı Kazım Bey, Ahmet Bey,
Avukat Hüseyin Avni (Ulaş) Bey, Fevzi Kırbaş, Hacı Nafız Bey, Avukat Mesut
Bey, ve Baytar Nedim Bey. Mütarekesine göre hayali Ermenistan devletine
vadedilmiş Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır ve Sivas illeriyle, Pontus
Rumlarına verilmiş olan Trabzon illeri ile irtibat kurarak, Milli Mücadele
ruhunun, Cemiyetin ilkeleri etrafında yoğunlaşması için girişimlerde
bulundu. Bu sırada 19 Mayıs 1919’ da Cemiyet, Mondros ordu müfettişi olarak
Samsun’ a ayak basan Mustafa Kemal, “Ulusal bir Kongre’’ toplanmasını içeren
Amasya Tamimini yayınladıktan sonra, 3 Temmuzda Sivas üzerinden Erzurum’ a
geldi. Mustafa Kemal ve beraberindekiler, Erzurum’ a 15 km. mesafedeki Ilıca
bucağında, başlarında 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa olmak üzere
Müdafa–i Hukuk cemiyeti mensupları ve şehrin ileri gelenleri tarafından
karşılandı.5 Temmuz günü yapılan gizli toplantıda, Mustafa Kemal, ülkenin
içinde bulunduğu durum hakkında görüşlerini açıklayarak, silahlı mücadeleye
başlamaktan başka çözüm olmadığını belirtti. Mustafa Kemal’ in Amasya’dan
yayınladığı tamim, Saray tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Mustafa Kemal,
İstanbul’ a geri çağrılmaktaydı. Görevden alındığına dair emir, 8Temmuz günü
Erzurum’ a ulaştı. O gece arkadaşlarıyla birlikte bir durum değerlendirmesi
yapan Mustafa Kemal, görevinden istifa ederek, bütün rütbelerinden feragat
ettiğini bir telgrafla İstanbul’ a bildirdi. Mustafa Kemal’ in bu jestinden
sonra 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ordusu ile birlikte, onun
emrinde olduğunu bildirdi. Onu, 20.Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa
ve diğer Kolordu ve birlik komutanları izledi. İstifasının hemen ardından
Cemiyet Başkanlığı’na, Hüseyin Rauf Bey de İkinci Başkanlığa Mustafa Kemal
Paşa getirildiler. Bundan sonra, Milli Mücadelenin en önemli dönüm
noktalarından biri olan Erzurum Kongresi’nin toplanması için çalışmalara
başlandı. Bu amaçla, çevre illerden delegelerin Kongreye iştiraki istendi.
Erzurum Kongresi, 23 Temmuz 1919’ da Erzurum, Sivas, Bitlis, Van ve Trabzon
illerinden gelen 56 delegenin iştiraki ile toplandı. Kongreye katılan
delegeler şunlardı:
Erzurum Vilayeti Delegeleri
Merkez
Mustafa Kemal Paşa
Hüseyin Rauf (Orbay) Bey
Hoca Raif Efendi
Hınıs: Celal Bey
İspir: Cemal Bey
Bayburt: Zahit Efendi ve Tevfik Bey
Narman: Sait Bey
Pasinler: Cevat Dursunoğlu (Cemiyet Katibi) ve Battal Bey
Tortum: Kazım Bey
Yusufeli: Ahmet Bey
Kiğı: Sait ve Kahraman Beyler
Tercan: Ahmet Bey
Doğubayazıt: Hüseyin Avni (Ulaş) Bey
Diyadin: İsmail ve Mustafa Beyler
Karaköse: Necati Bey (Albayrak Gazetesi sahibi)
Erzincan: Hacı Fevzi Efendi
Kuruçay: Müftü Şefik Efendi
Refahiye: Kemal Efendi
Pülümür: Abbas Efendi
Bitlis Vilayeti Delegeleri
Bitlis: Süleyman Bey (Emekli Binbaşı)
Siirt: Hafız Cemil Efendi ve Müftü Naibi Hacı Hafız Bey
Kolordu karargâhının Erzurum’ a taşınmış olması, Erzurum ve yakın çevresini
tamamen Ermeni çetecilerinin tehditlerinden kurtardı. Ancak, Mondros
Mütarekesinden sonra Osmanlı ordusu Kars, Ardahan ve Batum’dan çekildi ve bu
bölgeleri İngilizler işgal etti. Bu yörelerdeki Osmanlı ordusunun
dağılmasından sonra, Kars’ ta bir Milli Şura hükümeti kuruldu ve havalide
emniyet, huzur ve sükûnu temin etme görevini üstlendi. Fakat Kars’taki Milli
Şura yönetimine, bölgeyi işgal eden İngilizlerce 20 Nisan 1920’de son
verildi. İngilizlerin bu hareketi, yörede bulunan Ermenileri cüretlendirdi.
