|
Konu
Başlıkları |
|
Anadolu Osmanlı İlleri |
|
|
|
|
Konya Tarihi |
|

Konya Adının Kökeni
"Kutsal Tasvir" anlamındaki "İkon"
sözcüğüne bağlı olduğu iddia edilir. Bu konuda değişik rivayetler
bulunmaktadır.
Bunlardan biri; kente dadanan ejderhayı öldüren kişiye şükran
ifadesi olarak bir anıt yapılır ve üzerine de olayı anlatan bir resim
çizilir. Bu anıta verilen isim, "İkonion" dur.
İkonion adı, İcconium'a dönüşürken, Roma
döneminde İmparator adlarıyla değişen yeni söyleniş biçimlerine rastlanır.
Bunlar; "Claudiconium, Colonia Selie, Augusta İconium" dur. Bizans
kaynaklarında "Tokonion" olarak geçen şehrimize yakıştırılan diğer isimler
şöyledir:
"Ycconium, Conium, Stancona, Conia, Cogne,
Cogna, Konien, Konia..."
Tarihi
Konya çok eski bir yerleşim merkezidir. M.Ö. 6000-5000 yıllarında burada
yerleşme merkezi kurulduğu araştırmalarla anlaşılmıştır. Konya târih
sahnesine ise M.Ö. 1400-1200 arasında Hitit İmparatorluğunun bir bölgesi
olarak girmiştir. Hititler iç savaş ve bölücü faaliyetlerle yıkılınca Konya
sırası ile Frikyalılar, sonra Lidyalıların, Kimmerlerin hâkimiyeti altına
girmiştir. M.Ö. 6. asırda Anadolu’nun büyük kısmı gibi bu bölge de Persler
tarafından istilâ edilmiştir. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralıİskender
Anadolu’yu alıp, İran’a geçti. Pers İmparatorluğunu yıktı. İskender’in ölümü
üzerine, kurduğu İmparatorluk generalleri arasında paylaşılmıştı. Konya
bölgesi, bu paylaşmada Asya “Selevkoslar” Devletinin payına düştü.
Selevkoslar burada uzun müddet hâkimiyet kuramamış “Kapadokya Krallığı”
sonra da Bergama Krallığı, M.Ö. 233-133 yılları arasında bölgeye hâkim
olmuştur.
Bergama Krallığı Roma İmparatorluğunun hâkimiyetine girince, Romalılar M.Ö.
133’te buraya hâkim olmuşlardır. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te bölününce
Anadolu ve bunun içinde yer alan Konya, Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü.
Hazret-i Ömer zamanında İslâm orduları Konya’yı fethettiler. Asr-ı seadetten
sonra İslâm Devletinde iç savaş ve ihtilaflar artınca fethedilen bâzı
yerleri Bizanslılar yeniden geri aldılar. Bizanslılar, Konya’ya Avrupa’dan
din adamları getirerek ve büyük dînî toplantılar yaparak Konya’yı dîni bir
merkez hâline getirdiler.
Selçuklu Türkleri Konya’yı 1069 senesinde fethettiler. Fakat geri çekilmek
zorunda kaldılar. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu Sultanı
Alparslan, Kutalmışoğlu Süleyman Şahı Anadolu’yu fethetmeye memur etti.
Anadolu Fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Mansur Şah kısa zamanda
Anadolu’yu fethederek Türk beldesi hâline getirmiştir. Süleyman Şah, 1077’de
Konya önlerinde ordusu ile göründü. Konya, Takkeli Dağı eteklerindeki
düzlükte kurulmuş açık bir şehirdi ve savunması yoktu. Bir savaş olunca,
asker Gevale kalesine çekilir, düşmanı orada beklerdi. Gevale Konya’nın
kilidi idi. Gevale Kalesi Takkeli Dağının sivri tepesinde bir kartal yuvası
gibi sarp bir kale idi. Süleyman Şah birkaç esir alarak kale hakkında bilgi
aldı. Kalenin üç aylık erzakının olduğunu öğrendi. Kale Komutanı Romanus
Makri’ye elçi ile şu haberi gönderdi: “Biz şehirler fethederek buraya kadar
geldik. Burada da durmayarak daha ötelere gideceğiz, boşuna kan dökmek
istemiyoruz. Yiyecek ve içeceğiniz size ancak üç ay yetebilir. Bizse üç ay
değil altı ay bekleriz. Siz ise aç ve susuz kırılıp gidersiniz. Kozumuzu
mertçe paylaşalım. Eğer komutanınız kendine güveniyorsa kalede titreyip
duracağına ortaya çıksın, beraberce dövüşelim. Ben yenilirsem ordum çekilip
gidecektir. Ben yenersem kaleyi teslim edin. Kimsenin kılına bile
dokunmayacağız.” Bizanslı kale komutanı kaledekilerin baskısı ve gururuna
söz gelmemesi için teklifi kabul etti. Ertesi gün çelik zırhlara bürünmüş ve
at üstünde kale dışına çıktı. Her iki komutan döğüştüler. Süleyman Şah,
Bizanslı kale komutanını yendi. Gevale Kalesi Süleyman Şahın kılıcı ile
açıldı. Süleyman Şah, Konya’yı karargah yaptı. İznik’e kadar fetihler devam
etti. 1080’de İznik fethedildi. Anadolu Selçuklu Devleti kuruluncaİznik
başkent oldu. Birinci Haçlı Seferinde Haçlı Ordusu ve Bizans İznik’i geri
alınca Sultan Birinci Kılıçarslan daha güvenli bir başkent olarak Konya’yı
seçti. 1097-1308 arasında 211 sene Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti
Konya oldu.
