|
Konu
Başlıkları |
|
Anadolu Osmanlı İlleri |
|
|
|
|
Kars
Tarihi |

İSİM
KÖKENİ
Kars deyince akla, hamaset (yiğitlik) ve menkıbe diyarı gelir. Esasen
ismi de menkıbeye dayanır. Kars adı milattan önce 130-127 tarihleri
arasında Kafkas Dağları'nın kuzeyinden Dağıstan'dan gelerek bu havalide
yerleşen Bulgar Türkleri'nin “Velentur” boyunun “Karsak oymağından”
gelmektedir.
Kaşgarlı Mahmut Kars kelimesi için: “deve veya koyun yününden yapılan
elbise ve karsak derisinden güzel kürk yapılan bir hayvan, bozkır
tilkisi” demektedir.
Türkiye' de bundan daha eski “Türkçe” isim taşıyan bir şehrimiz daha
yoktur.
Eski Türkçe'de “Karsak” karnının altı beyaz 75-80 cm. boyundaki çöl
tilkisinin adıdır. Bu hayvanı totem edindiklerinden Kıpçaklar'ın “Karsak
” boyuna da bu ad verilmiştir.
Buhara'lı Şeyh Süleyman da Kars'a; “Şal, kuşak, dokuma, belbağı, futa,
miyanbet, karsak, tilki” demektedir.
Batlamyus Kars'a; “Khorsa”, Strabom ise; “Khorzene” demektedir. Bir
söylentiye göre de: Gürcü dilinde “Kapı kenti” anlamına gelen “Karis
Kalaki”den gelmektedir.
Türkistan'da bir su , Dağıstan'da bir köy, Bursa, Kahramanmaraş, Adana,
Silifke, Tortum, Tercan, Afyon, Bolu ve Ankara'da birer köy; Ural Irmağı
civarında bir göl, köy ve dağ; Makü Bölgesi'nde bir kışlak adıdır.
Çıldır Gölü kuzeyinde ve ortasından devlet sınırı geçen Sodalı Göl'ün
kuzeyindeki Karsak, Karzak Kasabası ile Karsak Gölü adları da Bulgar
göçebelerinden kalmadır.
Tarih Öncesi Kars Şehri
1941-1942 yıllarında Kars'ta yedek subay olarak görev
yapan İsmail Kılıç KÖKTEN, bu dönemde ilimizde tarih öncesine ait
araştırmalar yapmıştır. İ.Kılıç KÖKTEN'in yönetimindeki bu çalışmalar ile
Kars bölgesi kültür tarihinin, komşu bölgelerde olduğu gibi Alt-Paleolitik
Döneme değin uzandığı kanıtlanmıştır.
Kars yöresinde avcı-toplayıcı Paleolitik Dönem
insanlarından günümüze kalan buluntular yeryüzündeki en eski kültürlerden
birisinin bu yörede olduğunu göstermektedir.
Paleolitik Dönem
•
Alt Paleolitik Dönem
Bu döneme ait buluntuların ele geçtiği yöreler şunlardır:
Susuz ilçesi, Cilavuz Dere düzlüklerinde ve Kars Platosu'nda, şölyen-aşölyen
tipte işlenmiş ve Alt Paleolitik Döneme tarihlenen bir el baltası; Ağzıaçık
(Azacık) Suyu'nun batısındaki düzlüklerde oval çevreli , iki yüzü çok güzel
işlenmiş, ucundan biraz kırılmış bir başka aşölyen baltası, Ani çevresinde
ele geçen bir el baltası; Yazılıkaya'nın yaklaşık 6 km. güneyinde,
Tombultepe yamaçlarında püskürük kayalardan yapılmış, şölyen tipte el
baltaları ve iri yongalar bulunmuştur.
•
Orta Paleolitik Dönem
ait ise, Borluk Vadisi'ne Musteryen tipte bir araç;
Ağzıacık Suyu'nun batısında bazalttan yapılmış çok aşınmış Musteryen tipte
bir uç; Yazılıkaya, Tombultepe'ye yakın Kurbanalan Mağarası'nda taş araç ve
ocak yerlerine rastlanmıştır.
