Adının kaynağıRize yunanca bir kelime olup anlamı döküntü kırıntı olarak ifade
edilmektedir.Lazca olma ihtimalide vardır.. Rize'nin tarihi
öncesi hakkında
bilgilerimiz sınırlıdır. Yöreye hakim olan orman dokusu nedeniyle, Rize'nin
tarih çağları ile ilgili bilgilere ışık tutacak arkeolojik bulgular da bu güne
kadar ortaya çıkarılamamıştır. Rize'nin tarihi ancak komşu illerin ve bölgelerin
tarihleri ile bağlantılı olarak ele alınabilmiştir. Rize ilinin adı ile ilgili
olarak değişik görüşler ileri sürülmüştür; Saka dilinde ise "RİZE" ufak kırıntı,
döküntü anlamındadır. Ayrıca Erzincan'ın Sakalar dönemindeki "Eriza" olan adının
başındaki "e" sesinin düşmesi ile adaş olarak Rize için de kullanıldığı ifade
edilmektedir.
TARİHİ İZLER
Rize ili ve çevresinin bilinen ilk hakim ahalisi, bitişken dilli ve Asya
kökenli kavimlerdir. Bunlar Rize ve çevresinde tarım ve hayvancılıkla
geçinen yerleşik topluluklarıdır. Bu topluluklardan "KULKU-KULKHA"ların
adına, Erzurum yöresini kendi ülkesinin topraklarına katan URARTU kralı II.
SARDUR (M.Ö. 765-735) 'un Çıldır gölünün güneyinde Taşköprü köyünün
üstündeki kayalıklara kazdırdığı çivi yazılı kitabede rastlanmıştır.
M.Ö. 2000'lerde Kafkas dağları ile
Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan Kimmerler'in Ülkesi, M.Ö. 720 yıllarında
Sakalar tarafından işgal edildi. Kimmerler'in Azak denizi ile Kafkaslar
arasında yaşayan kolu, Sakalar'ın baskısı ile M.Ö. 714 yıllarında yurtlarını
bırakarak Aras ve Çoruh nehri boylarınca yayıldılar. Kimmerler'in bu ilk
göçleri, en eski destani Gürcistan tarihi olan "Kartlis-Çkhovrebe"da kartli
(Gürcistan) ve komşularını esarete aldıkları ilk seferi diye anılmaktadır.
Daha sonraları Kızılırmak ve Adana Bölgesine kadar hakim olan Kimmerler'den,
Trabzon-Bayburt arasındaki Kemer dağı, Rize Çayeli İlçesi çıkışındaki Kemer
köyü, Kızılırmak boyundaki Gemerek ile Kars'ın doğusunda yer alan Ümrü gibi
coğrafya adları günümüze kadar gelmiştir.
Aşağı Tuna ve Karpatlara kadar Doğu
Avrupa'ya hakim olan Sakalar M.Ö. 680 yılında kendilerine itaat etmeyen son
Kimmerler'i de yenerek Azerbaycan ve Gürcistan'a yayıldılar. Saka Kralı
MADOVA'nın M.Ö. 626'da Medler'ce hile ile öldürülmesi üzerine Heredot'un
andığı "Asya'da 28 yıl süren Sakaların hakimiyetleri" sona erdi.
Saka göçleri sırasında, Aşağı Çoruh ve Rize-Batum
arasına "Kalaç" adlı bir Türk boyu yerleşmiştir. Bu boyun yerleştiği
bölgeye, M.S. 150 yıllarında yazılan PTOLEMEUS'un coğrafyasında Kalarzen,
Gürcü kaynaklarda ise Klarc-et (=Klarç yurdu) denmektedir. Batom-Rize
arasında güneyden Karadeniz'e esen sıcak rüzgarlar hala "Kalaş yeli" olarak
anılmaktadır. Ayrıca Rize yöresindeki Türkmen/Oğuz topluluğu içinde yer alan
Askur Boyunun Rize'nin doğusundaki Askoroz çayı diye bilinen çaya adını
vermiş olması gerektir. Yine Sakaların Horosan kolunun gelen Arşaklar ve
Balkarlar Bayburt çevresi Çoruh vadisi boyunca yerleşmişlerdir. Bu yüzden
Bayburt ve İspir'in kuzeyindeki sıra dağlara günümüze kadar ve hece
kaymasıyla "Balkal" ve buradan güneye doğru esen yağmur getiren rüzgara da "Balkal
yeli" denile gelmektedir. Rize'de Hemşinlilerin en güzel yaylaları Baykal
dağlarındadır.
KOLONİ DÖNEMİ :
M.Ö. 670 yılında Ege'de yaşayan Milletoslu denizciler Marmara ve
Karadeniz kıyılarında Plinius'un tarihine göre 10 kadar empeion (Pazar yeri)
adı verilen ticari nitelikle liman şehirleri kurmuşlardır. Bu arada Rize'nin
de Kolonize edilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Tarihi akış içerisinde M.Ö. 7 YY sonlarında
Kimmer akınlarının Anadolu'yu kargaşaya sürüklemesinden faydalanan Medler'in
yöreyi istila girişimleri, M.Ö. 550'de Med krallığını yıkan Pers kralı II.
Kiros'un aynı şekilde ki istila hareketleri yöredeki savaşçı kavimlerin
karşı koymaları nedeni ile Rize çevresinde başarılı olamamışlardır.
Büyük İskender'in Pers kralı III. Darius'u
kesin bir yenilgiye uğratması ile eline geçirdiği Anadolu Hakimiyeti M.Ö.
323 senesine kadar sürmüştür. Büyük İskender'in ölümü ile İmparatorluğun
devamı niteliğinde olan Pontos, Koppodkida, Bithynia gibi krallıklar
kurulmuştur. Ancak Trabzon, Rize gibi bir takım serbest şehirler, bu
krallıklara bağlı olmadan varlıklarını sürdürmüşlerdir.
PONTOS VE SELÇUKLULAR DÖNEMİ :
İskenderin ölümünden sonra Komutanları ve Satraplar arasında çıkar egemenlik
savaşlarında bağımsızlığını ilan eden Mitridates Kitistes Karadeniz
kıyısında Sinop dolaylarına doğru genişleyen Pontos krallığını kurdu. Pontos
kralı Farnakes M.Ö. 180'de Rize'yi İşgal ederek krallığı topraklarına kattı.