İkinci Haçlı sürüsü Konya yakınlarından geçti. Meram Bağlarında konakladı.
Anadolu’yu Selçuklu akınları ile terk etti. Üçüncü Haçlı seferinde bulunan
Almanya İmparatoru Friedrich Barbarossa, 1190 yılının 18 Mayısında Konya’ya
geldi. Schwah Dukasının birlikleri şehre girdi. İkinci Kılıçarslan Haçlı
Ordusuna taarruz etti. 5 gün sonra Konya’dan çekilen Haçlılar kısa zamanda
Türkiye’yi terk ettiler. Selçuklular devrinde bilhassa Alâeddin Keykubat,
İkinci Kılıçarslan zamanında Konya, ihtişamının en yüksek noktasına ulaştı.
Selçuklular zamanında Konya gibi bütün Anadolu şehirleri ihtişamlı bir devre
yaşadılar. Selçuklular zamanında “Altın Çağı”nı yaşayan Konya, Türk âleminin
en önemli kültür merkezi olmuştur. İslâm Dünyâsının ilim ve sanat adamları
burada toplanmış, büyük imârlar yapılarak mâmure belde hâline gelmiştir.
On üçüncü asrın ikinci yarısı başlarken Anadolu Selçuklu Devletinin parlak
çağı sona erdi. Anadolu’ya giren Moğolların nüfuzu Konya’ya kadar uzandı.
AnadoluSelçuklu Devleti yarım asır İlhanlılara tâbi oldular. Selçukluların
son devresinde Oğuzların Avşar (Afşar) Türkmen Beyleri olanKaramanoğulları
bu bölgeye yerleştiler. Ermenek kasabasını başkent yaparak beylik kurdular.
Daha sonra (Karaman) adı verilen “Lârende”ye yerleştiler. Bilahare
Selçuklulara tâbi olarak Konya’ya hâkim oldular. Karamanoğlu Birinci Mehmed,
Selçuklular adına şu emri verdi: “Bugünden sonra divânda, dergâhta,
karargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşulmayacaktır.”
Böylece münevverler arasında ve resmî yazışmalarda konuşulan Farsçaya son
verildi.
1397 senesinde Yıldırım Bâyezid Konya’yı Osmanlı topraklarına kattı. 1402
Ankara Savaşı ile Yıldırım Bâyezid, Tîmûr ordusu karşısında yenilince, Tîmûr
Konya’yı yeniden Karamanoğullarına bıraktı. 1433’te Sultan İkinci Murâd Han
tekrar Konya’yı almışsa da Konya yeniden Karamanoğullarının idâresine
geçmiştir. Karamanoğulları Selçuklu Devletinin mîrasına konmak için
Osmanlılarla birçok defâ savaştı. Osmanlı Sultanları ile akrabalık bağı
kurmasına rağmen Osmanlı düşmanları ile işbirliği yaptı. Fâtih Sultan Mehmed
Han 1471’de Karamanoğulları Beyliğine son verdi. 1465-1467 senelerinde Konya
Osmanlıların eline geçmişti.