•
Üst Paleolitik Dönem
de avcılık ve toplayıcılık yöntemlerinde farklılaşma
olduğu , araç-gereç yapımının geliştiği görülmüştür. Yine bu dönemde duvar
resimleri de ortaya çıkmıştır. Camışlı Köyü'nün batısında, Aladağ'ın doğu
yamaçlarındaki Yazılıkaya'da bazalt yapılı bir kayanın dik ve düzgün yüzünde
biri büyük, biri küçük iki panoya rastlanmıştır. Büyük pano, yerden dört
metre yükseklikte, yaklaşık 14 metre uzunlukta ve 3-4 metre genişliktedir.
Küçük pano ise aynı duvarın doğu uzantısı üstündedir.
Yazılıkaya panolarında hayvan ve insan figürleri vardır.
Figürlerin çoğu dağ keçileri , geyikler, geyik yavruları ve eşeklerden
oluşmaktadır. Bunlar o dönemdeki doğa koşullarının avcılık ve toplayıcılığa
elverişli olduğunu ortaya koymaktadır.
Yazılıkaya'nın yanısıra aynı yerde bulunan derinliği 11,5
m, iç genişliği 5,5 m, ağız genişliği 12,5 m olan ve güneye bakan Kurbanağa
Mağarası araştırmalarında da yine Üst Paleolitik Döneme ait taş
araç-gereçler bulunmuştur.
Mezolitik Dönem
Paleolitik dönemi izleyen mezolitik dönem, mikrolit adı
verilen minik araç-gereçlerle tanınmaktadır., Kars yöresinde de İ.Kılıç
KÖKTEN'in Aras Vadisi'nde yaptığı araştırmalarda bu araçlardan ele
geçmiştir. Bu ve diğer paleolitik buluntular Rusya topraklarında saptanan
benzerleri ile karşılaştırıldığında, bölge yerleşme tarihinin komşu
bölgelere koşut olarak , Paleolitik Dönemle başlayıp, Mezolitik Dönemde de
devam ettiğini göstermektedir.
Neolitik
Dönem
Neolitik Dönemi Kars yöresinde gerçek anlamda bir
yerleşme yeri değil, Akçakale Adası'ndaki taş anıtlar ve kaledeki duvar
resimleri temsil etmektedir . Bu resimler, yöredeki neolitik dönem
yaşantısına bir ölçüde açıklık getirdiği için önemlidir.
Çıldır Gölü'ndeki Akçakale Adası'nda Dolma Tepe
eteklerinde kaya anıtları bulunmuştur. Ada menhirler, dolmenler ve
kromlekler ile doludur.
Kılıç Kökten'e göre; bu taş anıtlar neolitik dönem
tekniği ile yapılmıştır. Çok kaba taşlarla örtülü iç duvarlar , kaba ve
büyük taşlarla örtülü damlar, Avrupa dolmenlerinin bazılarında görülen
tekniği anımsatmaktadır. Avrupa kültürüne özgü olduğu kabul edilen bu tip
taş anıtlar doğuda ilk kez Kars'ta rastlanmıştır. Anıtların ortasında açılan
bir sondaj çukurunda , çok kaba, mat siyah renkli değişik biçimlerde
çanak-çömlek parçaları bulunmuştur.
Yazılıkaya - Kurbanağa Mağarası'nın doğusunda , kale
denilen tepede açılan bir sondaj çukurunda da üst katmanda farklı bir katman
saptanmış ve bunun Son Neolitik Dönemden kalmış olabileceği öne sürülmüştür.
Kaledeki duvar resimlerinin ise Son Neolitik Dönem yada İlk Tunç Çağı
sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.