Müslüman halka baskı ve zulüm yapan Ermeniler, Sarıkamış, Kağızman ve
Ardahan’ ı da İngilizlerden devralarak, bölgedeki etkinlik sağladılar.
Benzer şekilde, Temmuz 1920’de İngilizler Oltu’ da kurulmuş olan Oltu
Şurasına da, yörenin Ermenilere bırakıldığını ileri sürerek son vermek
istediler. Yörenin Ermeni çetecilerinin yönetimine terk edilmesi isteği,
Oltu Şurası tarafından reddedildi. Ermeniler, bu yöredeki katliamlarını da
sürdürdüler. Aynı tarihlerde, Artvin Gürcülerin, Ardunç ve savaşta da
İngilizlerin işgali altındaydı.
TARİHİ ESERLERİ
İlk çağlardan kalma tarihi eserler ve yapılan kazılar
Erzurum, jeopolitik konumu sebebiyle, tarihin eski
çağlarından beri çok sayıda medeniyetin yerleşim merkezi olmuştur. Bugünki
Erzurum şehrinin bulunduğu yerleşim yerinin tarihi çok eski olmamakla
beraber, Erzurum ovasının muhtelif bölümlerinde tespit edilen höyüklerdeki
yerleşimlerin M:Ö:3000’li yıllara kadar dayandığı bilinmektedir. Örede
tespit edilmiş olan höyükler şunlardır: Karaz, Pulur, ufanç,Sivişli, Sos ve
Tepecik.
Bu höyükler içinde en önemlisi, Erzurum’un 16 km
kuzeybatısında bulunan Karaz Höyüğüdür. Burada 1942-1944 ve 1959 yıllarında
Hamit Zübeyr Koşay tarafından gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda, M.Ö.IV.
yüzyıla kadar inen maden kültürüne ait bulgular elde edilmiştir. Karaz’ın
IV. Yüzyıla kadar yaşamış olan Arze (Azze) kenti olduğu sanılmaktadır.
Kazıda çok sayıda metal araç ve gereç bulunmuştur. Karaz kültürünün İran
Azerbaycan'’ndaki Urmiye Gölü batısında bulunan Geytepe höyüğü kültürü ile
yakından ilişkili olduğu da tespit edilmiştir. Kazıda bulunan tarihi
eserlerin bir bölümü, Erzurum Müzesinde teşhir edilmektedir.
Yörede bulunan ikinci önemli höyük, Ilıca bucağına bağlı
Pulur köyündedir. Yine Hamit Zübeyr Koşay tarafından gerçekleştirilen
arkeolojik kazılarda, M.Ö.4000 yılına kadar dayanan bir yerleşme merkezinin
varlığı tespit edilmiştir. Kazı sonucunda, höyükte M.Ö.2600-3000 yılları
arasında bir toplumun yaşadığı anlaşılmıştır. 4 kattan ibaret olan Pulur
höyüğünde en alt kat, M.Ö. 4000 yılına kadar inen Bakırtaş döneminin
izlerini taşımaktadır. Ondan sonraki katlarda, çok sayıda çanak-çömlek,
obsidiyen taşı ve kemikten yapılma savaş aletleri ve nadiren de bakır ve
tunçtan yapılma aletler bulunmuştur.