Anadolu Beyliklerinden Osmanlılardan sonra en mühimi olan Karamanoğulları
zengin mîmârî ve kültür eserleri bırakmışlardır. Karamanoğulları saltanatına
kesin şekilde son verilince Konya bölgesi “Karaman Tahtı” adıyla en mühim
Osmanlı Şehzâdelerinin idâresine verildi. Karaman beylerbeyliğinde, yâni
eyâletinde önce Fâtih’in büyük oğluŞehzâdeMustafa, sonra Şehzâde Cem, İkinci
Bâyezid’in büyük oğlu Veliaht ŞehzâdeŞehinşah ve bunun oğlu Şehzâde Mehmed
Şah hüküm sürdü. Şehzâde Şehinşah’ın vâliliği 28 yıl sürdü. Yavuz Sultan
Selim Han tahta çıkınca 1512’de Hemdem Paşayı Karaman Beylerbeyliğine
getirdi. “Karaman Tahtı”na şehzâdelerin oturtulması geleneğine son verdi.
1512’den sonra Konya’ya hânedandan olmayan vâliler tâyin olundu.
On dokuzuncu asra kadar Konya, Karaman eyâleti olarak idâre edildi.
Tanzimâttan sonra Konya eyâlet oldu.
Fâtih Sultan Mehmed Han, Konya için “Sultanlar Beldesi” demiş ve büyük önem
vermiştir. Yavuz Sultan Selim Han Mevlânâ hazretlerinin türbesini yeni
baştan tâmir ettirdi. Kânûnî Sultan Süleyman Han “Irâkeyn” Seferinde
Konya’ya uğradı. Mevlânâ hazretlerinin sandukası üzerindeki örtüyü öptü,
türbe ve câminin güzelleştirilmesini emretti. Sultan İkinci Selim Han
Konya’da büyük îmârlar yaptırdı. Sultan Dördüncü Murâd Han1636 İran
Seferinde Konya’ya uğradı ve Konya’nın îmârını emretti. 1896’da Konya’ya
demiryolu getiren Sultan İkinci Abdülhamîd Han 1889’da lise (idâdî) ve
ayrıca 1908’de Hukuk Fakültesi açtı. Birinci Dünyâ Harbinden sonra bir ara
İtalyanların işgaline uğrayan (Sevr Antlaşması gereği) Konya, bunun dışında
hiç bir düşman işgaline maruz kalmamış bir ildir. Meşrutiyetten sonra nüfus
ve ekonomisi gerileyen Konya Cumhuriyet devrinde yeniden gelişmeye
başlamıştır.
1867’de büyük bir yangın ve 1873’te korkunç kıtlık Konya’yı altüst etmiştir.
1922 senesine kadar eyalet merkezi olan Konya 1923’te il (vilayet) olmuştur.
Konya her tarafı târih kokan bir şehirdir. Selçuklular, Karamanoğulları
ve Osmanlılar bu ilde çok sayıda ve değerli târihî ve sanat eserleri
bırakmışlardır. Türk târihinin en eski ve kıymetli eserlerini sînesinde
barındıran Konya, ayrıca bir gönül diyârıdır.
Önemli bir turizm merkezi olan Konya’da Aralık ayının ilk Pazar gününden
17 Aralıka kadar devâm eden Mevlânâ Haftası; 5 Temmuzda başlayıp bir
hafta devam eden Akşehir Nasreddin Hoca şenlikleri; 25-30 Ekim arasında
yapılan Âşıklar Bayramı; 9 Eylülde yapılan Cirit Yarışmaları ve 1971’den
bu yana 5 Ağustosta başlayıp bir ay devâm eden Konya Fuarı ile turizm
faaliyetleri hızlanır.
Türk mîmârî anıtlarının zenginliği bakımından Konya, Türkiye şehirleri
içinde İstanbul, Bursa ve Edirne’den sonra yer alır. Târihî ve sanat
eserlerinin çoğu kaybolmuş olmasına rağmen çok zengin bir hazîneye
sâhiptir. Selçuklu eserleri en çok bu ildedir. Bozkır ortasında bir
medeniyet âbidesidir. Başlıca târihî eserleri şunlardır:
Konya Kalesi: Varlığı bilinen, fakat yeri bir türlü tesbit edilemeyen
târihî Konya kalesine âit Hastahâne caddesinde bir şahsa âit arsada kazı
yapılırken 5 m derinlikte 50x70 cm ebadında düz satıhlı halde duvar
taşları bulunmuştur. Konya surlarını yeniden inşâ edercesine Sultan
Alâeddîn Keykubad yaptırmıştır. Aynı sultan, Konya iç kalesi ile iç kale
sarayını da yaptırmıştır. Bugün hiçbiri yoktur.