Kalkolitik Dönem
Araç-gereç yapımında bakır kullanılmaya başlanmasıyla
belirlenen kalkolitik dönemin Kars yöresindeki buluntu yeri Kağızman'ın
güney kesiminde yer almaktadır. Mısır Dağı yerleşme yerinde, yapılan
araştırmalarda, kalkolitik dönem özellikleri taşıyan buluntular ele
geçmiştir. Bakır Çağı da denilen bu dönemin izlerine, Ani'de ve Azat
Köyü'ndeki höyükte de rastlanmıştır.
İlk Tunç
Çağı
Bu dönem bakırla kalayın karıştırılmasıyla elde edilen
tuncun, araç yapımında kullanılmaya başlanmasıyla ayırt edilen bir dönemdir.
Bu dönem, Kars bölgesinde Yazılıkaya'nın dibinde açılan Küçük Deney
Çukuru'nda ve Kurbanağa Mağarası yakınındaki sondajda ele geçen çanak
çömleklerle ve aynı mağaranın doğusunda, Kale denilen, üstü düz yüksek
tepedeki sondaj çukurunun buluntularıyla bilinmektedir.
Kale mevkiindeki açmada, İlk Tunç Çağından kalma bir açkı
taşı; el değirmeni taşları; bir çekiç; delinmiş, üstü çizgi - süslü hayvan
parmak kemikleri; küçük bir taş hayvan; el yapımı çanak-çömlekler ve yapı
kalıntıları olduğu düşünülen iri taş yıkıntıları bulunmuştur.
Tüm bu araştırmalardan çıkan sonuç; Kars yöresinin
Paleolitik Dönem'den başlayarak Orta Tunç Çağına değin kesintisiz bir kültür
silsilesine mekan olduğudur.
Yazılı Tarihiyle Kars İli
Urartular
Yazılı tarih dönemleri Kars bölgesinde Urartulularla
başlamaktadır. İ.Ö. IX. ve VI.yüzyıllar arasında Van Gölü çevresi merkez
olmak üzere kuzeyde Çıldır, kuzeydoğuda Gökçe Gölü çevresi, doğuda İran
içleri, güneydoğuda Urmiye Gölü, güneyde Şanlıurfa, batıda da Fırat Irmağı
ile sınırlanan bölge Urartu Krallığının egemenliği altındaydı.
Urartu , Asur kralı I.Salmanassar'ın yazıtlarında (İ.Ö.
1273-1244) Uruatri (dağlık bölge) olarak anılmakta, aynı yazıtta Asur
kralının bu adla bilinen ülkeleri ele geçirdiği bildirilmektedir.
Urartular çağında Bingöl'den, Çıldır Gölü ile Gökçe Gölü
bölgesine değin uzayan yerlerde, insanların çok sık bir yerleşim gösterdiği
ve buralarda ondan fazla yerli krallık kurulduğu bilinmekle beraber, bu
yerli kralıklar tabi oldukları büyük krallığa zenginlikleri nisbetinde
altın, gümüş, tunç, at, öküz ve koyun olarak ağır vergiler ödemiş, sık sık
isyan etmeleri sebebiyle de ağır bir şekilde cezalandırılmışlardır. Diauekhi
ile Etiuni. Bu krallıklar içerisinde Kars'taki Diauekhi Krallığı komşularına
göre daha büyük ve kuvvetliydi. Bilhassa kıymetli madenlerden vergi ödemekte
idi ki; bu durum Kağızman deresindeki altın, gümüş ve Bardızdaki bakır
madenlerinin o dönemde işletildiğini ortaya koymaktadır.
Kimmer -
İskit Akınları
İ.Ö. VII. ve V.yüzyıllar arasında İskitlerin baskısı
karşısında başka topraklara göç etmek zorunda kalan Kimmerler, kendilerine
yeni bir yurt aramak amacıyla Anadolu'ya girmeye başlamışlardır. Bu göç ve
istilalar Asur ve Urartu devletlerini büyük sarsıntılara uğratmıştır. Urartu
Kralı II.Rusa ( İ.Ö. 685-645 ) bu göçebe topluluklarla dostça ilişkiler
kurmaya çalıştı.