M.Ö. 5. Yüzyılda Karadeniz'in kuzeyini gezen
Herodot sakaların "Alazon" (+Alazlar) boyundan söz eder. M.S. 23-79 yılları
arasında yaşayan Romalı PİLİNUS aynı yörede "Laz'lar" (Laz'oi) adlı bir
kavim yaşadığını bildirir. 131 yılında Karadeniz kıyılarını gemi ile dolaşan
Romalı ARRİANOS, Karadeniz'in doğusunda hakim olan Lazlardan bahseder.
Rize, M.S. 10-395 yılları arasında Roma, 395
yılından itibaren de Bizans hakimiyeti altında yer almıştır.
Sakaların Kars, Iğdır kesimine yakın
Gökçegöl ile Alagez dağı arasında yaşayan bir boyu olan Amadunuler 626
yılında İranlıların baskısından kurtulmak için Boy Beyleri Hamam'ın
öncülüğünde Çoruh ırmağını aşıp Rize'nin Dampur adlı ıssız yerini
şenlendirerek ve bu yöreye HAMAM-A ŞEN (Hamamın şenliği) adını vererek
yerleşip yurt tuttular. Bu yöreye bu gün Hemşin denmektedir. 646 yılında
yöre Araplar tarafından vergiye bağlanmış olup 737 yılında da kısa bir süre
Araplar'ın eline geçmiştir.
XI. Yüzyıldan itibaren Rize'ye Türkmenlerin
akınları yoğunlaşır. 1071 Malazgirt zaferi ile birlikte Bizans'tan feth
edilen bölgelerde Türk emirlikleri kurulurken, Erzurum-Saltukluları da Çoruh
nehri boyları ile birlikte Rize bölgesini hudutları içine aldılar.
Alpaslanoğlu Sultan Melikşahın emirlerinden Ebu Yakup ile Emir İsa Böri
adındaki Komutanlar 24 Haziran 1080 Posof-Kol zaferi ile Apkaz-Gürcistan
krallığını yenerek Giresun'un batısına kadar olan Doğu Karadeniz bölgesinde
Bizans'ın Hakimiyetine son verdiler. Böylelikle Büyük Selçukluların yükselme
devrinde tüm Anadolu ile birlikte Rize de Selçukluların hakimiyetine
girmiştir.
Bu gelişmelerden sonra 100 bin nüfuslu
Çepni'ler ile Kürtünler Doğu Karadeniz kıyılarına ve Rize'nin İkizdere
kesimine yerleştirildiler. 1098 yılında Danışmenlilerin yöreye kısa bir
dönem hakimiyetleri söz konusudur. Ancak Haçlı seferleri yüzünden canlanan
Bizanslar, 1098'de Trabzon
ve Rize kesimini Emirüssevahil Sülübey'den aldılar. Çoruh vadisinde
yerleşmiş olan Kıpçak boyundan Kubasar ailesi ve taraftarları 1195 tarihinde
doğudan yeni-Kıpçakların gelişinden rahatsız olarak Bizans idaresindeki Rize
ve Trabzon bölgesine gelip yerleşmişlerdir. İkizdere ve Sürmene'deki 60
aileden çok Kumbasar oymağı, bunların torunlarıdır. IV. Haçlı seferinde
Frenklerin İstanbul'u işgali üzerine baskıdan kaçan KOMMENLER soyu, 1204
yılında Rize'yi de içine alan TRABZON PONTOS RUM imparatorluğunu
kurmuşlardır
OSMANLI FETHİ ve İDARESİ'NDE RİZE BÖLGESİ : YENİ TÜRK GÖÇLERİNİN
YERLEŞTİRİLMESİ (Karaman/Konyalı, Akkoyunlu, Dulkadırlı)
Fatih II.Sultan Mehmed, Komninoslu bir anadan
doğan ve Komninoslardan evli olup, Turabozan Takfurluğunun müttefikiki olan
Akkoyunlu Padişahı Uzun Hasan'a rağmen, 1461 yazında ordusuyla gelince, son
Takvur "eman" ile savaşsız teslim oldu. Daha önce şehirdeki Rumların çoğu ve
çevredeki Rum köylülerinin bir takımı, Kırım'a göçüp, orada yerleştiklerinden,
1475 de Kırım liman şehirleri Venedik ve Cenevizlilerden alınıp,ilk tahrir
yapılırken, bunlar "Turabuzoniyan" diye yazıldığı görülüyor. Aynı 1461
yılında, doğuda Çoruk ağzına kadarki yerler ve arada Rize'de savaşsız
fethedilerek, bütün buralar, yeni kurulan "Turabozan Sancağı"na bağlandı. Şehir
ve kasabalara gönüllü ve sürgün olarak Çorum, Amasya, Tokat ve Samsun
bölgelerinden Türkler getirtilerek vergilerden muaf olarak 1464 yılına kadar
yerleştirildi. İkinci Fatih çağı iskanı, 1466 da Konya/Karaman Eli
fethedildikten sonra, şehir ve kasaba halıkını çoğu İstanbul'a, azı Turabozan
Sancağındakilere ve köylülerde, Rumeli ile Turabozan Rize köylerine
yerleştirildi. Bu yüzden, her iki iskan sırasında gelen Müslüman Türkler,
buralardaki Kıpçaklı ve yerli ahaliyi, gönüllü Müslümanlığı kazanırken, Osmanlı
vergi defterlerinde, kimlerin hangi göçmenin irşadiyle Müslüman olduğu işaret
edilmiştir.
1486 yılında yani Fetih'ten 25 yıl sonra tutulan
ilk Turabozan Sancağı TAHRİR TAPU DEFTERİ'nde, şimdiki Rize İli bölgemiz:
- RİZE
- ATİNA (Hemşin nahiyeleri dahil)
- LAZLUK (Ardeşen, Vitçe/Fındıklı, Arhavi,
Khopa dahil) üç kaza halinde Turabzon'a bağlı bulunduğu belirtiliyor.
Sultan II. Bayezid'in oğlu Şehzade Sultan
Selim'in 1511 yılına kadarki 20 yıl süren "Turabzon Sancakbeğliği" sırasında,
1501-1507 yıllarında aşırı Şiilik ile Akkoyunlu Sünni Devletini yıkan Safevi Şah
İsmail'in kırgın ve zulümden kaçan Akkoyunlu Türkmenleri, en yakın Osmanlı
toprağı olan (çünkü, Fırat'ın batısında Divriği'ye kadarkiş yerler, Mısır
Kölemen Devleti elinde idi), Turabzan Sancağına aileleriyle birlikte sığındılar.