Gevale Kalesi: Takkeli Dağının bir yamacında sarp ve sivri tepe üzerinde
yapılmıştır. Bu bölgenin kilit noktasıdır. Haçlı seferlerinde Selçuklu
sultanları bu kaleye çekilmişlerdir. Selçukluların siyâsî suçluları
burada hapsedilmiştir.
Beyşehir Kalesi: Yapılış târihi bilinmeyen kalenin sadece kapısı vardır.
Sur temelleri toprakla örtülmüştür. Kaleyi 1288’de Eşrefoğlu Süleyman
Bey; 1605 ve 1635 senelerinde Osmanlılar tâmir ettirmiştir. Kale
surlarının duvarları 7,5 m kalınlıkta idi.
Alâeddîn Câmiî: 1156 senesinde Anadolu Selçuklu Sultanı Birinci
Rükneddîn Mes’ûd zamânında temeli atılıp inşâsına başlanmış, zaman zaman
duraklamalar geçirmesinden dolayı Birinci Alâeddîn Keykubat zamânında
tamamlanabilmişti. 1221’de ibâdete açılan câmi Konya’nın en büyük ve en
eski câmisidir. Konya şehrinin Alâeddîn Tepesi diye anılan yüksek bir
noktasına kurulan câmi, Selçuklu mîmârîsinin en güzel örneklerindendir.
Minberi, abanoz ağacından olup, Anadolu Selçuklu ahşap işlemeciliğinin
en güzel örnekleridir.
Sâhip Ata Külliyesi: Selçuklu vezirlerinden Sâhip Ata Fahreddîn Ali
tarafından 1258-1283 yılları arasında yaptırılmıştır. Külliye, mescid,
türbe, hanekah ve hamamdan meydana gelmektedir. Çeşitli zamanlarda tâmir
gören mescid ilk orijinalliğini yitirmiştir. Türbede Sâhip Ata ve
çocukları medfundur.
Sadreddîn Konevî Câmii ve Türbesi: Şeyh Sadreddîn Mahallesindedir. Kıble
tarafındaki kapısının üzerinde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine âit
kitâbeler olup, Selçuklu kitâbesinden 1274 yılında yapıldığı
anlaşılmaktadır. 1899’da tâmir gören Câminin mihrabı Selçuklu çini
süslemeciliğinin güzel örneklerindendir. Câminin doğu avlusundaki
türbenin üzerinde köşeli tambura kâide üzerinde kafesli ahşap külah,
1990 yılında Konya Vâliliğince yeniden tâmir edildi.
Mevlânâ Türbesi ve Mevlevi Dergahı Külliyesi: Türbede dünyâya nur ve
feyiz saçan büyük evliyâ, İslâm âlim ve mütefekkiri, hak âşığı, Mevlâna
Celâleddîn-i Rûmî hazretleri medfundur. Selîmiye Câmiinin doğusunda,
Üçler Mezarlığının kuzeyindedir. Külliyenin batısı derviş hücreleri,
öbür tarafları duvarlarla çevrilidir. Külliye; Yeşil Türbe, gümüş kapı,
mescid, semâhâne, derviş hücreleri, matbah, Hurrum PaşaTürbesi, Hasan
PaşaTürbesi, Sinan Paşa Türbesi, Murad Paşa Kızı Türbesi, Mehmed Bey
Türbesinden meydana gelmiştir.
Yeşil Türbe, hazret-i Mevlânâ’nın vefâtından beş sene sonra 1278’de
Mîmar Bedreddîn Tebrizî’ye yaptırılmıştır. Mevlânâ hazretlerinin yanında
mübârek babası Sultân-ül-Ulemâ Behâeddîn Veled, oğlu Sultan Veled,
kâtibi ve vefâtından sonra halîfesi olanHüsâmeddîn Çelebi, talebesi
Salâhaddin Zerkubî, torunları ve yakınları yatmaktadır. Türbenin
üzerinde kubbe-i Hadra (Yeşil Kubbe) denilen külah biçiminde on altı
dilimli güzel bir kubbe vardır.
Osmanlı Sultanları hazret-i Mevlânâ türbesine çok ilgi gösterdiler.
Kânûnî Sultan Süleymân Han, Irak Seferine giderken hazret-i Mevlânâ’yı
ziyâret edip türbenin yanına bir câmi inşa ettirmiştir. Üçüncü Sultan
Mehmed Han, esaslı bir tâmir ve türbenin yanına medrese, dervişler için
hücre denilen 34 dâire yaptırdı. Sokullu Mehmed Paşanın oğlu Hasan Paşa
türbenin kabristanı ile semâhâne denilen kısmını birbirinden ayıran
gümüş bir kapı ile gümüşten iki basamaklı merdiven ilâve ettirdi.