Yörede değişik zamanlarda yapılmış Güzelova (1965), İkiz
tepeler (1965) kazılarında da tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar inen birçok
arkeolojik bulgu ele geçirilmiştir. Bunlar, Erzurum Müzesinde
sergilenmektedir.
TARİHİ KALELER
Erzurum kalesi
Bugünki Erzurum şehrinin merkezi yerinde bir tepe üzerinde
kurulmuş olan Erzurum kalesinin tarihi, şehrin tarihi kadar eskidir. Şehrin
Doğu anadolu’da önemli bir stratejik noktada bulunması sebebiyle, Erzurum
Kalesi birçok medeniyetler tarafından önemli bir askeri üs olarak
kullanılmıştır. Kale mimarisinde de birçok medeniyetlerin izlerine
rastlanmıştır.
Kalenin M.S. 415-422 yılları arasında Doğu Roma
İmparatorlarından II. Teodosious zamanında, onun komutanlarından Anatolious
tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. O zamana kadar, Arap kaynaklarında
Kalikala şeklinde isimlendirilen şehire, İmparatorun adına izafeten
“Teodosiopolis” denilmeye başlanmıştır.
Tarihi kaynaklara göre, Erzurum Kalesi dış ve iç kale
olmak üzere iki bölümden meydana gelmekteydi. Bugün Erzurum’da Tebrizkapısı,
Gürcükapı, Erzincankapı ve Yenikapı adlarıyla bilinen semtleri çevreleyen
dış kale surlarından dışa doğru taşmış dikdörtgen biçimindedir. Yapımında
sivişli taşı diye isimlendirilen yeşilimsi kalker taş kullanılmıştır. Kaleye
güney köşesinden batıya doğru açılan bir kapıdan girilmektedir. Giriş
kapısı, yuvarlak kemerli olup, sivri tonozludur. Günümüzde de kalıntısı
bulunan giriş kapısı Sultan II. Mahmut zamanında yaptırılmıştır. İç kalenin
bugünki durumuyla 8 burcu vardır. Ncak bu burçların katları ve çatıları
yıkık durumdadır. Erzurum kalesinin burçları konusunda, tarihi kaynaklar
değişik bilgiler vermektedir. Evliya Çelebi’ye göre; Erzurum kalesi’nin 110
burcu bulunmaktaydı. Bu burçların, Rus işgalleri sırasında tahrip edilerek
ya da tamamen yıkılarak, sayılarının azaldığı kuvvetli ihtimaldir. Kale
içerisinde, Erzurum ve çevresinde bir asırdan fazla hüküm sürmüş
Saltukoğullarından kalma çok önemli iki tarihi eser bulunmaktadır. Bunlar,
Kalenin güney duvarına bitişik Kale Mescidi ve kuzeybatı köşesinde yeralan
Tepsi Minaredir. Bu tarihi eserler, ilerde ayrıntılı olarak anlatılacaktır.
Erzurum Kalesi, günümüze kadar defalarca el değiştirmiş
olduğundan birçok kez yıkılmış ve yeniden tamir edilmiştir.Kalenin bu
bakımdan geçirmiş olduğu evreler şöyle özetlenebilir:
M.S. 504 yılında Erzurum kalesi İranlıların eline geçmiş,
ancak kanlı çarpışmalardan sonra, İmparator Anastas zamanında Bizanslılar,
kaleyi ve şehri geri almışlardır. Bu savaşta önemli tahribata uğrayan kale
530 yılında Bizanslılar tarafından onarılmış ve tahkim edilmiştir.
Bu tarihten sonra, M.S. 754 yılına kadar, Bizanslılar,
Müslüman Araplar, Sasaniler ve Ermeniler arasında defalarca el değiştirmiş
ve her defasında tahrip edilerek sonradan tamir edilmiş olan Erzurum kalesi,
tarihinin en önemli tamirlerinden birini, Abbasi Halifelerinden El Mansur
Ebu Cafer (754-775) zamanında geçirmiştir.(756)
Kale tarihinde önemli olaylardan biri de, Selçuklu
Türklerinin Erzurum Ovası’ndaki Erzen şehrini 1048 de ele geçirip
yıkmalarından sonra, Erzen halkının Teodosipolis’e sığınmaları ve şehrin
adının Erzen olarak değişmesidir.