Şehzade Yavuz Selim, bunları bağrına basarak, Trabzon ve Rize bölgelerine iskan
ederek, geçimlerini kolaylaştırmak için, onlardan kurduğu ordu ile 1508 de Kutay
şehrini alarak, Batı Gürcistanı yağmalayıp, kendisine tabi kıldı.
Şehzade Sultan Selim çeğında o kadar kalabalık
Akkoyunlu Türkmeni bu iki ilmiz bölgesine gelip yerleştiki, onların lehçesiyle
bugün bile Rize'de ve Trabzon'da, "KE" sesini "Ç" ve "GE"'yi
"C" biçiminde (Türç/Türk, Çatip/Katip, Coz/Göz, Cemi/Gemi sözlerindeki
gibi) söylenenlerin lehçesi, Tebriz ve Revan Türkleri ile, yine 1534-1545 de
Kanuni Sultan Süleyman'ın Tebriz şehrinden göçürüp gönüllü iskan ettirdiği
Erzurumlular'ın konuması gibidir. 67 ilimiz içinde, Erzurum şehir içi ve yakın
köyleri ile, Trabzon ve Rize halkımızın bu biçimdeki Akkoyunlu lehçesi
yaşatmaları Türk dili Tarihi Profesörü rahmetli Dr.Ahmet CAFEROĞLU'nun kitabı
ile, Atatürk Üniversitesi eski öğretim mensuplarından Rizeli rahmetli arkadaşım
Dr. Turgut "Rize Ağzı" kitabındaki derleme metinlerden anlaşılmaktadır. Trabzon
veRize (Hemşin kesiminde)ki "Bornak" adlı köy va yayla da, Akkoyunlu uruğunun
vezirler çıkaran boyundan olup, buralara iskan edilen koldan kalmadır.
Rize Tabzon bölgesine son ve dördüncü iskan,
Yavuz Selim'in Padişah olduktan sonra, Mısır Kölemen Sultanlarına möeylettiği
anlaşılan Maraş-Elbistan'daki Dulkadiroğlu Türkmen Beğiliğini 1515 de ortadan
kaldırınca oradan gönderdiği Maraşlı ve Dulkadırlu oymakları ile olmuştur.
- Bu yüzden, Dulkadırlı uruğunun KÖROĞLU
oymağı kolundan Rize'de, Hemşinliler içinde, birkaç ailesi Ankara'da
yerleşmiş 18-20 kadar "Köroğlu" soyadını devam ettirenler vardır.
- Bunun gibi "Kürdoğulları" adlı Hemşinli
ailelerde, Şah ismail'in zulminden kaçıp, Sancakbeği Selim'e sığınanların
torunlarıdır.
- Bunlar gibi, Farkın/Silvandaki Salahaddini
Eyyubi soyundan Beğler aileside 1507 de oradan kaçıp gelince Maçka'ya
yerleştirilmiştir. Bunların neslide 1934'den önce "Eyyubizade" ve Soyadı
Kanunumuza göre Eyuboğlu diye tanınan Maçkalı ailelerdir ki, birçok ünlü
kişiler yetiştirmiştir.
- Ayrıca Osmanlılar, bazı zaim ve sipahileri
de, Rumelinden getirerek buralara yerleştirip, Dirlkik vermiştir. Tirebolulu
H.A.Alparslan'ın tesbitine göre, Tilatorlar ve daha başka eşraf, Rumelden
gelmektedir.
Osmanlı Defterdarlığının tutturduğu şu ilk beş Tapu
Tahrir Defteri, bütün eski Trabzon Sancağı kazaları gibi, Rize İlimiz için de,
Fetihten sonraki ilk 120 içindeki ahali vergi mükellefleri, din, iktisadi,
hayat, vakıflar, vergi kaynakları ve daha başka içtimai durumları öğrenmek için
Dünyadaki eşsiz değerdeki milli kaynaklarımızdır.
1)1486 dan kalma, İstanbul Başbakanlık Arşivindeki 828 sayılı,
2) 1521 tarihli 52 sayılı defter. Bunda:
- Mafavri/Çayeli ahalisinin Müslüman
- Atina/Pazar ilçesinde bazı Hemşenli ve
öteki yerlilerin "Kadim/Eski Müslüman"
- Lazluk kesiminde de 35 köydekilerden Eski
Müslümanların yani Osmanlı Fethinden önce Müslüman olagelmişlerin kaydı
vardır.
3) 1523 tarihli 387 sayılı,
4) 1554 tarihli 288 sayılı
5) Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü "Kuyud'i Kadime Arşivi"nde 1583
yılından kalma 29 sayılı.
Bunlardan 2,3, 4'den faydalanan rahmetli Hocamız Prof.Dr.Tayyib GÖKBİLGİN, 1962
de yayınladığı, "XVI. Yüzyıl Başlarında Trabzon ... ve Doğu Karadeniz Bölgesi"
adlı araştırmasında .... bölgesine ait çok değerli bilgiler vermiştir.
Rize Tarihi Eserler
RİZE
ATATÜRK MÜZESİ
Müftü Mahallesi'nde yer alır. Kuzeyinde geniş bir bahçesi vardır. 20.
yy'ın başlarında yapılmıştır. İç sofalı, planlı, üç katlı bir evdir.
İkinci katta, kuzeydoğudaki oda Atatürk'ün kaldığı odadır. Ulu Önder
Atatürk, 17 Eylül 1924 tarihinde Rize'yi ziyaret ettiği sırada, Mataracı
Mehmet Efendi'nin evinde misafir edilmiş ve bu odada kalmıştır. Mataracı
Mehmet Efendi Evi restore edilmiş ve müze olarak 27.12.1985 tarihinde
ziyarete açılmıştır. Zemin katta, Rize İl merkezinden toplanan kitabeler
ve mezar taşları, birinci katta ise bazı ahşap oymalı mimari parçalar,
dokuma araç gereçleri, etnografik eserler sergilenmektedir. İkinci katta
ise Atatürk zamanından kalan eşyalar, Atatürk'e ait giysiler, Kurtuluş
Savaşı ve Atatürk'e ait fotoğraflar bulunmaktadır.
RİZE
MÜZESİ
Rize Müzesi Müdürlüğü 1984 yılında Atatürk evi olarak hizmet vermeye
başlamıştır. Kültür Bakanlığı tarafından şehir merkezinde restorasyonu
tamamlanan iki adet eski eser yapıdan sarı ev olarak adlandırılanın
teşhir ve tanzimi tamamlanarak 27.06.1998 tarihinden itibaren müze
olarak parçalanmış olup, zemin kat kafeterya bölümü ve ikinci kat ise
yöresel yemeklerin sunulduğu lokanta olarak hizmet vermektedir. Rize
müzesinde 52 arkeolojik, 1014 etnografik, 594 sikke, 17 Mühür ve mühür
baskısı ve 3 arşiv vesikası, 17 el yazması olmak üzere toplam 1695
envanterli eser bulunmaktadır.