Türbe ve külliye günümüzde müze hâline getirilmiştir.
İplikçi Külliyesi: Alâeddîn Tepesinin doğusunda İkinci Kılıç Arslan’ın
vezirlerinden Şemseddîn Altunba (Altınağa) yaptırmıştır. Samurcu Ebû
Bekr tarafından genişletilmiştir. Câmi ve medreseden meydana gelen
külliyenin medrese kısmı yıkılmıştır. Kalıntılarına rastlanan medrese
Anadolu Selçuklu döneminin ilk örneklerindendir.
Selîmiye Câmii: Mevlânâ türbesinin yanındadır. 1565’te Mîmar Sinan’ın
yaptığı tahmin edilmektedir. Çift minârelidir. Ak mermerden minberi taş
işçiliğinin orijinal örneklerindendir. Yirminci asrın başlarında
üslubuna uygun olarak tâmir edilmiştir.
Güdük Minâre Mescidi: Akşehir’de Sultan Birinci Alâeddîn Keykubat
zamânında Muhtesip Emînüddîn Hacı Hasan tarafından 1226’da
yaptırılmıştır. Kare plânlı ve tek kubbelidir. Minâresi baklava biçimli
tuğla süslemelidir.
Taş Medrese ve Mescidi: Akşehir’de Fahreddîn Ali Sâhip Ata tarafından
külliye olarak 1250’de yaptırılmıştır. Günümüze sâdece medrese, mescit
ve türbe ulaşmıştır. Medrese açık avluludur. Türbe, mescit ve minâre
çini mozaik süslemelidir.
Eşrefoğlu Câmii: Beyşehir ilçesinin İçerişehir mahallesindedir.
Anadolu’daki ağaç direkli câmilerin en büyüğü ve orijinalidir. Çeşitli
zamanlarda tâmir gören câminin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı
bilinmemektedir. Câminin yanında Eşrefoğlu Seyfeddîn Süleymân için
yaptırılmış bir türbe vardır.
İsmâil Aka Medresesi: Beyşehir’de Eşrefoğlu Câmiinin batısında 1369’da
İsmâil Aka tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan olan binânın büyük
kısmı yıkık vaziyettedir. Medresenin yanında İsmâil Aka’nın türbesi
bulunmaktadır.
Lala Mustafa Paşa Külliyesi: Ilgın ilçesindedir. Mîmar Sinan’ın yaptığı
külliye câmi, imâret, arasta ve kervansaraydan meydana gelmiştir. Câmi
1577’de kervansaray kısmı ise 1584’te tamamlanmıştır. Arasta’da 12
dükkan vardır.
İkinci Selim Külliyesi: Karapınar ilçesinde Sultan İkinci Selim
tarafından 1563’teMîmar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, câmi,
kervansaray, hamam, çeşme ve şadırvandan meydana gelmiştir. Külliye
çeşitli zamanlarda tâmir görmüş, bâzı kısımları orijinalliğini
kaybetmiştir.
Şeyh Sücâeddîn Türbesi: Musalla Mezarlığındadır. Kesme taştan, gövdesi 6
dilimli, tuğla kubbesiyle orijinal bir yapıdır. Yapım târihi belli
değildir.
Fakih Dede Türbesi: Burhandede Mahallesinde 1454 senesinde tasavvuf
âlimi Burhaneddîn Fakih için yaptırılmıştır. Kitâbesi çok güzel
mozaiklerle süslüdür. Türbe, Karamanoğulları devrinde, Selçuklu
Mîmârisini devâm ettiren önemli bir eserdir.
Nasreddin Hoca Türbesi: Akşehir’dedir. Tâmirler yüzünden ilk orijinal
yapı özelliğini kaybetmiştir. 1905 yılında Akşehir kaymakamı Şükrü Bey
günümüzdeki şekliyle tâmir ettirmiştir.
Seyyid Mahmûd Hayrânî Türbesi: Akşehir’de ve şehrin batısındadır.
1268’de yaptırılan türbe, Karamanoğlu İkinci Mehmed zamânında tâmir
ettirilmiştir. Ceviz ağacından olan tek kanatlı giriş kapısı ahşap
işçiliğinin ilginç örneklerinden olup, Akşehir müzesindedir. Ahşap
sandukalar ise İstanbul Türk-İslâm eserleri müzesindedir.
Tavus Baba Türbesi: Konya’nın mesîre ve târihî yeri olan Meram’dadır.