Kale, M.S. 1080 yılında Selçuklu Hükümdarı Melik Şah’ın
komutanlarından Emir Ahmed tarafından fethedilmiştir. Kalenin bu tarihten
sonra geçirdiği tamiratlarda Büyük Selçukluların büyük emekleri geçmiştir.
Ayrıca, stratejik öneme sahip Erzurum Kalesinin, Selçuluların eline
geçmesiyle de, Türklerin bölgeye yoğun olarak yerleşmesi dönemi açılmıştır.
Selçuklu Beylerinden Eb-ul Kasım bu tarihlerde Erzurum’a
yerleşmiş ve sonradan torunu Saltuk Beyin adı ile anılacak olan,
Saltukoğulları Beyliğinin temelini atmıştır. Saltukoğulları döneminde, Gürcü
Kralı David kaleyi ele geçirmek istemiş, ancak başarılı olamamıştır.
M.S. 1241 yılında Erzurum Kalesi, Moğol komutanı Bayçu Noyan
komutasındaki Moğollar tarafından zaptedilmiş ve şehirde büyük katliam
yapılmıştır. Sonradan yapılan bir antlaşma ile, Kale tekrar Selçuklulara
bırakılmıştır. Ancak, bu tarihten sonra Anadolu’yu istilaya gelen her Moğol
ordusu kale’de büyük tahribat yapmıştır.
M.S. 1300 yıllarında şehir İlhanlıların hakimiyeti altına
girmiş ve özellikle Olcayto Mehmed Hudabende zamanında şehir imar edildiği
gibi, kale de tamir ve tahkim edilmiştir.
1430 yılında kaleyi ele geçiren Karakoyunlu Hükümdarı,
savaşta kısmen yıkılan kaleyi tamir ve tahkim ettirmiştir.
Yavuz Sultan Selim zamanında metruk bir halde iken
fethedilen Erzurum Kalesi, Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamir
ettirilmiştir. Erzurum kalesi, bundan sonra Osmanlı ordusunun İran üzerine
yaptığı seferlerde önemli bir askeri üs vazifesi görmüştür.
1829 yılına kadar Osmanlı Devletinin elinde bulunan Erzurum
kalesi, 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşları sırasında Rusların eline düştü. Kale
bu savaşlarda önemli ölçüde tahrip olmuştu. Ruslar, kısa süre sonra kaleyi
boşaltarak çekilmişlerdir.
Erzurum Kalesi, benzeri bütün kaleler gibi, yeni silahların
icad edilmesiyle askeri önemini kaybetmişti. Rus işgalinden sonra da Erzurum
kalesi, yeni silahlara karşı koyabilecek yeni istihkamların yapılmasında
taşocağı haline getirilmiştir.
1853 Kırım Savaşı sırasında Kars’ın Rusların eline düşmesi,
Erzurum’u da büyük bir tehdit altında bıraktığından, Erzurum Kalesi, Erzurum
ve çevresindeki tabya ve istihkamların yapılmasında taşocağı olarak
kullanılmıştır. Günümüzde, Erzurum Kalesi, sadece yerli ve yabancı
turistlerin ziyaretlerine açık olan tarihi bir yapı niteliğindedir.
Kale Camii (Kale Mescidi)
Camii, Erzurum iç kalesinin güney duvarına bitişik olarak,
kale burçlarından birisinin arkasında yeralır. Kapısı, kuzey tarafında kale
avlusuna açılır. Yapımında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Ayrıca kubbeside
taşla kaplanmıştır. 2 metre yüksekliğindeki kapısı ve iki tarafında yer alan
pencerelerinin iç kısımları stalaktitlerle süslüdür. Caminin oldukça derin
olan kubbesi, iki yığma sütunla ana duvarlar üzerine oturtulmuştur. Kubbe
etekleri de stalaktitlidir. Eserin en önemli özelliği, kubbe eteğinden
dışarıya dört pencerenin açılmasıdır. Caminin kıble duvarına bitişik olan
kale duvarı dışa doğru yarım dairevi bir burç halindedir. Mescid planı
dikdörtgen şeklindedir. Güney tarafında 16 yüzlü bir kümbet bulunmaktadır.