RİZE
KALESİ
Şehir merkezinin güneybatısında yer alır. İç Kale
ve Aşağı Kale'den meydana gelmektedir. Yoğun yerleşme sebebiyle Aşağı
Kale tamamen yok olmuş, batı tarafından bazı sur parçaları ve kuleleri
günümüze gelebilmiştir.
BOZUK
KALE
İl merkezinin 10 km doğusunda Gündoğdu'da, aynı adla anılan derenin
kenarında yer alır. Denizden 30 m yükseklikte kurulmuş küçük bir
gözetleme kulesidir. Karadeniz sahillerinde sık görülen küçük orta çağ
kalelerinden biridir.
ZİL
KALE
Bölgenin en dikkate değer eserlerinden birisidir. İlçe merkezinin 15 km
güneyinde, Fırtına Deresi'nin batı yamaçları üzerinde kurulmuştur.
Kalenin üzerinde inşa edildiği sarp kaya kütlesi denizden 750 m dere
yatağından yaklaşık 100 m yüksekliktedir. Kale; dış surlar, orta surlar
ve iç kaleden meydana gelmektedir. Kale doğal bir kaya kütlesi üzerinde
kurulmuştur. Dış kalenin kapısında kuzeybatı yönündeki patika bir yolla
ulaşılır. Kuzeydeki kapının söğe taşları sökülmüştür. Bir teras
yardımıyla orta surlar seviyesine çıkılır. Buradan ikinci kapı
yardımıyla kale içerisine girilir. Orta kale içerisinde üç önemli yapı
bulunmaktadır. Bunlar muhafız binası, şapel ve başkuledir. Kulenin dört
katlı olduğu, duvarlardaki hatıl izleri ve kiriş deliklerinden
anlaşılmaktadır. İçerisinde ince bir bölüntü duvarı ve dolgu toprak
vardır. Duvarlar üzerinde doğu yönünde kemerli pencereler, diğer
taraflarda mazgal delikleri bulunmaktadır. Kulenin üstünün dendanlı bir
teras şeklinde olduğu belirlenmiştir. Duvarlar içerisinde dikey uzanan
boru yuvaları belki de kapanmış sarnıçları su akıtıyordu.
KALE-İ
BALA (YUKARI KALE)
Çamlıhemşin İlçesi'ne 40 km uzaklıkta, Hisarcık
Köyü sınırları içerisinde Fırtına Deresi'nin kaynaklarına hakim bir
noktada kurulmuştur. Kaynaklarda geçen bir diğer adı da Varoş Kale'dir.
Kalenin ana planı dikdörtgen olarak tanımlanabilir. Doğusu, güneyi ve
kısman kuzeyi sarp kayalıktır. Batı tarafı eğimli bir arazi üzerindedir.
Giriş kapısı kuzeybatıdadır. Kalenin kurulduğu yer ve duvar işçiliği
bakımından Zil Kale ili ilişkisi açıktır. Zil Kale ile aynı tarihlerde
yapılmış olmalıdır.
KIZ
KALESİ (PAZAR)
İlçe merkezinin batısında küçük bir yarımada
üzerinde kurulmuştur. Kayaklık bir zemin üzerinde bulunan kalenin kara
ile bağlantısı kesilmiştir. Yaklaşık 7x7 m boyutlarındaki kalenin
duvarlarında muntazam taş işçiliği görülür. Giriş kapısı batıdandır.
Güney surlar yıkılmıştır. Sağlam kalan duvarlarda mazgal pencereleri ve
yuvarlak kemerli üst kat pencereleri yer almaktadır. Kız Kalesi'nin
kesin olarak kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. 13.-14.
yüzyıllarda Trabzon Devleti zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Kale,
Osmanlı döneminde onarılarak kullanılmıştır.
CİHAR
KALE
Sahilden 7 km içeride, Yücehisar Köyü sınırları içinde Hemşin Deresi'nin
doğusunda yer alır. Ana plan yuvarlaktır. Surların taş işçiliği muntazam
değildir. Kapısı kuzeydoğudadır ve iki kule ile desteklenmiştir. Ortada
yarım daire planlı bir kule bulunmaktadır.
ŞEHİTLER ÇEŞMESİ
İslampaşa Mahallesi'nde eski Güneysu yolu üzerinde 1917 yılında
yapılmıştır. Dairevi kemerli bir cepheye sahiptir. Tek lülelidir ve
lülesi üzerinde taslığı vardır. Çeşme, 1916 yılında şehrin savunması
sırasında şehit olan askerlerimizin gömüldüğü bir yerde yapılmıştır.
İşgal sırasında Ruslar bu şehitlikten yol geçirmek için kazı yapınca
şehitler buradan nakledilmiştir. Bu nakil sırasında şehit askerlerin
çürümüş elbiselerinden çıkan paralarla halk bu çeşmeyi yaptırmıştır.
Çeşmenin üzerinde Latin harfli kitabe metni ünlü şair Bayburtlu Hicrani
tarafından yazılmıştır.
ESKİ
RİZE EVLERİ
Şehir merkezinde çok az sayıda eski ev koruma altına alınmıştır.
Bunların da iki, üç tanesi korunup yaşatılmaktadır. Rize evlerinin
yapımında geleneksel yapı malzemeleri ve teknikleri kullanılmıştır. Bu
evler yığma taş ve dolma göz tekniğinde yapılmış duvarlar, dört yana
eğimli, kiremitle kaplı çatılara sahiptirler. Şehir evleri genellikle
iki veya üç katlıdır. Zemin katta, ahır, kiler gibi servis hacimleri
kullanılır. 1.katta mabeyn, sofa ve odalar bulunmaktadır. Mabeynde(esas
yaşanılan alan)Bulunan ocakta yemek pişirilir. Odalar geleneksel olarak
tasarlanmışlardır ve bazıları ahşap süslemelidirler.
TUZCUOĞULLARI EVİ
Rize'nin en eski evlerinden birisidir. 18. yy olarak tarihlenebilir. Üç
katlı olarak yapılmış mabeynli bir evdir. İçerisinde de çok sayıda oda,
hela ve banyo bulunmaktadır. Evin dışında ayrıca bir mutfak ve konak
hamamı yer almaktadır.