Sultan Alâeddîn Keykubad’ın devrinde Konya’da vefât etmiş olan Şeyh
Tavus Mehmed el-Hind medfundur. Taş ve tuğladan yapılmış sâde bir
eserdir. Yanında bir câmi vardır.
Argıt Han (Altınapa Hanı): Konya-Akşehir yolu üzerinde Şemseddîn Altunba
tarafından 1201’de yaptırılmıştır. Sâde, süslemesiz yapı yıkık
vaziyettedir.
Kızılviran (Kızılören) Hanı: Konya-Beyşehir yolunda, Birinci Gıyâseddîn
Keyhüsrev tarafından 1205’te yaptırılmıştır. Yazlık ve kışlık
bölümlerinden meydana gelmiştir. Girişin solunda üst katta bir mescid
vardır.
Sultan Han: Konya-Aksaray yolu üzerinde Birinci Alâeddîn Keykubad
zamânında 1229’da yapılmıştır. 1278’de tâmir gören yapı, yaklaşık 5000
m2’lik bir alanı kaplar. Dıştan kulelerle desteklenmiş görkemli bir
kaleye benziyen han, bu türün en büyük ve güzel örneklerindendir.
Horozlu Han: Konya-Akşehir yolu üzerinde Emir Câmedâr Eseddüddîn Ruz-apa
tarafından 1246-1249 yılları arasında yaptırılmıştır. Bir bölümü tâmir
edilen yapının avlusu yıkıktır. İsmin, horozla alâkası olmayıp; Ruz-apa
(Ruz-be, Uruz-be, Hunuz-be,...) kelimesinin etimolojik değişmesinden
“Horozlu” adını almıştır.
Ishaklı Han: Akşehir-Çay yolu üzerinde Fahreddîn Ali Sâhip Ata
tarafından 1249’da yaptırılmıştır. KlasikSelçuklu sultan hanları
plânındadır.
Kapu Câmii: Eski Odun Pazarı Semtinde, Post Nişin Pir Hüseyin Çelebi
tarafından 1568’de yaptırılmıştır. İki defâ yıkılan, bir defa da yanan
câmi 1868’de bugünkü hâlini almıştır. İhyaiyye Câmii diye de bilinir.
Kapu Câmii, Osmanlı devrinde Konya’da yapılan câmilerin en büyüğüdür.
Aziziye Câmii: Türbe Caddesinde 1671-76 seneleri arasında Dâmâd Mustafa
Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1867’de yanan câmiyi 1875’te Sultan
Abdülazîz’in annesiPertevniyal Vâlide Sultan yeniden tanzim ettirmiştir.
Câmi Barok-Rokoko Mîmâri tarzlarının birleşmesinden meydana gelmiştir.
Çift minârelidir.
Şemsi Tebrizî Mescidi ve Türbesi: Şems Mahallesindedir. Türbe ve
mescidin yapılış târihi bilinmemektedir. Önceleri bir mezarlık içinde
bulunan mescid ve türbenin etrâfı park hâline getirilmiştir.
Taş Mescid: Sultan Birinci İzzeddîn Keykavus zamânında Hacı Ferruh
tarafından 1215’te yaptırılmıştır. Ana giriş kapısı ve mihrap Selçuklu
taş işçiliğinin ilk zengin örneklerindendir.
Sırçalı Mescid: On üçüncü asırda yapıldığı tahmin edilen mescid, zengin
çini mozaik süslemeleri ve tuğla örgüsüyle çok orjinal bir yapıdır.
Sağlam olarak günümüze ulaşan, çini mozaik süslemeli mihrap, Selçuklu
mihraplarının en güzel örneklerindendir.
Tâhir ile ZühreMescidi: Beyhekim Mahallesindedir. Kitâbesi olmadığından
kimin tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Yanında halk
hikâyelerine konu olmuş Tahir ile Zühre’nin türbesi vardır.
Ali Gav Medresesi: Tarla Mahallesindedir. Yapım târihi ve kim tarafından
yapıldığı bilinmemektedir. 1901’deki tâmirattan sonra Mahmûd Bey
Medresesi ismini almıştır. Medresenin yanında Hâcı Bektâş-ı Velî
hazretlerinin talebelerinden Ali Gav Baba medfundur.
Tâcül Vezir Medresesi ve Türbesi: Dedebahçe Semtinin doğusunda İkinci
Gıyâseddin Keyhüsrev devri vezirlerinden Tâceddîn MehmedBey tarafından
yaptırılmıştır. Kaynaklarda medrese, hanekâh, mescid ve türbeden meydana
gelen bir külliye olduğu bildirilmektedir. Günümüze sâdece türbe ve
medrese ulaşmıştır. Türbede Vezir Tâceddîn ve torunları medfundur.