Kale camiinin hiçbir yerinde yapıldığı devri veya yaptıran
kişiyi gösteren kitabe yoktur. Kimi tarihi kaynaklar, eserin 1154 yılında
Saltukoğullarından İzzettin Saltuk tarafından yaptırıldığını nakletmektedir.
Bazı kaynaklara göre, cami de yanındaki Saat kulesi gibi Eb-ul Kasım’ ın
oğullarından İnanç Beygü Alp Tuğrul Bey tarafından yaptırılmıştır
Saat Kulesi
Erzurum’daki tarihi eserlerin en güzellerinden biri olan
Saat Kulesi, Erzurum iç kalesinin batı duvarının güney köşesine bitişik
olarak yer alır. Alt bölümü muntazam kesme taşlarla yapılmıştır. Beyaz, gri
ve kırmızı renkli taşlarla kulenin yuvarlaklaşan kısmına altı bilezik
konulmuştur.Üst kısmının yapımında kırmızı tuğla kullanılmıştır. Sonradan
saat yerleştirilmiş kısmın üstü ise ahşaptır. Kulenin yüksekliği 21
metredir. Saat konulmuş olan yerden 1.5 metre kadar aşağıda kitabe bileziği
bulunur. Kitabe, güzel bir kufi hattı ile beyaz taş zemin üzerine kırmızı
ile yazılmış ve kakılmıştır. Kulenin asıl kapısı sonradan yapılan deponun
içinde kalmıştır. Kuleye, kuzeyinde sonradan yapılmış bir kapıdan girilir.
36 basamaklı bir merdivenle çıkılan kulenin en çarpıcı yeri kitabesidir.
Kitabede bugünün Türkçesi ile şu ifade yer alır.
“İkbal, dinin ışığı, İslamın kutbu, devletin yardımcısı,
milletin zahiri, meliklerin arkası ve emirlerin güneşi Eb-ül Kasım oğlu
Eb-ül Muzaffer Gazi İnanç Beygü Alp Tuğrul Bey içindir.”
Bu güzel tarihi eserin, 1184 yılında Saltuklu emirlerinden
İnanç Beygü Alp Tuğrul tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.
Hasankale
Hasankalesi, Erzurum’un 36 km doğusunda bulunan Pasinler
İlçesindeki Hasan Dede Dağı’nın önünde sarp bir tepe üzerinde
yükselmektedir. Adını yaptıran kişiden almıştır. Kale bütün Pasinler Ovasına
hakim bir noktada bulunmaktadır. Yüzyıllar boyunca, doğudan Erzurum’a giden
yol üzerinde çok önemli bir askeri üs vazifesi görmüştür. Kalenin eski burç
ve bedenleri büyük ölçüde yıkılmıştır. Son yıllarda iç kalede turistik
amaçlı bir tamirat yapılmıştır. Dış kalenin kapıları yıkılmış ve
yokolmuştur. Ayrıca, iç kalenin giriş kapısının muntazam ve süslü taşlarla
yapılmış sütun ve kemerleri ve kitabesi yokolmuştur. Kale çok sarp kayalar
üzerinde inşa edildiğinden, eskiden binek hayvanlarıyla dahi çıkılması
mümkün değildi. Ancak kale sonradan taş ocağı olarak kullanıldığından,
batısındaki iç kale kapısına giden toprak bir yol yapılmıştır.
Kalenin kesin tarihçesi bilinmemektedir. Şemseddin Sami
Bey’e göre, Hasankalesi Cenevizlilerden kalmadır. Ünlü tarihçi Naima ise
kalenin Akkoyunlu hükümdarlarından Uzun Hasan tarafından yaptırıldığını
ileri sürer. Erzurum Tarihi isimli eserin yazarı İbrahim Hakkı Konyalı’ya
göre de kale, İlhanlı soyundan Emir Hacı Togay’ın oğlu Hasan Bey tarafından
1336-1339 yılları arasında yaptırılmıştır. Daha sonraları, Osmanlıların
eline geçen Hasankalesi, Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamir ve tahkim
ettirilmiştir.