Kimmerlerle İskitlerin saldırıları ile yıkılma eşiğine
gelen Urartu Krallığına son darbeyi Medler vurdu. Medlerin özgürlüklerini
kazanarak Asur devletini ortadan kaldırmış, bunun ardından ise bölgedeki
Urartu hakimiyeti sona ermiştir.
Persler
M.Ö. 550'de Urartu toprakları Pers egemenliğine
girmiştir. Persler Orta İran'dan Ege Denizi'ne kadar geniş bir bölgeyi
egemenlikleri altına almışlardır. Persler kurdukları devleti dış ülke
topraklarını talan ederek ya da fethederek ayakta tutmaya çalışıyor;
dolayısıyla kendi halkı üzerindeki ekonomik, sosyal ve siyasal baskı
hafifliyordu. Krallar kralı olarak anılan Pers imparatoru Dara ülkeyi
satraplık denen,23 büyük ve 127 küçük birime bölerek ülkeyi merkezden
yönetiyordu. Bugünkü Kars yöresi 18. Satraplık içinde yer alıyordu. Bu bölge
satraplığa yılda 400 gümüş talent vergi vermek ve Dara'ya 20.000 at
göndermekle yükümlü idi.
Araks Krallığı
Farklı etnik bölgelerden oluşan Araks Krallığının
merkezi, bugünkü Azerbaycan sınırları içindeki Armavirdi. Krallığın
sınırları batıda Murat Suyu'na kadar uzanmaktaydı. Araks Kralları daha
sonraları Muş yöresini de topraklarına kattılar. Bu arada İran-Azerbaycan
bölgesinde egemenlik kurmuş olan Partlar, Araks Krallığının yayılma
politikasına karşı çıkarak, Arakslara savaş açtılar ve Araks Krallığını
büyük bir yenilgiye uğrattılar.
Tigran Dönemi
Araks Krallığı yenilmesine rağmen ortadan kalkmadı.
Tigran Araksların başına geçti ve topraklarını genişletmeyi sürdürdü.
Merkezi Urartu olan Tigran Devletinde toplumsal yaşamda göçebe kültürü devam
ediyor, av ve savaş eğlenceleri Tigran kültürünü oluşturuyordu. Tigran'ın
egemenliği M.Ö. 64'de Roma istilalarına kadar sürdü.
Sasaniler
Dönemi
Sasani Kralı Yezdigerd'in bölgede başlatmış olduğu dinsel
baskılar sonucunda, Doğu Anadolu'da çatışmalar ve huzursuzluklar başladı.
Sasanilerin Roma ve Bizanslılarla da çatışmaları olmuş, fakat Bizanslılar bu
dönemde bölgeye yaptıkları seferlerden bir sonuç alamamıştır. Tam bu dönemde
Müslüman Araplar bölgede yeni bir siyasal güç olarak görünmeye başlamıştır.
Suriye, Irak ve Mısır'da egemenlik kuran Araplar 630
yıllarında İran'ı da ele geçirdiler. Halife Hz.Ömer 642'de Nihavent
Savaşıyla bölgedeki Sasanlı egemenliğine son verdi .
İslam Dönemi Kars
Arapların Güneydoğu ve Doğu Anadolu'yu ellerine geçirmek
amacıyla yaptıkları seferlerin ilki 638 yılına rastlar. Halife Hz . Ömer
zamanında Iyas Bin Gazem komutasındaki Arap ordusu Van Gölü'nün kuzeyine
kadar ilerledi . 642'de ise Habib Bin Mesleme komutasındaki ordu Van Gölü
yöresinden kuzeye yürüyerek Divin'i aldıysa da Kars'ı ele geçiremedi. Kars
yöresinin bir bölümü 646'da Araplar'a kendiliğinden teslim olmuş ise de,
halkı Selçuklular'ın bu bölgeye geldiği 1060 yılına kadar 420 yıl boyunca
Hıristiyan kaldı.