Sırçalı Medrese: Gazli Alemşah MahallesindeSultan İkinci Alâeddîn
Keykubat’ın Lalası Bedreddîn Müslih tarafından 1242’de yaptırılmıştır.
Anadolu’daki çinili medreselerin ilk ve en güzel örneklerinden olan
Medrese açık avluludur. Yanındaki türbede türbenin bânisi Bedreddin
Muslih medfundur.
Karatay Medresesi: Alâeddîn tepesinin kuzeyinde Emir Celâleddîn
tarafından 1251’de yaptırılmıştır. Selçuklu devri kapalı
medreselerindendir. Doğusunda beyaz ve gök mermerden büyük bir taş
kapısı vardır. Medrese günümüzde çini eserler müzesi olarak
kullanılmaktadır.
Küçük Karatay Medresesi: Karatay Medresesinin karşısında 1248-1250
yılları arasında Celâleddîn Karatay’ın kardeşi Kemaleddîn Timûrtaş
tarafından yaptırılmıştır. Açık avlulu medreselerdendir.
İnce Minâreli Medrese: Alâeddîn Tepesinin batı eteğinde Selçuklu
vezirlerinden Sâhip Ata Fahreddîn Ali tarafından 1260’da yaptırılmıştır.
Selçuklu devri kapalı medreseler tipindedir. Portal üzerine işlenmiş
âyet ve motifler Selçuklu taş işlemeciliğinin şâheserlerindendir.
Medresenin câmi kısmı, yıkılmış sâdece iki şerefeli ince uzun minâresi
kalmıştı. 1901’de meydana gelen debremde de ikinci şerefe yıkılmıştır.
Günümüzde taş ve ahşap eserler müzesi olarak kullanılmaktadır.
Has Bey Darülhuffazı: Gâzi Alemşah Mahallesinde, Karamanoğlu İkinci
Mehmed Bey zamânında Hacı Has Bey oğlu Mehmed Bey tarafından 1421’de
yaptırılmıştır. Tuğladan kare plânlı bir yapıdır. Ahşap işlemeli kapısı
Taş ve Ahşap Eserler Müzesindedir.
Nasuh Bey Darülhuffazı: Karamanoğlu İkinciİbrâhim Bey zamânında Kâdıoğlu
Nasuh Bey tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan kare plânlı ve tek
kubbelidir. Günümüzde İl Halk Kitaplığı Gazete Dergi Bölümü olarak
kullanılmaktadır.
Ulu Câmi: Akşehir’de on üçüncü asrın başlarında yaptırıldığı tahmin
edilmektedir. Minâresi, 1213’te Ebû Saîd İbrâhim tarafından
yaptırılmıştır. Sultan Birinci Alâeddîn Keykubat döneminde tâmir
ettirilen câmi sonraki tâmirlerden dolayı orijinalliğini kaybetmiştir.
RüstemPaşa Kervansarayı: Ereğli ilçesinde Kânûnî Sultan Süleymân devri
sadrâzamlarından Rüstem Paşa, Mîmar Sinan’a yaptırmıştır. Kitâbesi
olmadığından kesin yapım târihi bilinmemektedir. Bir bölümü yıkılmıştır.
İkinciKılıçarslan Köşkü: Alâeddîn tepesinin kuzey yamacında yer alan bu
köşkü Birinci Alâeddîn Keykubat tâmir ettirdiği için uzun süre Alâeddîn
köşkü olarak bilinmiştir. Anadolu çini sanatının gelişimini gösteren
önemli eserlerdendir. Günümüzde sâdece doğu duvarları kalmıştır.
Keykubat Sarayı: Beyşehir Gölünün güney batı kıyısında Birinci Alâeddîn
Keykubat’ın emri ile 1236’da veziri Mîmar ve Nakkaş Sâdeddin tarafından
yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu devri sivil yapılarının en meşhur ve
sanat târihi açısından mühim eserlerindendir.
Eski eserler:
Hitit Şehri: Konya’ya 7 km uzaklıkta Karahöyük’te çıkarılmıştır. Mimarî
kalıntılar, mühürler, çanak ve çömlekler bulunmuştur. Çatal Höyük:
Konya’dan 50 km mesafede olup, Anadolu’da insanlığın bilinen ilk
yerleşme merkezlerinden biridir. Çatal Höyük Çumra’ya 12 km
uzaklıktadır. Evler, renkli resimler, seramik ve mezarlar bulunmuştur.