Avnik Kalesi
Erzurum’un yaklaşık 60 km. doğusunda bulunan Çobandede
bucağının Güzelhisar (eski adıyla Avnik) köyünün kuzeyinde kayalık bir tepe
üzerinde yükselmektedir.Kalede bulunan sarnıçlar ve diğer bazı yapı
unsurlarından, bu kalenin Urartulardan kalmış olduğu sonucu çıkartılabilir.
Kalede Saltukoğulları ve Erzurum Selçuklularının mimari
izlerine de çokça rastlanır. Kalede bulunan bir kitabe parçasından, kalenin
İlhanlı sultanlarından Olcaytu Han tarafından tamir ettirildiği
anlaşılmaktadır. Ayrıca Olcaytu Han’dan sonra İlhanlı tahtına çıkan Ebu Sait
Bahadır Han’ın kalede bir darphane kurduğu ve 1332 yılında burada gümüş
sikke kestirdiği bilinmektedir.
Avnik kalesinin, bölgede bir süre egemen olan Timurlenk
tarafından da tamir ettirildiği sanılmaktadır. Kale, harap halde üç dizi
surla çevrilidir.İç kale çevresinde ev ve cami kalıntılarına rastlanır. İç
kale içinde de ev, ambar ve sarnıç kalıntıları vardır.
Micingird Kalesi
Erzurum’a bağlı Pasinler İlçesinin Aşağı Micingird köyünde
bulunan bu eski kalenin beden duvarları, burçları ve kuleleri yer yer yıkık
bir haldedir. Kalenin tamamının ya da en azından bazı burçlarının
Saltukoğullarından Ebu Mansur Ergin Basat tarafından yaptırıldığı
sanılmaktadır. Kale burçlarından birinde bu konuda bir kitabe parçası
bulunmuştur. Kitabede tarih olarak 1232 yılı yazılıdır.
Kalenin köye bakan duvarında bir kitabe daha vardır. Doğu
duvarları üzerinde de müslüman olmayan lar tarafından konulmuş bazı
kitabeler bulunmaktadır.
Hınıs Kalesi
Erzurum’un kuzeyinde bulunan Hınıs İlçesindedir. Kale yıkık
bir haldedir. Diğer tarihi kalelerin birçoğu gibi, taş ocağı olarak
kullanılmıştır. Kale, Hınıs’ın Bahçe mahallesinde kayalık bir tepe
üzerindedir. Kimler tarafından ve ne zaman yaptırıldığı kesin olarak
bilinmemektedir. Ünlü seyyah Evliya Çelebi’ye göre kaleyi, Azerbaycan
hükümdarlarından Uzun Hasan’ın amcası yaptırmıştır. Bazı kaynaklara göre de
kale, İlhanlı yapısıdır.
Hınıs Kalesi, Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamir
ettirilerek, bazı ilaveler yapılmıştır.
İspir Kalesi
Erzurum’un kuzeyinde bulunan İspir İlçesindedir. Kale,
İlçenin kuzey batısında, Çoruh ırmağı kenarında bir tepe üzerinde
yükselmektedir. Dış kale surları yıkılmıştır. İç kale surları ve burçları
nispeten sağlamdır. Kalenin yapımında, alt kısımlarda Çoruh Irmağının
taşıdığı renk renk taşlar, üst kısımlarda muntazam kesme taşlar
kullanılmıştır. Kale içerisinde Saltuklular tarafından yaptırıldığı sanılan
bir de mescid bulunmaktadır. İç kalenin kuzeyinde kale beyi ve dizdarının
sarayı ve hazine daireleri vardır. Bunlar yıkık haldedir.
İspir kalesinin ilk olarak kimler tarafından ve ne zaman
yapıldığı bilinmemektedir. Erzurum Selçuklu Beylerinden Mugisuddin Tuğrul
Şah’ın kaleyi tamir ettirdiği ve kale dışınabir cami yaptırdığı
bilinmektedir.