Gregoryanlığı benimsemiş olan halk, kendilerini Ortodoks
Bizanslıların dinsel baskılarından kurtaran Arap yönetiminden hoşnuttu. Ama
Bizans İmparatoru 2. Konstantus 635'de 100.000 kişilik ordusuyla Erzurum ve
Kars yoluyla Divin üzerine yürüdü. Bölgeyi yeniden Bizans topraklarına
kattıktan sonra geri döndü. Bunun üzerine yöre halkı Malazgirt'teki Arap
ordusuna başvurarak bölgeyi Bizanslıların elinden kurtarmasını istediler.
Şam valisi Muaviye Bizanslılara karşı Araplarla birlikte savaşan Reştunili
Teodoros'u bölge yöneticisi ilan etti ve Araplar yörede bir süre egemen
oldular. Ancak, 657'de Araplar arasında çıkan anlaşmazlıklar üzerine
Bizanslılar bölgeyi yeniden ele geçirdiler. Emevi Halifesi Abdulmelik
Döneminde (685-705) Mervan Bin Muhammed komutasındaki Arap ordusu, Divin'i
de ele geçirdi ve Bizanslıları yöreden çıkardı(693).
Bu tarihten sonra bölge kesin olarak Arap yönetimi altına
girdi. Ancak 771'de ağır vergilerden bunalan Hıristiyan Türkler Namıkonlu
Artavasd önderliğinde Araplara karşı ayaklandılar. Abbasi halifesi Mansur ,
722'de İsmail Bin Amirü'l - Harisi komutasındaki 30.000 kişilik bir orduyu
Kars üzerine gönderdi. Hıristiyan Türkler yenildiler. Tarihte '' Bagrevand
Savaşı'' diye anılan bu çatışmayı kazanan Araplar yöre Hıristiyanlarının
başına Bagratlı Aşut'u getirdiler. Aşut'un yerine geçen oğlu Sembad ,
halifece patrik olarak atandı. Bagrat , II. Abbas döneminde (928'de) Kars
Bagara ve Erasgavork'tan sonra Bagratlıların üçüncü merkezi oldu. III. Aşut
, 962 de kendisine Ani'yi başkent seçince kardeşi Muşel'e merkezi Kars olan
Vanand Beyliği'ni verdi. Bu durum, 1045'e kadar sürdü. Bu tarihte Bizans
imparatoru IX. Konstantinos Monomakhos , Ani üzerine yürüdü. Önce Ani
Bagratlılarını yendi. Kars Bagratlılarını da kendisine bağladı. Buralara
asker yerleştirerek Türklerin ileri hareketlerini durdurmaya çalıştı.
Selçuklu Dönemi Kars
Alparslan'ın 1064 yılındaki ''İlk Rum Seferi” ile alınan
yerler bir daha Bizanslılar'ın eline geçmemiştir . Rumlar buralardan atılıp,
merkezi Ani'de olan ve Selçuklulara bağlı Ani – Şeddadlılar hükümeti
kurulmuştur ki; şimdiki Türkiye'nin yani Küçük Asya'daki Müslüman Türk
Devleti'nin temelleri de bu yılda Alparslan'ın eliyle atılmıştır. 1064 yılı
fetihleri, milli varlığımız ve dünya tarihi bakımından önemlidir. Alparslan
ve oğlu Melikşah döneminde Kars ve civarı barış içinde bir dön yaşamıştır.
Yalnız Melikşah'ın oğulları arasında taht için yapılan mücadele Kars
yöresinde de düzensizliğin baş göstermesine neden oldu.
Selçuklu tahtı için Muhammed Tapar, Berkyaruk ve Sencer
çekişiyorlardı. Muhammed Tapar ile Berkyaruk 1103'te Ani yöresinde karşı
karşıya geldiler. Tarihte “ Divin Savaşı” diye anılan savaşta Muhammed Tapar
yenildi. Kardeşler arasında yapılan anlaşmayla Kızılözen'in kuzeyi ile Musul
ve Şam Muhammed Tapar'a ; Horasan'la Maveraünnehir yöresi Sencer'e ; Hemedan
, İsfehan ve Bağdat Berkyaruk'a kaldı. Berkyaruk 1105 te ölünce bölgede yine
karışıklıklar çıktı. Muhammed Tapar'ın egemenliğini tanıyan Ani Şeddadlıları
Dilmaçoğulları'nın saldırısına uğradı. Dilmaçoğulları Divin üzerine yürüyüp,
Divin'i ele geçirdiler. Ani şehrini koruyan Şeddatlılar ise Fadlun'un oğlu
Mahmud'un emirliğini tanıdılar.