ÇAĞLAYAN MUSTAFA HACALOĞLU EVİ (FINDIKLI)
Köyün girişinde,mahallenin batısındamahallenin batısında yer alır. Beş
katlı geleneksel ev ve serenderin oluşturduğu yapı Bölgenin en eski ve
tipinin en iyi örneklerinden birisidir.
HURŞİT
BEY EVİ (FINDIKLI)
1849 yılında Mehmet Usta tarafından yapılmıştır. İki katlı, hayatlı
tipte bir evdir. Zemin kat ahır, birinci kat esas yaşama alanıdır. Zemin
kat yonu taş, birinci kat dolma göz duvarlara sahiptir. Evin esas planı
mabeyne (hayat) bağlı bir iç hayat ve etrafındaki odalardan
oluşmaktadır. Odaların kapı kanatları, yüklükleri, tavanlar ahşap
süsleme bakımından zengindir. Taş ocakların alınlıkları yaşmakları
üzerinde bitkisel süslemeler ve kitabeler yer alır. Evin süslemeli odası
batıdaki baş odadır. Burada yan duvarlar üzerinde bazı büyük yapıları
cami, saray, gemi, tren, top arabası gibi tasvirler yer almaktadır. Evin
giriş katındaki yarım daire merdiven ve eve su girişini sağlayan taş
yalaklar ilginç özellikler taşırlar.
ŞENYUVA
KÖPRÜSÜ (ÇAMLIHEMŞİN)
Eski adıyla Çinçiva Köprüsü bölgenin taş köprülerinden birisidir. Tek
bir kemerle Fırtına Deresi geçilmiştir. Ayrıca korkuluk duvarı tamir
edilerek üzerine demir bir kısım ilave edilmiştir. Köyün yaşlıları 1699
tarihli bir kitabesinin 1946 yılındaki bir selde kaybolduğunu
kaydederler. Eğer bu doğru ise, yapı bölgenin en eski köprülerinden
birisidir.
KÖPRÜKÖY KÖPRÜSÜ (ÇAMLIHEMŞİN)
Fırtına Deresi üzerinde kurulu taş köprülerinden birisidir. Köprünün
batı ayağına küçük bar tabliye kemeri ilave edilmiştir. Tabliyesi iki
yandan dik olan köprünün korkuluk duvarları kısmen yıkılmıştır. Köprünün
19. yüzyıl sonlarında Türk ustalar tarafından yapıldığı bilinmektedir.
ÇAĞLAYAN KÖPRÜSÜ(FINDIKLI)
Köyün merkezinden geçen Abu Deresi üzerinde kurulmuştur. Bölgedeki
yaygın taş köprülerden birisidir. Tek bir kemer gözünden oluşur. Son
yıllarda kullanılmayan köprünün korkulukları yıkılmıştır. Yapıldığı
tarih bilinmemektedir.
GÜNEYCE
KÖPRÜSÜ (İKİZDERE)
Güneyce'nin merkezinden geçmekte olan İyidere Suyu üzerinde yapılmış tek
gözlü taş köprüdür. 1901 yılında inşa edilmiştir.
İSKENDER CAFER PAŞA CAMİİ
İslampaşa Mahallesi'nde geniş bir hazire içinde İslampaşa ve Kurşunlu
Camii olarak da anılmaktadır. H. 978/M. 1570 yılında İskender Cafer Paşa
tarafından yaptırılmıştır. Cami ahşap bir son cemaat yeri, taş duvarlı
ve kubbe ile örtülü bir harim kısmından meydana gelmektedir. Caminin
duvarları moloz taşlarla örülmüştür. Harimin kuzeybatı köşesinden
minareye çıkılmaktadır. Kare planlı harime kuzey cephedeki kapı ile
girilir. Her cephedeki iki pencere aydınlanmayı sağlar. Bu pencereler
düz letonludur. Ayrıca sekizgen kubbe kasnağı üzerinde yuvarlak kemerli
pencereleri vardır. Tromplara oturan kubbe içinde demir parmaklıklı bir
kandilliğe sahiptir. Kubbe dıştan ise kurşun kaplıdır. Taş mihrap sade
bir görünüme sahiptir. Camiye göre oldukça büyük olan ahşap minber
yenidir. Eskiden ahşap olan mahfil son yıllarda betonarme olarak
yenilenmiştir. Süslemeler de yenidir.
BÜYÜK
GÜLBAHAR SULTAN CAMİİ
Bütünüyle dikdörtgen planlı olan cami son cemaat yeri ve harim kısmından
meydana gelen kırma çatılı bir yapıdır. İnşa tarihi kesin olarak
bilinmemektedir. Son cemaat yeri bir subasman üzerine oturur. İki katlı
taş ve ahşap olarak inşa edilmiştir. Doğu tarafında imam odası,
batısında bir odunluk ile üst kata çıkan merdiven bulunmaktadır. Üst kat
bağdadi olarak inşa edilmiş, kurs yeri olarak kullanılmaktadır. Son
cemaat yerinden çıkılan minare batıdadır. Harim kısmının duvarları
düzgün yonu olarak mahalli siyah taştan yapılmıştır. Son cemaat yeriyle
birlikte dört omuz bir çatıya sahiptir. Üzeri kiremit kaplıdır. Kare
planlı harim kısmına son cemaat yerinden ve batıdaki kapıdan girilir.
Girişin üzerinde iki sütunla taşınan ahşap bir mahfil bulunmaktadır.
Tavan ahşap olup ortada bağdadi bir kubbeye sahiptir. Harim kısmını
doğudan üç, diğer cephelerde iki olmak üzere, çift sıra yuvarlak kemerli
pencereler aydınlatır. Mihrap yivli sütünlarla sınırlandırılmış ve yatay
dilimli bir nişe sahiptir. Ahşap minber sadedir. Gülbahar Camii birkaç
defa yıkılıp yapılmıştır.
KÜÇÜK
GÜLBAHAR HATUN CAMİİ
Küçük Gülbahar Hatun Mahallesi'ndedir. Büyük Gülbahar Camii'nin
doğusunda yer alır. Eski cami harap olunca 1956 yılında biraz kuzeye
kaydırılarak yeniden yaptırılmıştır. İlk yapı 16. yy'da, Yavuz Sultan
Selim'in eşi, Gülbahar Sultan'a atfedilmiştir.