İvrit Anıtı: Tarihin ilk tarım anıtı olup, Hitit devrinden kalma bir
kabartma taştır. Ereğli ilçesindedir. Hititler toprağın bereketine şükür
ifadesi olarak dikmişlerdir. Ilgın’ın Nane ve Dede Höyükleri vardır.
Ilgın’ın 25 km kuzeydoğusunda Hitit devrinde III. Hattuşil’nin oğlu
Tatalya “Salburt” isimli bir şehir kurmuştur. Bu şehir ile ilgili
eserlerden öğrenildiği kadarıyla Hititler “Hiyeroğlif” yazıyı
Mısırlılardan 500 sene önce M.Ö. 3500’de kullanmışlardır. Eflatunpınar:
Hitit Çeşmesi Anıtı olup, M.Ö. 1300-1200 yıllarından kalmadır.
Beyşehir’e 15 km mesafededir. 14 taştan yapılmış olup, duvar
şeklindedir. Belviranköyünde tarihi kalıntılar, Hadım’da Bolat ve
Eserler köylerinde önemli Hitit eserleri vardır. Ak Manastır:
Konya-Silifke yolu üzerinde, kayaya oyulmuş bir manastırdır. 274
senesinde Saint Horion adına yapılmıştır. Haghia Kilisesi: Sille’de 327
senesinde yapılmış olup, Anadolu’daki en eski kiliselerden biridir.
Bizans Çağı Kalıntıları: Cihanbeyli Akçaşar köyünde tarihi
kalıntılardır.
Mağaralar:
Merkez ilçeye bağlı Küçükmuhsine köyü yakınında irili ufaklı bin
mağaranın içi renkli resimlerle bezenmiştir.
Tabiî güzellikler:
Konya; tabiî güzellikler, mesîre yerleri tabiî baraj, göl kenarları
bakımından zengin sayılır. Başlıca mesîre yerleri şunlardır:
Meram Bağları: İl merkezinin batısında târihî yeşillikler içinde bir
dinlenme yeridir. Târih boyunca bağları, suyu ve havasıyla meşhur olan
bu mesîre yeri seyâhatnâmelere ve şiirlere konu olmuştur. Ortasından
Meram Deresi akar. Zamânımızda gürültülü bir eğlence merkezi hâline
gelen MeramBağları eski temiz havasını kaybetmeye başlamıştır.
Dede Bahçe: Alâeddin Tepesinin kuzeybatısında târihî bir bahçedir.
Burayı Selçuklular zamanında Tâceddîn Ahmet Bey yaptırmıştır. Uzun
yıllar mesîre yeri olarak kullanılan bahçe, daha sonraları âile gazinosu
olarak kullanılmış. Günümüzde kültürpark hâline getirilmiştir.
Alâeddîn Bahçesi: Alâeddîn Tepesindedir. Çok eski târihe sâhib olan
bahçe son yıllarda belediye tarafından ağaçlandırılıp düzenlenmiştir.
Yakamanastırı: Beyşehir’e 6 km uzaklıkta zengin tabiî bitki örtüsü ve
bol su kaynaklarına sâhip bir mesîre yeridir. Çam ağaçları ile kaplıdır.
Çamlıköy: Akşehir ilçesinin 14 km güneyinde çok güzel manzaralı bir
dinlenme yeridir.
Beyşehir Gölü: Göl kıyıları çok güzel mesîre yeridir. Göl çevresi çam
ormanları ile kaplıdır.
Akşehir Gölü: Çevresi ormanlarla kaplı olan gölün kıyıları güzel mesîre
yerleri ile doludur. Gölde sazan ve turna balıkları ile av kuşları
vardır.
Damla Kayası: İl merkezi yakınında Sille bucağında ağaçlıklı ve suyu bol
bir mesîre yeridir.
|
Çözülmüş Örnek Define
İşaretleri :
Define İşaretleri
: Tümülüs ve Mezar
Tipleri
:
Yeraltı Kaya Mezarları
:
Eşkiya Belgeleri
Define
İşaretleri, Define, Definecilik, Antik Eser, Antik Sikke, Antik
Paralar, Antik Kentler, Hitit Kentleri,
Arkeoloji, Sanat tarihi, Tümülüs Mezar, Yeraltı Kaya Mezarları, Ölü
Gömme Gelenekleri, Define Nedir, Lahit Mezar,Osmanlı il haritaları, İllerin
tarihi, Osmanlı Paraları, Osmanlı sanatı, Osmanlı Tarihi Haritaları
|