Bir süre sonra Saltuklular Ani şehrine gelmiş fakat
Gürcüler Saltukluları büyük bir bozguna uğratmıştır. Bunun üzerine Ani
halkı, Fahrettin Saddad'ı ülkeden kovdu. Gürcü Kralı Dimitri'nin oğlu III.
Giyorgi , yerli Ermeni halkı ile anlaşarak şehri ele geçirdi. Ani'nin
Hıristiyanların eline geçmesiyle bölgedeki Müslüman beyler bir birlik
oluşturdular . Fakat , şehir ele geçiremediler. Ani şehri 1164 yılına dek
Gürcü egemenliğinde kaldı. Ancak , Ani şehri 1164'te tümüyle Selçuklular'ın
eline geçti.
Bu sırada Selçuklu Devleti yine karışıklıklar içinde idi.
Sultan Gıyasseddin Mesud döneminde atabeyliğe yükselen Şemseddin Eldengiz,
sultanın ağabeyi Tuğrul Bey'in dul eşi Narinç Hatun'la evlendi. Eldengiz,
Selçukluların Azerbaycan Emiri Süleyman Şah'ı tahtından indirerek üvey oğlu
Arslan Şah'ı emir ilan etti. Arslan Şah 1163'te Erzen, Ahlat, Erzurum
emirliklerinin ordularını, Atabey Eldengiz komutasında Ani ve Divin üzerine
gönderdi. Kral III. Giyorgi kesin bir yenilgiye uğrayarak, geri çekildi.
1164'te yöre tümüyle Selçuklular'ın eline geçti. Atabey
Eldengiz olası bir Gürcü saldırısına karşı kalenin sur ve burçlarını
onarttı. Daha sonra İsfehan'a geri döndü. Bundan sonraki 10 yıl içinde Ani
tümüyle onarılarak ekonomik yaşamı canlandıysa da, bu durum uzun sürmedi ve
1174'te III. Giyorgi'nin saldırısıyla yeniden Gürcülerin eline geçti. III.
Giyorgi'nin yerine geçen kızı Tamara , Gürcistan'da güçlü bir askeri kuvvet
oluşturdu. Bu kuvvetler 1200'de Ani'yi ele geçirerek Şeddadlılar yönetimine
son verdiler. Ayrıca Güneydoğu Anadolu'ya dek inerek yayılmacılık siyasetini
sürdürdüler.
Gürcistan Başkomutanı Avak Sargis 1231'de Ani ve Kars'ın
genel valisi oldu. 1239'da birkaç koldan gelen Moğollar kısa zamanda Tiflis
dahil tüm Gürcistan'ı, Ani, Kars ve Sürmari'yi ele geçirdiler. Moğollar 1243
Kösedağ Savaşı'ndan sonra, Anadolu Selçuklularını tümüyle kendilerine
bağladılar. 1239-1355 yılları arasında 116 yıl boyunca Kars, Moğollar'ın
yönetiminde kaldı. Bunun 1239-1256 arası Cengizli Valilere, 1256‘dan sonrası
da İlhanlılar'a bağlı olarak geçmiştir. İlhanlı döneminde Kars ilinin
merkezi sayılan Ani bazı vergilerden muaf tutulmuştur.
1356'da Altınordu hükümdarı Canı Bey'in (1339-1357) eline
geçen Kars ve yöresinde 1380'de ise Karakoyunlular hakimiyet sağladı.