KALE
CAMİİ
Kale Mahallesi'nde ve Rize İç Kalesi'nin güneyinde bulunur. 1658 yılında
yapılan cami son zamanlarda yenilenmiştir. Arazinin eğiminden dolayı bir
zemin kata sahiptir. Zemin kat taş, üst kat betonarme olarak
yapılmıştır. Örtü kırma çatılı olup, kiremit kaplıdır. Caminin doğusunda
imam odası ve bir servis hacmi bulunmaktadır. Harime küçük bir son
cemaat kısmından gidilir. Düz ahşap tavanlı harim, yuvarlak kemerli
geniş pencerelerle aydınlatılmıştır.
ORTA
CAMİİ
Şehir merkezinde Yeniköy Mahallesi'ndedir. İlk cami 1737 senesinde
yapılmıştır. Bugünkü cami ise 1941 yılında yeniden inşa edilmiştir.
Dikdörtgen planlı cami kalın taş duvarlı ve kırma çatılıdır. Kuzey, doğu
ve batı tarafından kapıları vardır. Son cemaat mahalli olmayan caminin
giriş kısmı üzerinde mahfil bulunmaktadır.
MÜFTÜ
MAHALLESİ CAMİİ
1785 tarihli eski caminin yerine biraz kuzeye kaydırılarak 1965 yılında
yeniden yapılmıştır. Camiye sonradan ilave edilen son cemaat mahallinden
girilmektedir. Ayrıca doğuya açılan bir kapısı vardır. Muntazam kesme
taştan yapılmış caminin harimini yüksek kasnaklı, kurşun kaplı bir kubbe
örter, kuzeybatı köşede taş minare yer alır. Caminin mihrabı taş,
minberi ahşaptır. H.1200/M.1785 tarihinde yapılmış cami kırma çatılı
idi. Cephelerden iki sıra pencere ile aydınlanıyordu. Bu cami
H.1282/M.1865'te etraflıca onarılmıştır.
REŞADİYE CAMİİ
Reşadiye Mahallesi'nde yıkılıp yenilenen camilerden birisidir. Eski
caminin yapılışı 1671 olarak kabul edilmektedir. Bugünkü cami 1962
yılında yaptırılmıştır.
CAMİÖNÜ
CAMİİ
Camiönü Mahallesi'nde yer alır. Halk arasında Fener Camii olarak da
bilinir. Kitabesine göre eski cami 1698 yılında yapılmıştır. Eser 1949
yılında yenilenmiştir.
DEĞİRMENDERE CAMİİ
Değirmendere Mahallesi'ndedir. Bu cami de yenilenerek günümüze gelmiş
tarihi eserlerden birisidir. İlk cami H.1200/M.1786 yılında
yaptırılmıştır. Bu cami H.1327/M.1911 yılında onarılmıştır. Minaresi
sonradan yapılmıştır.
TAŞÇIOĞLU CAMİİ
Yenimahalle'de yer alır. Yıkılıp yenilenen camilerden birisidir.
H.1126-1131/M.1714-1718 tarihleri arasında Cezayirli Kaptan Ali Paşa
tarafından yaptırılmıştır. Bu caminin mimari özellikleri hakkında
bilgimiz yoktur. Büyük bir ihtimalle kırma çatılı bir yapıydı. Bu
caminin H.1250/M.1834 yılında onarıldığını biliyoruz. 20. yy'ın
başlarında camiye Taşçıoğlu adlı bir hayırsever tarafından bir kısım
ilave edilerek, onartılmış, bundan sonra cami Taşçıoğlu Camii olarak
anılmıştır. Caminin 1940 yılında yeniden onarıldığı bilinmektedir.
Bugünkü caminin inşaatına 1979 yılında başlanmış ve uzun yıllar
sürmüştür.
ŞEYH
CAMİİ
Şehir merkezinde, eski Vilayet Konağı'nın güneyinde eski Piri Çelebi
Mahallesi'nde yer alır. İlk cami 1711 yılında yapılmıştır. Bu yapı bazı
onarımlarla 1953 yılına kadar gelmiştir. Bugünkü caminin inşası
1953-1965 yılları arasında tamamlanmıştır. Şeyh Camii, Merkez Camii'nden
sonra Rize'nin en büyük ve özen gösterilerek yapılmış camisidir. Beş
bölümlü bir son cemaat mahalli ve kare bir harimden meydana gelen çifte
minareli bir eserdir.
MERKEZ
UZUNKAYA KÖYÜ CAMİİ
Köyün merkezinde eski bir mezarlığın kenarında yer alır. İlk olarak 19.
yy'da yapıldığı tahmin edilen cami son yıllarda yıkılarak yenilenmiştir.
Bugünkü cami kesme taş duvarlı, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Camiye
doğudan girilmektedir. Harimde, kuzey cephede bir mahfil bulunmaktadır.
Mahfilin köşk kısmında ve kapılarında eski camiden kalan ahşap süslemeli
parçalar kullanılmıştır. Taş minaresi kuzeybatıdadır. Caminin doğusunda
imam evi ve Kur'an Kursu yapılmıştır.
EKŞİOĞLU CAMİİ (ARDEŞEN)
Bu cami ilçe merkezinde Çiftekavak Mahallesi'nde yer alır. Onarılıp yeni
ilaveler yapılarak günümüze gelmiştir. İlk cami Ekşioğlu Hacı Mustafa
Efendi tarafından inşa edilmiştir. Bu yapı H.128/M. 1869 yılında
yenilenmiştir. Yenilenen caminin kuzeyine, yakın yıllarda bir kısım
ilave edilmiş, kuzeybatısına da minare yapılmıştır.
SESLİKAYA KÖYÜ CAMİİ (ARDEŞEN)
Köyün merkezinde yer alır. 1801 yılında yapılmış, bölgenin ahşap
süslemeli camilerinin güzel bir örneğidir. Yapı malzemesi muntazam
yontulmuş taş ve ahşaptandır. Dikdörtgen planlı olan caminin yakın
yıllarda önüne yeni bir kısım ilave edilmiştir. Kuzeydoğudaki minare de
bu sırada yapılmıştır. Harime kuzey cephedeki kapıdan girilir. Girişin
üzerinde mahfil bulunur. Harimin aydınlatılması, her cephede altta
büyük, üstte küçük düz lentolu ikişer pencere ile sağlanmıştır. Caminin
taş mihrabı sadedir. Esas önemli olan ahşap süslemeli minber, mahfil ve
tavandır. Minberin yan yüzleri ve korkulukları barok karakterli kıvrım
dallar, S kıvrımları ile doldurulmuştur. Aynalıkta kıvrım dallar
arasında stilize laleler bulunur.