Tortum Kalesi
Erzurum’un 53 km. kuzeyinde bulunan Tortum İlçesine 14 km.
uzaklıkta, Tortumkale köyünün eteğinde, yüksek bir tepe üzerinde yükselir.
İç kale surlarının bir bölümü, kuzey yönündeki duvar ve burçlar sağlamdır.
İç kale içindeki kale beyi ve dizdar daireleri, silah ve erzak ambarları
kısmen ayaktadır.
Kale mimarisinde Bizans, Gürcü, Selçuklu, İlhanlı,
Akkoyunlu, Osmanlı izlerine rastlamak mümkündür. Bununla beraber, kalenin
ilk olarak kimler tarafından yaptırıldığı ve yapım tarihi bilinmemektedir.
Tortum Kalesi üzerinde bulunduğu küçük vadinin tabii güzellikleriyle
görülmeye değer yerlerdendir
Üngüzek Kalesi
Tortum İlçesinin 25 km. kadar kuzeyinde, Yusufeli yolu
üzerindeki Üngüzek Kapısı denilen yerde, Tortum Çayının yatağı üzerinde
yalçın kayalar üzerinde yükselen bir kaledir. Kalenin yapım tarihi hakkında
kesin bilgi yoktur. Cenevizlilerden kaldığı sanılmaktadır. İç kale
surlarının bir kısmı ayaktadır.
Zuvans Kalesi
Erzurum’un 32 km. güneybatısında, İspir yolu üzerinde,
Serçeme Çayının kenarında bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kalenin yapım
tarihi bilinmemektedir. Yapım özellikleri bakımından Tortum Kalesi’ne
benzer. Kale taşocağı olarak kullanılmış olduğundan bugün harabe bir
durumdadır.
Oltu Kalesi
Erzurum’a bağlı Oltu İlçesinde, Oltu Çayı kenarında yüksek
olmayan bir tepe üzerinde kurulmuştur.Yapımında muntazam kesme taş
kullanılmıştır. Dış kale surları yokolmuştur. İç kalesi ayaktadır. Ancak
kale duvarları ve bazı burçları yer yer yıkılmağa yüz tutmuştur. Kapısı
güneye açılmaktadır. Kalenin kuzey tarafında iki büyük burcu vardır. İç kale
içinde şimdi yıkık halde bulunan dizdar evi, harap bir hamam ve burçların
birinin içinde bir türbe vardır.
Oltu Kalesinin kimler tarafından ve ne zaman yaptırıldığı
tam olarak bilinmemektedir. Bazı kaynaklara göre kalenin tarihi M.Ö. VII.
Yüzyıla kadar inmektedir. Kalenin Akkoyunlular ve Gürcüler tarafından
kullanıldığı bilinmektedir. Oltu Kalesi, 1536 yılında Osmanlıların eline
geçmiştir.
Bardız (Gaziler) Kalesi
Erzurum’un Şenkaya İlçesine bağlı Gaziler Bucağında bulunan
Bardız Kalesi, Bardız Çayı kenarında kayalık bir tepe üzerinde kurulmuştur.
Bardız Kalesi, burç ve kulelerle güçlendirilmiş iki surdan ibarettir. Dış
kale surları yıkıktır. İç kale içinde de harabe şeklinde bazı yapılar
vardır. Kale mimarisinin kimlere ait olduğunu tespit etmek mümkün
olmamıştır. Bazı kaynaklar, kalenin Saltukoğullarından İzzettin Saltuk
tarafından yaptırıldığını ileri sürmekte ise de, bu bilgi kesin değildir.
Diğer Kaleler
Erzurum İli sınırları içinde bugün hemen hemen tamamen yıkık
durumda birkaç kale daha vardır. Bunlar arasında, Dumlu Bucağına bağlı
Güngörmez köyü kalesini, Tortum İlçesi sınırları içinde kalan Nihah,
Kaledibi, Uzundere ve Ağca kalelerini belirtebiliriz.