1387'de Timur'un ele geçirdiği Kars, vergi ödemek koşuluyla Firuz Tiri
Baht'a teslim edildi ve Timur Türkistan'a geri döndü. Bu durumdan faydalanan
Karakoyunlular bağımsızlıklarını ilan ettilerse de, 1394'de Timur Kars'ı
tekrar ele geçirdi. Timur'un 1405'te ölümü ile Karakoyunlu Hükümdarı Kara
Yusuf taht kavgasından yararlanarak Kars'ta tekrar hakimiyet sağladı.
Böylece Kars ve yöresi, 1406 -1468 yılları arasında Karakoyunlu egemenliği
altında kaldı. Kara Yusuf'un saltanatının son yıllarında ise Sahruh
Azerbaycan'ı ele geçirdi. Karakoyunlular Sahruh'u geri çekilmeye zorladı.
Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah , devleti 20 yıl bağımsız olarak yönetti. Bu
süre içinde Ardahan, Posof ve Çoruh yöresiyle birlikte , İran'ın büyük
bölümünü topraklarına katarak, Karakoyunlu Devleti'nin sınırlarını Umman
Denizi'ne kadar genişletti.
1453'te Akkoyunlu tahtına çıkan Uzun Hasan
Karakoyunlularla, Osmanlıları ortadan kaldırmak amacıyla önce
Karakoyunlulara saldırdı. Uzun savaşlardan sonra 1468'de tüm yöreyi ve bu
arada Kars'ı ele geçirdiler. Daha sonra Osmanlı Devleti'ne de saldıran Uzun
Hasan Otlukbeli'nde yenilerek (1473) güç kaybetti. Akkoyunlular kısa zamanda
çöktüler ve Akkoyunlu Devleti'nin yerine Safevi Devleti kuruldu. Bu devletin
egemenliği döneminde Kars ve yöresi büyük yıkım gördü.
1514 Çaldıran Savaşı'nda Şah İsmail'i yenilgiye uğratan
Yavuz Sultan Selim Kars'ta konakladı. Ordudaki yorgunluk ve huzursuzluk
sebebiyle, Doğu Anadolu'yu tam olarak egemenliğine alamadan İstanbul'a geri
döndü.
Osmanlı Dönemi Kars
Kanuni Sultan Süleyman 1534'te yaptığı sefer sonucunda
Kars'ı Osmanlı egemenliği altına aldı. 1548 yazında Kars'ı imara girişmişken
, Süleyman Çelebi İdaresinde 5000 atlı da karakol olup Safili sınırını
bekliyordu. Yazın Tahmasp oğlu İsmail Mirza ile gelen Kaçarlı Gökçe Sultan
idaresindeki büyük bir Safili ordusu ansızın Kars'ı bastı. Kars'ın yapılan
yerleri söktürülüp, yıkıldı. Bu Safili akınından cesaretlenen Atabekliler de
taarruza geçip Yusufeli, Artvin ve Tortum bölgelerini geri aldılar. 1548
sonbaharında Erzurum'a gelen bir Osmanlı ordusu, padişahın buyruğu ile H.955
Recep ayında Atabekliler yurduna girip buraları yeniden fethettiler.
1549'da Gök ve Ardahan kaleleri onarıldı ve bölgeye asker
yerleştirildi. Ancak, Safevilerin saldırıları durmadığından, 1578'de yapılan
Osmanlı- Safevi Savaşı sonucunda Osmanlı Devleti Çıldır'ı ele geçirerek
Çıldır Eyaleti'ni kurdu. Lala Mustafa Paşa yıkık ve harap olan Kars'ı büyük
ölçüde onardı. Safevi hükümdarı Şah I. Abbas'ın Revan'ı almasının ardından,
1604'te Kars Şehrini yakıp yıktı. 1615'te yapılan barış sonucunda şehri
terkeden halk geri döndü. 1639'da yapılan anlaşma sonrasında Kars 95 yıl
sürecek olan bir barış dönemine girdi.
1734 yılında ise Afganlı Nadir Şah Kars'ı kuşattı.