TUNCA
KÖYÜ CAMİİ (ARDEŞEN)
Meyilli bir arazide kurulmuştur. 1902-1909 yılları arasında
yaptırılmıştır. Kesme taştan inşa edilmiş, kırma çatılı bir camidir.
Zemine bir medrese katı yerleştirilmiştir. Son cemaat mahalli olmayan
camiye kuzey cephesinin ortasından ve kuzey batıdan girilir. Harim düz
letonlu iki sıra pencere ile aydınlatılmıştır. Caminin taş mihrabı sade
bordürlerle çevrilmiştir. Minber ahşaptır ve yüzeyi bütünüyle barok
karakterli bölgesel motiflerle süslenmiştir.
YUKARI
DURAK CAMİİ (ARDEŞEN)
Büyük Mahalle'de H.1156/M.1743 yılında inşa edilmiştir. Kalın taş
duvarlara sahiptir. Kapı kanatları ve minberi orijinaldir ve ahşap
süslemelidir. Cami günümüze gelinceye kadar birçok onarım geçirmiştir.
IŞIKLI
CAMİİ (ARDEŞEN)
Son zamanlarda kuzey cephesinde bir son cemaat mahalli eklenmiştir. Esas
cami muntazam taş duvarlı, kırma çatılı bir yapıdır. 1887 yılında
yaptırılmıştır. Süsleme bakımından ahşap minber, tavan ve mahfil
önemlidir. Minber süslemesi, Tunca Camii minberine benzer. Büyük bir
dair içerisinde çıkan C kıvrımları ile barok karakterli diğer motifler
bütün yüzeyi kaplamıştır.
ŞENKÖY
CAMİİ (ÇAMLIHEMŞİN)
Son derece meyilli bir arazide yapılmıştır. İki katlı bir camidir. Zemin
kat taş duvarlı, esas kat bütünüyle ahşaptır. Geniş saçaklı olan caminin
dört omuzlu kiremit kaplı bir çatısı vardır. Bölgenin geleneksel ahşap
camilerinden birisidir. Ahşap süsleme mahfil korkuluğunda ve minberde
görülür. Nakış ve kalem işi süslemeler sadedir. Cami 1900 yılında köy
halkı tarafından yapılmıştır.
AŞAĞI
ÇAMLICA KÖYÜ CAMİİ (ÇAMLIHEMŞİN)
Taş duvarlı iki katlı, kırma çatılı bir yapıdır. Zemin kat medrese
olarak yapılmıştır. Medrese katına kuzeydoğu köşesindeki kapı ile
girilir. Bu kısım epeyce elden geçmiştir. Sadece batı duvarlarında bir
ocak kalmıştır. Hariminahşap döşemesi son yıllarda betonarme olarak
değiştirilmiştir. Caminin minberi çok iyi bir ahşap işçiliği gösterir.
Sahte kemerli iniş kompozisyonları üzerinde bir daireden çıkan S ve C
kıvrımlı yan yüzleri kaplar. Dilimli kemerlerle taçlandırılan nişler ve
üçgen aynalık, sadeleştirilmiş bir barok üslubu yansıtır.
CAFER
PAŞA CAMİİ (ÇAYELİ)
Denize hakim bir teras üzerinde, eski bir mezarlığın yanında yer alır.
1467 yılında yaptırılan camii onarımlarla günümüze gelmiştir. Bugünkü
caminin kuzey tarafına yeni bir kısım ilave edilmiştir. Burası imam evi
ve Kur'an Kursu olarak kullanılmaktadır. Esas cami kareye yakın,
dikdörtgen planlı bir harimden meydana gelmektedir. Moloz taş duvarlı
olup, kiremit kaplı kırma çatıya sahiptir. Harimin girişinde iki ayağa
oturan bir mahfil bulunur. Harim yanlarında üçer, kıble tarafında ikişer
pencereye sahiptir.
ORMANCIK CAMİİ (ÇAYELİ)
Mahmutlu ve Geyik Mahalleleri arasında yer alır. Bölgenin geleneksel
ahşap yığma duvarlı, kırma çatılı camilerinden birisidir. 1826 yılında
yaptırılmıştır. Caminin bir zemin katı bulunmaktadır. Burası eskiden
medrese-mektep olarak kullanılıyordu. Esas cami bir giriş bölümü ve
harim kısmından meydana gelmektedir. Giriş bölümündeki sedirlerde
oturulmaktadır. Bu bölümün üzerindeki mahfil ve saçağı dört ahşap sütun
taşımaktadır. Bu mahfile iç mahfilden bir kapı ile girilir. Caminin
ahşap oyma olarak oya gibi süslendiği görülür. Ahşap süslemeler kapı,
minber, mihrap ve mahfil üzerinde yoğunlaşmıştır. Kemerli kapının kanadı
ve geniş çevresi üzerinde; kıvrımdal kompozisyonu tek bir ağaçtan
oyulmuş mihrap nişinin kenarındaki bordür üzerinde de yer alır. Nişin
kavsarası ve köşelikleri geometrik olarak çizgi bezemelidir. Mihrabın
dış çerçevesi üzerinde geç devirde yapılmış boyalı bir bordür yer alır.
FINDIKLI MERKEZ CAMİİ (FINDIKLI)
Bir son cemaat yeri ve dikdörtgen planlı harim kısmından meydana gelen
kırma çatılı bir camidir. Birkaç yapı evresi geçirmiştir. İlk caminin
18. yy'da yapıldığı tahmin edilmektedir. Alt kat revaklı bir girişten
sonra iki odadan oluşmaktadır. Üst kat Kur'an Kursu olarak
kullanılmaktadır. Bu kısım Rize'nin benzer camileri gibi 20. yy
başlarında yapılan bir onarımla bugünkü durumuna kavuşmuştur.
MEYVELİ
KÖYÜ CAMİİ (FINDIKLI)
Orta Mahalle'de yer almaktadır. İki katlı, bölgenin tipik ahşap yığma
camilerindendir. 1871 yılından Mustafa Bin Alişan tarafından
yaptırılmıştır. Zemin kat medrese bölümüdür. Medresenin iç kısımları
yıkılmıştır. Sadece ocaklar günümüze gelmiştir. Caminin cephesine yeni
bir kısım ilave edilmiş, son cemaat mahalli kısmen bozulmuştur. Son
cemaat mahallinin üzerinde, iç mahfile bağlantılı fevkani bir mahfil
bulunur. İç mahfili U şeklinde kıble duvarına kadar uzanır. Süsleme
bakımından minber aynalığı, mahfil köşkü ve korkulukları zengindir.
Minber üzerinde geometrik, korkuluklar üzerinde ise halat örgü ve yatay
palmet dizilerinden meydana gelen süsleme unsurları görülür. Ayrıca
sütun başlıkları üzerinde Mührü Süleyman motifine de yer verilmiştir.
KIBLEDAĞ CAMİİ (GÜNEYSU)
Köyün merkezinden Ilıca Mahallesi'ne taşınmış, 1862 yılında yapılmıştır.
Bölgenin geleneksel ahşap camilerinden birisidir. Taşınma sırasında
beton bir zemin kat üzerine oturtulmuş, kuzeyine yeni bir kısım ilave
edilmiştir. Bununla birlikte caminin orijinal unsurları korunmuştur.
BİLEN
KÖY CAMİİ (HEMŞİN)
Köyün merkezinde iki katlı olarak yapılmıştır. Alt kat, kısmen ahşap
duvarlı olarak inşa edilmiş medrese bölümüdür. Bu katta iki bölümlü bir
dershane ve bir hoca odası bulunmaktadır. Dershanede taş ocaklar, eski
sıra ve kürsü parçaları mevcuttur. Güneybatıda ocağı bulunan oda hocaya
aittir. Caminin kuzeybatısında hayat kısmı bulunur. Harim kısmına ahşap
oymalı bir kapı ile girilir. Giriş bölümünün üzerinde yer alan mahfili U
planlı olup yanlarda kıble duvarlarına kadar uzanır. Doğu taraftaki
ahşap ayakların farklılığı, mahfil uzantısının geniş olması bu kısmın
sonradan ilave edildiğini göstermektedir. Gerçekten de yaşlı köylüler
caminin genişletildiğini söylemektedirler.
ÇAMLIK
KÖYÜ MERKEZ CAMİİ (İKİZDERE)
Eğimli bir arazide oluşturulan bir teras üzerine kurulmuştur. Batısında
bir medrese, imam evi bulunmaktadır. 19. yüzyılın sonlarında yapılmış
ahşap camilerden birisidir. Esas cami kısmında batı cephesinin
ortasından girilir. Kuzey kısmında mahfil bulunur. Harim sadece güney
cephesindeki iki sıra pencere ile aydınlatılmıştır.
ŞİMŞİRLİ KÖYÜ CAMİİ (İKİZDERE)
Arazinin eğiminden dolayı yüksek taş duvarlı bir subasman üzerine
kurulmuştur. 1853-1857 yılları arasında Ahmet Usta tarafından yapılmış
ahşap yığma bir camidir. Cami kareye yakın bir dikdörtgen alanı kaplar
plan kuzey cephedeki giriş ve harimden meydana gelmektedir. Giriş
kısmının üzerinde iç mahfile bağlanan fevkani bir mahfil bulunmaktadır.
Kuzeyinde bir medresesi vardır. Bu medrese ile cami arasında 1988
yılında yapılan minare yer almaktadır.
GÜNEYCE
HACI ŞEYH CAMİİ (İKİZDERE)
Kurtuluş Mahallesi'nde meyilli bir arazide kurulmuştur. H.1304/M.1887
tarihinde İstanbul Kütüphane Müdürü Hacı Osman Niyazi Sipahioğlu
tarafından yaptırılmıştır. Ustaları ise Pazarlı Ali ve Hasan'dır. Zemin
katında taş duvarlı bir medrese katına sahiptir. Esas cami ahşap olarak
inşa edilmiştir. Kuzeydeki giriş kapısının sağında birkaç mezardan
oluşan bir hazire vardır. Harimin batı duvarı eğimden dolayı taş
yapılmıştır. Ana plan, giriş bölümü ve harim kısmından meydana
gelmektedir. Giriş tadil edilmiştir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre
kuzey cephede diğer camilerdeki gibi içeriye bağlı bir fevkani mafil
vardı. Bugün giriş bölümünün sağında ocaklı orijinal bir oda bulunur. Bu
oda sol tarafa yerleştirilmiştir.
ZİVANE
KÖPRÜSÜ CAMİİ
Cami Of'un Keler Köyü'nden sökülerek bugünkü yerine çay alım merkezinin
üzerine kurulmuştu. 1834 yılında yapılmıştır. H.Hoca Köyü'nün Zivane
Köprüsü mevkiindedir. Bölgenin ahşap camilerinin en iyi örneklerinden
birisidir. Yapı ahşap süsleme bakımından çok zengindir. Kapı, mihrap,
minber, mahfil ve tavan çok çeşitli motif ve kompozisyonlarla
süslenmiştir. Kapı kanatları ve yan pervazlarında stilize hayat ağaçları
yer almaktadır. En dışta hasır örgülü panolar bulunmaktadır. Ahşap
mihrap nişini, kıvrımdallı stilize bir ağaç çevreler. Minberin yan
aynalıkları, Şimşirli Camii gibi dikey panolara bölünmüş olup, her pano
içerisinde, dalları lalelerle sonuçlanan ağaç motifleri
yerleştirilmiştir.
YÜCEHİSAR CAMİİ (PAZAR)
Köyün merkezinde yer alır. Bir medrese ile birlikte 1799 yılında Ayşe
Hanım tarafından kagir olarak inşa ettirilmiştir. Camiye kuzey taraftaki
medreseden iki kapı ile gidilir. Harim doğu batı yönünde uzanır. Giriş
bölümü üzerinde mahfil kısmı bulunur. Caminin kuzeybatıdaki ana giriş
kapısının kanatları üzerinde geometrik sekizgen geçmelerden oluşan bir
süsleme vardır. Minber aynalığı üzerinde birçok karakterli, merkezde
büyük bir daireye bağlanan S ve C kıvrımlarına yer verilmiştir. Mahfil
korkuluklarının iç yönünde geometrik ve bitkisel süslemeli bir bordür
dolaşmaktadır. Caminin ahşap süslemeleri Hemşin Bilenköy Camii ile yakın
benzerlik göstermektedir.
SESLİKAYA SÜLEYMAN DEDE TÜRBESİ
Yenilenen türbe kare planlı ve betonarme bir kubbeye sahiptir. Bu türbe
H.1262/M.1845 yılında yapılmıştır. Türbenin doğu yakınında taş duvarlı,
dikdörtgen planlı, beşik çatı bir türbe daha bulunmaktadır. Bu türbenin
üzerindeki H.1308/M.1890 tarihi okunmaktadır. Bu türbede Süleyman
Dede'nin oğlu yatmaktadır.