Yapılan barış antlaşması sonucunda Revan İran'a, Kars ve yöresi Osmanlılara
bırakıldı. Nadir Şah'ın 1736'da tekrar Osmanlı topraklarına saldırması
üzerine yapılan savaş sonucunda, 1746'da barış anlaşması imzalandı ve Kars
uzun süre barış içinde yaşadı.
Bu barış dönemi ise Rusya'nın güçlenmesiyle sona erdi.
Ayrıca XIX. yy. çeyreğinde İranlılar Kaçer Hanedanlığı döneminde üç yıl üst
üste Kars'a saldırdılar. İran saldırıları 1823'te Erzurum Antlaşması ile
sona erdi ki; bu saldırıları Rus ordusunun hücumu izledi. Sıcak denizlere
açılma hayallerini gerçekleştirmek amacıyla ilk olarak 1807'de Kars'a
saldıran Ruslar, 1828'de önce şehri, daha sonra iç kaleyi işgal etti. Şehir
yıkıldı ve yağmalandı. 1829'da imzalanan Edirne Antlaşması ile Ruslar geri
çekilmek zorunda kaldılar. Fakat Ruslar Ahıska Şehrini ve altı sancağını
savaş tazminatı yerine sayıp, geri vermediler.
Kırım Savaşı sırasında, 16 Haziran 1855'te üçüncü defa
Kars'ı kuşatan Ruslar'a karşı, küçük yaştaki çocuklar bile “Gönüllü Alayı”na
katılıp çarpıştı. Sıvastopol Bozgunu'nun acısını çıkarmak için, General
Muravyev kumandasında 54 bin kişilik ordu ile 29 Eylül 1855'te hücuma geçen
Ruslar, tabyalarda yedi buçuk saaat süren kanlı muharebeler sonunda ağır
bozguna uğrayıp, 20.000 asker zayiat verdiler. Bu müdafaada, yalnız şehir
halkından tabyalarda altısı kadın, dokuzu din alimi olmak üzere 70 şehit
ile, 230 yaralı verilmişti. 1855 Kars Zaferini gören ve bunda emeği geçen
Kanada'lı General Williams yazdığı raporlarında, İngilizler'den Albay Lake
ve doktor Sandwithe ise hatıralarında, kadınlı - erkekli Türklerin yurt
korumadaki bu eşşiz kahramanlık destanını nasıl yazdıklarını anlatmışlardır.
Kars'ta yararlığı görülenleri devlet çeşitli şekillerde mükafatlandırdı.
Müşir Vasıf, Korgenaral Kerim ve Williams Paşa'lara mücevherle süslü birer
altın kılıç ile Mecidiye Madalyaları verildi; üzerinde “Kars Kalesi” resmi
bulunan altın, gümüş ve bronz “Kars Madalyası” yaptırılarak, hizmeti
geçenlere dağıtıldı; şehre ve ahalisine
“GAZİ” ünvanı verilerek, Mahkeme
Siciline yazdırıldı; şehir halkı, üç yıl vergi ve askerlikten muaf tutuldu;
Karadeniz'de İstanbul-Batum arasında sefere başlayan yeni vapura “KARS” adı
verildi. Kars ahalisine Sultan Mecid'in kutlaması ve Vekiller Heyeti'nin
teşekkürleri geldi. İngiltere Kraliçesi Victoria, Genaral Williams'a “Kars
Baroneti” üvanını verdi.
|
Çözülmüş Örnek Define
İşaretleri :
Define İşaretleri
: Tümülüs ve Mezar
Tipleri
:
Yeraltı Kaya Mezarları
:
Eşkiya Belgeleri
Define
İşaretleri, Define, Definecilik, Antik Eser, Antik Sikke, Antik
Paralar, Antik Kentler, Hitit Kentleri,
Arkeoloji, Sanat tarihi, Tümülüs Mezar, Yeraltı Kaya Mezarları, Ölü
Gömme Gelenekleri, Define Nedir, Lahit Mezar,Osmanlı il haritaları, İllerin
tarihi, Osmanlı Paraları, Osmanlı sanatı, Osmanlı Tarihi Haritaları
|